İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 24 · 12 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 24

24. Bölüm🐚

Merhabaaa

Nasılsınızzz can tanelerim??

Keyifli okumalar dilerimmm >

***

Gül'ün anlatımıyla...

Rojin'in evinden çıkıp eve dönmüştüm. Üzerime rahat bir şeyler geçirip, kardeşlerimin seslerini duymazdan gelerek yatağıma kuruldum. Bu saatte o veletler niye uyanıktı acaba? Annem onları çok şımartıyordu.

Tam onlara yatmalarını söyleyecektim ki bildirim sesini duydum. Telefonu elime aldım. Utku'dan mesaj gelmişti. Tuhaf bir şekilde bugünlerde adını duymak bile beni heyecanlandırıyordu. Onu fazla bekletmeden mesajını açtım.

Utku: Bal kabağım ne yapıyormuş?

Gerçekten mi Utku? Gerçekten mi? Bal kabağı! Yemin ederim sıkıntılı bu çocuk. Hitap şekli bir yandan sinir olmamı bir yandan da gülümsememi sağlamıştı.

Gül: ...

Ciddi ciddi 'Bak kabağı' mı edin sen bana şimdi?

Utku: Evet. Bal kabağımsın sen benim.

Gül: Hakkaten çok romantiksin (!).

Utku: Kalp sağlığına iyi geliyormuş. Bugünlerde kalbime en iyi gelen de sen olduğuna göre bal kabağım olmuş oluyorsun.

Vay! Düştüm. Bu tarz bir açıklama beklemiyordum. Ciddi anlamda romantikti sanırım. Yüzümde şapşal bir gülümseme oluştu.

Gül: İkna ettin beni.

Utku: Bunu duyduğuma sevindim.

Bu arada sana bir şey söylemem gerekiyor.

Sörf dersimiz var ya yarın?

Gül: Evet.

Utku: İşte o bizim son dersimiz olacak. Havalar iyice serinleşti. Deniz fena köpürüyor. Yeni sörfçüler için tehlikeli sayılıyor yani. Bu yüzden sörf dersleri bitiyor.

Gül: Hadi ya :( .

Üzüldüm.

Utku: Ne için üzüldün tam olarak? Derslerin bitmesine mi beni sık sık göremeyecek olmana mı?

Dürüst olmak gerekirse ikincisine daha fazla üzlmüştüm elbette. Ama bunu ona söyleyecek değildim. Bir yerleri kalkmasın hemen.

Gül: Derslerin bitmesine üzüldüm.

Utku: Öyle mi? :(

Beni özlemeyecek misin yani?

Gül: Ne oldu? Üzüldün mü?

Utku: Çok üzüldüm.

Utku bey üzüldüyse biz de gönlünü almak düşerdi elbette. Yani her ne kadar çok yumuşak olmamaya çalışsam da ona fazla kıyamıyordum. İnsanın pamuk gibi kalbi olunca böyle oluyordu tabii.

Gül: Tamam ya! Çok da şey etme. Seni de özlerim biraz.

Utku: Biraz mı?

Gül: Adam olana çok bile.

Utku: Öyle olsun madem. Hiç yoktan iyidir. Yarın son dersimiz olduğuna göre gelişmeni kutlamak için seni bir gezintiye çıkarayım akşam. Olur mu? Uyar mı sana?

Gül: Bir programıma bakmam gerek.

Utku: İş kadını mübarek.

Gül: Ne sandın yavrum?

Utku: Yavrun?

Gül: Neyse bir dur. Programa baktım. Akşama kütüphaneye gitmem gerekiyormuş.

Utku: Hadi ya. :(

Buluşamayacağız o zaman?

Gül: Yok ya buluşuruz. Saatleri ayarlarım ben. Gece giderim kütüphaneye. Öğretmenimi kıracak değilim :) .

Utku: Vay! Etkilendim. Benim için daha fazla yorulacak olmayı umursamıyorsun. Ama ben sana kıyamam hiç.

Gül: Bir şey olmaz. Hızlı tempoya alışığım ben.

Utku: Yine de çok yorulursun.

Gül: O zaman kütüphane işini erteliyorum başka bir güne. Zaten vizelere var daha. Yetişir.

Utku: Bak böyle olur.

Gül: O zaman yarın görüşürüz.

Utku: Görüşürüz bal kabağım.

Telefonu kapatırken hitap şekline karşı kıkırdadım. Nereden aklına gelmişti bu? Deli çocuk. İçeriden cam kırılma sesi geldiğimde sinirim anında tavana ulaştı. Hiddetle yatağımdan kalkıp odadan çıktım.

Kardeşlerim koridorda top oynadıkları için vazoyu kırmışlardı. Hem de annemin en sevdiği vazo! ''Siz hiç akıllanmayacak mısınız? Bu saate kadar niye uyanıksınız? Onu anlamış değilim zaten. Annem nerede?'' Sinirle sorularımı tek tek sıralarken kardeşlerim masum yüz ifadeleri takınmışlardı.

''Annem komşuya gitti.'' diye cevap verdi küçük kardeşim. Oh ne âlâ! Sen sal çocukları çayıra, git komşunun yanına. Ne güzel annelikti bu böyle?

''Hemen yatmaya gidin.'' diye çemkirdim. Benden kokrtukları için uslu uslu odalarına çekildiler. Ben de söve söve yerdeki cam parçalarını topladım. Onları çöpe atıp her ihtimale karşı yerleri elektirkli süpürgeyle süpürdüm.

Gece gece başıma iş açmışlardı. Yaramaz veletler.

İşim bitince odalarına gidip uyuyup uyumadıklarını kontrol ettim. Yataklarında yatıyorlardı. Işıklar da kapalıydı. Yani görev tamamdı.

Odama geçtiğim gibi yattım. Bu kadar yorgunluğun sonucu elbette bu olacaktı.

Ertesi gün...

Sabah erkenden kalkıp sörf dersine gitmek için hazılık yaptım. Mutfağa girdiğimde annemle kardeşlerimi kahvaltı yaparken gördüm. ''Günaydın.'' demiştim ki annemin ilk söylediği şey günaydından çok uzak kaldı. ''Kardeşlerini bıraksana okula. Bugün işim var.'' Ya insan bir 'Günaydın.' der. Bunu da çok görmezsiniz yani!

İşi varmış! Kesin vardır. Kaç yıllık ev hanımı sonuçta. Zor iş. ''Bırakırım.'' dedim gönülsüzce. Reddedersem bu muhabbet uzardı. Sabah sabah da dırdır çekecek hâlim yoktu hiç. Kahvaltı bittiğinde kardeşlerimi de alıp evden çıktım.

Arabaya geçtiklerinde tartışmmaya başlamışlardı. Onlara dikiz aynasından bıkkın bir bakış gönderdim. ''Ne yapıyorsunuz oğlum siz? Sabahın köründe ne bu tartışma?''

''Ön tarafa ben oturacaktım.'' diye çemkirdi Hüseyin. Hasan, onun koluna vurup ''Hayır! İlk ben oturacağım demiştim.'' dedi öfkeyle.

Neyse ki tartışmalarına rağmen ikisi de arkaya oturmuşlardı. Biri öne otursaydı ben zaten arkaya yollardım. Yapmazsam kırk sene bunun kavgasını ederlerdi.

''Yol boyunca tek bir ses bile duymak istemiyorum. Artık çocuk da değilsiniz. Biriniz ortaokula biriniz liseye gidiyor. Bu tarz tartışmalar artık saçma gelmiyor mu size de?''

İkisi de beni cevapsız bırakıp camdan dışarıyı izlemeye başladılar. İyi be! Konuşmazsanız konuşmayın. Canıma minnet.

Onları okullarına bırakıp dersime gittim. Arabadan indiğim gibi Utku karşıladı beni. Kısaca selamlaştıktan sonra soyunma odasına geçtim. Sörf kıyafetlerimi giyip çıktığımda Utku da işini bitirmişti. Sörf tahtalarımızı alıp denize yöneldik.

Havalar gerçekten serinleşmişti. Yine de son dersin keyfini çıkaracaktım. Tahtalarımıza bindiğimizde Utku bana bakıp ''Sana öğretiklerimi tek tek göster bakayım. Temellerden başlarsan güzel olur.'' dedi. Söz konusu iş olunca epey ciddi bir insana dönüşüyordu.

Onu onaylayıp her bir hareketi tek tek, özenle yaptım. Son hareketi yaparken dalga şiddetini epey arttırdı. Haliyle ben de dengemi sağlayamadım ve onun altında kaldım. Tahtam beni terk ederken ben de yüzeye çıkmaya çalıştım. Bu iş beni zorladığında belimde iki el hissettim. Hemen ardından suyun yüzeyinde buldum kendimi.

İçime derin bir nefes çektim. Tabii bir yandan da yuttuğum tuzlu sudan öksürerek kurtulmaya da çalışıyordum.

''İyi misin?'' Utku'nun telaşlı sesini duyunca kızarmış gözlerimi ona çevirdim. Baş parmağımı yukarıya kaldırarak iyi olduğumu söylemeye çalıştım. Kimse kusura bakmasın. Bu haldeyken sesimi kullanacak değildim. Önce bir nefeslenmem gerekiyordu.

Utku, ellerini çekmemişti henüz. Bu bir yandan da işime geliyordu. Efor sarfetmeme gerek kalmıyordu. ''Gayet iyiydin. Seneye de antrenmanlara devam edersen profesyonel bir sörfçüden farkın kalmaz.'' Söyledikleri beni çok memnun etti. Takdir edilmek çok hoş hissettiriyordu. O bir yana çok çabalayıp karşılığını almak daha bir güzeldi.

Yine de bir tık değişik bir anda övmüştü beni. Daha iyi bir performans sergilediğim bir zamanda söyleseydi daha inandırıcı olurdu. Kıkırdadığımda bana tuhaf tuhaf baktı. ''Dikkat etmeden espri falan mı yaptım? Neye güldün?''

''Yanlış bir zamanda övdün sanki. Ondan güldüm. Yani az daha ölecektim. İyi bir sörfçü bir dalga yüzünden ölür mü?''

Yüzü bir anda ciddileştiğinde sebebini anlamaya çalıştım. ''Sen benim alanımdasın Gül. Benim hayatım denizde geçti. Deniz benim evim, alanım, güvenli yerim. Sen denizdeyken, ben yanındayken sana zarar gelmesine asla izin vermem. Bunun bir kez daha olmasına izin vermem. Bu yüzden bir daha deme böyle şeyler. Anlaştık mı?''

Yani çok büyütülecek bir şey söylediğimi hatırlamıyordum. Sanki biraz fazla ciddiye almıştı. 'Bir kez daha' derken ne demek istediğini de pek anlamamıştım. Ona şaşkınca bakarken ''Tamam. Anlaştık.'' dedim suyuna giderek.

Memnun olmuşçasına başını salladı. ''O zaman bir şey söylemek istiyorum sana.'' Pür dikkat onu dinlemeye başladım. Yalnız ortamın hoşluğu başımı döndürüyordu. Sabahın erken saatleriydi. Tek tük insan vardı. Dalgalar nazikçe bizi bir kaldırıp bir indiriyorlardı. Utku'nun elleri belimi sarmıştı. Denizin ortasındadık. Ama Utku'nun dediği gibi 'Güveli yer' gibi hissettiriyordu. Belki de yanımda o olduğu içindir. Kim bilir?

Sanki her geçen saniye biraz daha yaklaşıyorduk birbirimize. Nefeslerimiz birbirlerine karışacak kadar yakındık şimdi. ''Söyle.'' diyerek fısıldadım dudaklarına doğru. Gözlerim istemsizce dudaklarına kayıyordu. O da benden farklı değildi.

''Tanıştığımız ilk günden sonra en çok buluştuğumuz ve en sevdiğim yer bu deniz oldu. Bizim için bir anlamının olacağını düşündüğümden sana bunu burada söylemek istedim.'' Sözleri beni heyecanlandırırken devam etmesini sabırsızlıkla beklemeye başlamıştım. ''Gül... Seni çok seviyorum ben. Aşık oldum sana.''

Birkaç kelime insanın kalbini birkaç saniyeliğine durdurabilirdi. Şu an yaşadığım durum bunun kanıtıydı.

Beni sevdiğini biliyordum zaten. Ben de ona karşı boş değildim. Aramızda bir şeyler vardı. Ama dile getirmek de epey farklı hissettiriyormuş, bazı şeylerin ciddiyete bindiğinin göstergesi oluyormuş. Bunu farkettim.

Heyecanımı içimde yaşarken yüzümün tamamen ifadesiz durduğundan emindim. Hatta bunun kanıtı bu soruydu: Gül? Bir şey demeyecek misin?

Başımı hafifçe iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştım. ''Ben de...''

''Sen de ne?''

Demek oyun oynayacaksın Utku. Öyle olsun. Şu an tüm ortamı bozacak komik bir şey söyleyebilirdim. Ama bu büyülü ânın bozulmasını ben de istemiyordum. Bu yüzden ''Ben de seni seviyorum.'' dedim oyunu uzatmadan.

Utku'nun yüzünde sıcacık bir gülümseme yer edindi. Ânın heyecanıyla kollarını belime sıkıca sardı. Beni iyice kendine doğru çektiğinde tek taraflı bir sarılmanın içinde bulmuştum kendimi. Bu şekilde kalmasını istemediğimden kollarımı boynuna dolayıp sarılışına karşılık verdim.

''Seni çok seviyorum Gül. Hem de çok. Hayal bile edemeyeceğin kadar çok.'' Heyecan dolu sesine karşılık olarak kıkırdamaya başladım. Tatlı bir çocuk gibiydi şu an. ''Biliyorum.'' diyerek romantik ânlarımıza bir son verdim. Aşırı romantizme gerek yoktu sonuçta.

Bu söylediğim şeyden sonra büyük bir dalga üzerimize doğru geldi. Kısa bir süreliğine suyun altında kaldıktan sonra Utku'nun yardımıyla hemen yüzeye çıktık geri. Yüzüme bakarak kahkaha atmaya başladı. ''Bak çarpıldın.'' dediğinde ağzımı kocaman açtım. Ben mi çarpılmıştım? Sanki ne yapmıştım da?..

''Hadi çıkalım artık denizden. Hava serinleşti iyice. Hastalanmanı istemem sevgilim.'' Sevgilisi... Artık sevgiliydik. Yaklaşık on sekiz senelik hayatımda saplıktan birkaç saniye önce kurtulmuştum. Ona gülümsediğimde o da aynı şekilde karşılık verdi.

İkimiz de el ele çıktık denizden. Şapşallar gibi birbirimize bakıp bakıp gülüyorduk. Aşık olanlar aptallaşır diye bir şey duymuştum. Şu an ise birinci dereceden deneyimliyordum. Ey hayat! Çok beklenmediksin gerçekten.

''Şimdi ne yapıyoruz?'' diye sordum Utku'ya. ''Şimdi akşama buluşacağımız kesin, değil mi?''

''Evet.''

''Benim bugün için iki dersim daha var. Sen işlerini hallet. Akşama seni almaya gelirim.''

''Motorla mı geleceksin?'' Evet, Utku'nun çok sevdiği bir motosikleti vardı. Arabasından çok onu kullanıyordu. Dışarıdan her ne kadar rahat bir insan gibi görünse de mantıklı düşünen, mantıklı hareket eden, genç yaşta başarıyı elde etmiş, çalışkan bir adamdı. Tabii bu durum onun hayat enerjisini olumsuz etkilemiyordu. Ruhu çok gençti. Çok neşeliydi. Eğlencesinden, sevdiği şeylerden ödün vermezdi. Bunlardan biri de motor sürmekti elbette.

''Sana da uyarsa motoru tercih ettiğimi biliyorsun.''

''Uyar bana da. Akşama haberleşiriz. Şimdi gideyim ben. Kolay gelsin.'' Bana yaklaştı. Elini belime yerleştirip beni kendine iyice yaklaştırdı. Yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. ''Görüşürüz sevgilim.''

''Görüşürüz.'' deyip ondan uzaklaştım. Arkamı dönüp soyunma odasına girdim. Elimi kalbime götürerek bir süre sakinleşmeye çalıştım. Derin nefesler alıp verdim. Ardından sıcak suyla hızlı bir duş aldım. Üzerimi değiştirip saçlarımı kuruttum.

İşim bittiğinde de arabama bindim. Üniversitede halletmem gereken ufak tefek işler vardı. Onları halledip hazırlanmak için eve geçerdim.

Tam da planlanladığım gibi oldu. Şimdi de evde, aynanın önünde kendimi son kez baştan ayağa süzüyordum.

Kumaş, geniş, lacivert bir pantolon; üzerine krem rengi, ince bir kazak giymiştim. Kıvırcık saçlarımı tepeden topuz yapmış, birkaç buklesini serbest bırakmıştım. Gerçi saçımı böyle yaparken kask takacağım tamamen aklımdan çıkmıştı. Neyse... Bir şekilde halledecektik artık.

Kapının önüne geldiğimde annem içeriden seslendi. ''Nereye gidiyorsun Gül?''

''Bir arkadaşla buluşacağım.''

''Hangi arkadaşmış o?''

''Tanımazsın. Çıkıyorum ben. Görüşürüz sonra.'' Anneme sevgilim olduğunu söylemeye niyetim yoktu şu anlık. Eğer öğrenirse yedi ceddine kadar araştırır, bu da yetmezmiş gibi tüm sülaleye yayar, devlet meselesi hâline getirirdi. İlişkinin daha başındayken bunlarla uğraşmak istemiyordum açıkçası.

Dışarı çıktığımda gözüme ilk çarpan şey tabii ki de Utku'nun kasklı, motora yaslanmış, kollarını birbirine bağlamış hâli oldu. Göz kamaştırıyordu. Beni görünce kollarını çözüp yanıma geldi. Beni süzdükten sonra ''Çok hoş görünüyorsun her zamanki gibi.'' diyerek beni iltifatlarından mahrum bırakmadı.

''Sen de çok iyi görünüyorsun her zamanki gibi.'' diye karşılık verdiğimde kıkırdadı. Ardından teşekkür etti.

''Kaskını takalım bakalım.'' deyip diğer kaskı eline aldı. Tam takacaktı ki gözleri topuzuma kaydı. ''Topuzun bozulabilir.''

''Sorun olmaz. Düzeltirim sonra.'' Cevabımla birlikte kaskı takmama yardımcı oldu. Elinden geldiğince topuzuma zarar vermemeye çalıştı. Bu nazik hâlleri öyle hoşuma gidiyordu ki... Tam bir beyefendiydi.

İşimiz bitince motora atladık. ''Sıkı tutun.'' dediğinde kollarımı beline skı sıkı doladım. Her şeyin tamam olduğunu farkettiği gibi gazladı ve birkaç dakika boyunca uçuyormuşum gibi hissetmemi sağladı.

Eğlenceli geçen kısa bir yolculuktan sonra sahil kenarında bir balıkçının yanında durduk. Her durumda tarzını konuşturması hoşuma gidiyordu. ''Önce yemeğimizi yiyelim. Sonra seni başka bir yere götüreceğim.'' Onu onayladığımda siparişimizi verip denizi seyretmeye koyulduk.

Utku'nun bakışlarını üzerimde hissedince ona baktım. ''Ne oldu?'' diye sordum merakla.

''Eskiden denizin olduğu bir yerde denizden başka bir şeye bakmazdım. Ama şimdi deniz tam karşımda olsa bile ben gözlerimi senden alamıyorum. Aklımı aldın, kalbimi aldın, ruhumu aldın. Tamamen senin olmuşum ben.''

Bu çocuk yandal olarak edebiyat mı görüyordu acaba? Bu şiirsel sözler de neydi öyle? Şimdi bu güzel cümlelere ben nasıl cevap verecektim ben?

''İyi ki benimsin o zaman.'' Diyebileceğim tek şey buydu şu anlık. Aklıma başka bir şey gelmemişti zaten.

''İyi ki seninim.''

Yemeğimizi yiyip bitirdikten sonra tekrar motora bindik. Bu defa bir tiyatro salonunun karşısında durduk. ''Tiyatro sevip sevmediğini sorma zamanım olmadı. Ama sana kendimle ilgili yeni bir şey göstermek istedim. Ben genelede tek başıma olduğumda böyle takılırım. Hızlı hızlı yiyebileceğim şeylere bakarım. Sonra biraz tiyatro ya da sinema. Bazen de müze gezerim. Arkadaşlarımla yaptığım aktiviteler tamamen farklılar. Tek başıma yaptığım şeyleri seninle paylaşmak daha özel olur diye düşündüm.''

''İyi düşünmüşsün. Çok sık tiyatroyaya giden biri değilim. Ama senin zevkine güveniyorum. Keyif alacağımdan eminim. Ayrıca özelini benimle paylaştığın için de teşekkür ederim.''

''Teşekküre hacet yok ki. Sen benim sevgilimsin. Özellerimin arasında sen de varken onları senden saklamam mantıksız olurdu.'' Ona gülümseyip koluna girdim. Ardından beraber tiyatro salonuna geçtik. Koltuklarımıza geçtiğimizde tek tük insan vardı.

Birkaç dakika sonra da oyun başlamıştı. Oyunun tamamını pür dikkat izlemiştim. Aşırı derece de sarmıştı. Duygu aktarımları mükemmeldi. Oyun bitince oyuncunlar tek tek sahneye çıkıp el ele tutuşarak bize selam verdiler. Tabii biz de ayakta onları alkışlıyorduk. Çok iyiydi. Kelimenin tam anlamıyla bayılmıştım!

Tiyatro salonundan çıktığımızda Utku, ''Beğendin mi?'' diye sordu. ''Beğenmek ne kelime? Muheteşemdi. Aşık oldum.''

''Aşık olma. O kadar da değil. Sen bana aşık ol yeter.'' Tiyatro oyununu kıskanmış olamazdı! Ama tam olarak onu yapmıştı şu an.

''Kıskandın mı bakayım sen?'' diye sordum gözlerinin en içine bakarken.

''Evet. Benden başka bir şeye aşık olmanı istemem. Yani sevmende sıkıntı yok ama benden çok sevmesen çok güzel olur.'' Birden bire neden bu kadar tatlı olmuştu bu? Sevgililik yaramamıştı herhâlde.

''Saat de geç oldu. Evine mi bırakayım seni?'' Sorsuyla birlikte saate baktım. Gerçekten de geç olmuştu. Yarın da erkenden dersim vardı. ''İyi olur aslında. Yarın dersim var sabah.'' dediğimde beni onayadı.

Kasklarımızı takıp motora bindik. Ona sıkıca sarılıp başımı sırtına yasladım. Gözlerimi kapatarak serin rüzgâra ve Utku'nun verdiği güven hissine kendimi bıraktım.

***

Bölüm sonuuu

Umarrm beğenmişsinizdiiiir

Kendinize iyi bakınnn >

Bölüm sonu

1 yorum