İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 25 · 15 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 25

25. Bölüm🐚

Selammm 🧡

Nasılsınızz?

Keyifli okumalar dilerimmm 😗

***

Rojin'in anlatımıyla...

Yıkıklığın zirvesini yaşadığım günü geride bırakmıştık. Yaklaşık üç hafta geçmişti aradan. Bu üç haftada Bulut'la neredeyse hiç muhattap olmamıştım. Değişik bir şekilde o da benden uzak duruyordu. Aramızda soğuk rüzgârlar esiyordu. Yani anlayacağınız hem suçlu hem güçlüydü. Tabii bana göre... Onun neler yaşadığı hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Vizelerimiz başlamıştı. Bir inek öğrenci kuralı: Depresyonun ortasında da olan sınavalara eşek gibi çalışmak zorundasın. Ben de o tiplerden olduğum için dün, gece boyunca ders çalışmıştım. Uykusuzluktan gözlerimi açamıyordum. Başım da çatlıyordu.

Şakaklarımı parmaklarımın arasına aldıktan birkaç saniye sonra omzumda bir el hissettim. Başımı çevirip kimin geldiğinde baktım. Yiğit'ti. Bu arada Yiğit'le de epey yakınlaşmıştık. Sık sık buluşur olmuştuk. Zaman buldukça birlikte çizgi film izliyorduk, gezintiye çıkıyorduk, bu haftaki tek aktivitemiz ise birlikte ders çalışmaktı.

Elindeki kahve bardaklarından birini bana uzattı. ''Al, iç bakalım. İyi gelir. Sınava böyle uykusuz girme.'' Kahveyi elinden alıp teşekkür ettim.

Dürüst olmak gerekirse bu haftaları atlatmak, Yiğit sayesinde çok daha kolay olmuştu. Sorunun ne olduğunu tam olarak bilmese bile sürekli yanımda durmuştu. Beni yalnız bırakmamıştı.

Ağladığımda saçlarımı okşayıp başımı omzuna yaslamama izin vermişti. Beni güldürmek için elinden geleni yapmıştı. Normalde daha konuşkan olan benken o, bu aralar beni geçmişti. Moralimi düzeltmek için dakikalarca konuşuyordu. Bunun benim için ne kadar değerli olduğunu tahmin bile edemezdi.

Kahvemden birkaç yudum aldıktan sonra daha iyi hissetmiştim. ''İşe yaradı mı?'' Yiğit'in sorusunu başımı sallayarak onayladım. Tam o sırada telefonla konuşan Bulut'la göz göze geldim. Yeni gelmişti. Kapıdan girer girmez ilk beni görmesi hoş olmamıştı. Şimdi ona selam vermem gerekiyordu ister istemez.

Bize yaklaştığında zaten moralsiz olduğunu ifade eden yüzü daha da düşmüştü. Yine de kibarlığından ödün vermeyip ''Günaydın.'' dedi.

''Günaydın.'' dedik Yiğit'le aynı anda. Benim dışımda Yiğit'le de arası biraz limoniydi nedense. ''Ben geçeyim içeri. Sınavım yakında başlayacak.'' dediğinde ''Sınavda başarılar.'' demekle yetindim. Sesim beklediğimden daha soğuk çıkmıştı.

Yine de o, teşekkür ettikten sonra gitti. Evet, bu aralar çoğu diyaloğumuz bu derece soğuktu. Onu gördükten sonra moralim yine bozulmuştu. Onun yüzüne her baktığımda aklıma o görüntüler geliyordu. Ben bunu nasıl atlatacaktım Allah aşkına?

Düşüncelerimden sıyrılmamı sağlayan yine Yiğit olmuştu. ''Vizeler bir bitsin sana bir hediye vereceğim.'' Gözlerim merakla irileşti. ''Ne hediyesi?''

''Doğum günü hediyesi. Doğum gününde verememiştim. Sıradan bir şey olmasını da istemediğim için biraz zamanımı aldı.'' Söylediklerinden sonra merak katsayım artmıştı. ''Ne aldın ki?'' Sorumu öyle bir hevesle sormuştum ki Yiğit, inci dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi. Yanağınaki gamze belirginleşmişti.

''Sır.'' dedi yaramaz bir tavırla. Gözlerimi kısarak ona baktım. ''Ya hadi ama!'' diyerek sızlandım.

İşaret parmağını burnuma hafifçe dokundurdu. Huylanıp gözlerimi yumdum. Parmağını çektiğinde elimle burnumu ovarak kaşıdım. ''Sabırsızsın minik civciv.'' O geceden beri bana sürekli böyle hitap ediyordu. Tuhaf olan şu ki: Hiç garipsemiyordum. Belki de babam bana 'Minik kuşum' dediği için kulak aşinalığım olduğundandır. Bir de şu anki tavrım sabırsızlığımdan değil, merakımdandı.

''Vizeler bir bitsin vereceğim onu sana. Merak etme. Şimdi de sınavın başlamak üzere. Kalk hemen. Yoksa geç kalacaksın.'' Telaşla saatime baktım. Sınavınn başlamasına sadece on dakika kalmıştı. Çantamı omzuma takıp Yiğit'le hızlıca vedalaştım. Koştura koştura doğruca fakülteme girdim.

Yerime geçip öğrenci kimliğimi masaya koydum. Ön hazırlıklar bittiğinde gözetmen sınavın başladığını söyledi. Herkes aynı anda kâğıtlarına gömüldü.

İlk iki soru bildiğim yerden çıkmıştı. Diğer iki soru ise benim için tam bir felaketti. Okumayı yetiştiremediğim tek notlardan çıkmışlardı. Şanssızlığın bu kadarı yani! Pes! Elimden geldiği kadar bir şeyler karaladım. Eğer hoca insafa gelirse bir ihtimal puan verebilirdi. Hiç sanmıyordum ama ne demişler? Umut, fakirin ekmeğidir.

Kâğıtlar toplandığında çantamı kaldırıp çıkacaktım ki bir kız yanıma geldi. Çenesinin altına kadar gelen kısa, siyah saçları vardı. Yüz hatları yumuşak sayılırdı. Biraz da çekingen duruyordu. ''Şey... Merhaba. Ben Lale.'' Rahat olmasını istediğim için ona gülümsedim. ''Ben de Rojin.''

''Biliyorum.'' dedi anında. Bu heyecanlı hareketleri tuhafıma giderken ne için yanıma geldiğini merak ettim. Bir şey isteyecek gibi görünüyordu.

''Yani seni tanımayan az kişi var zaten.'' Öyle miydi ki? Benim bundan haberim yoktu nedense. ''Aslında ben ufak bir istekte bulunacaktım.''

''Tabii. Dinliyorum seni.''

Lale, derin bir nefes alıp isteğini dile getirdi. ''Yiğit var ya... Senin arkadaşın diye duydum. Onun İnstagram hesabını ya da numarsını bana verebilir misin? Dürüst olmak gerekirse ondan çok hoşlandım. Ona bunu söylemek istiyorum.''

Bu isteği karşısında ne cevap vereceğimi şaşırdım. Yiğit'e sormadan iletişim bilgilerini vermem doğru olmazdı. ''İnstagram kullanmıyor. Numarasını sormadan vermem de pek doğru olmaz gibi geldi bana. Neden onunla yüz yüze konuşmuyorsun ki?''

Açıkçası ben, bu tarz konuların yüz yüze konuşulmasını daha doğru buluyordum. Eminim ki Yiğit de bunu tercih ederdi.

''Ben de bunu düşündüm. Ama beni terslerse çok utanırım. Mesajla söylersem daha az utanç verici olur.''

Elimi olumsuz anlamda salladım. ''Yiğit, kimseyi küçük düşürecek bir şey yapmaz. O konuda gönlünü ferah tut. Ama yine de illa mesajlaşarak konuşmak istiyorum dersen ona sorarım. Numarasını da ona göre veririm. Tercih senin.''

Kızın yüzü ışıldadı bir anda. Yiğit'ten bu kadar çok mu hoşlanıyordu yani? ''Eğer beni utandırmayacağından eminsen ben de yüz yüze konuşmak isterim açıkçası.''

Ona, güven vermesini amaçladığım bir gülümseme sundum. ''Eminim. Merak etme.'' Lale, bir anda boynuma atladığında neye uğradığımı şaşırdım. Şaşkınlığımı hızlıca üzerimden atıp sırtını pat patladım. ''Çok teşekkür ederim Rojin. Öyle iyi bir insansın ki... Bana cesaret verdiğin için minnettarım.''

''Önemli değil Laleciğim. Hakkınızda hayırlısı olur umarım.'' Vedalaştıktan sonra amfiden çıktım. Kapıda Defne'yle Ali'yi gördüm. Birbirlerine bakıp değişik değişik sırıtıyorlardı. Dikkatlerini çekmek için yerden bir taş kapıp hemen ayaklarının dibine fırlattım.

Defne kaşlarını çatıp bana baktı. Beni gördüğünde ifadesi yumuşadı hemen. ''Kızım ne yapıyorsun sen ya?''

Omuzlarımı silkerek ''Aşk kuşlarının dikkatini ancak böyle çekebilirdim.'' diye cevap verdim umursamaz bir tavırla.

Defne, göz devirdi. ''Her neyse. Biz seni almaya geldik.''

''Nereye gideceğiz ki?''

''Gezmeye.'' Ali'nin hevesle söylediği şey karşısında donakaldım. Vize haftasında geziye çıkabilecek tek deliler onlardı sanırım.

''Benim eve geçmem gerekiyor. Ders çalışacağım. İki sınavım daha kaldı. Onlar da bitsin öyle gezeriz.''

''Hayatta olmaz İnek Hanım. Hemen bugün gidiyoruz.'' Defne'nin ısrarcı tavrına rağmen kararımda ciddiydim. Büte kalmak istemiyordum hiç. Zaten finaller daha zor olacaktı. Vizelerimi yüksek tutsam finalerde biraz olsun daha rahat olabilirdim. Şimdiden salarsam sıkıntı yaşayacağımdan adım kadar emindim.

Kararlılığımı belli eden bir ifade takındım. ''Cidden ısrar etmeyin. İki güne bitiyor zaten. Gider gezeriz işte o zaman. Ne acelesi var ki?''

Defne, dudaklarını sarkıttı. ''Öyle olsun.'' dedi üzgün bir sesle. Ali, onun yanağından bir makas aldı. ''Üzülme sevgilim. Baş başa randevuya çıkacağız işte mis gibi. Pozitif düşünsene.''

Defne'nin somurtkan ifadesi gitmiş yüzünde anında güller açılmıştı. Cilveli cilveli Ali'ye bakarak ''Öyle mi dersin sevgilim?'' dedi incelttiği sesiyle. Sid'in nenesinin dediği gibi: Öpüşürlerse kusarım.

Bu arada söylemeyi unuttum. Ali'ye verdiğim tavsiyeden sonra Defne'ye resmi olarak çıkma teklifi etmişti. Yani artık tam anlamıyla sevgililerdi. Çıkma teklifi ettiği gün Defne'nin aynı olayı saatlerce tekrar tekrar anlatmasına maruz kalmıştık tabii.

Onların bu hallerine daha fazla katlanamayıp ''Ben gidiyorum.'' dedim. Onlarla vedalaştıktan sonra çıkışa yöneldim. Bugün başka dersim ya da sınavım yoktu. Bu yüzden doğruca eve geçmeyi düşünüyordum.

''Rojin!'' Arkamdan gelen sesle donakaldım. Kalp atışlarım hızlandı. Ellerim havanın serinliğine zıt olarak terlemeye başladılar. Bulut, bana sesleniyordu. Uzun bir aradan sonra ilk defa adımı onun derin sesinden duyuyordum.

Hemen yanımda belirdiğinde nefes nefese kalmıştı. Bana yetişmek için koşmuş olmalıydı. Biraz nefeslendikten sonra ''Rojin, seninle bir şey konuşmak istiyorum. Zamanın var mı?'' diye sordu.

Ben daha doğru dürüst yüzüne bakamıyordum. Nasıl konuşacaktık ki? Bir zamanlar içimi huzurla dolduran elmas gözlerine her baktığımda acı çekiyordum şimdi. Ama onu reddetmem de kabalık olurdu. Sonuçta o bilmiyordu. Ne hissettiğimi, neden böyle davrandığımı bilmiyordu.

''Olur.'' dediğimde yüzünde hoş bir gülümseme oluştu. Gülümsemesinden hâlâ etkileniyor olmam büyük sıkıntıydı.

''O zaman bir kafeye gidelim mi?''

''Olur.'' Bakalım bu işin sonu nasıl olacaktı.

Bulut'un anlatmıyla...

Günlerdir aklımda dolanan sayısız soru vardı. Sıkıntıyla geçirdiğim günler yaklaşık üç hafta önce başlamıştı.

O gün Tanerlerde toplanacaktık. Rojin'i göreceğim için çok mutluydum. Onunla epey yol katetmiştik. Ona karşı hislerim her geçen gün daha da derinleşmeye başlamışlardı. Yakında itiraf etmeyi bile düşünmüştüm. Ama işler her zaman planladığımız gibi gitmiyordu maalesef.

O gece de istediğim gibi olmamıştı. Rojin gelmemişti. Telefonlarımızı açmamıştı. Onun yanına gittiğimiz zaman ise evde Yiğit'le çizgi film izliyordu. Yiğit'e karşı içimde hiçbir zaman kötü duygular barındırmamıştım. Ki zaten bu imkansızdı. Çünkü iyi bir insandı. Zaten bir adım geri atmamı sağlayan da iyi biri olmasıydı. Buna rağmen içimde filizlenen kıskançlığın varlığı, onu tam anlamıyla arkadaş gibi görmemi zorlaştırıyordu. Rakibim gibiydi daha çok.

Rojin onun yanında kalmayı seviyordu. Sürekli onunla zaman geçirir olmuştu. Ne zaman Rojin'e baksam yanında Yiğit oluyordu. Tabii bu durum aralarında bir şey olduğunu düşündürmüştü bana. Ben de konuyu uzatmadan uzaklaşmayı tercih etmiştim. Her ne kadar çok acı verse de...

Bugünse çok sevdiğim biri bana mantıklı gelen bir öneri sunmuştu. Gidip, Rojin'le konuşup yanlış anlaşılma varsa halledecektim. Yiğit'ten hoşlanıp hoşlanmadığını soracaktım. Bunun için tüm cesaretimi toparlamıştım.

Rojin'in dışarıya çıktığını görmemle hemen koşmaya başladım. Ne kadar erken olursa o kadar iyi olurdu diye düşündüm.

Şimdiyse bir kafede karşı karşıya oturuyorduk. Söze nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum. O da sessiz sessiz oturduğu için gergin bir ortamın içinde sıkışıp kalmıştık. ''Doğrusunu söylemek gerekirse nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Ama sana sormak istediğim bir şey var. Belki bunu sormak haddim değil ama yine de bilmek istiyorum.''

İri gözlerini gözlerimle buluşturdu. Sorumu beklediğini belli etti. ''Yiğit... Yiğit'le ilgili bir soru aslında. Yani belki sana saçma gelecek ama sizin aranızda bir şey mi var?'' Gözleri kocaman açıldı. Şaşırdığını fazlasıyla belli etti.

''Ne demek istiyorsun Bulut?''

Elimi enseme götürerek ensemi ovdum. ''Yani siz birbirinize aşık mısınız?'' Şaşkın ifadesini sürdürerek bana inanamıyormuş gibi baktı. Sorduğum soru ona çok saçma gelmiş gibiydi.

''Tabii ki de değiliz Bulut. O benim arkadaşım. Bunu da nereden çıkardın sen?''

''Yani... Öyle görünüyordunuz.'' Aferin Bulut (!). Batır iyice. ''Hayır, yok öyle bir şey.'' dedi ciddi bir sesle. Sorum onu rahatsız etmişti. Onu ilk defa bana karşı bu kadar soğuk ve öfkeli görüyordum.

Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra ciddi bakışlarını bana çevirdi. ''Ben de sana bir şey sormak istiyorum o zaman.''

''Tabii. Dinliyorum.''

''Senin hayatında bir kız var mı?'' Ne? Bu da nereden çıkmıştı?

''Yok tabii ki.'' dediğimde bana şüpheyle baktı. Ne olmuştu birden bire? Bu nereden aklına gelmişti Allah aşkına?

Mimikleri üzüntülü bir hâl aldı. ''Ama ben gördüm.'' Dediği şeyle tek kaşımı kaldırdım.

''Neyi gördün?''

Derin bir nefes alıp bana baktı. ''Seni bir kızla gördüm geçen. Ona sarılmıştın. Öpüyordun. Nasıl kimse yok hayatında? Bana neden yalan söylüyorsun?''

Üst üste söylediği şeyler ve sıraladığı sorular beni iyice şaşırtmıştı. Hangi kızdan bahsediyordu? ''Ne zaman gördün? Nasıl görünüyordu?'' En azından kimden bahsettiğini anlamak istiyordum.

''Üniversitenin yakınlarındaydınız. Arkanız dönük olduğu için kızın yüzünü göremedim. Ama uzun boylu, sarışın bir kızdı. Siyah bir kot ve gri, ince bir kazak giymişti.'' Rojin hanıma da bakın. Kızı baştan ayağa incelediği yetmezmiş gibi bir de hafızasına kazımıştı. Giydiği kıyafetlere kadar ezberlemişti.

Hangi kızdan bahsettiğini elbette ki anlamıştım. Ama ona her şeyi anlatmaya hazır olup olmadığımı bilmiyordum. Zamanı bu muydu acaba? Beni tamamen yanlış anlamıştı. Aramızın bu kadar açılmasını sağlayan şey yanlış anlaşılmalardı. Yani o kız benim sevgilim falan değildi. Benim kardeşimdi. Üvey kardeşim...

Direkt sevgilim olmadığını söylemeyi düşünsem de vazgeçtim. Nedensizce aklıma şeytanî düşünceler gelmişti. Biraz Rojin'le uğraşmak istedim. Sonucu ağır olabilirdi. Ama şeytan aklıma girmişti bir kere. Yüzümü üzülmüş gibi buruşturdum. ''Ups, yakalandım. Seni kandırmış gibi olmak istemediğim için sana karşı dürüst olacağım.''

Rojin, huzursuzca kıpırdandı. Kaşları çatılmıştı. Bu onu daha fazla sevimli gösteriyordu. Boğazımı temizleyerek devam ettim. ''Benim aslında beş tane sevgilim var. Hangisinden bahsettiğini anlamadığım için özelliklerini sordum.''

Rojin, ''Ne!?'' diye bağırıp ayağa kalktı. Kafedeki tüm insanların bakışları bize dönmüştü. Rojin de bunu fark etmiş olacak ki yanakları hafifçe pembeleşti. Uslu uslu yerine geri oturdu. ''Ciddi misin Bulut?''

''Ciddiyim. Ya aslında planım düzgün işleseydi sen de benim altıncı sevgilim olacaktın. Ama beni yakalamışsın ne yazık ki.'' Abart Bulut! Biraz daha abart.

Rojin, çantasını kapıp ayağa kalktı hiddetle. Hızla kafenin çıkışına yöneldi. Âni hareketlerine uyum sağlamak zor olmuştu. Cebimden yeterli olacağını düşündüğüm miktarda para çıkarıp masanın üzerine bıraktım. Hemen ardından Rojin'in peşinden koşmaya başladım.

Sınırımı zorlamıştım gerçekten de. Dışarıda yağmur çiselemeye başlamıştı. Rojin de hızlı adımlarla yürüyüp bir kez olsun arkasına bakmadı. Dar bir sokağa girdiğinde ona yetiştim. Kolunu kavrayarak bana dönmesini sağladım.

''Bırak Bulut!'' diye bağırdı. Gimemesi için onu omuzlarından sıkı sıkı tuttum. ''Rojin, dinler misin beni?''

''Neyi dinleyeceğim Bulut? Neyi dinleyeceğim? Duygularımla nasıl oynadığını mı? Sizi gömeseydim bu oyununu nasıl devam ettireceğini mi? Söylesene!'' Gözleri dolduğunda içimi büyük bir pişmanlık kapladı. Gerçekten fazla abartmıştım. Bu kadar çabuk inanacağını düşünmemiştim açıkçası. Duygusal ânına denk gelmiş olmalıydı.

''Şşş, sakin ol. Sadece şakaydı.'' dediğimde gözünden bir damla yaş aktı. O an kendime kızdım. Hem de çok... Buna ben sebep olmuştum. Hem de gereksiz bir şaka yaptığım için... Tam bir aptaldım. Benim yüzümden ağlıyordu.

''Ne şakası? Ne diyorsun Bulut, ne!?'' Bir kez daha bağırdığında bir elimi yüzüne getirdim çekingence. Göz yaşını baş parmağımla sildim. Beni ittirmediğinde bundan cesaret alarak yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Yüzü, ellerimin arasında minicik kalmıştı. Bu tatlı görüntüye kendimi fazla kaptırmadan söylemem gerekenleri dile getirdim. ''Özür dilerim Rojin. Tatsız bir şakaydı. Ciddi bir durum konuşurken bunu yapmamalıydım. Gerçekten üzgünüm.''

Beni ittirdi. İşte bu kötü olmuştu. Yüzüme öfkeyle baktı. ''Senin saçma şakalarını kaldırabilecek gibi mi görünüyorum şu an Bulut? Zamanı mı sence?'' Haklıydı. Hiç zamanı değildi.

''Özür dilerim.'' deyip başımı mahcupça eğdim. Derin bir nefes alıp az önce yaptığım hatayı tekrarlamadan ona gerçekleri söyledim. ''O gördüğün kız benim kardeşim, Dilan'dı.''

Şu an için üvey mevzusuna girmenin âlemi yoktu. Çünkü mesele gereksiz yere çok uzardı. Benimse şu an tek derdim Rojin'le aramı düzeltmekti, aramızdaki yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmaktı. Fazla detaya girmenin zamanı değildi.

Rojin bana şaşkın tavşan bakışları gönderdi. Gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmadan kendince bir şeyleri tarttı. Sonra yavaş yavaş sinirli ifadesi silindi. Olayı belli bir mantık çerçevesine oturtmaya çalışır gibi bir hâli vardı. Ona zaman tanıdım. Eninde sonunda bir şey diyecekti sonuçta.

Bir iç çektikten sonra ''Gerçekten kardeşin miydi?'' diye sordu. Yalan söylediğimi mi düşünüyordu? Bu beni epey incitmişti doğrusu. ''Gerçekten kardeşimdi. İnanmıyorsan onu şu saniye arayıp bunu doğrulayabilirim.'' Elim arka cebimdeki telefonu almak için uzandığında Rojin kolumu tutup beni durdurdu.

''Buna gerek yok. Sadece emin olmak istedim. Bana yalan söyleyeceğini düşünmüyorum.''

''Elbette ki sana yalan söylemedim. Söylemem de. Benim sözlüğümde yalana yer yok.''

Alt dudağını öne doğru uzatıp omzuma hafifçe vurdu. Bu hareketine karşılık ona şaşkınca baktım. ''Eşek şakası yapma konusunda kitap yazmışsın ama.'' dedi sitemli ama bir o kadar da tatlı bir ses tonuyla. İçim onun pembeleşmiş yanaklarını sıkıp bebek gibi sevme isteğiyle dolsa da kendime hâkim olup bu duygu fırtınasını içimde yaşadım.

Dudaklarım kıvrılırken o benden ayrı bir dünyadaymış gibi söylenmeye başladı. ''Sen var ya sen çok kötü bir insansın. Ben neler düşündüm, senin haberin var mı? Onu sevgilin sandığımda dünyam nasıl başıma yıkıldı bir bilsen. Seni kaybe-'' Aniden dudaklarını birbirlerine bastırıp iri gözlerini kocaman açtı. Elini ağzına götürüp hafifçe vurduğunda elini tutarak onu durdurdum.

Bana saliselik bir bakış attıktan sonra birleşen ellerimize baktı. ''Yapma. Canını yakacaksın. Ama bana şunu söyle: Neler düşündün? Sevgilim olsaydı ne olacaktı? Dünyan neden başına yıkıldı?'' Yanakları bir ton daha pembeleşti. Gözlerini nereye sabitlemesi gerekiğini bilememiş gibi benim dışımda her yere bakmaya başladı.

Sorularımdan kaçmasını istemediğim için bir kez daha yüzünü yine avuçlarımın içine aldım. Tabii bu bir bahaneydi. Yumuşak yanaklarının ellerimde bıraktığı hissiyatı sevmiştim. Eğer şu an dürüst davranırsa ilişkimiz bir hayli ilerleyecekti. Ben de bu hareketi sık sık tekrar edecektim.

Göz göze gelmek istediğim için ondan yarım adım kadar uzaklaşıp ona doğru hafifçe eğildim. Şimdi boylarımız eşitlenmiş sayılırdı. Yüzü, yüzümün hizasına gelmiş olsa bile gözlerini kaçırmaya devam etti. Ama beni uzaklaştırmaya çalışmadı. Bu demek oluyor ki onun da hoşuna gitmişti. Yani umarım...

''Gözlerime bakar mısın Rojin?''

Gözlerini sıkı sıkı yumup alt dudağını dişlemeye başladı. Çok gergin görünüyordu. Hafifçe titriyordu aynı zamanda. Yağmur da iyice şiddetlenmişti. Antalya yağmurunu da bilen bilirdi. Saniyeler içinde ikimiz de sırılsıklam olmuştuk. Titremesini buna bağlayarak onu daha fazla burada durdurmanın doğru olmayacağına kanaat getirdim. Ama aynı zamanda da dudakları arasından çıkacak olan o büyülü sözleri duymak istiyordum.

Yine de bencillik edecek değildim. Yanakları sıcak olsa bile üşüdüğünden neredeyse emindim. ''Tamam. Şimdilik bir şey söylemene gerek yok. Bak, sırılsıklam olmuşsun. Hasta olacaksın diye korkuyorum. Eve gidelim. Sıcak bir duş al. Sonra sıcak bir şeyler iç. Bu konuyu da sonra konuşuruz. Olur mu güzelim?''

Saniyelerdir tuttuğunu belli ettiği nefesini kesik kesik verip başını hafifçe sallamaya çalıştı. Çalıştı, çünkü avuçlarımın arasındayken hareketi bloklanmıştı.

Ona gülümseyip ellerimi yüzünden çektim. Ah, ellerim şimdiden o güzel yüzüne dokunmaya hasret kalmışlardı!

İkimiz aynı anda yürümeye başladık. O, yüzüme bakmamak için acayip büyük bir çaba sarfediyordu. Bense onun aksine gözlerimi bir an olsun üzerinden çekmiyordum. Çekemiyordum da diyebilirdik tabii.

Sessiz geçen kısa bir yürüyüşten sonra otobüs durağına gelmiştik. Otobüs de şansımıza tam zamanında geldi. Bizden önce iki kişi bindi. Ardından ona öncelik vererek hızlıca binmesini sağladım. En azından hepsinden olmasa bile birkaç yağmur damlasından onu koruyabilirdim.

İkimiz de gözlerimizle boş yer aradığımızda şansımız yaver gitti. Arka tarafta ikili koltuklardan biri ve hemen yandaki tekli koltuk boştu. Seçim hakkını Rojin'e bıraktım. Ya tekli koltuğa geçip ayrı oturacaktı ya da ikili koltuğa geçip yanında oturmamı istediğini tek bir kelime bile kullanmadan söylemiş olacaktı.

Şansını ikili koltuktan yana kullandığında bu durumdan fazlasıyla memnun kaldım. Cam kenarına geçti. Ben de hemen yanına... İyice yerleşmek için elini önümüzdeki koltuklara yasladı. Ben de aynı haraketi yaptığımdan ellerimiz birbirlerine değmişlerdi.

O an ellerinin buz gibi olduklarını fark ettim. ''Ellerin donmuş.'' Sesim kendi kendime konuşurcasına kısık çıkmıştı. ''İzin verirsen elini ısıtmak istiyorum.'' Bana inanamıyormuş gibi baktığında cevap vermesini beklediğimi belli edecek şekilde kaşımı birazcık yukarı doğru kaldırdım.

''Ş-şey... Yani nasıl istersen...'' Gülümseyip buz parçasına dönüşen elini tuttum. Onu sıkıca kavradıktan sonra birkaç saniyeliğine ellerimizin uyumuna baktım. İnce, uzun parmakları olsa da ellerime kıyasla küçük sayılan elleri benim ellerimle tamamen uyumluydu. Bu bilgi nesneldi. Tartışmaya kapalıydı.

Birleşik olan ellerimizin görüntüsünü hafızama kazdıktan sonra hırkamın cebine soktum. Hırkam epey ıslak olsa da cepleri sıcak sayılırdı. Rojin'e baktığımda gözlerinin hırkamın cebinde olduklarını gördüm. Bir mucizeye bakar gibi bakıyordu. Yine çok fazla tatlı görünüyordu.

Bakışlarımı yakaladığında hemen kendini toparlayıp camdan dışarıyı izlemeye başladı. Ben de aynısını yapıyormuş gibi yapıp buğulu camdan zar zor görünse de yine kusursuz olan yansımasından onu izledim. O an bir kez daha kendimi, kalbimi, aklımı, ruhumu kaybettim. Bu, size ikinci kez aşık oluşum Rojin hanım.

***

Bölüm sonuuu

Beğendiniz mi bakalımm?? Bir tık romantik oldu sanki..

Kendinize mükemmel ötesi bakınnn

Seviliyorsunuz >

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.