Selammm >
Nasılsınız millet??
Keyifli okumalarrr
***
Rojin'in anlatımıyla...
Dün gece boyu Yiğit'e ulaşmaya çalışmıştım. Mesaj atmıştım, aramıştım. Ama açmamıştı. Benim dışımda diğerleri de fazla meraklanmışlardı. Son çare olarak Rabia teyzeyi arayıp orada olup olmadığını sordum. Neyse ki oraya gitmişti. Bu, hepimizin içini rahatlatmıştı.
Ama neden hiçbir şey demeden gittiğini anlayamamıştım. Kendince haklı sebepleri olmalıydı. Neyse ki kötü durumda değildi en azından.
Şimdiyse mutfakta toplamıştık. Ben, Taner, Bulut, Soner, Defne, Ali ve Cengiz abi. Ecrin, Adel ve Gül, dün gece evlerine gitmek zorunda kalmışlardı bazı sebeplerden dolayı. Geride kalanlar olarak çay içip börek yiyorduk. Yağmur, heyecanla mutfağa dalıp ''Sınav sonuçları açıklanmış!'' diye haykırdı bir anda.
Hepimiz telaşa kapılmıştık. Telefonları elimize alıp sınav sonucumuzu öğrenmek üzere uygulamaya girmiştik. İçimden bir sürü dua ediyordum. Dudağımı telaşla dişliyordum. Sonucu az çok tahmin edebiliyor olsam da her an her şey olabilirdi. Kesin bir şey söylemek zor olacaktı.
Sayfa yüklenirken heyecandan ölecek gibi hissediyorum. Gözlerimi sıkı sıkı kapatıp dua etmeye devam ettim. Tek gözümü hafifçe aralayıp sayfanın yüklenip yüklenmediğine baktım. Yüklenmişti! Hemen sonucuma baktım korkuyla. Ama sonucu gördüğümde korkunun boşuna oldğunu farkettim. Yaşasın! Beklediğimden çok daha yüksek bir sıralama yapmıştım.
Sevinçle başımı telefondan kaldırıp diğerlerine baktım. Kimileri daha sonucu bekliyorlardı. Kimleri görmüştü. Çok şükür ki yüzlerinde sonuçlarından memnun olduklarını gösteren ifadeler vardı.
''Hukuk rahatça gelir.'' dedi Yağmur gururla. ''İşte benim kızım!'' diyerek, ayaklanıp ona sarıldım. Temastan hoşlanmasa bile bu derece sevinçliyken reddedecek hali yoktu. O da bana sıkı sıkı sarıldı.
''Güzel sanatlar tabii ki. Müzik.'' dedi Soner. Sonra sırasıyla herkes istediği ve puanının yettiği puanı söyledi. Taner, hep istediği gibi inşaat mühendisliği, Bulut yazılım, Defne gastronomi ve Ali de matematik öğretmenliği okuyacaktı.
''Demek ki hayalinden hiç vazgeçmemişsin Kıvırcık Ali.'' dedi Defne sırıtarak. Ali, onun gözlerinin en içine bakarak ''Ben sevdiğim hiçbir şeyden vazgeçmem güzelim.'' dedi kedinden emin bir tavırla. Defne, gözlerini kaçırıp çayından bir yudum aldı. Yanakları hafifçe pembeleşmişti. Oysa Ali, sıradan bir cümle kurmuştu. Yine de bunun onlar için ayrı bir anlam ifade ediyor olabileceğini düşündüm.
Onlara her baktığımda sadece onlara ait bir dünya görüyordum. Birbirlerine söyledikleri her şeyin kendi aralarında bir anlamı vardı.
Adel ve Gül'ün sonuçlarını merak ettiğimden hemen grubumuza girip onlara mesaj attım.
Kızların Dünyası🌸
Rojin: Kızlar! Sonuçlarınıza baktınız mı?
Gül: Evet! Tabii ki de kazandım. Yakında dişlerini yanımda yaptırmaya gelirsin.
Rojin: Allah korusun. İhtiyacım olmaz inşallah. Ama çok başarılı bir diş hekimi olacağından eminim. Keza Adel'in de öyle.
Adel: Benim de sonucum çok iyi geldi. İleride meslektaş olacağız Gül.
Gül: Vay be! O zaman ben sana şimdiden 'Ortak' demeye başlayayım.
Adel: De bakalım.
Rojin: Eh ben gene aykırı davranıp sizden farklı olarak tercüman olacağım. Yabancı hastalarınız olursa ararsınız ;) . Yardımcı olurum.
Gül: Seve seve.
Konuşma burada bittiğinde telefonu kapatıp müjdeli haberi diğerlerine verdim. Çok şükür ki herkes istediği bölümü kazanabilecekti. Kalbim her atışında mutluluk pompalıyordu.
Aklıma birden Yiğit geldi. Dünden beri mesajlarıma daha bakmamıştı bile. Yine de sonucunu merak ettiğimden hemen ona bir mesaj daha yazdım.
Rojin: Yiğit, sonucuna baktın mı?
İstediğin bölüm geliyordur umarım.
(10:27)
Mesajları gönderip diğerlerine döndüm. Herkes birbirlerini tebrik ederek sarılıyordu. Ben de hemen onlara katıldım. Defne'ye sarılıp onu yanağından öptüm. Sonra Ali'yle, Soner'le ve Taner'le tebrikleştik. Sıra Bulut'a geldiğinde ister istemez heyecanlanmıştım. Kısa bir sarılmadan sonra ayrılıp birbirimizi tebrik ettik.
Hepimiz yerlerimize geçtiğimizde Cengiz abi, ''Madem hepiniz istediğiniz yerleri kazanabileceksiniz bunu kutlayalım. Yarın herkes bizim restoranda toplansın akşam. Güzel bir şeyler yaparız.'' dedi güzel bir fikir ortaya atarak.
''Çok güzel olur.'' dedi Ali. Diğerleri de ona katıldıklarında olay kesinleşmişti. Yağmur, Cengiz abiye dönüp ''Biraz benimle gelir misin? Bir şey konuşmak istiyorum.'' dedi.
Cengiz abi onu bekletmeden hemen yerinden kalkıp Yağmur'la birlikte mutfağın dışına çıktı. Yağmur hanım kim bilir ne konuşacaktı onunla?
🐚🐚🐚
''Ya Defne! Sabahtan beri geziyoruz şu AVM'de. Yemin ederim ayak tabanlarım acımaya başladılar. Bak zaten akşama kutlama da var. Ben bu yorgunluktan sonra nasıl gideceğim oraya? Beni hiç mi düşünmüyorsun?'' diye söylendim.
Sabah dönen muhabbetten sonra bir saat ya oturduk ya oturmadık Defne benimle alışverişe gidip kendine birkaç elbise almak istediğini söyledi. Onu kırmayıp gelmiştim ama gelmez olaydım. Saat hemen hemen dörde geliyordu ve biz hâlâ onun beğeneceği bir elbise bulamamıştık.
''Ya ama bak istediğim tarzda bir şey yok ki. Sorun bende değil yani. Biraz daha dolaşsak?'' dedi Defne tatlı bir surat ifadesi takınarak. Hayır! Bu hallerine kanmamam gerekiyordu. Of! Maalesef ki yine kanmıştım. Hiç kıyamıyordum ki ona.
Birkaç mağazaya girdikten sonra sonunda Defne hanıma uygun bir elbise bulabilmiştik. Altında gömlek detayı olan, askılı bir, mini pembe elbiseydi. Buradan bakınca cidden tam Defnelikti.
Onu beğeniyle süzüp ''Çok yakıştı. Almalısın.'' dedim düşüncelerimi dürüstçe dile getirerek.
''Ben de çok beğendim. Bunu alıyorum.''
''Beğenmene sevindim. Hayırlı olsun. Güzel günlerde kullan ve çıkalım artık lütfen!'' diye haykırdım son sabır kırıntılarımı hiçe sayarak. Defne kıkırdayıp kabine girdi. Üzerini değiştirdikten sonra çıktı. Kasaya ödeme yapmaya gittiği sırada onu beklemeye başladım kenarda.
Bu sırada telefonuma düşen bildirimlere baktım. Birkaç arkadaştan mesajlar vardı ama Yiğit bana dönmemişti. Endişem karşısında yenik düşüp Rabia teyzeyi aradım. Telefonu birkaç çalıştan sonra açmıştı.
''Benim güzel kızım beni mi özlemiş?'' diyerek başladı konuşmaya. Kıkırdayarak ''Tabii ki Rabia'm! Çok özledim seni. Nasılsın?'' dedim tatlı bir sesle.
''İyiyim yavrum. Asıl sen nasılsın?''
''Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Ben bir de şeyi soracaktım. Yiğit'i. Ona bir türlü ulaşamıyorum da... Bir sorun yok, değil mi?'' diye sordum endişemi gizlemeden.
''Yani nasıl desem bilemedim. Bir şey olmuş belli ki. Ama ne olduğunu anlayamadım. Dün gece geldiğinden beri uyuyor. Hiçbir zaman bu kadar uyuyan bir çocuk olmamıştı. Yine de bir şey anlatmak istemiyor.''
Yüreğimi endişe sardı iyice. Acaba ona ne olmuştu? Kısa bir süreliğine tanışıyor olsak bile benim için çok değerli biri olmuştu. Onun incinmesi, üzülmesi, zor zamanlardan geçmesi beni fazlasıyla üzerdi.
Hiçbir arkadaş bu tarz durumlarda arkadaşını yalnız bırakmazdı. Ben de bırakmayacaktım. ''Rabia teyzem, eğer sizin için de sorun olmazsa onu görmeye gelmek isterim.''
''Ne sorun olacak güzelim? Kalk gel. Ev, senin evin. Sormana bile gerek yok. Ama Yiğit bir şey anlatır mı bilmiyorum hiç.''
''Anlatmasa bile en azından yanında olayım.''
''Nasıl istersen yavrum. Bekliyorum seni.'' deyip telefonu kapattı. Bu sırada Defne yanıma gelmişti. ''Kimle konuşuyordun?'' diye sordu merakla.
Bir iç çektim. ''Rabia teyzeyle konuşuyordum. Yiğit'i sordum. Pek iyi değil sanırım. Biraz onun yanına uğrayacağım. Sen de gelmek ister misin?''
Defne'nin yüzünde değişik bir şekilde durumdan memnunmuşçasına bir ifade oluştu. Kaşlarımı çatarak onu süzdüm. Bir şey saklar gibi bir hâli vardı. Benden kaçmazdı tabii. ''O zaman sen Yiğit'in yanına git. Akşamki partiye de onu çağır. Beraber gelin. Benim de gitmem gereken bir yer daha var.''
Ona şüphyle baktım. Kim bilir neler çeviriyordu? ''Nereye gideceksin ki?'' diye sordum merakıma engel olamayarak.
''Ali'yle bir yere uğramamız gerekiyor da...'' Yüzümde imalı bir gülümseme yer edindi. ''Ali demişken dökül bakalım. Ne var sizin aranızda? Bugünlerde epey yakın görüyorum sizi.''
Koluma girip, önüne bakarak yürümeye başladı. Bir yandan yürüken bir yandan da anlatmaya başladı. ''İlkokulda onunla çok yakındım. Tabii yakın dediğime bakma. Sürekli kavga dövüş vardı aramızda. Ama tuhaf bir şekilde birbirimizden vazgeçemiyorduk bile. Mesela sıra arkadaşıydık. Sürekli tartıştığımız için öğretmen bizi ayırmak isterdi. O günlerde de birbirimizin yanında kalmak için içimiz dışımıza çıkana kadar ağlardık. Bu hallerimize ne öğretmen ne ailelerimiz ne de biz anlam veremezdik. Taşındığımız zaman onu göremeden gitti diye o kadar çok ağlamıştım ki annem benim için endişelenip hastaneye götürmeyi bile düşünmüştü.'' dedi kıkırdayarak.
Bu kadar tatlı bir hikâyelerinin olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. İlkokul aşkı! Yıldızlı.
''İşte o günden sonra birbirimizi bir daha göremedik. Ta ki konserde yeniden karşılaşana kadar... Birlikte zaman geçirdikçe hiç değişmediğini farkettim. O hâlâ çocuk ruhlu Kıvırcık Ali. Onu öyle özlemişim ki...'' dedi bir iç çekerek.
Gözlerimi kısıp ''Aşık oldun yani yeniden?'' diye sordum.
Kaşlarını çattı ve omzuma bir tane geçirdi. Eli hiç ağır olmadığından sinek ısırığı gibi gelmişti. ''Yeniden derken? O zamanlar ona aşık değildim ki.''
''Yav he he Defo. Biz de yedik yani.''
''Her neyse...''
''Kızım, sen şimdiyi söyle. Aşık mısın ona?''
Defne'nin yüzünde tatlı bir tebessüm yer edindi. Yanakları ufaktan pembeleşti. ''Aşık mıyım bilmiyorum ama hoşlandığım kesin.'' diye itiraf etti.
''Ya! Çok sevindim adınıza. Zaten çok yakışıyorsunuz. Ali'nin de seni sevdiği çok belli. Umarım çok güzel bir ilişkiniz olur prenses.'' diyerek onlar adına güzel dileklerde bulundum.
Defne, ''Umarım.'' dedi kısık bir sesle. Bu sırada AVM'den çıkmıştık. Vedalaştıktan sonra otobüse binip evin yolunu tutmuştum.
Sıkış tıkış geçen bir otobüs yolculuğundan sonra evin yakınlarına gelmiştim. Duraktan eve kadar yürürken bir yandan da Yiğit'in iyi olması için dualar ediyordum.
Apartmana girdiğimde beni İlkay karşıladı. Onu epeydir görmemiştim ve fazlasıyla özlemiştim. ''Rojin abla! Nerlerdesin sen ya? Çok özledim seni.'' dedi çocuksu bir heyecanla.
''Bazı sebeplerden dolayı evde değildim yakışıklım.'' dedim ona kısa bir açıklama yaparak. Ardından yumuşak saçlarını karıştırdım. ''Döndün mü peki artık?''
''Şimdilik hayır ama yakında döneceğim inşallah.'' dediğimde içi rahatladı. ''Çok şükür abla ya. Sensiz bu apartmanın tadı tuzu yok vallahi.''
Kıkırdadım ve saçlarını bir kez daha karıştırdım. ''Sensiz de bu dünyanın tadı yok İlkay'cığım.''
''Bu arada... Bir şey oldu abla.'' dedi sıkıntılı bir sesle. Beynime hemen en kötü senaryolar üşüşürken kaşarımı çatarak sorunun ne olduğunu söylemesini bekledim.
O da beni uzun süre bekletmeden konuştu. ''Bana kardeş geliyormuş.'' dediğinde içime su serpildi. Kötü bir şey oldu diye ödüm kopmuştu. Ama demek ki mevzu buymuş.
''E ne güzel işte!'' dedim sevinçle.
Dertli dertli iç çekerek apartmanın girişindeki basamaklara oturdu. Onu gören Karadeniz'de gemileri battı sanardı. ''Deme öyle abla ya. Daha o gelmeden annemle babam onunla meşguller sürekli. Geleceği zamanı düşünsene. Yüzüme bakmayacaklar bile.'' dedi üzgün bir sesle.
Derdi şimdi belli olmuştu. Onun yanına çöküp omzunu pat patladım. ''Olur mu öyle şey? Senin gibi bir çocuk unutulur mu hiç? Bazı sebeplerden dolayı elbette ki bir süre onunla ilgilenmeleri gerekecek. Ama şöyle bir şey var ki kardeşinle ilgilenmesi gerekenler sadece onlar değil, sen de ilgilenmelisin. Onu bolca sevmelisin. Bence muheşem bir abi olacaksın. Kardeşin seni çok sevecek. Sence de öyle değil mi? Onunla ilgileneceksin, onu koruyacaksın, ağladığında onu sakinleştirmek isteyeceksin, tek bir damla göz yaşına bile kıyamayacaksın. Ailen yokken o senin emanetin olacak. Ona güzelce bakacaksın. Göreceksin ki ileride onun kadar değerli biri olmayacak hayatında. Kardeş öyle bir şey ki aranızda kilometreler olsa bile kalpleriniz bir kalır.'' deyip iç çektim. Kardeşimi çok özlemiştim. Şu an bunu çok daha net bir şekilde farkediyordum.
''Abla, öyle bir konuştun ki heyecanlandım. Kardeşim beni de sever mi dersin?''
''Tabii ki sever. Benim senin gibi bir abim olsaydı kırk gün kırk gece halay çekerdim.'' dediğimde gamzelerini belli edecek şekilde gülümsedi. Sevimli suratını ısırasım gelmişti resmen.
''Öyle diyorsan o zaman ben de onu çok seveceğim. Beni annem ve babamı sevdiğinden daha çok sevmesini sağlayacağım.'' dedi kararlı bir sesle. ''Ben inanıyorum sana. Yaparsın.'' dedim ona destek vererek.
Bu görev halledildiğine göre şimdi sırada Yiğit'in moralini düzeltme görevi vardı. ''Anlaştığımıza göre ben kaçıyorum yakışıklı. Yine görüşürüz bir ara.'' dediğimde o da ayaklandı. ''Görüşürüz abla.'' deyip apartmanın kapısına yöneldi. Bu çocuk evde oturmayı bilmiyordu ciddi anlamda. Ne zaman görsem ya dışarıda ya da dışarı çıkmak üzere olurdu.
Merdivenleri hızlı adımlarla çıktım. Rabia teyzenin evinin kapısına geldiğimde yine o kendi kendime oluşturduğum değişik ritimle kapıyı çalmaya başladım. Birkaç saniye içine açıldı. Beni, Rabia teyzenin nur damlayan yüzü karşıladı.
Onu görür görmez sıkı sıkı sarıldım ona. ''Oy canım benim. Nasıl özlemişim.'' dedi sevecen bir sesle. ''Ben de öyle Rabia'm. Çok özledim.''
''Hadi geç içeri bakalım.'' Dediğini yapıp içeri geçtim. Salona girdiğimde Yiğit'in kanepenin üzerinde uyuyor olduğunu gördüm. Yatak yerine neden kanepede yatmayı tercih etmişti ki? Benim tarafıma doğru döndüğünde çok ağır bir alkol kokusu doldu genzime. İstemsizce yüzümü buruşturdum. Yiğit, içki mi içmişti? Daha bunun şaşkınlığıyla yüzleşememişken Yiğit, bir şeyler mırıldandı.
Kulak kabartıp dediklerini anlamaya çalıştım. ''Su...'' Su istiyordu. Koşar adımlarla mutfağa gidip dolaptan bir şişe su çıkardım. Bardağı ağzına kadar doldurup onu Yiğit'e götürdüm. Rabia abla da peşimden salona gelmişti.
Yiğit'e yaklaştım. ''Su getirdim.'' Kalkmadığında onu parmağımla dürttüm. ''Kalksana. Nasıl içeceksin böyle suyu?''
''Rojin...'' diye sayıkladı gözlerini açmadan. ''Evet, benim. Hadi kalk.'' dediğimde gözleri aniden açıldı. Hızla yerinden doğrulup bana baktı. Beni gördüğüne inanamıyormuş gibiydi. Hayalet miydim sanki abi ben? Ne bu tepki?
Baş parmağı ve işaret parmağıyla şakaklarını ovdu. Başı ağrıyor olmalıydı. İçki içerse olacağı buydu tabii. Bir de bu saate kadar uyumuştu. Gariban başı ağrımasın da ne yapsın? ''Al iç şu suyu.'' dedim suyu ona uzatarak.
Gözlerini zar zor açıp bardağı elimden aldı. Suyu yavaş yavaş içerken ona ters bakışlarımı gönderiyordum. Ben onun için o kadar endişelenmişken beyefendi âlem yapıyordu. Bir süre benden çekeceği vardı. Çok fena trip yiyecekti.
''Teşekkürler.'' dediğinde bardağı elinden aldım. Ama cevap vermedim. Rabia teyze Yiğit'e bakıp ''Sen git bir duş al da gel. Leş gibi kokuyorsun.'' dedi yüzünü buruşturarak. Haklıydı. Gerçekten de berbat kokuyordu.
Durduk yere neden içki içmişti ki şimdi? Onun bu tarz bir alışkanlığı olduğunu bilmiyordum. Yiğit, denileni yaptı. Üzerinde olan çarşafı kenara ittirerek ayağa kalktı. Ardından onu katlamaya başladı. İşi bitince çarşafı alarak salondan çıktı.
Rabia teyzeye üzüntü dolu bakışlar attım. ''İçki içme alışkanlığı mı var?'' diye sordum. Eğer varsa çok üzülürdüm. Kendine zarar vermesini istemezdim. Sigara olsun alkol olsun hayatım boyunca hep uzak durduğum ve kullanmayı hiçbir zaman düşünmediğim zararlı maddelerdi. Sevdiğim değer verdiğim insanların da onlara bağımlı olmalarını istemezdim.
''Yok diye biliyorum. Ama dün gece bir şeyler olmuş belli ki.'' dedi üzgünce. Başımı onu anlamışçasına salladım. Kısa bir süreliğine sohbet ettikten sonra mutfağa gittik.
Yiğit'e iyi geleceğini düşündüğümden bir Türk kahvesi yaptım. O da, işlerini halledip yanımıza geldi. Üçümüz birlikte kahvelerimizi içerken ona kaçamak bakışlar atmakla yetiniyordum. Arada sırda yüzünü buruşturuyordu. Bunun sebebinin baş ağrısı olduğundan emindim.
''Başım çok ağrıyor.'' dediğinde teorim doğrulandı. ''Ağrır tabii.'' dedim soğuk bir sesle. Bana şaşkın bakışlar gönderdi. Onu umursamadan kahvemi içmeye devam ettim. Ne yani? Yalan mıydı? İçerse olacağı buydu.
Rabia teyze ayaklanıp ''Ben sana yemek hazırlayayım. Sonra ağrı kesici alırsın.'' dedi. Ben de kahvemi bitirip ona yardım etmek için kalktım. Bu sırada Yiğit'e bir telefon geldi. Cevapladıktan bir süre sonra bize göz ucuyla bakıp mutfaktan çıktı. Bu hareketi kaşlarımı çatmama sebep oldu. Bir şeyler saklıyordu. Dün geceden beri normal değildi zaten.
Tabii benim telefonlarıma bakmayıp başkalarınınkini açtığını da unutmayacaktım. Çok ayıp ettiniz Yiğit bey. Yazdım bunu bir kenara.
Yemeği hazırlayana kadar mutfağa dönmüştü. Ben de sabahtan beri gezdiğim için acıkmıştım haliyle. Hep birlikte yemek yemiştik. Yemekten sonra Yiğit, ağrı kesicisini içti.
''Sınav sonucuna baktın mı?'' diye sordum. Tamam, soğuk yapacağımı söylemiştim. Ama bu merakımı rafa kaldıracağım anlamına gelmiyordu. ''Bakmadım.''
''Bakmayacak mısın?''
''Bakacağım.'' Aman ne mükemmel bir sohbetti bu böyle (!). ''Açıp baksana. Merak ediyorum.'' dediğimde beni kırmadı ve telefonunda birkaç şeye tıkladıktan sonra sonucuna baktı. ''İyi bir sıralama gelmiş.'' dedi. İçim rahatladığında gülümsedim.
İstediği bölüme girebilecek olmasına çok sevinmiştim. ''Tebrik ederim.'' dediğimde ''Teşekkür ederim.'' dedi soğuk bir tavırla.
Bu da ne demek oluyordu kardeşim? Soğuk yapması gereken bendim şu an. ''Kutlama yapıyoruz bugün. Sen de geleceksin, değil mi?''
Kararsız gibi görünüyordu. Pek istekli değil gibiydi. ''Gel lütfen. Bak çok eğleniriz. Hem de bu çok güzel bir haber. Kutlamadan olmaz ki.'' Ona kızgın olsam da bu mutluluğu birlikte yaşamak varken aksinin olmasını istemezdim.
Geldiğimden beri benimle ilk defa göz teması kurdu. O da uzun sürmedi. Gözlerini hemen kaçırmıştı. ''Peki. Gidelim.'' Kabul etmesine çok sevinmiştim. Rabia teyzeme baktım. ''Sen de gelsene Rabia'm.'' dediğimde kahkaha attı.
''Yavrum, benim ne işim var Allah aşkına siz gençlerin arasında?''
''Aşk olsun Rabia'm. Sen bizden de gençsin. Lütfen gel. Bak çok mutlu oluruz gelirsen.'' deyip Yiğit'e baktım. Telepatik yollarla beni desteklemesi için mesaj göndermeye başladım. Başta bana anlamaz gözlerle baksa da jeton düştüğünde ''Bence de güzel olur hala. Birlikte gidelim.'' diyerek beni destekledi.
Biraz daha ısrar ettiğimizde kabul etmişti. O, hazırlanmaya gittiğinde benle Yiğit mutfakta baş başa kalmıştık. Ona neler olduğunu sorsa mıydım? Ama özelse paylaşmak istemeyebilirdi. Buna rağmen bizi habersiz bıraktığı için ondan hesap sormak istiyordum.
''Dün bir şey demeden gittin. Seni defalarca aradım. Ne kadar endişelendim, biliyor musun sen? En azından bir mesaj yazıp iyi olduğunu söyleyebilirdin.'' Sesim beklediğimden daha sitemli çıkmıştı. Yiğit de neye uğardığını şaşırmış bir şekilde sessizliğe gömülmüştü.
Kendini açıklayabileceği bir durum değildi zaten. Hatalıydı. ''Benim için endişelendin mi?'' Ne? Bunu ciddi ciddi sormuş olamazdı. Tüm o söylediklerimin arasında buna mı takılmıştı gerçekten? ''Tabii ki endişelendim. Arkadaş değil miyiz biz? Bir insan arkadaşı için nasıl endişelenmez? Ama senin yaptığın büyük düşüncesizlikti. Sana çok kızgınım. Haberin olsun.''
''Arkadaş...'' diye mırıldandı. Ona ciddi şeyler soruyordum ama o, yanlış yerlere takılıyordu hep. ''Neyse gidelim artık.'' dedim konuyu kapatarak. Belli ki doğru düzgün cevap alamayacaktım. Daha fazla uzatmaya gerek yoktu.
İkimiz de ayaklanıp mutfaktan çıktık. Bu sırada Rabia teyze de odasından çıktı. Çok şık giyinmişti. Onu baştan ayağa süzüp beğeniyle dudaklarımı büktüm. Bir ıslık çalıp ''Mükemmel görünüyorsun Rabia'm.'' dediğimde gül rengindeki yanakları daha pembeleşti. O kadar sevimli görünüyordu ki anlatamam.
Teşekkür ettikten sonra bu defa o beni süzdü. ''Böyle mi gideceksin sen?'' dediğinde üzerime baktım. Siyah kot, mavi renki bir tişörtle karşılaştım. Bence fena bir kombin değildi.
''Evet?'' dedim sorarcasına. Rabia teyze gözlerini devirerek ''Saçmalama istersen. Git bir elbise giy. Öyle gidelim. Bekliyoruz seni.'' dedi. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken ciddiyetini tartmaya çalıştım. En az aristokratlar kadar ciddi görünüyordu. Aristokratlar ne alaka diye sormayın. Aklıma geldiler birden. Ondan.
El mahkum onun sözünü dinlemek zorunda kaldım. Evime gidip elime ilk geçirdiğim elbiseyi giydim. Açık mavi renkli, dizlerime kadar gelen, tatlı bir yaz elbisesiydi. Saçlarımı da taradıktan sonra işim bitmişti. Kapıya çıktığımda Rabia teyzeyle Yiğit'in merdivenleden indiklerini gördüm.
''Çok güzel olmuşsun yavrum. İşte bu kadar.'' dedi Rabia teyze gülümseyerek. Ona kibarca teşekkür ettim. Ardından hep beraber merdiveleri inmeye devam ettik. O değil de benim yüzümden herkes merdivenleri kullanıyordu artık. Bunu yeni farketmiştim. Neyse canım spor sayılır o da.
Apartmanın önüne geldiğimizde bizi bir taksi bekliyordu. Yiğit'in onu önceden çağırmış olabileceğini düşündüm. Hep birlikte taksiye bindiğimizde Yiğit, yolu tarif etti.
Güzel bir kutlama partisi olacağını düşünüyordum. Umarım ki tahmin ettiğim kadar güzel olurdu.
***
Bölüm sonuuu
Umarım bölümü sevmişsinizdirrr
Kendinize iyi bakınn >