Ben geldiiimmm
Bölüm Şarkısı: Yanımda Gülmedin O Kadar
Nasılsınız bakalım ballı çöreklerimmm
Keyifli okumalar dilerimmm >
***
Rojin'in anlatımıyla...
Diğerlerini bulmak için dolaşmaya devam ettim bir süre. Etrafa bakınırken Bulut'u gördüm. Kendi halinde yürüyordu. Ara ara gözleri lunapark aletlerine takılıyorlardı. O anlarda yüzünü buruşturup yutkunuyordu. Bu, istemsizce gülümsememe sabep oldu. Lunaparktan gerçekten hiç hoşlanmıyor olmalıydı.
Ona doğru yaklaşıp hemen karşısında durdum. Başka bir yere baktığı için beni farketmedi. Bu sebeple ufak bir çarpışma yaşamıştık. Bana çarptığında hemen geri çekilip ''Pardon.'' dedi nazikçe. Beni gördüğünde endişeli ifadesi silinmiş yerine tatlı bir gülümseme yer edinmişti.
Etrafıma baktı. Tek olduğumu farkettiğinde kaşları hafifçe çatıldı. ''Neden teksin? Diğerleri nerede?'' diye sordu merakla. ''Zincirli salıncaklara bindik, biliyorsun ki. Yiğit'le iki tur daha attık. Diğerleri de ilk turdan sonra dağıldılar. Şu an neredeler bilmiyorum. Yiğit de lavaboya gitti. Ben de sizi arıyordum işte. İlk bulduğum da sensin.'' dedim şapşal şapşal sırıtarak.
''Hep sen bul beni.'' dediğinde kalp atışlarım hızlanmaya başlamışlardı. Bu çocuğun söylediği her bir kelime ne zamana kadar bende böyle bir etki bırakmaya devam edecekti ki?
Gözlerimi kaçırdığımda karşıma çıkan ilk şey dönme dolap oldu. En sevdiğim iki aletten biriydi. Bir zincirli salıncağın bir de dönme dolabın benim için yerleri çok ayrıydı. Refleksle Bulut'un bileğini tutup heyecanla zıplamaya başladım. ''Dönme dolaba binelim mi?'' diye sordum anın bana verdiği heyecanla.
Bulut'un bunları sevmediğini tamamen unutmuştum. Aklıma geldiğinde tam vazgeçecektim ki ''Binelim.'' dedi bir anda. Ona şaşkınca baktım. Hoşlanmadığı, korktuğu bir alete benim için mi binecekti şimdi? Bunu kabul edemezdim ki.
''Şey... Yani sen gezmene devam et istersen. Ben tek başıma binerim. Bölmüş gibi olmayayım.'' dedim telaşla.
Başını iki yana sallayarak ''Birlikte binelim.'' dedi net bir sesle. Tam itiraz etmek için dudaklarımı aralamıştım ki bileğimden tutup beni dönme dolaba doğru çekiştirmeye başladı. Şaşkınlığımdan sıyrılıp hafifçe gülümsedim. Benim için böyle bir fedakarlık yapması çok değerli bir olaydı. İçimi sıcacık yapmıştı.
Merdivenleri çıkıp boş kabine bindik. Karşı karşıya oturmuştuk. İyi olup olmadığını kontrol etmek adına onu şöyle bir süzdüm. Şu anlık bir sıkıntı yok gibiydi. Umarım ileride de bir şey olmazdı.
Kapılar kapandı ve yavaş yavaş yükselmeye başladık. Gözlerimi dışarıya çevirdim. Hava karardığı için şehir ışıkları her yeri sarmışlardı. Yeryüzünde birer yıldız gibi parlıyorlardı. Bu manzarayı kendimi bildim bileli çok sevmişimdir.
En üst noktaya geldiğimizde bakışlarımı manzaradan ayırıp Bulut'a baktım. Gözlerini sıkı sıkı kapatmış, ellerini birbirlerine kenetlemişti. Belli belirsiz titriyordu bile. Bunu ona yapmış olamazdım gerçekten. İçim pişmanlıkla dolarken yerimden kalkıp hemen yanına oturdum.
Bu hareketimle irkildi. Ama gözlerini hiç açmadı. ''Bulut... Bak bana.'' dediğimde başını iki yana salladı. Titrek bir sesle ''Böyle kalsam iyi olacak.'' dedi. Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki bu kadar dibinde olmasam duyamam mümkün olmazdı.
''Bulut, sorun yok. Bak manzara çok güzel. Biz de güvendeyiz.'' dediğimde ''Yükseklik korkum var. Bu yüzden manzaraya bakabileceğimi sanmıyorum hiç.'' diyerek karşılık verdi. Demek bu yüzden bu kadar çok etkilenmişti. O zaman neden binmişti ki buna? Tüm aletlerin arasında en yükseğe çıkan buydu. Keşke yapmasaydı. Ama olan olmuştu bir kere.
Onu rahalatmak istediğim için ellerine nazikçe dokundum. Birbirlerine tamamen kenetlenmişlerdi. Hafifçe titriyorlardı. ''Birazdan ineceğiz. Merak etme.'' Dokunuşumu hissettiğinde elleri birazcık gevşedi. Bunu fırsat bilerek ellerinden birini avuçlarımın arasına aldım.
Bu hareketimle birlikte gözlerini aralamıştı. Gözleri birer elmas parçası gibi parlamaya başlamışlardı. ''İyi misin?'' diye sordum iyi olmadığını bile bile.
Yüzünde daha rahat bir ifade vardı şimdi. Demek ki tahmin ettiğim kadar kötü değildi. Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan ''İyiyim.'' dedi tatlı bir tınıyla. ''Sayende...'' diye ekledi gülümseyerek. Gülümsemesine karşılık verdim.
Durumunun kötüleşmemesi beni çok mutlu etmişti. Gözleri dışarıya kaydığında yüzü yine kireç gibi olmuştu. Gözlerini hemen bana çevirip elimi sıkı sıkı tuttu. ''Dışarıya bakma. Bak ineceğiz şimdi zaten. Sadece bana bak.'' dediğimde sözümü dinleyip bana baktı.
Sessizce bakışmak çok tuhaf olacağından aklıma gelen ilk şeyi dile getirdim. ''Dönme dolabı çok severim. Senin aksine yüksekte olmak, kendimi güvende ve özgür gibi hissettiriyor.''
''Sen seviyorsan ben de severim.'' dediğinde ona hayretle baktım. ''Ama yükseklik korkun var. İnsan korktuğu bir şeyi sevebilir mi?'' diye sordum başımı omzuma doğru eğerek.
''Sevdiğin birinin sevdiği bir şeyden korkuyor olsan bile sırf o seviyor diye sevebilirsin.'' Cevabı karşısında donakaldım. Bunu beklemiyordum. Beni seviyordu. O da yetmezmiş gibi korktuğu halde benim sevdiğim şeyi bile seveceğini söylüyordu. Yüzüm, utandığım için yanmaya başlamıştı.
Kalbimin hızını takip etmiyordum bile. Umarım kalbimin atışlarını duymuyordu. Dönme dolap tamamen durdu ve bizim kapı açıldı. İkimiz de birlikte çıktık hemen. ''Bir tur daha binmek ister misin?'' diye sordu Bulut.
''Hayır tabii ki.'' diye cevap verdim. Bir kez daha onu kriz eşiğine getirecek halim yoktu. Kıkırdadığında ona şaşkınca baktım. Neye gülmüştü ki şimdi? ''Pamuk şeker yemek ister misin?'' diye sordu bu defa da.
''Olur!'' dedim heyecanla. Çocuksu hevesimi gördüğünde bir kez daha kıkırdadı. Yani bu yaşıma gelmiş olsam da bazı şeylerin bendeki yeri değişmiyordu.
Pamuk şeker satıcısının yanına vardığımızda Bulut, bir tane pamuk şeker istedi. ''Sen sevmez misin?'' diye sordum. ''Tatlı yiyeceklerle pek aram yok.'' dedi. Ben de tatlı meraklısı değildim. Ama bu tüm şekerli yiyecekleri sevmediğim anlamına da gelmiyordu. Yerine göre seve seve yerdim.
Parayı almak için cüzdanına uzanmıştı ki ellerimizin birleşik olduğunu farkettik. İyice şaşırmıştım. Dönme dolabın içinde tuttuğu elimi bırakmamıştı. Bana da o kadar doğal gelmişti ki farkedememiştim bile. O da benden farksız olacak ki birleşik ellerimize şaşkınlıkla baktı.
Ardından yüzünde çarpık bir gülümseme yer edindi. Bu durumdan son derece memnunmuş gibi görünüyordu. Elimi çekme gibi bir girişimde bulunmadım. O da aynı şekilde. Pamuk şekerci bana pamuk şekeri uzattığında boşta olan elimle onu aldım. Bulut ise tek elle zorlansa bile cüzdanından parayı çıkarıp adama vermişti. Ardından cüzdanını cebine sıkıştırıp yürümeye başladı.
Şu an bir elimde pamuk şeker, bir elimde de Bulut'un eli vardı. Yüzümde şapşal bir gülümseme yerleşmişti. Uzun süre de beni terkedecek gibi durmuyordu. Onunla hiç tahmin edemeyeceğim kadar yakındım. Ellerimiz iç içeydi. Daha ne isterdim ki?
''Elimi bırakmayacak mısın?'' diye sorduğumda bana bakıp ''Bırakmayacağım. Elini hiçbir zaman bırakmayacağım Rojin.'' dedi net bir sesle. Ben gerçek anlamda sormuş olsam da o diğer anlamda cevap vermişti. Bunu çok net hissettirmişti.
İçim tatlı bir hisle dolarken gözlerimle pamuk şekeri işaret ettim. ''Onu nasıl yiyeceğim peki?''
Boşta olan elini pamuk şekerin poşetine atıp onu çıkardı. İyice buruşturdu ve gözleriyle bir çöp kutusu aradı. Onu bulduğunda ona doğru ilerleyip poşeti çöp kutusuna attı.
Ardından bana dönüp elini bir kez daha pamuk şekere yaklaştırdı. Bir parça kopararak onu ağzımın yakınına getirdi. ''Böyle yiyeceksin.'' dedi derin sesiyle. Şu anda kendimi bulutların üzerindeymişim gibi hissediyordum.
Kalbim bir serçe gibi göğüs kafesimin içinde çırpınıyordu. Midemde şu zamana kadar varlıklarını sadece ismen bildiğim kelebekler uçuşmaya başlamışlardı.
Bulut, pamuk şekeri biraz daha yaklaştırdı. Anın şokundan sıyrılıp pamuk şekeri yedim. Onun elinden yememden kaynaklı olacak ki daha bir tatlı gelmişti. ''Güzel mi?'' diye sordu.
''Çok güzel.'' Cevap verdikten sonra gözlerimi kaçırarak başka bir yöne baktım. O anda Yiğit'i gördüm. Bizden birkaç metre uzaktaydı. Gözleri birleşik olan ellerimizdeydi. Tam ona seslenecektim ki dalgınca arkasını dönüp yürümeye başladı.
''Ne oldu?'' diye sordu Bulut. ''Şey... Yiğit'i gördüm de... Nedense yanımıza gelmedi.'' dedim kaşlarımı çatarak. Yürüdüğü yöne doğru baktığımda artık görünmüyordu. ''Ve çoktan gitti.''
🐚🐚🐚
Yiğit'in anlatımıyla...
Bugün, hiç beklemediğim bir yerden vurulmuştum. Hayatım boyunca hissetmediğim duyguları hissetmeye başlamıştım. Hayat, ne kadar da beklenmedikti öyle. Her an hiç beklemediğimiz durumlarla karşılaşmak zorunda kalabiliyorduk. O durumlarla başa çıkmaksa düşündüğümüz kadar kolay değildi.
Doğduğumdan beri tektim, yalnızdım. Annemle babam çok ciddi insanlardı. Annem doktor, babam ise hakimdi. Benim de en az onlar kadar başarılı olmamı istemişlerdi hep. Onların sevgisini hiçbir zaman hissedememiştim. Benden hep çok uzaklardı.
Birlikte geçirdiğimiz tek zamanlar sofraya oturduğumuz zamanlardı. Bir kez olsun beni sevdiklerini söylememişlerdi, saçlarımı okşamamışlardı, günümün nasıl geçtiğini sormamışlardı.
Çok fazla içe kapanık bir çocuktum. Bu sebeple pek arkadaşım olmamıştı. Hepsi benim çok soğuk olduğumu düşünüyorlardı. Evde de yalnızdım, okulda da yalnızdım. Hiçbir zaman yanımda biri olmadı. Bu hayatla tek başıma yüzleşmeyi öğrendim.
Yine de insan yanında birini isterdi. Zor zamanlardan geçtiğinde arayabileceği birini isterdi hayatında. Ailemin istediği doğrultuda ilerlersem beni sevebileceklerini düşünmüştüm. Liseye kadar deli gibi ders çalışmıştım. Onlara sorun çıkarabilecek hiçbir şeye bulaşmamıştım. İdeal çocuk, örnek öğrenci olmuştum. Yine de sevmemişlerdi beni. Bir kez olsun 'Seninle gurur duyuyoruz oğlum.' dememişlerdi.
Bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğinden emin olduğumda çalışmayı bırakmıştım. Herkesten uzaklaşmıştım. Birinin yanımda olmasını istemeyi bırakmıştım. Biraz da belalı bir tip olmuştum. Derste sürekli uyuyan, hocaları takmayan, ders çalışmayan, notları zar zor sınıfı geçmesine yeten bir öğrenci...
Tabii bu durum ailemi çileden çıkarmıştı. O dönemlerde onlardan duyduğum belli cümleler vardı. 'Sen adam olmazsın.', 'Ne zamana kadar başımıza belalar açacaksın?', 'Ders çalış.', 'Öğretmenlerinden şikayet var.', 'Okuldan kaçmışsın.', 'Derste uyuyormuşsun.', 'Ailemizin itibarını iki paralık ediyorsun.', 'Hemen kendine gel.', 'Hukuk kazanmak zorundasın.', 'Derslerin iyi olmalı.', 'Kendini düşünmüyorsan bizi düşün.', 'Cezalısın.' gibi cümleler...
Hepsini sadece duymazdan geliyordum. Umursamamaya çalışıyordum. Ama ne yaparsam yapayım onları memnun edemiyordum her türlü. Fazla zorlamanın anlamı yoktu. Üniveriste sınavına girdiğim ilk sene batırmıştım. Günlerce azar yemiştim. Bir türlü susmak bilmemişlerdi.
Ben de son çare olarak kendim için çalışmaya karar verdim. Çalışıp o evden ayrılacaktım. Varlıkları ve yoklukları benim için bir anlam ifade etmeyecek olan ebeveynlerimden uzak olmak bana iyi gelecekti. En azından o gereksiz cümlelerini sürekli dinlemek zorunda kalmayacaktım.
Bu sene sınava girdiğimde elimden geleni yapmıştım. Sınavdan çıktığım gibi kontrollerimi yapıp aileme sınavı kesin kazandığımı kanıtlarıyla birlikte göstermiştim. Onlar da beni halamın yanına göndermeyi kabul etmişlerdi.
Tüm her şeyimi yanıma alarak bir daha oraya dönmemek üzere yola çıkmıştım. Halam beni sevgi dolu bir şekilde karşılamıştı. Hiç tahmin edemediğim bir şekilde beni bağrına basmıştı. Onunla ilk karşılaştığımda bana sıkı sıkı sarılmıştı. O an anlamıştım ki sarılmak böyle bir histi. İnsanı vatanında gibi hissettiriyordu, güven ve huzur veriyordu. Sevildiğini hissettirip güç veriyordu.
Sonra Rojin girdi hayatıma. Ona karşı her zamanki soğuk tavrımı takınsam da bana ön yargıyla yaklaşmamıştı. Bana sıcak bir şekilde gülümsemişti, görmezden gelmemişti.
Zamanla da daha çok iletişimimiz olmuştu. Her seferinde birbirimizi daha çok tanımıştık. Onun yanında daha rahat olmaya başlamıştım. Birlikte Tom ve Jerry izlediğimiz gün onun karşısında tamamen kendim olabileceğimi farketmiştim.
Onun yanında içten gülebilmiştim. Aynı iş yerinde çalışmaya başladığımızda her gün yanına gidip onunla birlikte işe gitmeyi sevmiştim. Her sabah onu görmek için sabırsızlanıyordum. Tatlı konuşmalarını dinlemeyi seviyordum. Çoğu zaman ise sessiz kalıyorduk. Ama bu sessizlik bizi rahatsız etmiyordu, germiyordu. Onun yanındayken sessiz kalmak bile sorun değildi, tuhaf değildi.
Bugün ise zincirli salıncaklara bindiğimiz zaman dakikalarca onu izlemiştim. Rüzgar gözlerimi yaksa bile onları, onun üzerinden çekememiştim.
Gözlerini hafifçe kapatmıştı. Kollarını açıp kendini tamamen özgür bırakmıştı. Yüzünde küçük, huzurlu bir tebessüm yer edinmişti. Kumral saçları rüzgarla birlikte dalgalanıyorlardı. O an nedense onu saatlerce bu şekilde izlemek istemiştim.
Üst üste üç tur atmıştık ve ben her seferinde sadece onu izlemiştim. Son turda midesinin bulandığını söylemeseydi kim bilir kaç tur daha atardık?
O an anladım ki ben Rojin'den hoşlanıyordum. Hem de çok fena...
Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra doğruca onun yanına gitmek istedim. Kalbimi mutluluk sarmıştı. Onu dakikalarca aramıştım. En son gördüğümde ise büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım.
Bulut, onun elini tutmuştu. Bu da yetmezmiş gibi kendi eliyle pamuk şeker yediriyordu ona. Rojin'inse yüzünde güller açıyordu. Yanakları, ufaktan pembeleşmişlerdi. Buradan bakınca gördüğüm tek şey mükemmel bir karşılıklı sevgi tablosuydu ve benim o tabloda hiçbir yerim yoktu.
Tamamen düşüncelere dalmıştım. Yüreğimde tarif edilemez bir acı vardı. Birine kavuşamadan onu kaybetmek bu olmalıydı. Kısa bir süre önce farkettiğim duygularımdan vazgeçmem gerekiyordu artık. Onun gönlü başkasındaydı. Bir başka adam, onun yüzündeki gülüşün sebebiydi.
Arkama bir kez bile bakmadan yürüdüm. Lunaparktan çıkıp bir taksi tuttum. Uzun zamandır içki içmiyordum. Ama bu gece ihtiyacım vardı. Beynimin uyuşmasına, her şeyi unutmaya ihtiyacım vardı.
Ben sevilmeyecektim. Hiç sevilmemiştim. Hiçbir zaman da sevilmeyecektim. Kendi ailesinin bile sevmediği bir çocuğu kim neden sevsindi ki zaten?
Acım çoktu, yaralarım derindi ama gözümden bir damla bile yaş akmadı. Her zamanki ifadesizliğimle bara girdim. Çok gürültülüydü. Kalabalıktı. Yine de benim gözlerim bunları görmüyor, kulaklarım hiçbir şey duyumuyordu.
Bar sandalyelerden birine geçtim. Barmen yanıma geldiğinde en sert içkiyi vermesini söyledim. ''Hemen efendim.'' deyip işinin başına döndü.
Kısa bir süre sonra içkim elime ulaştığında bir süre sadece baktım ona. İçmek istemiyordum. Bırakmıştım. Ama şu an ihtiyacım olan tek şey o gibiydi.
İlk yudumu içtikten sonra devamı geldi. Üst üste sayısız bardak devirdim. Yine de olmuyordu. Çıkmıyordu aklımdan. Her şeyin üst üste gelmesi şart mıydı? Neden böyle oluyordu?
Bir bardak daha içtiğim sırada yanıma bir kız geldi. ''Merhaba.'' dedi tiz bir sesle. Onu görmezden geldim. ve yeni içki bardağıma uzandım.
Kız, elini elimin üzerine koyup ''Az önceden beri seni izliyordum. Çok içtin. Bence yeter.'' dediğinde ona ters bir bakış yolladım. Sana ne be kadın?
Elini ittirerek bardağı aldım. Bir yudum içtiğimde ''Kim üzdü seni bu kadar?'' diye sordu. Ona bıkkın bir bakış gönderdim yanımda olmasından rahatsız olduğumu anlamasını umarak. Ne yazık ki kadın fazla ısrarcı çıktı.
Sarı saçlarını savurarak beni görmezden geldi ve barmenden bir kokteyl istedi. ''Eee? Anlatsana kim neden üzdü seni? Dinlemeye hazırım ben.'' Dinlemesini isteyen yoktu.
''Beni sadece rahat bırakamaz mısın?'' diye sordum bu tavrından hoşlanmadığımı ifade ederek. ''Bırakamam. Birine ihtiyacın var gibi görünüyor. Ben de seni tanımasam da en azından bir dinlemek istedim. Bu yüzden çekinme ve anlat. Zaten beni bir daha göreceğin yok. Bari içinde kalmasın bir şeyler.''
Sessizliğimi korumaya devam ettim. Bir şey anlatmayacağımı anladığında giderdi nasıl olsa.
''Dur tahmin edeyim. Aşk acısı?'' Ona cevap vermediğimde kendince çıkarımlarda bulunmaya devam etti. ''Ya ama en azından bir yüzüme baksan!'' diye yakındı.
Ona duygudan yoksun bir bakış attım. ''Yüzüne bakmamı gerektirecek bir durum yok. Bir daha görüşmeyeceğiz zaten ve ben yabancılardan nefret ederim. Şu an burada durarak bana rahatsızlık vermekten başka bir şey yapmıyorsun. Ayrıca 'Git.' dememe rağmen burada durarak sadece gururunu ayaklar altına alıyorsun.'' dedim sert bir sesle. Yani sabırlı davranmaya çalışmıştım ama o sınırları zorlamıştı. Birine karşı bu kadar kırıcı konuşmak istemezdim. Buna rağmen patlama noktasına gelmiştim.
Kız bir şey demeden içkisini tek seferde bitirip gitti. Ondan kurtulduğum için sevinirken bir yandan da birini kırdığım için pişmanlık hissediyordum.
Kaç saat orada kaldım bilmiyordum. Ama ayağa kalktığımda hafif savsaklıyordum. İçkiyi fazla kaçırmıştım. Ama en azından beynim uyuştuğu için bir şey düşünemiyordum.
Bardan çıkıp bir taksi tuttum. Evi tarif ettim. Kısa bir süre sonra binanın önüne gelmiştim. Ücreti ödedim. Taksi gittiğinde başımı gökyüzüne doğru kaldırıp derin bir nefes aldım. Bikaç dakika böyle durduktan sonra binaya girdim.
Savsak adımlarla merdivenleri çıkmaya başladım. Bu durumda asansör kullanmam çok daha mantıklı olurdu. Ama Rojin sayesinde ben de alışmıştım merdivenlere. Rojin... Yine o. Her seferinde aklıma gelen o mu olacaktı?
Evin karşısına geldiğimde kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra Rabia halam kapıyı açtı. Uykulu gözlerle bana bakarken ''Ne oldu yavrum? Sen Rojin'le arkadaşınızın evinde kalmıyor muydun? Neden geldin bu saatte?'' diye sıraladı sorularını üst üste. Yüzünde endişeli bir ifade vardı.
Ona yaklaşıp sıkı sıkı sarıldım. O da şaşkın olsa da ellerini sırtıma doladı. ''İyi misin oğlum? İçki mi içtin sen?'' İyi değildim hala. Yüreğim paramparça olmuştu. Nasıl iyi olabilirdi ki? Sevgiyi ilk kez tadan kalbim, ilk kez de bu kadar acıyordu.
Ondan biraz uzaklaşıp başımı olumlu anlamda salladım. ''Ne oldu da bu hale düştün acaba? Gel içeri hemen.'' dedi net bir sesle.
Zar zor ayakta durmaya çalışırken içeri doğru ilerledim. Kendimi kanepeye atıp tavanla bakıştım. Halam yanıma gelerek hemen başımın arkasında kalan boşluğa oturdu. Ardından başımı çekerek bacaklarının üzerine yerleştirdi.
Neye uğradığımı şaşırırken saçlarımı okşamaya başladı. Daha önce bir kişinin bile doğru dürüst dokunmadığı saçlarımı okşuyordu. Gözlerim istemsizce dolaken o, farketmesin diye onları sıkıca yumdum.
''Üzmüşler seni. Belli. Ama kim üzmüş olabilir ki yavrumu? Anlatmak istiyor musun?'' diye sordu tatlı ve anlayışlı bir sesle.
''Belki sonra.'' dediğimde sesimin titremesini engelleyememiştim. Halam, ısrar etmedi. Beni rahatıma bıraktı.
Kendimi onun yanında çocuk gibi hissediyordum. Onun yanına gelmek, benim 'İyi ki.' dediğim tek durumdu. Eli, saçlarımın arasında yavaş yavaş dolanmaya devam ederken, tüm düşüncelerimi unutmaya çalışarak uykuya daldım. Kim bilir? Belki yarın her şey daha güzel olurdu.
***
Bölüm sonuuu
Birazcık hüzünlü bir bölüm olmuş olabiliirr. Ama en azından Yiğit'i daha iyi tanımamızı sağladı diyebilirim. Değil miii??
Bölümü sevdinizz miii?
Arada sırada diğer karakterlerin de anlatımıyla olan bölümler gelecekk umarım bu olayı sevmişsinizdir >
Bir de en çok merak ettiğiniz karakter hangisiii??
Kendinize çoook iyi bakınnn
Sizi çooook seviyorummm >

