İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 18 · 16 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 18

18. Bölüm🐚

Merhabaaaa

Nasılsınızzz

Keyifli okumalar >

***

Anında karşı çıkanlar Bulut ve Yiğit'ti. Onlara hayretle bakmaya başladım. Taner'le arada bu tarz şakalaşmalarımız olurdu. Eğer onlar bu kadar net bir şekilde itiraz etmeselerdi muhetmelen yaramaz bir tavır takınarak Taner'le uğraşırdım. O da eksik kalmaz, devam ettirirdi.

Herkesin odağı onlara kaydığında Yiğit, yorumsuz kalmayı tercih etti. Bulut ise ''Şey... Yani rahat edemezsiniz diye şey yaptık.'' dedi ensesini sıvazlayarak. Pek mantıklı bir açıklama olmasa da onları daha fazla utandırmamak adına üstelemedik. Yalnız utanırken çok tatlı olduğunu düşünmeden de edememiştim.

Taner, ''Uyuyalım artık.'' deyip ayaklandı. Bulut ve Yiğit de ayaklandılar. Bulut, ''Biz seninle uyuruz Taner. Kızlar da rahat edecekleri bir odada kalsınlar.'' dediğinde istemsizce kıkırdadım. Zaten en başından beri böyle olacaktı. Ama onlar, Taner'in o dediğini ciddiye almışlardı gerçekten de.

''Emin misiniz? Odamda tek yatak var. Üçümüz nasıl sığacağız?'' diye sordu Taner. Bulut ve Yiğit birbirlerine sıkıntılı bakışlar gönderdiler. Ama bu konuda kararlı olmalılar ki ''Sığarız. Kanepede de yatabiliriz. Bir şey olmaz.'' dedi Bulut. Yiğit de onu onayladı. Neden bu kadar ısrar ettiklerine dair hiçbir fikrim yoktu açıkçası. Yine de Taner'in yalnız uyumasını istemiyordum. Bu iyi olmuştu.

Taner; biraz düşündü, ardından itiraz etmedi ve üçü birlikte Taner'in yatak odasına gittiler. Üç erkeğin tek yatakta yatması mükemmel bir olay olacaktı. Umarım sığarlardı. Düşündükçe gülesim geliyordu. Bir hayal etsenize. Üç koca adam orta büyüklükte bir yatakta dip dibe uyumaya çalışıyor. Onlara baskın yapıp fotoğraflarını çekme fikri, çık aklımdan. Kesin çok komik görünüyor olacaklardı.

''Ben de uyumaya kaçar. İyi geceler.'' deyip oturma odasından çıktım. Adel ve Soner oturmaya devam ediyorlardı. Onlar için erkendi tabii.

Koridora yönelip Taner'in odasının hemen yanındaki odaya girdim. Bu odanın misafir odası olduğunu biliyordum. Muhtemelen ben, Adel, Defne ve Gül bu odada kalacaktık. Ama sorun şu ki Defne kayıptı. Bu odada değildi. Ali, onu bir odaya taşımıştı. Aklımdan gidip onu görmek geçse de ayıp olur diye düşündüm. Ali de onun yanında mı uyuyakalmıştı acaba? Merakım ağır bastığından odadan çıktım.

Tam karşıda iki oda daha vardı. Birinin önüne gelip kapıyı hafifçe tıklattım. İçeriden ses gelmeyince kapıyı sessizce aralayıp içeri girdim. Ve ilk seferde tutturdum!

Defne, mışıl mışıl uyuyordu. Ali ise hemen yatağın yanındaki koltuğa uzanmış ve uyuyakalmıştı. Yattığı yön, Defne'yi en rahat görebileceği yöndü. Bu durumda onu izleyerek uyuduğu sonucuna varmak çok da zor değildi.

Kalbim yumuş yumuş olmuştu bir anda. Çok tatlılardı. Ali'nin bu hareketi çok hoşuma gitmişti. Çok ince davranmıştı. Defne'm için doğru kişi olabilirdi. Uygun bir zamanda Defne'yle konuşup onun bu konuda ne düşündüğünü soracaktım.

Onları rahatsız etmemek adına sessizce odadan çıkıp kapıyı dikkatle kapattım. Kalacağım odaya geçip üzerime rahat bir şeyler geçirdim. Ardından yatağa geçip uyku modumu aldım. Umarım yarınlarımız, bugünlerimizden çok daha güzel olurlardı.

🐚🐚🐚

Aradan yaklaşık iki hafta geçmişti. Cengiz abi durumu bildiğinden bana ve Yiğit'e izin vermişti. Tüm zamanımızı Taner'le geçirmiştik. Birlikte olmamızın güzel bir sonucunu da almıştık. Hepimiz kendimizi az çok toparlamıştık, Taner dahil. Şimdi ise kahvaltıdan sonra oturma odasında oturmuş çay içiyorduk.

Yağmur, Ecrin ve Cengiz abi de gelmişlerdi. Onların dışında Gül'e sörf yapmayı öğreten Utku da gelmişti. Ne alaka diye soruyor olabilirsiniz. Şöyle söyleyeyim: Gül'ün dediğine göre sürekli dersi ertelediğinde Utku merak edip ne olduğunu sormuştu. Gül de ona olayı anlatınca baş sağlığı dilemek adına gelmişti.

Çayımdan bir yudum aldığım sırada ''Arkadaşlar, ben bir şey düşünüyorum. Sizin de bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum.'' dedi Taner.

Hepimiz dikkatlermizi on çevirdik. O da biraz doğruldu ve konuşmaya başladı. ''Yaklaşık bir haftadır burada kalıyorsunuz. Sizin sayenizde bazı şeyleri atlatmak daha kolay oldu. Hepinize çok teşekkür ederim. Ama sizin de kendi hayatlarınız var. İşiniz gücünüz var. Sürekli yanımda kalacak haliniz yok. Ben de bu evde tek kaldığımda anılar sürekli beni boğacaklar, bir an olsun peşimi bırakmayacaklar. Bunun olmasını istemediğimden aklıma bir fikir geldi. Buradan taşınmayı düşünüyorum. Hem bu ev, tek kişi için fazla büyük. Daha küçük bir ev almak istiyorum. Sizce de daha mantıklı olmaz mı?''

Kendini toparladığında onunla bu konuda konuşmayı düşünmüştüm. Ama neyse ki o; çoktan düşünmüş, bir karara varmıştı. Ben de bu karara sonuna kadar katılıyordum. ''İyi düşünmüşsün bence.'' diyerek onu destekledim.

Diğerleri de olumlu tepkiler verirken Cengiz abi ''Ben sana ev konsunda yardımcı olurum. Kira mı satın mı olacak?'' diye sordu. Taner, kararsız kalmış gibiydi. ''Satın alacaksam bu evi satmak zorunda kalacağım.'' dedi kararsızlığının nedenini açıklayarak.

Muhetemlen yıllarca biriktirdiği anılarla dolu olan evini satmak ona pek iyi bir fikir gibi gelmiyordu haklı olarak. ''Ama kirada kalmak da mantıksız olacaktır.'' diyerek sözünü devam ettirdi. Gözlerini bana çevirip ''Sence ne yapmalıyım Rojin?'' diye sordu.

Beklemediğim soru karşısında biraz duraksayıp düşünmeye başladım. Bu soruyu düşüncelerime güvendiğinden sormuştu. Bu yüzden onun içini ferah tutacak bir çözüm önermek istiyordum. Onu çok iyi anlıyordum. Yine de geçmişe bağlı yaşamak mantıksız geliyordu bana. Bu psikolojiden kurtulması için tamamen yeni bir hayata adım atması gerekiyordu.

''Bence evi satmalısın. Kendine daha uygun bir ev bulmalısın. Sonuçta önemli olan maddi şeyler değil. Seni anlıyorum. Anılarına ihanet edecekmiş gibi hissediyorsun ama öyle değil. Anılarınız hep kalbinin bir köşesinde olacak. Kendini sıkıştırıp sıkıntı yaşamaktansa böylesi daha iyi gibi geliyor bana.'' dedim düşüncelerimi en dürüst halleriyle ortaya sererek.

Kısa bir süreliğine düşüncelere daldı. ''Ben bunu biraz düşüneyim.'' dediğinde ona güven veren bir gülümseme sundum.

Cengiz abi, ''Bugün ne yapmayı düşünüyorsunuz?'' diye sordu konuyu değiştirerek. ''Bir planımız yok.'' diye cevapladı onu Gül.

''O zaman hep birlikte gezmeye gidelim.'' diyerek bir fikir attı ortaya. Yakaşık bir haftadır zorunda kalmadıkça evden çıkmıyorduk. Bu, hepimize iyi gelebilirdi.

''Nerede gezeceğiz?'' diye sordu Yağmur. Cengiz abinin gözleri ışıldamaya başlamıştı. Değişik bir şekilde her Yağmur'la konuştuğunda yüzünde çok hoş bir ifade oluşuyordu. Mutlu oluyordu. Yağmur'a, abayı fena yakmıştı.

''Nereye gitmek istersin?'' diye sordu Cengiz abi. Yağmur, biraz düşündü. Sonra aklına gelen fikri dile getirdi. ''Bence lunaparka gidelim. Uzun zamandır gitmiyordum. Bence çok eğleniriz.'' Bunu demesiyle Cengiz abinin kabul etmesi bir oldu.

Tabii biz dış kapının mandalıydık. Bizim fikrimiz sorulmazdı. Cengiz abi yaptığının farkına vararak mahcup bir tavır takınarak ''Ben hemen kabul ettim de size de uyar, değil mi?'' diye sordu. En azından sordu. Bu da bir şeydi sonuçta.

Herkes onu onayladığında ortada bir sıkıntı kalmamıştı. ''O zaman akşam hep beraber lunaparka gidiyoruz.'' dedi Yağmur neşeli bir tavırla. Bu kadar mutlu olacağını bilseydim onu her zaman lunaparka götürürdüm. Neşeli hali beni gülümsetmişti. Onu hep bu kadar neşeli görmek isterdim.

🐚🐚🐚

''Ben zincirli salıncağa binmek istiyorum.'' dedim hevesle. Lunaparkta en sevdiğim alet buydu. ''Kim benimle gelmek ister?'' diye sordum.

Hepimiz hazırlanmış, anlaştığımız gibi akşamüzeri lunaparka gelmiştik.

Gül, ''Ben gelirim.'' dedi anında. Ardından Utku, Ecrin, Adel ve Soner de bize katılacaklarını söylediler. Yağmur, ''Ben kamikazeye bineceğim.'' dediğinde Cengiz abi ''Ben de.'' dedi bir saniye bile beklemeden. Bu aşk değil de neydi şimdi? Yağmur, tepki vermedi. Ama bundan hoşlanmıyor da değildi. Elleri, geniş pantolonun ceplerindeyken, arkasını dönüp kamikazeye doğru ilerlemeye başladı. Cengiz abi de onu takip etti. Bunlar da net olmuşlardı.

Ali ve Defne ise birbirlerine bakarak telepatik bir iletişim sağladıktan sonra ''Biz atlıkarıncaya bineceğiz.'' dediler aynı anda. Atlıkarıncayı ben de severdim. Güzel tercihti. Birbirlerine bakarak kıkırdadıklarında bunun onlar için özel bir anlamı olduğu sonucuna vardım. Onlar da kendi hallerinde takılmak üzere yanımızdan ayrıldılar.

Gözlerim Yiğit ve Bulut'a kaydı. Nedense buraya girdiğimizden beri sessizliklerini koruyorlardı. ''Siz ilk olarak neye bineceksiniz?'' diye sordum merakla.

Yiğit, ifadesiz bir suratla ''Sizin bindiğinize binerim ben de.'' dedi. Bulut ise gözlerini kaçırıp yutkundu. Ne olduğunu anlamak istercesine kaşlarımı çattım. ''Ben çok iyi hissetmiyorum da... Siz eğlenmenize bakın. Biraz dolaşacağım öyle.'' dediğinde derdini anlamıştım. Korkuyordu.

Tatlılığı karşısında yüreğimin eridiğini hissettim. Tabii bunu anladığımı yüzüne vuracak değildim. ''Tamamdır o zaman. Sen biraz dolaş. Sonra haberleşiriz.'' dedim onu zor durumda bırakmamaya çalışarak. Bana minnettarlığını ifade eden bir gülümseme gönderdi.

Hep birlikte zincirli salıncaklara binmek üzere aletin merdivenlerine çıktık. Hepimiz yerlerimizi aldığımızda zincirlerin sağlam bağlanıp bağlanmadıklarını kontrol ettik. Kalbim heyecanla çarpmaya başladığında gözlerimi hemen yanımda oturan Yiğit'e çevirdim.

Tamamen tepkisizdi. Hayatım boyunca ilk defa lunaparkta bu kadar sakin kalmayı başaran bir insan görüyordum. Hayretimi dile getirerek ''Hiç heyecanlanmıyor musun?'' diye sordum.

Toprak rengi gözlerini bana çevirip ''Pek sayılmaz.'' dedi durgun bir sesle. Bu oldukça belliydi zaten. Gerçekten hiçbir heyecan belirtisi yoktu. Başımı anlamışçasına sallayıp önüme döndüm. ''En sevdiğim lunapark aleti bu.'' diyerek kendimle ilgili gereksiz bir bilgi verdim.

Bu dediğimi yorumsuz bırakacağını düşünsem de beni şaşırtarak ''Neden?'' diye sordu. Sebebini merak edeceğini düşünmemiştim hiç.

''Kendimi uçuyormuşum gibi hissediyorum. Özgür bir kuş misali...'' dedim gökyüzüne bakarak. Özgürlük öyle güzel bir histi ki... Neden bilmiyorum ama uçmak denince aklıma ilk gelen şey özgürlük olurdu hep. Belki de engel olmadan hareket edebilmekti sebebi.

''O zaman uçalım.'' dedi Yiğit derin bir sesle. Bunu dediği gibi alet çalışmıştı. Yavaş yavaş hareket etmeye başladıktan sonra gittikçe hızlandı. İyice hızlandığında kollarımı açıp gözlerimi sıkıca kapattım. Kendimi tamamen hoş esintiye bıraktım. Yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu. O kadar güzel bir his dolmuştu ki içimde... Saatlerce böyle kalmaya razıydım.

Kısa bir sürenin ardından alet yavaşladı. Yüzümdeki gülümsemeyi silmeden gözlerimi araladım. Bakışlarım Yiğit'e kaydıklarında onun da bana bakıyor olduğunu gördüm. Saçları dağılmış, birbirlerine dolanmışlardı. Gözleri, hafifçe kızarmışlardı. Bunun sebebi alet hareket ederken gözlerini kapatmamış olmasıydı büyük ihtimalle.

Yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı. Nasıl desem? Tepkisiz ama dalgındı. Bana bakıyordu ama aklı başka yerde gibiydi. Alet, tamamen durduğunda başımı yana eğerek dalgınlığından sıyrılmasına yardım etmek istedim. Bu yaptığım, işe yaramadığına elimi kaldırarak gözünün önünde salladım.

Sonunda dikkatini çekmeyi başarmıştım. ''Ne oldu?'' diye sorduğumda ''Bir tur daha atalım.'' dedi sorumla alakasız olarak. Bunun sebebini anlamasam da kabul ettim. Canıma minnetti tabii.

Gül, Utku, Ecrin, Adel ve Soner salıncaklarından kalkıp yanımıza geldiler. ''İnmiyor musunuz siz?'' diye sordu Adel.

''Bir tur daha bineceğiz.'' dedim. ''Mideniz bulanmaz mı?'' Sorusuna başımı olumsuz anlamada sallayarak cevap verdim. ''Peki o zaman. İyi eğlenceler size.'' Ona teşekkür ettikten sonra beşi birlikte merdivenleri inerek uzaklaştılar. Bizse aletin tekrar çalışmasını bekledik. Arada Yğit'in bakışlarını üzerimde hissediyordum. Tanıştığımızdan beri ilk kez bu kadar göz göze geldiğimize yemin edebilirdim. Yüzümde bir şey mi vardı acaba? Ama böyle olsa Adel, bana söylerdi zaten. Bu yüzden o ihtimal elenmişti.

Düşüncelerimden sıyılıp eğlenmeme baktım. İkinci tur da çok zevkli geçmişti. Yiğit, bir tur daha istediğinde onu yine kırmadım. Üçüncü turun sonunda yine bir tur daha istedi. Ama sürekli döndüğümüz için midem bulanmaya başlamıştı ne yazık ki. Onu kırmak istemzdim ama sınıra varmıştım. Önünde kusmaktansa onu geri çevirmek daha iyi bir seçenek olurdu.

''Başka bir şeye binsek? Sürekli üst üste dönmek iyi gelmedi pek. Midem bulandı.'' dedim dürüstçe. Yiğit, bir şeyler farkına yeni varmış gibi telaşa kapıldı. ''Kusura bakma. Düşünemedim. İnelim hemen.'' deyip zincirini çözmeye başlamıştı. Elleri birbirlerine dolanmış gibiydi. Zar zor çözebilmişti.

Ben de aynısını tekrarlayıp, onun peşinden giderek merdivenlere yöneldim. Az önce bakışlarını üzerimden çekmeyen kişi, şu an yüzüme bile bakmıyordu. Durduk yere ne olmuş olabilirdi ki? Ona seslenerek odağını bana vermesini istedim. Ama beni duymadı.

Koluna hafifçe dokunduğumda irkildi. Gözlerini bana çevirdi. Sonunda! ''Bir şey mi oldu Yiğit? İyi misin?'' diye sordum merakla.

''Ha-hayır. Sadece daldım biraz. Gidip bir elimi yüzümü yıkayayım.'' dedi. Ama bir şey vardı. Bundan emindim. Yine de ısrar etmem hoş olmazdı. ''Tamamdır. Ben de bizimkilere bakayım.'' dediğimde beni onayladıktan sonra arkasını dönerek gitti. Bir iç çekerek birkaç saniye arkasından baktım. Sonra diğerlerini aramak adında etrafta dolaşmaya başladım.

Yağmur'un anlatımıyla...

Kamikazeye doğru yürürken içim heyecanla dolsa da bunu belli etmeden havalı adımlarla ilerlemeye devam ettim. Cengiz de hızlı adımlar atarak beni yakaladı. Şimdi yan yana yürüyorduk.

O, sessizliğini koruyordu. Keza ben de aynı şekilde. Onunla o restoranda karşılaştığımız gün kızlara yalan söylemiştim. Onlara o durumu telafi etmek adına bir şeyler söylediğini gevelemiştim. Ama aslında bu gerçeğin tamamı değildi.

Kişiliğimi çok beğendiğini söyleyerek bana kartını vermişti. Oraya bir daha gelmemi, onu aramamı istemişti kibarca. Tabii ben buna hazırlıklı değildim.

Bir ilişkiye girmek, birini sevmek... Bunlar bana çok uzak gelen şeylerdi. Hiçbir zaman eksikliklerini hissetmemiştim hayatımda. Birinden ilk görüşte etkilenen biri de değildim. Cengiz'in kibar tavırları, olgun halleri hoşuma gidiyordu. Ama bu ondan hoşlandığım anlamına gelmiyordu.

Onu hayatıma almak ne kadar doğru olurdu bilmediğimden ne aramıştım ne de yanına gitmiştim. Ama bir yandan da kartını atamamıştım. Çekmeceme atmış öylece bekletmiştim.

Rojin, onun yanında çalışmaya başladığında beni oraya çağırmıştı. Başta yanlış anlamasından korkarak bunu reddetmiştim. Ama sonra Rojin'in ısrarları... Neyse... Bahane bulmaya gerek yoktu. Onunla olabilme ihtimalimi düşünmüştüm. Aklımda böyle bir şey hiç olmamıştı o zamana kadar. Ama şimdi olmaması için hiçbir sebep göremiyordum. 'Neden denemeyeyim?' diye düşündüm. Karakterini beğendiğim biriyle yakınlaşmak fena olmayabilirdi.

Biraz farklı bir kişiliğim olduğunu ben de kabul ediyordum. Şahsen kişiliğimi de çok seviyordum. Bu sebeple Cengiz'in bana ettiği ilk iltifatın kişiliğime yönelik olması ona bir artı kazandırmıştı. Dış görünüşüme göre beni yargılamamış, ona göre davranmamıştı.

Beni evime bıraktığı gün biraz sohbet etmiştik. Konuşma tarzı, genel kültürü, ilgi alanları onu kusursuzluğa iten etmenlerden birkaçıydı sadece. Arada sırada abartmadan bana iltifat ediyordu. Hoş sözleri, ister istemez kalbimde yer ediniyorlardı.

Bu zamana kadar ailem, beni bir erkek çocuğu gibi yetiştirmişlerdi. İki tane ablam vardı. Ailem, bir tane de erkek çocuğu istemişerdi. Ama yine bir kez daha kız olduğunda çareyi beni erkek gibi yetiştirmekle bulmuşlardı.

Mesela ablalarım ders çalışıp, yedi yirmi dört annemin çevresinde, evde, arkadaşlarıyla, sevgilileriyle dolanırken ben babamla maç izlemeye gidiyordum. Kavgalara karışıp okuldan kaçıyordum. Görüp görebileceğiniz en belalı tiplerden biriydim.

Bu durumdan hiçbir zaman rahatsız olmamıştım. Kendimi böyle de seviyordum. Ama Cengiz, bana yeni bir şeyler katmaya başlamıştı. Daha önce tüm erkekler bana askerlik arkadaşlarıymış gibi davranmışlardı. Ben de onlardan farksız olarak hepsine o gözle bakıyordum. Cengiz'le tanışmamla ilk kez bir erkek bana farklı bir biçimde yaklaşmıştı.

İçimde varlığından haberdar bile olmadığım duyguları açığa çıkarmıştı. Dişilik özelliklerim yavaş yavaş kendilerini açığa çıkarmaya başlamışlardı bile. Bundan da şikayetçi değildim. Sonuçta ben, bendim. Meskülen de olsam bendim. Aksi bir durumda da yine bendim.

Cengiz'le yeni yönlerimi keşfedebileceğime inanıyordum. Bu yüzden onu hemen geri çevirmek istememiştim. Ona açık bir kapı bırakmıştım. Mesela ona numaramı vermiştim. Benimle konuştuğunda onu terslememiştim. Bence bunlar yeterliydi şimdilik. Yani umarım...

''Binelim mi?'' diye sordu Cengiz. Bakışlarımı yerden kaldırdığımda kamikazenin hemen dibinde olduğumuzu farkettim. ''Binelim.'' dediğimde ikimiz de aynı anda merdivenleri çıkıp yan yana yerlerimizi aldık.

Alet, çalıştığında heyecanla bağırmaya başladım. Çok zevkli geçen bir turdan sonra alet, durmuştu. Gülmek ve bağırmaktan dolayı nefes nefese kalmıştım. ''Çok iyiydi.'' dedim heyecanlı bir sesle.

''Bence de.'' dedi Cengiz. Ona baktığımda yüzünde çok memnun bir ifade görmek içimi rahatlatmıştı. Benzer zevklere sahip olmamız çok hoştu.

İndiğimizde bana bakıp ''Sıradaki hangisi olsun istersin?'' diye sordu. ''Çarpışan arabalara binmek istiyorum.'' dediğimde beni hemen onayladı. Ağzmdan çıkan her kelime emirmiş gibi davranıyordu. Bu öyle hoşuma gidiyordu ki anlatamam.

Çarpışan arabaların pistine girdiğimizde Soner ve Adel'le karşılaştık. İkisi de bizi görmediler. Çünkü didişip durmakla uğraşıyorlardı. Ne için tartıştıklarını anlamak adına onlara yaklaştık.

''Ben kazanacağım Soner. Görürsün.'' dedi Adel gözlerini Soner'e dikerek. Demek ki iddiaya falan girmişlerdi. ''Hayır, hırçın kedi. Görürsün. Ben kazanacağım.''

''Bana öyle seslenme!'' diye bağırdı Adel. Soner, umursamaz bir tavır takınarak Adel'i süzdü. ''Ama öylesin. Ben sadece dile getiriyorum. Kendine bir baksana. Tam bir hırçın kedisin.'' Adel, kaşlarını çatıp ''Ben kazanırsam bana böyle seslenmeyi bırakacaksın.'' dedi net bir sesle.

''Kabul. Ben kazanırsam da bana bir dilek hakkı vereceksin. Şu an aklıma bir şey gelmiyor. İleride kullanabilirim.'' dedi Soner. Adel, kabul ettiğinde tokalaştılar. Ardından arabalarına yerleştiler. O anda bizi ancak farkedebilmişlerdi.

Adel, ''Siz ne zaman geldiniz?'' diye sordu hayretle. ''Yeni geldik de siz hayıdır? İddia falan...'' dediğimde Adel bıkkınca nefes verdi.

''Hırçın kedi bir kez bile arabama çarpmadan bir turu bitirebileceğini söylüyor. Ama bunun imkansız olduğunu herkes biliyor. Yine de o inat edince işler bu raddeye geldi.'' diye cevap verdi Soner. Değişik bir iddiaydı. Durduk yere zıt düşmek için bahaneler buluyorlardı. Yine de onların bu hallerini izlemek fazlasıyla keyif vericiydi. Sonucu merak etmeye başlamıştım.

Cengiz, bana yaklaştı. Kulağıma yaklaşıp ''Biz de iddiaya girelim mi?'' diye sordu. Ona şaşkınlıkla baktım. ''Ne iddiası?'' diye sordum.

''Aynı iddia. Ama senden kaçan ben olacağım. Eğer arabamla bir kez çarpışırsan sen kazanırsın. Çarpamazsan ben... Ne dersin?'' diye sordu öz güvenli bir tavırla. E bu duruma reddetmek racona ters düşerdi. Madem bu kadar öz güvenliydi elinden geleni ardına koyamasa iyi olacaktı. Çünkü Yağmur asla kaybetmezdi.

''Neyine peki?'' diye sordum. Bu sorum iddiayı kabul ettiğime işaretti. Yüzünde memnuniyet dolu bir ifade oluştu. ''Eğer ben kazanırsam benimle bir akşam yemeğine çıkacaksın. Sen kazanırsan da istediğini yapmaya hazırım.''

Biraz düşündüm. Aslında hiç fena bir teklif değildi. Kazanan kesin ben olacaktım. Ama en azından biraz eğlence katmış olacaktık. ''Kabul.'' dediğimde elini havaya kadırdı. Avcumu sertçe avcuna geçirdim. Yüzünde çarpık bir gülümseme yer edindi. Ben de ondan farklı değildim. Eğlenceli bir savaş olacaktı.

İkimiz de ayrı arabalara yerleştik. Bir dakikaya kalmadan oyun başlamıştı. Cengiz, arabasını arkaya doğru çekerek hızla arabama en uzak olan noktaya doğru hareket etmeye başladı. Ben de hiç zaman kaybetmeden peşinden gittim.

Arkadan bir araba benimkine vurduğunda bir küfür savurdum. Beni ters istikamete yönlendirmişti. Hemen eski yönüme dönüp Cengiz'i aradım. Benden biraz uzaktı. Ona yaklaşmaya çalıştığımda sabit kaldı. Hiç hareket etmedi. Ta ki ona iyice yaklaşana kadar.

Arabalarımız hemen hemen dip dibe gelmişlerdi ki direksiyonu sola çevirip arabasını hemen benimkinin dibine getirdi. Ona hayretle baktığımda bana göz kırpıp hızla uzaklaştı.

Anın şokundan sıyrılıp hemen peşinden gittim. Kovalamakla geçen birkaç saniyeden sonra arabalarımız yine birbirlerinin çok yakınlarına varmışlardı. Cengiz, az önceki hareketinin aynısını yapacakken aniden bir araba onun arabasının arkasına çarptı. Bu hamleyle arabalarımız dip dibe gelmiş, birbirlerine çarpmışlardı. Ve zafer benim!

Yüzümde kibirli bir ifade oluşurken Cengiz'e baktım. Durumdan pek hoşnutsuzmuş gibi değildi. Bana gülümseyerek baktı. ''Tebrikler! Sen kazandın.'' dedi mutlulukla. Onun bu tavrını gören, kazanan ben değilim de o sanardı.

''Teşekkürler.'' dediğimde arabalar durdu. İkimiz de arabalardan indik. ''Ne istiyorsun bakalım?'' diye sordu Cengiz. Az önceki tavrı çok hoşuma gittiğinden güzel bir şey istemek istiyordum. Yenilmeyi gururuna yediremeyen erkeklerden değildi. Kazanmama sevinip samimi duygularla tebrik etmişti. Bu yüzden ben de onu mutlu etmek istiyordum.

Umursamaz bir tavırla ''Birlikte bir akşam yemeği yemek istiyorum.'' dedim pat diye. Umarım çocuk kalpten gitmezdi. Fazla ani söylemiştim. Bana şaşkınca baktı. Bunu beklemediği çok belliydi. Şaşkın ifadesi dudağımın kenarını kıvırmamı sağladı. ''Gerçekten mi?'' diye sordu inanamıyormuş gibi.

''Sence?'' dediğimde gözleri mutlulukla ışıldadı. ''O zaman müsait olacağın bir gün haberleşiriz.'' dedi hevesle. Başımı olumlu anlamada salladım. Başka bir şey deme fırsatımız olmadan Soner ve Adel'in sesleri geldi.

''Hile yaptın ama!'' dedi Adel sinirli bir sesle. ''Ne hilesi?'' diyerek itiraz etti Soner.

''Ne demek ne hilesi Soner? O kızla konuştun. O, benim arabamı seninkine yaklaşana kadar ittirdi arabasıyla. Bu hile değil mi?''

''O kızla ne konuştuğumu bilmiyorsun bile. İftira atman hoş değil. Yenildiğini kabul etsen iyi olur hırçın kedi. Aklıma isteyeceğim bir şey geldiğinde sana haber veririm.'' dedi Soner kibirli bir tavırla. Adel, ona ters bakışlar gönderdi. Sinirlendiği çok belliydi. Eğer bir arada durmaya devam ederlerse çok sıkıntılı bir durum olabilirdi.

Bu yüzden Adel'e yaklaşıp ''Gel bacım, beraber gondola binelim.'' dedim aniden aklıma gelen fikri dile getirerek.

Adel, buna dünden razıymış gibi hemen yürümeye başladı. Cengiz'e baktığımda beni anladığını gösteren bir tavırla başını yana eğip gülümsemişti.

Hayatım boyunca bir adamla olacaksam o adamın Cengiz olacağını hissettim bir an. Bu fikir artık bana çok da uzakmış gibi gelmiyordu. Cengiz, iyi bir adamdı. Samimiydi. Bir şansı da hakediyordu.

***

Veee bölüm sonuna gelmiş bulunduuuuk

Yağmur'un anlatımıyla olan kısımları beğendiniz mii??

Umarım bölümü sevmişsinizdirrrr

Kendinize iyi bakınnn

Sizi seviyorummm >

Bölüm sonu

1 yorum