Selammm🥰
Naber??
Keyifli okumalar dilerimmm >
***
Çoktan havaalanına gelmiş, babamın uçağının kalkacağı zamanı bekliyorduk. Son anons duyulduğunda babam ayaklandı. Hemen kollarına atlayıp ona sıkı sıkı sarıldım. ''Kendine iyi bak babacığım. Dönmeni bekliyor olacağım.''
Saçlarıma bir öpücük kondurdu. ''Elimden geldiğince hızlı dönmeye çalışacağım minik kuşum. Sen de kendine iyi bak. Bir şeye ihtiyacın olduğunda beni ara hemen. Tamam mı?'' Onu başımla onaylayıp ondan ayrıldım.
Biraz da anneme izin vermem gerekiyordu. Öyle değil mi? Babamı hep kapmak olmazdı. Annem de ona sıkı sıkı sarıldı. Birkaç vedalaşma sözcüğünden sonra Yiğit de babamın elini öperek onunla vedalaştı.
''Yiğit, seni çok sevdim oğlum. Çok efendi, aklı başında bir çocuksun. Bizim kızın aksine...'' dediğinde ağzımı kocaman açarak ona sinirli bir bakış attım. Bu hareketimle kıkırdayıp sözüne devam etti. ''Ben olmadığım zamanlarda kızım sana emanet. Sana güvenebileceğimi biliyorum. Ona iyi arkadaşlık et lütfen.''
Yiğit, belli belirsiz gülümseyip ''Merak etmeyin. Yanında olacağım.'' dedi güven verici bir sesle. Babam, onun omzunu pat patlayıp uçağına binmek üzere yanımızdan ayrıldı. Boğazım düğümlendi. Sanki bir şey oraya takıldı ve bir türlü gitmeyecek gibiydi. Vedaları hiçbir zaman sevmemişimdir. Bana her seferinde çok acı vermişlerdir. Gerçi vedaları kim severdi ki?
Babamın uçağı kalktığında içimizde bir buruklukla havaalanından çıktık. Annemin arabasına bindik. ''Sizi direkt Taner'in evine mi bırakayım?'' diye sordu annem.
''Aynen öyle yap anneciğim.'' dediğimde beni onaylayıp arabayı çalıştırdı. Sessiz geçen yolculuktan sonra Taner'in evinin karşısına gelmiştik. Annemin yanağına bir öpücük kondurup arabadan indim. ''Bir şeye ihtiyacınız olursa beni aramayı unutma güzelim. Taner oğluma da iyi bak. Zamanım oldukça ziyaretine geleceğim.''
''Tamamdır anneciğim.'' demekle yetindim.
Binaya girdiğimizde annem, çoktan gitmişti. Birinci kata çıkıp evin kapısının karşısına geldik. Kapıyı tıklattım. Birkaç saniye sonra adım sesleri gelmeye başladı.
Kapı açıldığında bizi karşılayan manzara çok ilginçti. Adel, kaşları çatık bir şekilde Soner'e bakıyordu. Bir elinde kepçe tutuyordu. Ötekini kapıya uzatmış olmalıydı. Çünkü öylece havada asılı kalmıştı. Soner de ondan önce davranmış olmalı ki eli kapının kolundaydı. Üzerine un, domates suyu ve ne olduklarını kestiremediğim bir şeyler sıçramıştı.
Onlara anlamaz gözlerle bakarken ''Ne bu haliniz? Savaştan mı çıktınız?'' diye sordum. Adel, ters bakışlarını bana çevirdi. Sonra da minik bir çocuk gibi içini dökmeye başladı. ''Ben pizza yapacaktım. Bu şahıs da...'' derken işaret parmağıyla Soner'i işaret etti. Soner'in gözleri irileşti. Adel'e şaşkınlıkla baktı.
Adel, onu umursamadan anlatmaya devam etti. ''...yardım edeceğim bahanesiyle mutfağı işgal etti. Bir de öyle beceriksiz öyle beceriksiz ki anlatamam. Ondan sos için biraz domates rendelemesini istedim. Tüm mutfağı altüst etti. Tüm dolaplara domates suyu sıçradı. Hepsini sildirmek zorunda kaldım. Ama sorun şu ki iyi temizlik de yapamıyor. Ben tekrar üzerinden geçmek zorunda kaldım. Bir de üzerine ve üzerime bakın! Pizza yapmadık pizza olduk resmen!''
Bu tatlı isyankar halleri kıkırdamamı sağladı. ''Sağ salim bitirdiniz mi bari? Pizza hazır mı?'' diye sordum. Çok iştahım olmasa da acıkmıştım. Adel'in yaptığı pizzalar ise mükemmel oluyorlardı. Kaçırmak istemezdim.
''Bitti. Son tepsiyi de yeni çıkardım.'' Soner'e tehditkar bir bakış atıp ''En azından sofrayı dizmeyi biliyor olduğunu düşünüyorum?'' dedi sorarcasına. Sesi iğneleyici çıkmıştı. Soner, göğsünü kapartıp ''Elbette biliyorum.'' diye cevap verdi. İşte şimdi ben de şüpheye düşmüştüm.
''O zaman bize maharetini göster bakalım. Rojin, sen de içeridekileri çağırsana. Mutfağa gelsinler.'' deyip mutfağa yöneldi. Soner de onu takip ettiğinde biz de içeri geçtik. Kadro tamamlanmıştı. Herkes gelmişti.
Boğazımı temizleyip dikkatlerini bana çevirmelerini sağladım. ''Yemek hazır. Adel, hepimizi mutfağa çağırıyor.'' dedim. Aralarından ilk ayaklanan kişi Ali oldu.
''Ölüyorum açlıktan. Hemen yiyelim. Soner'in mutfakta berbat olduğuna bizzat tanık oldum. İnşallah Adel hamarattır. Yoksa ciddili ölürüm açlıktan.'' diye söylendi Ali mutfağa doğru yürürken.
Adel'in, beklentisinin çok üzerinde bir yemek hazırladığından emindim. Diğerleri de teker teker çıktıklarında sona Bulut ve Taner kalmışlardı. Bulut, yanıma geldiğinde ''Baban gitmiş diye duydum. Onunla doğru düzgün tanışamadan gitmesi kötü olmuş.'' dedi üzüntüsünü belli eden bir sesle. Ona gülümseyip ''Gitti. Bu yolculuğu da biraz uzun sürecek. Ama sorun değil. Geldiğinde tanışırsınız artık.'' dedim içini rahatlatmak istercesine. İç ısıtan gülümsemelerinden birini yüzüne yerleştikten sonra ''İnşallah.'' deyip, yanımdan geçerek mutfağa doğru ilerledi.
Gözlerim Taner'e kaydıklarında çok dalgın olduğunu gördüm. Muhtemelen az önce onları çağırdığımı bile duymamıştı. Bu halleri yüreğimi dağlıyordu. Ne zamana kadar böyle kalacaktı? Bu üzüntüsü ne zaman hafifleyecekti? Gerçi tahminimce bu evde kaldığı sürece çok zor olacaktı. Çünkü ben bile içeri girdiğim an Nergis teyzenin anıları gözlerimin önünde canlanmaya başlamışlardı. Taner'i düşünemiyordum bile. Yine de şu an bunu konuşmanın zamanı değildi. Ona biraz zaman tanımak gerekiyordu.
Yanına gidip dibine oturdum. Elimi omzuna koyduğumda derin bir uykuya dalmış da aniden uyandırılmış gibi irkildi. Beni gördüğünde belli belirsiz bir şekilde gülümsedi.
''Gel yemek yiyelim. Adel, pizza yapmış.''
Başını olumsuz anlamda salladı. ''Hiç iştahım yok Rojin. Sen git ye yemeğini.'' dediğinde kaşlarımı çattım. Ben Rojin'sem o pizzaları birlikte gömecektik!
''İyi o zaman. Sen yemiyorsan ben de yemiyorum.'' dedim ve kollarımı birbirlerine bağlayarak arkama yaslandım. Üç gündür doğru dürüst yemek yemediğini biliyordum. Dışarıdan bakan biri bile nasıl zayıfladığını görebilirdi. Bu yüzden inadım inattı. Aç kalmasına izin vermeyecetim.
Ciddi olup olmadığımı tartmak istercesine beni süzdü. Ciddi olduğum sonucuna varmış olacak ki ''Saçmalama Rojin. Sen yemeksiz yaşayamazsın. Ki bugün baban gitmiş. Gittiği günlerde pek bir şey yemezsin sen. Yani açsın. Bu yüzden git ye yemeğini.'' dedi doğru tespitler yaparak. Babamın gittiği günlerde moralim çok düşük olurdu. Onunla daha fazla zaman geçirebilmek adına yemek yeme işini bile ertelerdim. O da uçağa binmeden önce yemek yemekten hoşanmazdı. Bu yüzden hep birlikte yemek yemeden atıştırmalıklarla yetinirdik. Şu an açtım. Ama benim Taner'siz yeme gibi bir niyetim yoktu.
''Tespitlerin çok doğru. Ama bir şeyi anlaman gerek. Ben kankası açken tok yatanlardan değilim. Sen yemeyeceksen ben de yemeyeceğim. İkimiz de öylece oturup aç aç birbirimizle bakışırız. Sen bilirsin yani. Karar senin, tercih senin.'' dedim ciddiyetimi yansıtan bir sesle.
Pes edercesine derin bir nefes çekti içine. ''İyi bakalım inatçı keçi. Gel yiyelim.'' deyip ayaklandığında mutlulukla ışıldayan gözlerle ona baktım. Bir görevde başarılı olmak kadar insanı mutlu eden bir şey yoktu. Heyacanla yerimden kalkıp koluna girdim.
Heyecanlı adımlara yürümeye başladığımda üç gün sonra ilk kez kıkırtısını duyma şerefine nail oldum. Bu, içime biraz olsun umut tohumları serpiştirmişti. O, zamanla iyi olacaktı.
''Çok mu açsın?'' diye sorduğunda dudaklarımı sarkıtıp elimi karnımın üzerine koydum. ''Hem de nasıl açım! Midem isyan ediyor artık. Yalvarıyor bana 'Ne olur yemek ver.' diye.'' dediğimde bir kez daha kıkırdadı.
''Delisin kızım. Neyse... Şimdi doyururuz mideni. İsyan etmez.'' Ona gülümseyip mutfağa girdik. Masa tamamen dolmuştu. Herkes yerini almıştı. Bulut ve Yiğit'in arasında iki tane boş sandalye vardı. Taner, Yiğit'in yakınında kaan sandalyeye yerleşirken bana da diğeri düşmüştü.
Bulut'un bakışlarını üzerimde hissedince ona baktım. Belli belirsiz gülümsüyordu. Ben de gülümsemesine karşılık verip bakışlarımı sofraya çevirdim.
Pizzalar çok iştah açıcı duruyorlardı. Ağzım sulanmaya başlamıştı. ''Adel, çok mükemmel görünüyorlar. Ellerine sağlık.'' dedim içten bir övgüyle.
''Afiyet olsun.'' deyip sert bakışlarını Soner'e dikti. ''Bazı şahıslar yardım etme girişiminde bulunmasalardı daha mükemmel olurdu tabii.'' diye ekledi ima dolu bir sesle.
Soner, lokmasını yutup Adel'e ters bir bakış attı. ''Yardım etmek de yaramıyor bu devirde.'' dedi alıgan bir tavırla.
Adel, yorum yapmazken yemeğe başladık. İki dilimi bitirdikten sonra gözüm Taner'e kaydı. Sadece bir dilim yemişti. Hatta bitirmemişti bile. Öylece oyalanıyordu. Önümdeki pizza tepsisine uzanıp bir dilim aldım. Onu Taner'in tabağına koyduğuma bana şaşkınca baktı.
''Yiyorum.'' dediğinde ona sahte bir gülümseme gönderdim. ''Maşallah, o kadar çok yiyorsun ki yakında 'Tosunum' diye seveceğim seni.'' dedim alaylı bir tavırla. Bu dediğim onu gülümsetirken gözlerimle tabağını işaret ettim.
''O tabak bitecek.'' dedim itiraz istemeyen bir sesle. Bana cevabını ağzına kocaman bir lokma atarak verdi. Memnun bir ifade takınıp tabağıma döndüm.
Masa çok sessizdi. Arada kısa bir muhabbet dönüyordu. Ama birkaç cümleden sonra kapanıyordu. Herkesin aklı tamamen doluydu. Sıkıntılı bir dönemden geçmiştik. Yakında kendimize geleceğimizi bilsem de bunun pek kolay olmayacağının da farkındaydım.
Yemeğimiz bitince hepimiz Adel'e, hakettiği övgüleri yağdırdık. Soner, sahte bir öksürükle dikkatimizi çekti. ''Yalnız benim de emeğim dokundu. İnsan en azından bir 'Eline sağlık.' der.'' diyerek küçük çaplı bir sitem etti.
Ali, kaşlarını inanamıyormuş gibi kaldırıp ''Sen mi? Yeme bizi oğlum. Sanki mutfakta ne tür şaheserler (!) yarattığını bilmiyoruz. Adel, peşinden düzeltmek için kim bilir nasıl uğraşmıştır. Yazık kıza. O yardım değildir. Fazladan iş çıkarmaktır.'' dedi.
Soner, omuzlarını silkerek Ali'ye ters bir bakış attı. ''Bu yardım ettiğim gerçeğini değiştirmiyor kanka. Sen neden götünü kaldırıp-'' kendi sözünü keserek bize özür dilercesine bir bakış attı. ''Kusura bakmayın kızlar. Arada kaçıyor ağzımdan.'' Başımızı sorun yok dercesine salladığımızda sözüne devam etti.
''Neden sen yardım etmedin? Beni eleştirebiliyorsan benden daha iyi olmalısın.'' dedi Ali'ye, kaşının tekini havaya kaldırarak. Ali, sırtını sandalyeye yaslayıp kendinden emin bir tavır takınarak cevap verdi. ''Ben manevi destek gönderdim bir kere. O da yardım sayılır.'' dediğinde ister istemez güldük. Hayatımda ne kadar savunma gördüysem bu, hepsini ezip geçiyordu.
''Yav he he.'' dedi Soner. Bu muhabbetin uzayacağını anlamıştım. Bunu engellemek için ''Hadi sofrayı toplayalım. Sonra film izleyelim.'' dedim ortaya bir fikir atarak. Film izlemek kafa dağıtmaya yardımcı olabilirdi. Ardından Taner'e bakarak aklıma gelen şeyi söyledim. ''Kızlarla pijama partisi yaptığımız gün 'Ne güzel.' falan demiştin. Bak seni de aldık aramıza.'' dedim ve ona göz kırptım.
Bana gülümseyip ''Eyvallah Ro. Çok düşüncelisin.'' dedi kinayeli kinayeli. ''Eyvallah bizden Ta.'' Evet, 'Ta'. O bana 'Ro' diyorsa ben de ona 'Ta' diyebilirdim pekala. Of! Tamam saçmalıyorum ama ne yapayım? Morali biraz yüksek olsun diye daha ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ki. Haliyle saçmalıyordum. Neyse ki bu saçmalıklarım biraz da olsa işe yarıyordu.
''Kanka, 'Ta' ne? 'Ben senin ta...' dermiş gibi.'' dedi Ali neşeli bir tavırla. Düşününce haklıydı da bir yandan. Bu dediği kıkırdamamı sağlamıştı. Bunu düşünememiştim. Ama yine de Taner, kıkırdadığında görev başarılı olmuştu.
''Ne izleyeceğiz peki?'' diye sordu Gül. Elimdeki tabağı tezgaha bırakıp hızla ona doğru döndüm. Testiyi kırmadan dövmek gerekiyordu tabii. ''Korku yok. Nokta.'' dediğimde Adel'le Gül bana 'O kadar da emin olma.' bakışı attılar. Ama hayır! Bu defa korku izlemelerine asla izin vermeyecektim.
Soner de tabağını tezgaha bırakıp ''Korku iyi bence.'' dedi. Ona tehditkar bir bakış attım. Ellerimi belime yerleştirdim. Kızlara bakarak ''En son korku filmi izlediğimizde ne olduğunu hatırlıyorsunuzdur inşallah.'' dedim.
Defne, anında gözlerini kaçırırken Adel ve Gül ufak ufak kıkırdadılar. Ali'nin yüzünde meraklı bir ifade oluştu. ''Ne olmuştu?'' diye sordu Defne'ye bakarak. Muhtemelen Defne'nin tepkisinden dolayı olayın onunla ilgili olduğunu anlamıştı. Bu merakı da ondandı.
Defne, ''Bir şey olmadı.'' dedi. Hain bir yüz ifadesi takınarak ona baktım. Ne olmuştu ki canım? Altı üstü biraz bayılmıştı. Hiçbir şeycik olmamıştı. Ali, pes etmeyip üstelediğinde Defne, anlatmak zorunda kaldı. Aslında ben anlatmak isterdim fakat bunu paylaşmak istemeyebilir diye düşünüp sessiz kalmıştım. Ama bunu sorun etmedi ve utana sıkıla kendisi anlattı.
Mutfağı ufak çaplı kahkahalar doldurduğunda Defne'nin yüzü, utançtan kıpkırmızı kesilmişti. ''Of! Keşke anlatmasaydım.'' dedi sıkıntılı bir sesle.
Ali, gülüşünü baskılayıp eliyle herkese 'Susun.' işareti yaptı. ''Yeter bu kadar gülmek. Kızıl Defo'm utandı.'' dediğinde Defne, ona minnettar bir bakış attı. ''Ama bu olayı canlı olarak görmek istediğim için korku filmi izliyoruz.'' dediğinde hem benim de hem de Defne'nin yüzü düştü.
''Asla olmaz.'' dedim net bir sesle. Birkaç kişi muhalefet çıktığında bir öneri sordum. ''O zaman şöyle yapalım: Oy çoğunluğuyla karar verelim.'' Bunu onayladıklarında hemen harekete geçerek ''Korku izleyelim diyenler?'' dedim sorarcasına.
Adel, Gül, Soner ve Ali ellerini kaldırmışlardı. ''Korku dışında bir şey izleyelim diyenler?'' Ben, Defne, Yiğit, Taner ve Bulut ellerimizi kaldırmıştık. İşte bu be! Zafer bizimdir!
Adellerin yüzü düşerken benimkinde güller açıyordu. ''Oğlum harbi çok ayıp lan. Adamlığa sığar mı bu yaptığınız?'' dedi Ali isyan edercesine. İstediği kadar isyan edebilirdi. Kazanan belliydi.
''O değil de siz çok yanlış tercih yaptınız. Haberiniz olsun. Bu kız size romantik komedi izletsin de görün gününüzü. Depresyona gireceksiniz teker teker. Ama size müstahak! Yanlış tarafı desteklediniz.'' dedi Gül. Ona gözlerimi kısarak kötücül bir bakış gönderdim.
Beni takmadı tabii. ''Ne izleyeceğiz peki?'' diye sordu. ''Korku dışında her şey uyar bana.'' dediğimde kendi aralarında kararlaştırmaya başladılar. Bu sırada tüm bulaşıkları tezgaha taşımıştık. Tam suyu açıp onları durulamaya başlayacaktım ki Bulut ve Yiğit başucumda belirdiler.
''Sen geç otur. Biz hallederiz.'' dedi Bulut nazikçe. Tam itiraz edecektim ki bu defa Yiğit konuştu. ''Ellerine bak. Bulaşık yıkamaktan yara olmaya yaklaşmışlar. Biz yaparız.'' İkisinin de gözlerinin içine baktığımda itirazlarımı asla dikkate almayacaklarını anladım. Çok kararlı duruyorlardı. Sözlerini ikiletmeden masaya geçtim.
Çenemi avcuma yaslayarak ''Eee? Karar verdiniz mi?'' diye sordum. ''Polisiye izleyeceğiz.'' dedi Adel. Güzel tercihti. Tatmiş olmuş gibi bir ifade takınıp dudaklarımı birbirlerine bastırdım. Polisiye severdim.
Bulut ve Yiğit işerini bitirdiklerinde hep birlikte salona geçtik. Ben yerdeki yerimi alınca Yiğit de hemen yanıma yerleşti. Galiba film izlerken yerde oturmayı o da çok seviyordu. Çünkü geçen sefer de böyle yapmıştı.
Diğer yanıma Taner oturduğunda onu şöyle bir süzdüm. Tamamen toparlanmış sayılmasa da bu ortamın ona iyi geldiğini görebiliyordum. Bu, biraz olsun rahatlamamı sağlamıştı.
İzleyeceğimiz film bir seri katille ilgiliydi. Konusu çok ilginç gelmişti. Herkes de bunu izlemeyi kabul etmişti. Adel, filmi başlatıp yerine yerleşti.
Herkes filme odaklanmışken gözlerim sağ tarafımda kalan koltukta oturan Bulut'a kaydı. Hayran olduğum mavi gözleri ekrana sabitlenmişlerdi. Modu pek yüksek değil gibiydi. Zaten birkaç gündür onunla doğru düzgün bir iletişimimiz olmamıştı.
Onu izlediğim zamanlarda arada sırada dalıp gidiyordu. Yüzü bir anda düşüyordu. Onu üzen bir durum var gibiydi. Bu durum, Nergis teyzenin ölümüyle alakalı olabilirdi. Ama başka bir şey de olabilirdi. Emin olamıyordum. Onu yeterince tanımıyordum. Bundan dolayı kesin bir dille konuşamıyordum.
Film ilerlemeye devam ederken benim gözlerim dakika başı elmas gözlüme kayıyordu. Gizli gizli onu izliyordum. Kimi sahnelerde kaşlarını çatıp odaklanıyordu, kimi sahnede düşünceli bir tavır takınıyordu. Gözleri bir an olsun ekranı terketmiyorlardı. Demek ki film izlemeyi ciddi bir iş olarak görüyordu.
Kızım! Dik dik bakıp durmasana çocuğa. Şimdi bir anda bana baksa çok pis yakalanırdım. Bunu demeye kalmamıştı ki başını çevirip güzel gözlerini benimkilerle kavuşturdu. Hay şom ağızımı seveyim! Yanaklarım utançtan dolayı kızarmaya başlamışlardı bile. Gözlerimi hızlıca kaçırıp filmi izemeye döndüm. Ama bakışlarını hâlâ üzerimde hissedebiliyordum.
Filmin sonuna gelene kadar ona sürekli kaçamak bakışlar atmıştım. Birkaç kez göz göze gelip rezil olmuştum. Ama ben akıllanır mıydım? Asla! Bunu sürekli devam ettirdim. Çocuğun şu an benimle ilgili ne düşündüğünü çok merak ediyordum. Hatta hayır, hiç merak etmiyordum. Kötü bir şey düşünüyorsa depresyona girebilirdim.
Film bittiğinde Gül, ayağa kalkıp ışığı açtı. Karanlığa alışan gözlerimi kırpıştırıp etrafa şöyle bir göz attım. Defne, Ali'nin omzuna başını yaslamış uyukluyordu. Şunlara da bakın şunlara! Çoktan muhabbet kuşlarına dönmüşlerdi. Müsait bir zamanda Defne'yi sorguya çekmem gerekiyordu.
Soner ve Adel ne olduğundan emin olamadığım bir konuyla ilgili tartışmaya başlamışlardı. Birbirleriyle ne alıp veremedikleri vardı anlamıyordum hiç. Kedi köpek gibi didişip duruyorlardı.
Taner, esniyordu. Epey yorulmuş olmalıydı. Kaç gündür doğru dügün uyuyamamıştı zaten. Yorulması kadar doğal bir durum yoktu.
Yiğit ise tepkisiz bir şekilde oturuyordu. Bu çocuğun sakinliği beni benden alıyordu. Gül'e ise bir arama gelmişti. Oturma odasından çıkarak telefonla konuşmaya başlamıştı.
Ve sıradaki elmas gözlümdü. Ama ona bakmaya cüret edemiyordum. Eğer yine göz göze gelirsek tuhaf bir atmosfer oluşabilirdi. Eskisine kıyasla yanında daha rahat olsam da bazı durumlarda her şey tamamen değişiyordu.
Düştüğüm çelişkiye rağmen gözlerimi ona çevirdim ve göz göze geldik. Alın işte! Ama bir saniye. Mantıklı düşünecek olursak onu suçüstü yakalayan kişi bendim. Yani utanması gereken kişi oydu. Aklımı kullanmak rahatlamamı sağlarken bakışlarına daha cesur bir şekilde karşılık verebildim.
O güzel gözleri... Allah'ım yine eriyorum galiba. Cenaze ve taziye telaşı derken bu tarz şeyleri düşünecek zamanım da moralim de yoktu. Ama şimdi bir tık daha iyiydim. Kalbim yine ondan iki kat kadar etkilenmeye başlamıştı.
Bana gülümsediğinde ben de ona karşılık vererek gülümsedim. Gülümsemesi, öyle rahatlatıcı bir etki bırakıyordu ki bende... Kendimi güvenli alanımdaymışım gibi hissettiriyordu. Onun o güzel gülümsemesini hep görebilmek için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım.
''Geç oldu. Defne de uyudu. Ben onu yatağına taşıyayım. İyi geceler size.'' dedi Ali. İmalı bakışlarımı ona gönderdim. Bunlar olmuşlardı, olmuşlardı. Bende söylemesi. Ali, Defne'yi nazikçe kucağına alarak oturma odasından çıktı.
Adel, ''Daha erken ya!'' deyip telefonuna baktı. ''Bence de. Çok erken daha. Tavuk gibi bu saatte mi yatacaklar?'' diye sordu Soner. Hayret! İlk defa bu ikisi aynı fikirdelerdi.
Tam muhalefet olacaktım ki aniden esnedim. ''Uykun mu geldi?'' diye sordu Yiğit ilgili bir tavırla. Başımı onu onaylarcasına salladım. Taner, araya girerek ''Benim odamda uyuyabilirsin Rojin.'' dedi.
''Sen nerede uyuyacaksın o zaman?'' diye sorduğumda bana çapkın bir bakış atarak dudağının kenarını kıvırdı. ''Birlikte uyuruz.'' dediğinde aynı anda iki kişiden ''Olmaz!'' nidası yükseldi.
***
Veee bölüm sonuuu
O iki kişinin kim olduğunu tahmin etmek zor değil tabii, de mii ehehe
Bugünlük bu kadaaarrr umarım bölümü beğenmişsinizdirrr
Kendinize iyi bakın canlarımmm >
