Selamm>
Nasılsınız canlarımmm
Bu bölüm normalden bir tık daha geç geldii bazı sebeplerden dolayı (İlham perilerimin uyuması gibi bfcndmsncm) yine de umarım beğenirsinizzz
Gecikme için küçük bir telafiii (Bulut'umun gözleriiii)

Keyifli okumlarrr 😗
***
Cengiz abinin restoranın önüne geldiğimizde üçümüz de taksiden indik. Yiğit, ücreti ödedikten sonra hemen yanımıza geldi.
Restorana doğru ilerlerken bir şeyler dikkatimden kaçmamıştı. Restoran tamamen karanlığa gömülmüştü. Etrafta tek bir ses bile yoktu. O da yetmezmiş gibi ne Gül'ün arabası ortalıkta görünüyordu ne de Cengiz abinin. Acaba başka bir yeri söylemişlerdi de ben mi yanlış anlamıştım?
Gözlerim restoranın durumunu tartmaya devam ederken Yiğit'e düşüncelerimi aktardım. ''Yiğit, başka bir yerde buluşmayı ayarlamış olabilirler. Baksana, restoran kapalı gibi duruyor.'' diyerek restoranı işaret ettim.
''İçeri girelim bir. Bakarız.''
Dediğini yapıp restoranın kapısının önüne geldik. Kapıyı hafifçe ittirdim. Açıldı. Demek ki burada buluşacağımız doğruydu. İçeri adım attığım anda 'Bom!' sesiyle irkildim. Geriye bir adım attığım gibi sırtım Yiğit'in göğsüne yapıştı. Korkudan kilitlenirken Yiğit'in ellerini omuzlarımda hissettim.
''İyi ki doğdun.'' diye fısıldadığında neye uğradığımı şaşırdım. Hemen sonra birçok sesten aynı anda doğum günü şarkısı duymaya başladım. Korkumu unutmuş şaşkınlıkla olayları izlemeye başlamıştım. Defne, elinde bir pastayla bize doğru yaklaşıyordu. Sadece o değil, diğerleri de ellerinde konfeti ve maytaplarla onun peşinden geliyorlardı.
Demek ki o duyduğum ses konfetiden gelmişti. İçim rahatlasa da şaşkınlığı üzerimden atamamıştım hâlâ. Şarkı bittiğinde Defne, pastayı yüzüme doğru yaklaştırarak ''Mumları üfle. Tabii önce bir dilek dilemeyi unutma!'' dedi hevesle.
Şapşal şapşal gülümseyip, Yiğit'ten uzaklaşarak Defne'ye yaklaştım. Gözlerimi sıkı sıkı yumup dileklerimi sıralamaya başladım. Normalden biraz uzun sürmüş olacak ki Ali, olaya müdahale etti.
''Kankam gelecek yüzyıla kadar yetecek kadar dilek diliyor galiba.''
Kıkırdayıp son dileğimi de dilemeye başladım. İlk dileğim de son dileğim de aynı olacaktı. İkisinin de içinde elmas gözlüm olacaktı. Dilerim ki bu yaşımda ve gelecek tüm yaşlarımda yanımda olursun hayatımı maviye, huzura boyayan gökyüzü gözlüm. Dilerim ki hayallerimdekinden bile daha mutlu oluruz. Geçen yaşımın bana getirdiği en güzel şeylerden biriydin. Gelecekte de hep böyle kalırsın umarım. Hayatımın her anında, en güzel anlarımı bile daha da güzelleştirir varlığın.
Gözlerimi aralayıp mumları üflemeye başladım. Hepsi söndüğünde ışıklar yandı. Birkaç saniye gözlerimin ışığa adapte olmalarını bekledim. Ardından diğerlerine minnet dolu bakışlar attım. ''Ya çok teşekkür ederim. Hepiniz iyi ki varsınız.''
''Asıl sen iyi ki varsın şapşal, iyi ki doğdun. '' dedi Gül sırıtarak. Ardından yanıma gelip sıkı sıkı sarıldı. Ben de ona aynı şekilde karşılık verdim.
Adel'e sarılacağım zaman ucundan sırtımı pat patlayıp uzaklaştı. ''Doğum günün kutlu olsun. Seneye kadar adam gibi yaşa ki yine kutlayıp pasta yiyeyim.'' dediğinde kıkırdadım. ''Sen yeter ki iste güzelim.'' deyip ona göz kırptım. Gözlerini devirdi. Adel'imden beklenen tatlı hareketler.
Diğerlerine de sırasıyla sarıldım. Hepsi çok samimi ve düşünceli arkadaşlardı. Onlara sahip olduğum için o kadar şanslıydım ki...
Sıra Bulut'a geldiğinde istemsizce bir utanç sarmıştı bedenimi. Ona sarılmaya alışmak zor olacaktı. İlk adımı o attığında mutluluktan bayılacak hâle geldim. Nazikçe sırtıma sardı kollarını. Ben de kollarımı boynuna doladım. Tabii bu olay, en fazla bir on saniye kadar sürmüştü.
Benden ayrılıp ''İyi ki doğdun Rojin. İyi ki tanımışım seni.'' dedi tatlı bir ses tonuyla. ''Teşekkür ederim. Ben de iyi ki tanımışım seni.'' Sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı. Bunun sebebi beni kırmızıya boyayan utancımdı elbette.
Gözlerim Yiğit' kaydığında sessiz sessiz masaya geçtiğini gördüm. Doğum günümü ilk kutlayan oydu. Ama şimdi yüzüme bile bakmadan uzaklaşmıştı. Bu çocukta bir şeyler vardı. Ama ne?
Tam masaya geçip oturacaktık ki mutfak kısmından annemin çıktığını gördüm. O da gelmişti! Ne ara düzenlemişlerdi bu kadar şeyi? Elinde bir tepsi gördüğümde kaşlarım çatıldı. Restoranda çalışmaya başlamış olamazdı herhalde.
Yanına yaklaştığımda tepsideki kâseye baktım. Yayla çorbasıyla karşılaşmamla gözlerim faltaşı gibi açıldı. ''Pastayı çok sevmediğini biliyorum. Ben de en sevdiğin yemeği yapayım dedim.''
''Yalnız o benim fikrimdi.'' Adel'in sesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Büyük ihtimalle doğruyu söylüyordu. Çünkü yaklaşık iki üç yıl önce doğum günümü kutlarken bana pasta yerine yayla çorbası getirmişti.
En sevdiğim doğum günü kutlamalarımdan biriydi. ''Aynen öyle. Adel'in fikriydi.'' Annemin itirafıyla kıkırdadım.
''İkinize de teşekkürler o zaman.''
Hepimiz masaya geçtik. Cengiz abinin hazırladığı yemekleri yerken bir yandan da onlara sorular yağdırıyordum.
''Ne zaman ayaladınız siz bunu?'' Çok merak ediyordum. Çünkü güya bugün sonuçların açıklanmasını ve iyi dereceler yapmamızı kutlayacaktık. Bir anda doğum günü partime dönüşmüştü. Doğum günümü ben bile unutmuştum. O kadar olay atlattıktan sonra hatırlamak epey zor olurdu zaten.
Yağmur, başıma hafifçe vurup ''Kızım yeter! Soru sorma da yemeğini ye.'' dedi. Dudaklarımı büküp yemeğime döndüm. Çok keyifli geçen küçük bir kutlamanın ardından annem, Adel, Gül, Defne ve Yağmur bana hediyelerini verdiler.
Hepsine teşekkür ettikten sonra Soner, ''Biz doğum günün olduğunu bilmiyorduk. Hep birlikte sonuçlarımızı kutlayalım derken senin de doğum gününü öğrendik. Biz de çifte kutlama yaparız dedik. Âni geliştiği için hemen hediye ayarlayamadık haliyle. Çoğu şey aceleye geldi. Yine de sana beğeneceğini düşündüğümüz hediyeler sipariş ettik. Yakında gelirler. Kusura bakma.'' diyerek diğerlerinin adına da bir açıklama yaptı.
''Gerek yok bile. Düşünmeniz yeter de artar. Burada bulunmanız bile benim için yeterli. İyi ki varsınız.'' dedim en içten duygularımı dile getirerek. Hepsinin bendeki yeri çok ayrıydı. Dostluğumuz gittikçe pekişiyordu. Onlarla çok mutluydum. Yaşadığım her ânı güzellikle dolduruyorlardı.
''Benim hediyem belli ama. Onu söyleyeyim.'' dedi Taner öz güvenle. İster istemez merak sarmıştı beni. Bunu bakışlarımla yansıtmış olmalıyım ki Taner, kıkırdadı.
''Ne o? Çok mu merak ettin güzellik?''
Başımı hızla olumlu anlamda salladığımda bu halimden çok memnun kalmış gibi sırıttı. ''O zaman... Zamanı gelince görürsün.''
Dudaklarımı sarkıtıp üzgün bir ifade takındım. Biraz da küçük bir çocuk gibi ayaklarımı yere vurup ofladım. ''Ama söylesen olmaz mı? Çok merak ederim bak.'' Bu hareketlerime kanmadı. Oysa bence gayet de iyi bir taktikti. ''Olmaz. Yakında görürsün zaten.''
''Peki.'' dedim kabullenerek.
Birlikte biraz daha zaman geçirdikten sonra evlerimize dağıldık. Bu gece kendi evime gidiyordum. Soner ve Ali, Taner'in yanında kalacaklardı. Bizim de eve dönme vaktimiz gelmişti de çatmıştı.
Aynı yere gidiyoruz diye ben, Rabia teyze, Bulut ve Yiğit; annemin arabasıyla gidecektik. Diğerleriyle vedalaştıktan sonra arabalara geçtik. Maalesef ki yine ortada kalmıştım. Bir yanımda Bulut, bir yanımda Yiğit...
Gergin bir ortam vardı nedense. Yiğit, zaten hiç konuşmuyordu. Bulut'sa kalpten gitmemi sağlayacak bakışlar atıp duruyordu. Annemle Rabia teyze de gün değerlendirmesi yapıyorlardı.
Kavşaktan geçeceğimiz zaman ister istemez biraz sola doğru savrulmuştum. Bulut'a iyice yapıştğımda utanç içinde kıvranmaya başladım. Tam geriye çekilecektim ki onun yakınında olan kolumu tuttu nazikçe.
İnce, uzun parmakları aheste aheste elime kadar geldiler. Elimi tutup karnına doğru çektiğinde ona hayretle baktım. Aile vardı aile! Milletin içinde böyle hareketler yapmak caiz midir Allah aşkına?
Elimi çekmeye çalıştığımda daha sıkı tuttu. Ona tehditkâr bir bakış attım ama umursamadı. Yüzünde sinsi bir sırıtış yer edinmişti. Edepsiz Bulut. Ben seni böyle bilmezdim. Bak ters köşe yapıyorsun. Bozuşuruz.
Kulağına doğru hafifçe eğilip ''Elimi bırak.'' diye fısıldadım. Omuz silktiğinde kaşlarımı çattım. ''Görecekler.'' dedim dişelerimin arasından.
''Görsünler. Saklamıyorum ki ben.''
''Lunaparkta el ele tutuşmamız çok mu hoşunuza gitti de tekrarlıyorsunuz Bulut bey?''
''Evet, çok hoşuma gitti ve hatırlarsan sana ne demiştim? Elini asla bırakmayacağım.''
Sinirim ve gerginliğim aynı anda toz olup uçarken ona hayran hayran bakmaya başladım. Bu çocuk çok fenaydı. İllegaldi ama bu hareketler, bu sözler. Onun maviliklerine dalıp gittim. Dünyanın en güzel manzarasını izliyormuşçasına izledim göz bebeklerini. Büyülenmiş hâlimden sıyrılmamı sağlayan şey annemin sesi oldu.
''Siz ne fısıldaşıyorsunuz bakayım arkada?''
Basılmış gibi tedirgin olup refleksle elimi Bulut'un elinden çektim. ''Şey... Sıradan şeyler.'' diye cevap verdim. Annem üstelemeden başka bir soru sordu. ''Sonuçlarınız iyi geldi, değil mi gençler?''
Bulut, onu onayladı. Benimkini biliyordu zaten. Sıra Yiğit'e gelmişti. Ama o, cevap vermeyi bırakın soruyu duymamıştı bile. Diğerleri ondan cevap beklerken omzumu hafifçe koluna dokundurup dikkatini buraya vermesini sağladım.
Anlam veremez gözlerle baktığında ona açıklama yapmak zorunda kaldım. ''Annem sonucunun nasıl geldiğini sormuştu da... Dalmışsın sanırım.''
Başını hafifçe sallayıp anneme çevirdi bakışlarını. ''İyiydi.'' Vay! Bu çocuk ne kadar konuşkandı öyle. Ama düşününce de başka ne diyebilirdi ki sanki?
''Hangi bölüme girmeyi düşünüyorsunuz peki?''
''Yazılım düşünüyorum ben.'' dedi Bulut nazik bir sesle. Kibarlığını yerim oğlum! Her dediği, her yaptığı bana bu kadar tatlı gelmek zorunda mıydı?
''Güzel tercih. Hakkında hayırlısı olsun oğlum.''
''Teşekkür ederim.''
Söz, yine Yiğit'e geçimişti. Bir kez daha kısa ve öz konuşmayı tercih etti. ''Hukuk.''
''Hukuk da çok iyi. Çok başarılı olacağına inanıyorum. Hedeflerinizin olması çok hoş. Bizim kıza uygun bir bölüm bulana kadar ne hallere düşmüştük.'' dedi bıkkınmış gibi çıkan bir sesle.
Ağzımı bir karış açtım. Kendimi öne doğru ittirip onun koltuğuna yapıştım. ''Aşk olsun anne ya! Tamam birazcık kararsız olmuş olabilirdim ama...''
''Ama ne? Gerçekleri söylüyorum ben. Son senende sayısaldan eşit ağırlığa, eşit ağırlıktan dile geçtin. Biraz mı cidden? Dürüst olmak gerekirse ileride seveceğin kişiyi araken de benzer sorunlar yaşamandan korkuyorum.'' Bunu deyip dikiz aynasından Bulut'a baktı. Anneme Bulut'tan bahsetmiştim elbette. Yine de duygularımın ciddiyetinden emin değildi pek.
Konuyu değiştirmek adına aklıma gelen ilk şeyi söyledim. ''Babam doğum günümü kutlamadı. Bazen bir kızı olduğunu unutuyor sanırım.'' dedim üzgün bir sesle. En azından bir arasın, bir mesaj atsın isterdim. Ama ikisini de yapmamıştı. Unutmuş olabilir miydi? Neden olmasın ki? Zaten işiyle meşguldü hep. Unutması kadar doğal bir durum yoktu ki.
Annem, cümlemi yorumsuz bıraktı. Kısa bir süre sonra eve varmıştık. Hepimiz aynı anda merdivenlere yöneldiğimizde ''İyi alıştınız ha merdivenlere! Hep benim sayemde.'' dedim övünerek.
''Öyle oldu gerçekten de güzelim. Senin sayende bu yaşta bile egzersiz yapıyor sayılırım.'' dedi Rabia teyze kıkırdayarak. ''Ya Rabia'm! 'Bu yaş' deyip durma artık! Gencecik çıtrsın daha sen.''
Kolumu omzuna attığımda yanağımdan bir makas aldı. ''Yağcısın yağcı. Ama çok da tatlısın. Sana yağcılık yapmak bile yakışıyor. Maşallah.'' Ona gülümseyip teşekkür ettim.
Evimizin bulunduğu kata gelince Rabia teyze ve Yiğit'le kısaca vedalaştık. Bu sırada gözlerim Bulut'a kaydı. Annem yanımdayken, onun yanında daha da geriliyordum nedense. Bu yüzden ''İyi geceler.'' dilemekle yetinip içeri girdim.
''Bir şeye ihtiyacın olursa bize söyle oğlum. Çekinme sakın.'' dedi annem, Bulut'a. Bulut da nazikçe gülümseyip ''Teşekkür ederim. Düşünmeniz yeter.'' dedi tatlı tatlı. Çocuktan bildiğiniz şeker damlıyordu ya! Sonra kalbimi eritiyordu işte.
Onlar da birbirlerine iyi geceler diledikten sonra içeri girdik. Arkamı döndüğüm gibi bir sürpriz daha karşıladı beni. Girişte çok güzel, ışıl ışıl bir bisiklet beni karşıladı. Hayranlıkla ona yaklaşıp iyice inceledim.
Toz pembe rengindeydi. Hemen önünde bir sepet, sepetin içinde bir kırmızı gül buketi vardı. Buketi elime aldığımda çiçeklerin arasında bir not farkettim. Hızlıca açıp okumaya başladım.
''Benim güzeller güzeli minik kuşum,
Bu doğum gününde yanında olamadım yine. Özür dilerim güzel kızım. Prensesim her geçen sene biraz daha büyüyor. Ama benim gözümde hâlâ sen, biraz uzağa gittiğimde saatlerce ağlayan minik bebeğimsin. Umarım hediyemi beğenirsin. Döndüğümde bir doğum günü partisi daha yaparız ;). Kendine çok iyi bak minik kuşum. Nice güzel yaşlara. İyi ki doğdun. İyi ki benim kızımsın.
Seni çok seven baban...''
Notu okumayı bitirdiğimde gözlerim istemsizce dolmuşlardı. Onu yine çok özlemiştim. Tam dediği gibi şu an bebek gibi ağlayabilirdim. Hayatımın en önemli günlerinde bile benden kilometrelerce uzak olması acı verse de her şeye rağmen benimle ilgili olan hiçbir şeyi unutmaması beni sonsuz mutluluğa boğuyordu. İyi ki vardı. İyi ki babamdı.
Bisikleti odama sürüklemeye başladığımda annem bana değişik değişik baktı. ''Yatak odasında ne yapacaksın bisikletle acaba?''
''Hiç. Gözümün önünde dursun biraz.''
Annem, başını 'Sen akıllanmazsın.' dercesine salladığında ona ''İyi geceler anne.'' deyip kıkırdadım. Ardından içeri girdim.
Bu gece, bisikletimle çok güzel zamanlar geçirecektim. Ne romantik ama!
🐚🐚🐚
Sabah gözlerimi ilk açtığımda karşılaştığım şey, çok sevgili bisikletimdi. Uzun zamandır sürmediğim için alışmam için zaman gerekiyordu.
Aşırı hevesli olduğum için hemen yataktan kalkıp hazırlanmaya başladım. Bir eşofman altı, bir de tişört işimi görürdü. Onları alıp hızlıca üzerime geçirdim. Telefonumu cebime atıp bisikleti çekitirmeye başladım.
Kapının karşısına geldiğimde annem içeriden seslendi. ''Sabah sabah nereye bakayım küçük hanım?''
''Bisiklet süreceğim anne.''
''Kahvaltı yaptın mı?''
''Aç değilim.''
''Eve çıktığında kahvaltını yapmayı unutma yine de.''
''Tamamdır anne.'' Bu kısa diyalog bittiğinde spor ayakkabımı da çoktan giymiştim. Bisikleti yavaş yavaş merdivenlerden indirmeye başladım. Ara ara takılsam da ilk basamakları sağ salim bitirmiştim.
Bir kapı açılma sesi duyduğumda bakışlarımı hemen oraya çevirdim. Bulut, evden çıkıyordu. O da benim gibi rahat bir şeyler giymişti. Elinde bir su termosu vardı. Beni gördüğünde mavi gözleri kısılacak şekilde gülümsedi.
Gülümsemesine daha büyük bir gülümsemeyle karşılık verdiğimde merdiven basamaklarını hızlıca inmeye başladı. ''Günaydın.'' dedi uyanlı çok olmadığını belli eden boğuk sesiyle.
''Günaydın.''
''Bisikletin çok güzelmiş.''
''Teşekkür ederim. Uzun zamandır sürmüyorum. Kesin bir sürü kez düşeceğim.'' dedim. Bir yandan da bisikleti sürüklemeye devam ediyordum.
Bulut, bana doğru yaklaşıp bisikleti tuttu. Yerle bağlantısını keserek çok rahat bir şekilde taşıdı. ''Senin için indireyim bunu ben. Ayrıca düşmene izin vermem mümkün değil. Alışana kadar yanında dururum.'' Bu hareketler halis mi Bulut bey? Kalbim pır pır ediyor bak.
Ona verecek bir cevap gelmedi aklıma. Gerçi onun yanındayken beynim otomatik olarak çalışmayı bırakıyordu zaten.
İkimiz de merdivenleri inmeyi bitirdiğimizde Bulut, bisikleti yere indirdi. Binadan dışarı çıkıp arka bahçeye doğru yürümeye başladık. O an aklıma gelen soruyu sordum. ''Bulut, sen bir yere mi gidecektin? Eğer öyleyse seni tutmayayım hiç.''
''Hayır, belli bir yere gitmeyecektim. Sadece biraz sabah koşusu yapacaktım.'' Vay! Demek koşu da yapıyordu. Seninle ilgili öğreneceğim daha ne kadar çok şey var acaba?
''Bin bakalım.'' deyip bisikleti sabit tuttu. Ona gülümseyip bisiklete iyice yaklaştım. Bir bacağımı diğer tarafa attıktan sonra iyice yerleştim. Derin bir nefes alarak dengemi sağlamak adına iyice tutundum.
Pedallara asılıp yavaş yavaş hareket etmeye başladım. Bulut da hemen yanımda yürümeye devam ediyordu. Başta biraz dengem bozulsa da kontrolü elimde tutmayı başardım. Biraz daha hızlanmaya başaldığımda Bulut, ''Bisikleti bırakıyorum şu an. Tek başına dengeni koruyabilecek misin?'' diye sordu.
Başımı olumlu anlamda salladığımda bisikleti serbest bırakıp geriye doğru iki adım attı. İlk birkaç saniye her şey normal olsa da bir anda sağa sola doğru sallanmaya başladım. Tabii paniğe kapılmadan durur muyum? Asla! Telaşla sabit durmaya çalışsam da ne yazık ki başarısız oldum.
Bisiklet de ben de kendimizi yerde bulduk. Dizim çok fena sızlıyordu. Bu nasıl bir düşüşti Allah aşkına? Bulut, koşar adımlarla yanıma geldi. Bisikleti benden uzaklaştırdıktan sonra elimden tutaak doğrulmamı sağladı.
''İyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu?'' Sesi telaşlı çıkıyordu. Onu fazla merakta bırakmak istemediğimden ''Ciddi bir durum yok ama dizim acıyor. Yara oldu galiba.'' dedim dudaklarımı bükerek. Ardından bakışlarımı dizime çevirdim.
Eşofmanımın diz kısmı yırtılmıştı. Birkaç kan damlası da kendilerini çok net gösteriyorlardı. Bulut da gözleriyle durumu tarttığında ''Biraz bekle. İlkyardım kutusunu getireyim ben.'' dedi. Onu onayladığımda arakasını dönüp arka bahçeden çıktı.
Of ya! Salak Rojin! Altı üstü bisiklet sürüyordun. İlla aksiyon mu yaratacaksın? Bisikletimle bakıştığımda yaralanmama rağmen bir kez daha binmek istedim. Ayağa kalkıp onu da kaldırdım.
İki üç deneme daha başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ama yavaş yavaş olacaktı. Başaracaktım! Görüş açıma Bulut girdiğinde bisikleti durdurup yavaşça indim.
''Yaralı yaralı bisiklet mi sürüyordun sen?'' diye sordu azarlarcasına.
''Çok ciddi bir yara değil sonuçta.'' dedim kısık bir sesle. Bir iç çekip yanıma geldi. Beni banklardan birinin yakınına çekiştirdi. Hemen ardından önümde diz çöktü. Ona şaşkınlıkla bakarken o çok ciddi bir iş yaparmış gibi eşofmanımın paşasını tuttu.
''Müsaadenle...'' deyip bana baktığında dudaklarımı birbirlerine batırıp onu başımla onayladım. Onayımla birlikte işinin başına döndü. Eşofmanı bükerek dizimin hemen üstüne getirdi.
Sonra tentürdiyotu pamuğa batırıp yavaşça dizime dokundurdu. Acı içinde tıslarken refleksle omzuna tutundum. ''Acıdı mı?'' Başını iki yana sallayıp ''Tabii ki acıdı. Bu da soru mu?'' diyerek kendine sitem etti.
Bu defa pamuğu bastırmadan yarama üflemeye başladı. Kısa bir ilkyardım seansından sonra rahat bir nefes verebilmiştim.
''Bundan sonra daha dikkatli olmaya çalış lütfen. Bak sürekli yaralanıyorsun.''
''Benim suçum değil ki ama.'' diyerek omuz silktim. ''Biliyorum. Yine de kıyamıyorum sana.'' Yanaklarım ufaktan kızarmaya başlamışlardı. Gözlerimi kaçırıp ayaklarımı sallamaya başladım.
''Bisiklete iyice alıştığında birlikte bir bisiklet gezisine çıkmak ister misin?'' Bulut'un sorusuyla ona heves dolu bakışlar attım. Benim için bundan daha mükemmel bir motivasyon olamazdı. ''Çok isterim.'' dediğimde gülümsedi. Şimdi vakit, gece gündüz demeden bisiklet süremeyi öğrenme vaktidir. Bu gezi uğruna saatlerce bisiklet sürebilirdim.
Sabahın o saatinde bankta oturup saatlerce sohbet etmiştik. Şarkılar dinlemiştik. Sevdiğim aktiviteleri birlikte yapıyor olmamız kadar güzel bir durum yoktu.
Şu anım onunla doluydu. Emindim ki geleceğim de onunla dolu olacaktı.
***
Bölüm sonuuu
Bir sonraki bölümde bir zaman atlaması olacak canlarımm haber vereyim dedimm
Umarım bölümü sevmişsinizdirr
Kendinize çok iyi bakınnn ❤️
