İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 15 · 13 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 15

15. Bölüm🐚

Selaaamm!!!

Nasılsınızzz??

İyi okumalarrr >

***

Elmas gözlümle mesajlaşmamızın üzerinden bir hafta geçmişti. O günün utancını hâlâ atlatamadığım için bir hafta boyunca ondan kaçmıştım. Evden sessizce, erkenden çıkıp mümkün olduğunca geç dönmeye çalışıyordum.

Bugün de o günlerden biriydi. Yiğit'le apartmanın önüne geldiğimizde ''Sen çık istersen. Ben bir markete uğrayacağım.'' dedim sırıtarak. Yiğit, başını 'Tamam.' anlamında sallayıp apartmana girdi. Hiçbir koşulda beni sorgulamaması çok hoşuma gidiyordu.

Saate baktığımda henüz yedi olduğunu gördüm. Bu saatte beni yakalayabilirdi. İyi bir kontrol yapmam gerekiyordu. Ama önce bir kedilerin yanına uğrayıp onlara içimi döksem çok güzel olacaktı.

Arka bahçeye ilerleyerek kedi kulübesinin yanına gittim. Onlara yaklaştığımda anneleri hemen yerini bilir gibi kucağıma gelmişti. Ben de yere çökerek bağdaş kurdum. Onu da tam kucağıma yerleştirdim. ''Nasılsın bakalım kraliçe?'' diye sorduğumda bana bakıp miyavladı.

Bu miyavlama galiba ''Sıcaktan piştim. Nasıl olayım?'' miyavlamasıydı. ''Ben de aynı şekilde valla.'' dedim bıkkın bir sesle.

''Ne oldu biliyor musun? Ben çok pis rezil oldum. Hangi elmas gözlüm var ya...'' Cümlemi tamamlayamadım. Çünkü hemen arkamda hışırtı sesleri duydum. Adım sesleri yaklaştı ve gelen kişi hemen yanımda durdu. Başımı kaldırıp ona baktım. Bulut'tu. Ondan kaçarken çok pis yakalanmıştım ve şu an kaçacak hiçbir yerim yoktu maalesef.

Ellerini beyaz pantolonunun ceplerinden çıkarıp yanıma çökerek bağdaş kurdu. Pantolonunun beyaz olmasını umursamamıştı bile. ''Seni gören cennetlik Rojin. Komşu olmamıza rağmen bir haftadır görüşemiyoruz. Benden bilerek kaçıyor olamazsın, değil mi?'' diye sordu gözlerini kısıp bana bakarken.

Gözlerimi kaçırarak kucağımdaki kediyi sevmeye başladım. ''Yok. Neden kaçayım ki?'' At yalanı sev inananı Rojin!

''Diyorsun?'' deyip bana doğru eğildi biraz. Başımı 'Evet.' anlamında salladığımda ''Bana neden öyle değilmiş gibi geldi peki?'' diye sordu. Çünkü değil! Ama bunu itiraf edemezdim ki. Ne diyecektim? Utandığım için bir hafta boyunca senden kaçtım mı?

Omuzlarımı silkerek ''Bilmem ki. Sana öyle gelmiştir belki.'' dedim masum bir ses tonuyla. Ona kaçamak bir bakış attığımda kaşının tekini havaya kaldırmış, bana 'Öyle mi?' bakışı atıyordu. Bir insanın her mimiği mi mükemmel olurdu? Oluyormuş işte. Kanıtı tam karşımda duruyordu.

Gözlerimi tekrar kaçırdığımda elini çeneme doğru yaklaştırıp parmak uçlarıyla çenemi tuttu. Başımı yavaşça çevirerek göz göze gelmemizi sağladı. Bu hareketinin kalbimi durdurabilecek potansiyele sahip olduğunu bilmeden...

Mavi gözleri okyanus kadar derin bakıyordu bana. Ben de onların etkisiyle dalıp gitmiştim yine. Öyle güzellerdi ki... İçlerinde öyle güzel, öyle özel şeyler barındırıyorlardı ki... Derin bir iç çektim güzelliğine karşı. ''Rojin, benden kaçtığının farkındayım. Şunu bilmeni istiyorum ki utanılacak bir şey yapmadın.'' dediği şeyler gözlerim doldu. Neden diye sormayın. Ben de bilmiyordum. Hassas anıma denk gelmişti galiba.

Gözlerimin dolmasıyla telaşa kapıldı. ''N-ne oldu? Yanlış bir şey mi söyledim ben?'' dedi endişesini belli eden bir sesle.

''H-hayır. Sadece ben fazla rezilim. Hep rezil oluyorum. Düşünmeden konuşuyorum. Sonra söylediğim şeylerden dolayı pişman oluyorum ama iş işten geçmiş oluyor.'' dedim kısık bir sesle. Neden hep böyle oluyordu bilmiyordum hiç. Onunla tanıştığımdan beri rezillik katsayım artmıştı zaten.

Gülümsedi. ''Değilsin. Rezil falan değilsin. Her halinle fazla tatlısın. Ben seni böyle seviyorum.'' Ne!? Gözlerim faltaşı gibi açılırken ona baktım. Şaşkın bakışlarım karşısında dudaklarını birbirlerine bastırdı. Ama açıklama yapma girişiminde bulunmadı.

Bu demek oluyordu ki söylediklerinin arkasındaydı. Tatlı olduğumu söylemişti. Onu es geçin. Beni sevdiğini söylemişti! Beni? Sevdiğini? İşte bu vakit hayırlısıyla Hakk'a kavuşma vaktiydi.

''Bir şey demeyecek misin?'' diye sordu. Derin bir nefes aldım. ''Şey... Ne diyebilirim ki?'' Dudaklarını büzüp düşünüyormuş gibi yaptı. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi başını ani bir hareketle bana çevirdi. ''Hmm... 'Ben de seni olduğun gibi seviyorum Bulut.' diyebilirsin mesela.'' deyip bana göz kırptı.

Ne oluyor Bulut bey? Yüreğime indirmeye yemin mi ettiniz? Ne bu hız? Donakaldığımda hoş bir kıkırtı bıraktı. ''Sadece şaka yapıyorum. Artık benden kaçmanı istemiyorum. Yanımdayken rahat olmanı, kendin gibi davranmaktan çekinmemeni istiyorum güzelim.'' dediğinde parlayan gözlerle onu izledim.

Nasıl anlatsam? Bir filmde en sevdiğiniz karakter hayatınız boyunca duyduğunuz en hoş repliği söyler de siz o sahneyi tekrar tekrar izlemek istersiniz ya? Tam o şekilde bir şeydi bu. Şu an o sahneyi defalarca kez oynatamıyor olsam da beynime çoktan kazınmış, orada çok özel bir yer edinmişti.

''Olmaz mı?'' diye sordu hayatımda duyduğum en masum ses tonuyla. Bu tonda söylediği hiçbir şeyi reddedemezdim. Bundan adım gibi emindim.

''Olur.'' diye cevap verdiğimde bundan çok memnun kalmış gibi gülümsedi. ''O zaman kaçış oyunumuza son verdiğimize göre sahile gidelim mi birlikte? Biraz hava değiştiririz.'' Onunla en sevdiğim, en huzur bulduğum yerde bulunmak çok hoş olurdu. Haliyle bu teklifi reddetmem imkansızdı.

Başımı olumlu anlamda sallayıp kediyi kucağımdan indirdim. Bulut, benden önce ayağa kalktı. Elini bana uzattığında utangaç bir gülümseme eşliğinde elimi eline emanet ettim. Beni nazikçe çekerek ayağa kalkmama yardım etti.

Açık yeşil renkli elbisemi silkeleyerek yürümeye başladım. O an farkettim ki Bulut'un gömleği de benim elbisemle aynı renkti. Uzaktan bakan biri bizi çift sanabilirdi. Bunun düşüncesi bile gülümsememe sebep oldu.

''Ne oldu?'' diye sorduğunda ''Hiiiç.'' dedim gülümsemeye devam ederken. ''Öyle olsun.'' deyip yürümeye devam etti.

''Bana bir anını daha anlatsana.'' dediğinde aklıma güzel bir anı getirmeye çalıştım. Ama bir türlü gelmedi. ''Hmm... Hiç aklıma gelmiyor şu an. Merak ettiğin bir şey varsa sor. Ben cevaplayayım.''

Biraz düşündü. Ardından bir şey aklına gelmiş olacak ki bana kaçamak bir bakiş attı. ''Hiç hoşlandığın biri oldu mu?'' Bu soruyu sormasını beklemiyordum. Yani en azından bu kadar ani bir şekilde sorması beklediğim bir şey değildi. Yine de gülümseyip cevapladım. ''Çok oldu.'' Cevabımla birlikte gözlerini irileştirerek bana şok içinde baktı.

Doğruyu söyleyip söylemediğimi test etmek istercesine mavi gözlerini gözlerime dikti. ''Ciddi misin sen? Kaç kişi mesela?'' diye sordu memnuniyetsiz çıkan sesiyle.

''Ciddiyim tabii ki. Hoşlandığım çok kişi oldu. Ama hepsi sadece hoşlantıdan ibaretti. Kaç kişi sorusuna gelirsek...'' Parmaklarımı teker teker açarak saymaya başladım. ''Altı kişi kadar sanırım.'' dediğimde bana inanamıyormuş gibi baktı.

''Sen de ne çok yere bakan yürek yakanmışsın. Peki karşılıklı mıydı?'' diye sordu. Nedense içimden bir ses bunun doğru olmamasını dilediğini söylüyordu. Onu hayal kırıklığına uğratacak bir cevabım yoktu neyse ki.

''Hayır, hepsinde platoniktim. Platonik takılmayı seviyordum. Kendi içimde hoşlanıp sıkılınca bırakıyordum. Zaten o duygulardan hiçbiri çok uzun sürmedi. Ve en son birinden gerçek anlamda hoşlandığımda beşinci sınıfa gidiyordum.'' Cevabım onu rahatlatmış gibi duruyordu. Birden gevşemişti.

Ona söylediğim altı kişi içerisinde kendisi yoktu. Çünkü ona karşı hissettiklerimin sadece hoşlantı olması imkansızdı. Ben ona aşık olmuştum ve ilk defa duygularımın karşılıksız kalmasından korkuyordum.

Ona baktığımda sanki bir soru daha sormak istiyormuş da emin olamıyormuş gibi bir hali vardı. ''Başka sorun varsa sorabilirsin. Seve seve cevaplarım.'' dedim ona cesaret vermek istercesine.

''Peki... Senden hoşlanan birileri oldu mu? Gerçi bu nasıl soru? Olmuştur elbette.'' deyip ensesini ovdu. Şu an o kadar tatlı duruyordu ki anlatamam. Kıkırdayarak onu cevapladım.

''Oldu elbette. Ama hiçbirinin duygularına karşılık veremedim. Yani bir kez olsun sevgilim ya da ciddi ilişkim olmadı. Seni sormalı asıl. Hiç sevdiğin biri oldu mu?'' Aslında bu sorunun cevabını duymaya ne kadar hazırdım bilmiyordum.

Onun hayatında bir başka kadının olma düşüncesi hiç hoş değildi. Bunu hayal etmek bile kalbime iğneler batıyormuş gibi hissettiriyordu. Hiç tartışmasız şu zamana kadar en güçlü duyguları beslediğim kişi oydu. İster istemez duygularıma karşılık vermesini umuyordum. Ben onu onsuzken de severdim. Ama onunlayken onu ayrı güzel severdim.

''Her insan gibi hoşlandığım hatta daha doğrusu hoşlandığımı düşündüğüm bir kız oldu. Ama bu olay o kadar eski ki... Henüz anaokulundaydım. Kızın sarı saçları, yeşil gözleri, tatlı davranışları çok hoşuma gidiyordu. Ben de ondan hoşlandığımı düşünmüştüm. Ama son zamanlarda o durumun hoşlanmakla en ufak bir ilgisinin bile olmadığını anladım.''

Son dediği cümlede takılı kaldım. Son zamanlarda on gerçek hoşlanıyı yaşatan biri mi çıkmıştı karşısına? Bu sebeple mi öyle demişti? Yoksa sadece daha olgun olduğunu hissettiği için miydi?

Kendi kendime düşüncelere dalmışken çoktan sahile gelmiştik. Güneş batmaya gelmişti. Sıcağa rağmen hafif bir esinti vardı. Ayakkabılarımızı çıkarıp kumlara bastık. Beklediğimizden daha sıcak olduğunu ancak ayaklarımız yanmaya başladığında anlamıştık.

İkimiz de aynı anda bir ayağımızı çekip ötekini koyuyorduk. Olduğumuz yerde zıplarken göz göze geldiğimizde çok komik göründüğümüzü düşünmüş olacağız ki kahkaha atmaya başladık.

''Denize doğru koşalım mı? Yoksa ayaklarımız cayır cayır yanacaklar.'' dediği şeyi hemen onayladım. Başta ayağı için endişelensem de sargıyı çıkarmışlardı. Şu an ise hiçbir sorun yaşamadan üzerine basabiliyordu. Bu yüzden onaylamam kolay olmuştu.

İkimiz de yan yana koşmaya başladık. Tabii bu sırada kahkahalarımız bir an olsun kesilmemişlerdi. Onunlayken dünyanın en mutlu insanına dönüşüyordum.

Ayaklarımız deniz suyuna bastıklarında ikimiz de rahatlayarak bir nefes verdik. Dünya varmış be! Elbisemin uçları ıslanmıştı. Bulut'un da pantolonunun paçaları ıslaklıktan nasiplerini almışlardı. Ama ne o ne ben durumdan rahatsız değildik.

Biraz eğilip elini suya soktu. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum ki birden su dolu elini çıkarıp suyu bana doğru fışkırttı. Reflekse ellerimi uzattığımda bu hareketimden memnun kalmış gibi su fışkırtma işini hızlandırdı.

Kıkırdayarak koşmaya başladım. Ben de eğilip ona doğru su fışkırttım. ''Sen beni mi ıslattın? İşte şimdi işin bitti.'' deyip bana doğru koşmaya başladı. Ben de hemen arkamı dönüp, kıkırdayarak ondan kaçmaya çalıştım.

Ama bu koşuşum maalesef ki başarısızlıkla sonuçlandı. Ne olduğunu anlamadığım bir şey ayağıma çarpmıştı. Ben de pat diye düşüp suyu boylamıştım. Elbisem baştan aşağıya ıslanmıştı. Dudaklarımı bükerek Bulut'a baktım. Kahkaha atmamak için zor duruyor gibiydi. Ki birkaç saniye geçmeden kendini tutamadı ve deli gibi gülmeye başladı.

Ona sinirimi belli edecek bakışlar göndermeye çalışsam da gülüşünün güzelliği karşısında çoktan erimiştim bile. Ona dalıp gitmiştim. Kısılan gözleri, inci gibi dişleri, belli belirsiz görünen gamzeleri... Her şeyiyle o kadar kusursuz duruyordu ki...

''Sen nasıl başardın düşmeyi?'' diye sordu kahkahalarının arasından. Nasıl olacak? Her zamanki ben işte. Yani bunu başarmasaydım bir terslik olduğunu düşünebilirdik.

Kahkahalarını kontrol altına alıp bana yaklaştı. Elini uzattı. Ben de bir ona bir eline baktıktan sonra elini tuttum. Aniden aklıma gelen hain planla onu kendime doğru çektim. Bir anda dengesini yitirip hemen yanıma düştü.

Üstü başı su olurken bu defa kahkaha atma sırası bana gelmişti. Onun yüzündeki şaşkın ifadeye baka baka en içten şekilde gülmeye devam ettim. Bu şaşkın hali baldan tatlıydı.

Bir kaşını havaya kaldırarak ''Çok yaramazsın.'' dedi gülümseyerek. Bundan şikayetçi gibi durmuyordu. ''Bu savaşı siz başlattınız Bulut bey. Ben de yenilmek istemem.''

''Öyle mi Rojin hanım? Tüm savaşlarımız bu tatlı kahkahalarınla bitecekse, benden aldığın her intikam seni bu kadar mutlu edecekse ben seninle her gün savaşmaya, benden her seferinde intikam almana izin vermeye varım.''

Bu cümlelerden sonra ne tepki vereceğimi şaşırdım. Gülmeyi bırakmıştım. Sözlerinin kalbimde yarattığı etkiye dalarak, gözlerinde kayboluyordum. Gözlerimin bir anlığına bile olsa gözlerine hasret kalmalarına izin vermiyordum. Öyle hoş bir cümle kurmuştu ki dövme gibi kalbime kazınmıştı.

Mavi gözleri daha derin bakmaya başlarken bana biraz yaklaştı. İkimiz de suya batmış dalgaların gelgitlerinin rahatlatıcı hissine kendimizi kaptırmıştık. Güneşin batmasına çok az kalmıştı. Denizin rengi, gökyüzünün rengine boyanmıştı. Tüm bu güzelliklerin arasından aklımı en çok alan ise onun güzelliğiydi.

Ondan uzaklaşmadığımda bundan cesaret almış gibi biraz daha yaklaştı. Yüreğim, kafese sıkışan bir serçe gibi çırpınıyordu. Her an duracak diye ödüm kopuyordu. Yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı... Öyle yakınıma geldi ki istemsizce gözlerimi kapattım.

Derin bir nefes alırken nefesimi kesen şey yanağıma kondurduğu minik buse oldu. O yumuşacık dudakları, birkaç saniye boyunca yanağıma değmişlerdi. Ama bana bir ömür sürecek bir iz bırakmışlardı. Yavaşça geri çekildiğinde nefes almayı unuttuğumu farkettim.

Bir nefes alıp gözlerimi açtım. Onun mavi gözleri de benimkileri bekliyor olmalıydı ki anında göz göze geldik. Dudağının kenarını kıvırıp ''Çok tatlısın Rojin.'' dedi fısıldarcasına. Ağzımı açıp tek bir kelime bile söyleyemeyecek duruma gelmiştim. Heyecandan dudağımı ısırmaya başlamıştım.

Bulut, gözlerini bir an olsun üzerimden çekmiyordu. Ama ben ona baktıkça kızarıyordum. Bu yüzden yine gözlerini ilk kaçıran kişi ben oldum. Bulut'un kıkırtısını duyduğumda utancımdan başımı suya sokmak istedim.

''Utandığında daha da tatlı oluyorsun.'' Yeter be vicdansızın oğlu! Bu kalbim dayanmıyor artık. El insaf yani. Biraz da onu düşünsen çok güzel olacak. Az önce beni öpmüştü. Sonra iltifat etmişti. Sonra bir kez daha iltifat etmişti. Bu bildiğiniz bana ve kalbime karşı yapılan bir suikasttı.

Kalp krizi geçirmek istemediğim için ayağa kalkmaya çalıştım. Biraz zorlandığımda Bulut, ''Bir saniye güzelim.'' deyip ayağa kalktı hızla. Ardından elini bana uzattı. Şu anda elini tutarsam heyecandan titrediğimi çok rahat farkedebilirdi. Bu da elbette istediğim son şey bile değildi. Yine de tutmasam onun duygularını incitebilirdim. Bunun olmasını daha çok istemezdim.

Elimi uzatıp elini tuttuğumda beni kendine doğru çekerek kalkmama yardım etti. Ama bu hareketiyle ona çok daha fazla yakın olmuştum. Bu mesafeden kalp atışlarını duyabiliyordum. Ki onlar benim kalbimden mi geliyordu yoksa onunkinden mi emin olamamıştım hiç. Okyanus kokusu ciğerlerime doldu. Bu, çok fazla huzur veren bir kokuydu. Sevdiceğimin kokusu bile bir ayrı güzeldi.

Bulut, aşık olduğum mavi gözlerini kısarak ''Titriyorsun.'' dedi kısık bir sesle. Ondan hızlıca ayrılıp, ''Şey... Suda kaldık ya? Ondan şey oldu.'' dedim gözlerimi kaçırarak. Mantıklı bir yalan sıkmıştım. Umarım yerdi.

Yüzünde alaylı ve durumdan zevk aldığını gösteren bir ifade oluştu. ''Emin misin?'' diye sorduğunda 'Evet.' anlamında başımı salladım. ''Öyle olsun madem.''

İkimiz de yavaş yavaş kumsala doğru yürümeye başladık. Kalbim hâlâ sakinleşmemişti. Yüzüm de deli gibi yanıyordu. Güneş tamamen batmış, ay kendini belli etmeye başlamıştı.

''Biraz oturmak ister misin?'' diye sordu. Başımı olumlu anlamda salladım. İkimiz de ısal kıyafetlerimizle, kumların üzerimize yapışacağı gerçeğini umursamadan kumlara oturduk. Birkaç dakika sessiz kalıp gelgit yapan dalgaları izledik, huzuru dinledik. Ortam o kadar hoştu ki...

Bulut, bana bakarak ''Rojin,'' diye seslendi. 'Efendim?' dercesine başımı eğip ona baktım. Bir iç çekerek ''Sana bir şeyler anlatmak istiyorum.'' dedi. Ne anlatacağını merak ettiğimden hevesle ''Dinlemek isterim.'' dedim.

Başını tekrar denize çevirip denize uzun uzun baktı. Neden o kadar güzel bakıyordu ki? Tamam, denizi kıskanacak değildim. Ama çok güzel bakıyordu işte.

''Konser gününü hatırlıyor musun? Seni ilk gördüğüm günü...'' Tabii ki hatırlıyordum. Hiç aklımdan çıkmamıştı ki. O güzel gözlerini gördüğüm ilk yerdi orası. Kalp atışlarımın hızlandığı, nefesimin kesildiği, dengemi tamamen kaybettiğim ilk andı.

Beni görmeyeceğinin bilinciyle yüzüme şapşal bir gülümseme kondurdum. Başımı 'Evet.' anlamında salladım. ''Hatırlıyorum.'' diye cevap verdim ona.

''O gün moralim çok bozuktu. Hatırlamak istemediğim şeyleri hatırlatan bir gündü. Benim için atlatması çok zordu inan ki. Zaten her yıl o gün gelince zaman geçmek bilmezdi hiç.'' deyip soluklandı. Aklında gelen düşünceler onu rahatsız etmiş gibi yüzünü buruşturdu.

''Her neyse...Birkaç tandığım ısrar edince konsere gitmek zorunda kaldım. O gün onlara ayak uydurduğum için o kadar şanslıyım ki... Hayatımda aldığım en doğru karar o olabilir. O gece her şeyden bıkmış bir şekilde gezerken seni gördüm. Kalabalıklar bir anda kaybolmuştu sanki. Artık sadece sen vardın. Hiç tanımadığım, adını bile bilmediğim bir yabancı... Gözlerim sadece seni gördü o an. Farklı bir havan vardı. Aramızda metrelerce mesafe olmasına rağmen yüreğime ferahlık vermiştin. O, gözlerine dalıp gittiğim birkaç saniye bana her şeyi unutturmuştu. Acılarımı, görmezden gelmeye çalıştığım şeyleri, tüm dünyayı...''

Nedensizce gözlerim dolmaya başlamışlardı. Tam bir sulugöz olmuştum. Sadece ona acı veren bir şeylerin varlığından söz etmişti. Ama bu bile beni fazlasıyla üzmüştü. Onun üzgün olduğunu düşünmek bile bana ağır gelmişti.

Bulut, telaşa kapılarak bana endişeyle baktı. ''Gözlerinin dolmasını sağlayacak bir şey mi söyledim? Üzücü bir şey anlattığımı düşünmüyorum ama...'' deyip derin bir nefes aldı. ''Sakın ağlama. Lütfen. Göz yaşlarını görmeye dayanamam. Ki ağlanacak hiçbir şey yok. Değil mi?''

Evet, ağlanacak bir şey yoktu ama bazı şeyler vardı. Mesela ben onu ilk gördüğümde ne kadar büyülendiysem o da benden benzer bir şekilde etkilenmişti. O anda hissettiğim duyguları dile getirmişti. Bence bu gözlerimin dolması için yeterli bir sebepti.

Başımı olumlu anlamda sallayıp gülümsedim. Gülümsediğimi gördüğünde rahatlamıştı. Ardından konuşmasına devam etti. ''İşte o günden sonra seni bir türlü aklımdan çıkaramdım. Günlerce, saatlerce seni düşündüm. Bir daha başka bir yerde görüşme ihtimalimiz çok düşüktü. Bu durum canımı öyle sıkmıştı ki... O gün yanına gelmediğim için çok pişman oldum. Bir adım atsaydım belki sana ulaşmak çok daha kolay olabilirdi.'' Belki... Ama sen o gün benimle konuşsaydın ben cevap veremeden kalpten giderdim emin ol ki.

''Sonra otobüs durağı... Birkaç saniye süren o bakışmamız... Halüsinasyonlar görmeye başladığımı düşünmüştüm. O kadar çok işgal etmiştin ki aklımı gördüğümün gerçek mi hayal mi olduğundan emin olamamıştım.'' deyip bir kıkırtı bıraktı. Onu çok iyi anlıyordum. Çünkü ben de benzer durumlar yaşamıştım.

''Tesadüfe bak ki taşındığım daire senin dairenin karşısı çıktı. O gün... Kafama top attığın gün...'' dediğinde dudaklarımı büküp omzuna bir tane geçirdim. ''Bunu hatırlatmak zorunda değildin.'' diyerek çemkirdim. Omzunu ovuşturup yüzünü buruşturdu. ''Elin de çok ağırmış. Dışarıdan çok narin görünüyorsun oysa.''

Ağzımı kocaman açıp ona bir kez daha vurdum. Bana hayvan gibi güçlüsün mü diyordu yani? Narindim tabii ki ben. ''Bak vurmaya devam edersen omzum çıkacak güzelim.'' Ah! Yine! Deme şunu deme! Eriyorum be oğlum!

Alaylı tavrından sıyrılıp konuşmasına devam edecekti ki telefonum çaldı. Başta görmezden gelmek geçse de içimden acil bir durum olabilir diye gözlerimle Bulut'tan müsaade isteyip telefonumu çantamdan çıkardım. Bu önemli an önemsiz bir durum için bölündüyse sinir krizi geçirebilirdim. Bunun bilinciyle telefonuma odaklanıp arayan kişiye baktım.

***

Bölüm soniiii

İnşallah beğenmişsinizdirrr

Sizce kim aradı?

Kendinize iyi baakınnn>

Bölüm sonu

1 yorum