İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 14 · 12 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 14

14. Bölüm🐚

Merhaba bayanlar baylar, yeni bölümümüze hepiniz hoş geldinizzz. Sizi burada görmek büyük bir şereftir.

Biraz değişik bir giriş yapayım dedim bfscxklfcndmx

Nasılsınız??

Keyifli okumalar dilerimm >

***

Kızlarla üzerimize rahat bir şeyler geçirip salona geçtik. Adel'e zaten anlatmıştım ama şimdi kızlara da elmas gözlü çocğu anlatmak istiyordum. Duygularımdan emin olduğum için rahatça ondan bahsedebilirdim.

''Kızlar, size bir şey anlatmam gerekiyor.'' dediğimde üçü de aynı anda odaklarını bana çevirdiler.

''Dökül bakalım.'' dedi Gül. Ben de hiç uzatmadan anlatmaya başladım. ''Konser gününü hatırlıyor musunuz?'' diye sordum başlangıç olarak. Gül ve Defne başlarını olumlu anlamda sallerken Adel'in yüzünde durumu anladığını belli eden bir ifade oluştu.

Derin bir nefes alıp ''İşte o gece ben bir çocukla karşılaştım. Bizim yaşlarda, mavi gözlü bir çocuk...'' dedim. Kızların dikkatleri yoğunlaşırken yutkunup devam ettim. ''İşte ben onu ilk gördüğümde içim kıpır kıpır oldu. Ondan sonra onu aklımdan çıkaramadım bir türlü. O geceden sonra bir kez de otobüs durağında karşılaştık. Bir kez de apartmanın bahçesinde...''

''Oha! Ama bu kader değil de nedir?'' diye sordu Gül heyecanla. Nazikçe gülümsedim. Ben de onun gibi düşünüyordum.

''İşte sonra birden apartmanın içinde kaşılaştık.'' dediğimde Defne gözlerini irileştirip ''Bak korkmaya başladım. Seni takip falan mı ediyor yoksa?'' dedi korku dolu sesiyle. Aklı hemen nerelere kaymıştı? Deli kız.

''Yok, yok öyle bir şey değil. Karşı dairemize taşınmış. Ondan burada karşılaştık.'' dediğimle birlikte kızlar şaşkınlıkla bana baktılar. ''Yani az önce selamlaştığımız kişi o mu?'' diye sordu Gül. Dudağımı ısırarak başımı olumlu anlamda salladım.

''Yok artık!'' dedi Defne şok içinde. Tamam, biliyorum ki cidden inanması zor bir olaydı. Ama olmuştu işte bir kere. Değişik bir şekilde yollarımız hep kesişmişti.

''Öyle işte...'' dediğimde Gül bana bakarak ''Aşık mı oldun yani ona?'' diye sordu merakla. Başımı bir kez daha olumlu anlamda salladım.

Defne, dudaklarını sarkıtıp ''Hadi ya!'' dedi üzgünce. ''Ben seni Yiğit'le yakıştırmıştım ama.'' Söylediği şeyle gözlerimi irileştirdim. Ne alakaydı şu an? Yiğit ve ben mi? Kim bilir bunu nereden çıkarmıştı?

''Saçmalama Defo. Ben ve Yiğit sadece arkadaş olabiliriz. O çok iyi biri. Onu seviyorum ama o anlamda değil. Dostça bir sevgi bu. Bulut ise...'' Aklıma gelmesiyle pis pis sırıtmaya başladım. Bunu farkında olmadan yapsam da Adel hemen farkedip başıma bir şaplak attı.

''Sen iyice aşık olmuşsun. Beğenmedim bu işi. Hem zaten daha çocukla tanışamadık. Önce bir ifadesini almak gerek.'' dedi ciddi bir tavırla.

Başımı ovuşturup ''Tanıştırırım sizi uygun bir zamanda.'' dedim. Kızlar beni onayladılar. Kendi aramızda muhabbete devam ederken Bulut'un eve dönüp dönmediğini merak ettim. Gerçi gideli çok olmamıştı. Acaba nereye gitmişti? Gelip gelmediğini rahatça görebilmek adına aklıma bir fikir geldi.

''Kızlar, diyorum ki balkonda mı otursak? Bakın ne güzel esiyor.'' Kızlar bir bana bir balkona baktılar. ''Sen esinti kavramını çok yanlış anlamışsın küçük sıçan.'' dedi Adel düz bir sesle. ''Kızım dışarıda esintinin e'si yok. Neden orada oturmak istiyorsun ki?'' diye ekledi Gül.

Bıkkın bir nefes verip aklıma bir bahane getirmeye çalıştım. Onlara elmas gözlümün ne zaman döneceğini merak ettiğimden dolayı çıkmak istediğimi söylesem beni takıntılının teki sanarlardı. Ne diyecektim şimdi? Aklıma gelen şeyi hemen dile getirdim. ''Bana temiz hava almamız gerekiyor gibi geldi birden. Sağlık açısından çok faydalıymış diye duydum.''

Kızlar bana boş gözlerle baksalar da daha fazla uzatmadılar ve benimle balkona çıktılar. Defne de bize çekirdek ve kola getirdi. On numara dedikodu ortamı oluşmuştu şu an. Kızlar konuşmaya dalmaya başladılar. Ben de arada onlara katılıyordum. Ama aklım tamamen başka yerdeydi.

Bulut, hâlâ ortalarda görünmüyordu. Bu saatte nereye gitmiş olabilirdi ki? Başımı çevirip bahçenin kapısına baktım ama yoktu.

''Rojin? Sana diyorum.'' Gül'ün sesiyle dalgınlığımdan kurtulup ''Ne?'' diye sordum. ''Diyorum ki hava çok soğuk. Üşümedin mi?''

''Hm hm.'' dediğimde kızlar bir ağızdan kahkaha atmaya başladılar. Ah şapşal Rojin! Biraz odaklansana kızım. Bak gene rezil oldun.

''Aklın nerede senin?'' diye sordu Defne. Nerede olacak Defo? Tabii ki de elmas gözlümde.

''Daldım sadece ya. Hani iş falan epey yoruldum.'' Aferin kız! Nasıl da hemen mantıklı düşündün?

Kızlar başka yorum yapmayıp çekirdek çitlemeye devam ettiler. Tam o an gözlerim yine bahçenin kapısına kaydı. Bu defa gelmişti. Onu görmemle birlikte kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Bastonuna yüklenerek apartmanın kapısına doğru yürümeye başladı.

O, gözden kayboluncaya kadar onu izledim. İçeri girdiğinde rahat bir nefes alabildim. Kızlara dönerek ''Hadi içeride devam edelim muhabbetimize. Çok sıcak oldu.'' dedim. Üçü de bana 'Sıkıntılı mısın kızım sen?' bakışı attılar. Bu tavırlarımı gören biri bipolarlık sezebilirdi. Ama bu aşktandı hep, aşktan. Onların bakışlarını umursamadan ayağa kalkıp içeri girdim.

Onlar da sırasıyla beni takip ettiler. Klimanın soğukluğunu hissedince içime ferahlık çöktü. Sıcak günlerde klimanın karşısında oturmak gibisi yoktu açıkçası. Görüyor musun elmas gözlüm? Senin için bu lüksten vazgeçip saatlerce balkonlarda süründüm.

Anne ve babam salona girdiklerinde onlara şaşkınca baktım. Ne ara gelmişlerdi ki? Gelmeyi bırakın üstlerini bile çoktan değiştirmişlerdi. Kızlarla tek tek selamlaştılar. Babam kanepeye yerleşip ''Madem tüm kızlarım burada bari birlikte ailece bir film izleyelim. Hatta minik kuşum sen bir de Yiğit oğlumu da çağır. O da gelsin.'' dedi.

Babam değişik bir şekilde Yiğit'i çok sevmişti. Oysa tüm karşılaşmalarını saysak topu topu birkaç saat ederdi. Babamı onaylayıp Yiğit'e mesaj attım.

Rojin: İyi akşamlar Yiğit. Ne yapıyorsun?

Yiğit: İyi akşamlar. Resim çiziyorum. Sen ne yapıyorsun?

Rojin: Aaa! Resim çizdiğini bilmiyordum. Bir gün çizimlerini bana gösterirsin umarım. Ben de resim çizmeyi çok seviyorum. Ama çok yetenekli sayılmam.

Ay! konuyu da hemen dağıttım. Babam diyor ki bize gel. Birlikte film izleyelim.

Yiğit: Bu saatte?

Rojin: Hm hm. Yalnız dikkatini çekerim. Emir büyük yerden.

Yiğit: Tamamdır. Geliyorum şimdi.

Telefonu kapatıp babama döndüm. ''Geliyormuş babiş.'' dediğimde memnun olduğunu belli eden bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Ardından ''Eee? İzlemek istediğiniz bir film var mı?'' diye sordu.

Üçümüz de düşünmeye başlarken Defne, ''Aslında var. Geçenlerde gördüm ve ilgimi çekti. İzleme listeme ekledim. Eğer sizin de ilginizi çekerse izleyebiliriz. Adı: Remember Me.'' dedi. Kimseden bir itiraz gelmeyince televizyonu açtık.

Kapı çaldığında ayağa kalkıp kapıyı açmaya gittim. Kapıyı açtığımda karşımda Yiğit'i gördüm. Beyaz bir tişört, altına siyah bir şort giymişti. Ellerinde kurumuş boya izleri vardı. Bu çizimlerini daha çok merak etmemi sağlamıştı.

''Hoş geldin. Gel içeri.'' dedim neşeli bir sesle. ''Hoş buldum.'' Bana kısayla çok daha sakin ve durgun bir şekilde cevap vermişti. Yana kayarak içeri girmesi için alan tanıdım.

İkimiz de salona geçip yerlerimizi almıştık. Gül ve Defne mısır patlatmaya gitmişlerdi. Geldiklerinde filmi başlatacaktık. Annem ve babam kanepede dip dibe oturmuş fısıldaşıyorlardı. Adel ise tekli koltuklardan birine yerleşmişti.

Ben, film izlerken yerde oturmayı tercih ediyordum. Bu yüzden yere çökmüş ayaklarımı uzatmıştım. Yiğit de beni taklit ederek hemen yanıma oturduğunda ona gülümsedim. O da dudağının kenarını kıvırarak gülümsememe karşılık verdi.

Birkaç dakika sonra kızlar, salona gelip patlamış mısır kaselerini bize uzattılar. Filmi başlattığımızda sessizleşip odaklanmıştık.

Bir yandan izlerken bir yandan da iştahla mısırımı yiyordum. Elimi kaseye atıp biraz daha mısır alacağım sırada elime boşluktan başka bir şey gelmedi. Bakışlarımı kaseye çevirdiğimde boş kaseyle bakıştık. Daha filmin yarısına gelmeden mısırımı bitirmiştim.

Dudaklarımı büktüğümde Yiğit, elindeki kaseyi benimkine yaklaştırarak mısırının yarısından çoğunu benimle paylaştı. Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırıp ''Sana kalmadı ama böyle. Gerek yoktu ki.'' diye fısıldadım.

''Sorun değil. Ben pek mısır sevmem zaten.'' dediğinde ona inanmıyormuşum gibi baktım. Beni inandırmak istercesine ''Gerçekten.'' dedi. Ben de filmden tamamen kopmayalım diye daha fazla uzatmadım ve bana verdiği mısırları da gömmeye başladım. Of! Mükemmellerdi. Film izlerken bir yandan da patlamış mısır yemek ortama ayrı bir güzellik katıyordu sanki.

Filme odaklanmaya çalıştığımda telefonumdan bildirim sesi geldi. Tabii bu dikkatimin tamamen dağılmasını sağladı. Mesajın Bulut'tan olduğunu görmemle birlikte odağa dair bir şey kalmamıştı zaten bende.

Titreyen ellerimi kontrol altında tutmaya çalışarak mesajı açtım.

Bulut: İyi geceler.

Bulut, bana 'İyi geceler.' demişti. Bana? Durduk yere? Acaba sadece bunu demek için mi atmıştı mesajı? Başka bir şey de var mıydı acaba? Bunu öğrenmenin en iyi ve en mantıklı yolu ona cevap vermekti. Ama ben cevap veremiyordum ki!

Bulut: Görüldü?

Yanlış anlamasını istemediğimden hemen klavyenin üzerinde gezdirdim parmaklarımı.

Rojin: Hayır, hayır. Neden görüldü atayım ki? Bir an daldım sadece.

İyi geceler.

Konuşmanın burada biteceğini düşünsem de hiç beklemediğim bir şekilde Bulut, mesaj yazmaya devam etti.

Bulut: Uyuyacak mısın?

Rojin: Hayır. Ailece film izliyoruz şu an.

Bunu yazdığımda o da bizimle olsaydı ne kadar da güzel olurdu diye düşünmeden edemedim. Şu an yanımda otursaydı... Birlikte izleseydik. Arada sırada göz göze gelseydik... Düşüncesi bile öyle güzeldi ki...

Bulut: Anladım. O zaman ben seni çok tutmayayım. Sen filmini izle.

Konuşmanın bitmesini istemediğim için telaşla yazmaya başladım. Onunla olabildiği kadar çok konuşmak istiyordum.

Rojin: Sorun değil. Zaten bitmeye geldi.

Bulut: Bu, benimle konuşmaya devam etmek istediğin anlamına mı geliyor?

Tabii ki de. Bu da soru mu elmas gözlüm? Hayatımın son anına kadar seninle konuşmaya hazırım ben.

Rojin: Sanırım o anlama geliyor.

Bulut: O zaman bu beni çok mutlu etti diyebilirim.

Rojin: Mutlu olduysan ne mutlu bana.

Acaba bugün nereye gittiğini sorsa mıydım? Rahatsız olur muydu ki? Ama ne sıfatla sorcaktım ki? Arkadaşı olarak mı, komşusu olarak mı? Yine de merakım ağır bastığından ona sorma kararı aldım.

Rojin: Rahatsız olmazsan sana bir soru sormak istiyorum. Özelse cevaplamak zorunda değilsin elbette.

Bulut: Sor tabii.

Rojin: Bu akşam nereye gitmiştin?

Yani yanlış anlama sadece merak ettim. Çok şık görünüyordun. Ondan şey ettim.

Rojin salağı! Her şeyi batırdın. Durduk yere iltifat etmiş gibi oldun şimdi. Çocuk kesin bu hallerime gülüyordu. Rezilliğimden dolayı yanaklarımın yandığını hissetmeye başlamıştım. Yiğit'in bakışlarını üzerimde hissettiğimde ona bakıp gülümsedim.

Bulut: Açıklama yapmak zorunda değilsin. Ama sorun etmezsen bu sorunun cevabını sonra vermek istiyorum. Ayrıca iltifatın için teşekkürler :) .

Rojin: Sorun değil tabii ki. Cevap vermek istemesen bile anlarım. Bunu sormaya hakkım yok bile zaten.

İltifat hakkında bir şey demedim çünkü hâlâ deli gibi utanıyordum. Gittiği yere dair merak artmıştı bir yandan da. Yine de üstelemem doğru olmazdı.

Bulut: Hakkın var. Bunu sormaya da başka şeyler sormaya da hakkın var.

Son mesajıyla bir süre donakaldım. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Biraz utanmıştım. Sonuçta bana onun üzerinde hakkım olduğunu söylüyordu. Bu da demek oluyordu ki beni kendine yakın görüyordu. Birkaç dakika geçmişti ki Bulut'tan bir mesaj daha geldi.

Bulut: Rojin? Bir şey mi oldu?

Rojin: Hayır, şey... Sadece ne cevap vereceğimi bilemedim. Ondan...

Bulut: Anladım. Utandın yani?

Rojin: Hayır, hayır. Öyle değil. Yani şey... Of neyse ne!

Saçmaladıktan sonra iyice gerildiğimden sonda aniden patlamıştım. Tabii pişman olmak uzun zamanımı almamıştı. Ben ne demiştim öyle? Kafayı yememe ramak kalmıştı.

Bulut: Gfgbhdnjkmgnc tamam. Sakin ol güzelim. Demedim bir şey.

Güzelim... Yine demişti. Kalbim tereyağı gibi erimeye başlarken elim kolum bağlanmıştı. Herhangi bir cevap yazamadan telefonu kapattım. Ona görüldü atmıştım ama benim de haklı sebeplerim vardı. Öyle değil mi?

Yiğit, bana bakıp ''İyi misin Rojin?'' diye sordu. Pek iyi durmadığımdan emindim. Kulaklarıma kadar kızardığıma kalıbımı basardım. ''İyiyim. Sadece biraz sıcak bastı.'' dediğimde babam, ''Sıcak mı bastı? Klima çalışıyor yalnız. Üzerimize battaniye bile alabiliriz. Nasıl oldu da sıcakladın?'' diye sordu.

Kıkırdayıp ''Olur ya arada böyle şeyler. Geçer şimdi.'' dedim alaya vurmaya çalışarak. Filme bakışlarımı çevirerek izlemeye başladım. Ama ne yazık ki çoktan bitmişti. Elmas gözlüm sağ olsun filmden hiçbir şey anlamamıştım. ''Çok güzeldi.'' dedi Defne hayranlıkla.

Diğerleri de onu onayladıklarında ben ne yazık ki yorumsuz bırakmak zorunda kaldım. Bir süre daha beraber zaman geçirdikten sonra Yiğit, ayaklanıp ''Ben müsaadenizi isteyeyim. Geç oldu zaten.'' dedi kibarca.

Babam ona bakıp ''Kalsaydın oğlum. Erken daha.'' dedi. Yiğit başını iki yana sallayarak ''Bir dahakine görüşürüz yine Ferit abi. Kendinize iyi bakın. İyi geceler.'' deyip babamın elini öptü. Anneme de aynı tarifeyi uygulayacakken annem kıkırdayarak ''Yapma oğlum. Kendimi yaşlı gibi hissediyorum sonra.'' dedi ve Yiğit'in yanaklarından öptü.

Abi! Bunlar ne ara bu kadar yakınlaşmışlardı? Olayların hızına yetişemiyordum. Yiğit, kızlarla da vedalaştıktan sonra kapıya yöneldi. Ben de peşinden gittim. Terliklerini ayaklarına geçirip bana baktı. ''İyi geceler.'' dedi nazik bir sesle. ''İyi geceler Yiğit.'' deyip gülümseyerek elimi salladım.

Merdivenleri çıkmaya başladığında kapıyı kapatıp içeri geçtim. ''Benim de uykum geldi. Yatıyorum ben.'' dediğimde hepsi bana iyi geceler dilediler. Odama geçip yatağa atladım. Ardından telefonu açarak Bulut'umla olan ilk mesajlaşmamızı baştan sona okumaya başladım. Defalarca kez okuyup defalarca kez utançtan bayılacak hale geldim.

Bulut'tan bir mesaj daha geldiğinde kalbim birkaç saniyeliğine atma işini askıya aldı. Bu çocuk ne yapmaya çalışıyordu Allah aşkına? Zaten utançtan geberiyordum. Nasıl cevap verecektim ben ona? Gözlerimi kısarak mesaja göz ucuyla baktım.

Bulut: Utanmana gerek yok güzelim. Lütfen kaçma benden.

O zehirli oku atma. Atma! 'Güzelim' kelimsesini söylemesinin etkisinden çıktıktan sonra biraz düşündüm. Şu an için en mantıklı karar inkar politikasına başvurmak olacaktı.

Rojin: Utanmıyorum ki.

Bulut: Emin misin?

Rojin: Emin değilim. Rojin'im.

Bir saniye, bir saniye! Bunu gerçekten de demiş olamazdım. Allah'ım ne olur yapmamış olayım. Bütün bunlar bir halüsinasyon olsun.

Bulut: Gfbhdnjmks Rojin, iyi oduğundan ve utanmadığından emin misin?

Rojin: Uyuyorum ben Bulut. İyi geceler.

Bulut: Bu seferlik kaçmana izin veriyorum :) . Güzel geceler. Tatlı rüyalar. Yarın görüşürüz umarım.

Tabii ki de görüşmeyecektik. Şöyle bir üç ay kadar yüzüne bakamazdım ki utançtan. Şu mesajlaşma işi hiç iyi olmamıştı. Saçmaladıkça saçmalamıştım. Bundan sonra kırk düşünüp bir yazmam gerekiyordu. Yine de onu kırmak istemediğimden 'Umarım.' yazıp telefonu benden olabilecek en uzak noktaya fırlattım. Yatağın üzerine tabii ki. Telefonumu rahatça gözden çıkaracak kadar zengin biri değildim sonuçta. Boşa masraf yapmaya gerek yoktu.

Tam o anda ise Adel içeri girmişti. Bir bana bir telefonuma baktı. ''Ne yapıyorsun kızım sen? Telefon fırlatmalar falan. Zengin triplerine falan mı girdin?''

''Yok. Denk geldi öyle. Yanlışlıkla oldu.'' Günün bilmem kaçıncı saçma lafını da söyledikten sonra başımı sertçe yastığa bıraktım.

''Çok rezilim, değil mi Adel?'' diye sordum bıkkın bir tavırla. Yanıma yaklaşıp yatağa oturdu. ''Değilsin diyemem. Ama çok da değil.''

Doğrulup telefonu elime aldım. Mesajları Adel'e gösterdiğimde bir süre sessiz kaldı. Ardından ''Pardon. Yanlış söylemişim. Çoktan çok daha fazla rezilsin. Kızım bu ne?'' dedi pes edercesine. Dudaklarımı sakıtıp üzgün bir ifade takındım. Rojin demek rezillik demekti. Bunu düzeltmenin hiçbir yolu yoktu.

''Neyse. Halledeceğiz. Sana öğreteceğim bir şeyler. Ama önce o şahsı bir tanıyalım. Ona göre taktik veririm.'' dediğinde ona minnettarlıkla baktım.

''Bu arada ben gitar kursuna yazıldım.'' Aniden dediği şeyle ona şaşkınca baktım. ''Ne ara kız?''

Düşünüyormuş gibi dudaklarını büzdü. ''Üç gün kadar oluyor. Haftaya başlıyorum.'' dediğinde gözlerim ışıldadı. Adel'in elinde bir gitar hayal ettim de... Mükemmel dururdu. Acayip yakışırdı. Zaten liseden beri gitar çalmayı öğrenmek istediğini söylerdi. Demek ki bu zamana kısmetmiş. ''Hayırlı olsun diyelim o zaman. Yakında sen çalarsın ben söylerim.'' Söylediğim cümleye karşı yüzünü buruşturdu.

''Senin sesin çok ince. Sen söyleme.'' dediğinde kıkırdadım. Sesim gerçekten de inceydi. Adel de ince sesleri pek sevmezdi. Hatta bu yüzden çoğunlukla erkeklerin seslendirdikleri şarkıları dinlemeyi tercih ederdi.

Adel'le hoş bir sohbet ettikten sonra ''Ben uyumaya gideyim artık.'' dedi Adel. Misafir odalarından birinde uyuyacaktı. Yanında biri varken uykuda pek rahat edemezdi. Sadece arada sırada pijama partisi yaptığımızda yanımızda uyurdu ki zaten o günlerin çoğunda sabahlardık.

Ona iyi geceler dileyip yatağa uzandım. Uyku vakti gelmişti. Zaten o rezilliklerimi ancak uyurken unutabilirdim.

***

Bölümün sonuna geldiiik

Rojin'le rezilliklere doyamıyoruz yine fbhcdhnjkl

Kendinize iyi bakınnn >

Bölüm sonu

1 yorum