İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 29 · 7 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 29

Bölüm 28

Üçüncü sınfın bahar dönemiydi. Ömer ile resmen karı koca gibi yaşıyorduk. Arkadaşlarından ayrılıp kendi evine geçmişti. Dolayısıyla artık iki tane evim vardı.

Ömer’in evinde resmen ev hanımı gibi davranıyordum. Kocamın karısı, çocuklarımın anası, Emine Bedel, Mia Khalifa, Köle İsaura... Bir bedende bir sürü farklı kişiliğim vardı ve yerine göre hepsine bürünebiliyordum.

Çoğu zaman burada kalıyordum. Hatta eşyalarımın çoğu buradaydı. Birlikte yaşamak güzeldi tabi ama bir yerden sonra sıkıyordu. Evliliğin aslında göründüğü kadar güzel olmadığını anlamıştım. Mesela gazım geliyor ama pırt yapamıyordum. Sürekli lavaboya gitmek ya da balkona çıkmak zorundaydım. O öyle miydi peki? Mayalanmış tarhana hamuru gibi fosur fosur gaz çıkartıyor, ortamda romantizm ve libido diye bir şey bırakmıyordu. Ortadoğu ülkeleri gibi, sıkıştıkça gaz çıkartıyordu adam. Dünyanın kavgasını ediyordum adamla osuruyor diye. Hatta kavgalarımızın çoğu bu sebeptendir.

Her halimi görmüştü tabi ama insan bazen bakımsız, paspal ve pespaye bir halde yatmak ister ya. İşte bunu yapamıyordum. Her anımı Esra Ezmeci’yi yemişim gibi bakımlı geçirmek zorunda kalıyordum. Evde sürekli kapak kızı gibi bakımlı kalmak da zor geliyordu. “Kadın bakımsız olursa erkek aldatır” zihniyeti aklımda nasıl yer ettiyse Ömer beni aldatır diye korkuyordum. Oysa ne alakası var, seven severdi zaten her halinle. Bu aldatan erkeklerin uydurduğu bir bahaneydi ama bilinç altıma nasıl yerleştiyse, beni bakımsız görmesini istemiyordum. Bazen süslenmek çok zor gelse de Ömer işten döndüğünde ona güzel görünmek için istemeyerek de olsa bakım yapıyor, güzel giyiniyordum. Ben bunları düşünürken o öküz, tam tersine iyice salıyordu kendini. Kendi evimde olsaydım yağlanmış saçlarım, leş gibi kokan ağzım, yağdan ve pislikten vıcık vıcık olmuş cildim ve ter kokumla oturuyor olurdum. İnsan bazen onu da özlüyor.

Kızlarla eskiden olduğu gibi vakit geçiremiyor olmak da canımı sıkıyordu. Öğrenciliğimin ilk yıllarındaki gibi eğlenmek, bir sürü insanla aynı evde takılmak istiyordum. Tabiri caizse bekarlık zamanlarımı özlüyordum. Henüz evlilik sandalına binmeden bekarlığa hasret kalmıştım. Bu yüzden evlilikten korkmaya başladım. Eskisi gibi heyecanlandırmıyordu Ömer beni artık. Bir şeyler eksik gibi geliyordu.

Yengem aradı geçenlerde. Ömerle durumumuzu soruyordu. Sevgili olduğumuzu biliyor, bu ilişkinin adını koymak lazım diye düşünüyordu. En azından bir söz yada nişan takılması lazım diyordu. Ömer’in annesinin de talebi bu yöndeydi. Zaten biz de karı koca hayatı yaşadığımız için değişen pek bir şey olmayacaktı. Ama kazın ayağı öyle değildi. Bir kere o psikolojiye girmek bile çok zordu. Artık genç bir kız değil, evli bir kadın olacaktım. Her hareketimin buna göre olması gerekecekti. Benimse hiç o taraklarda bezim yoktu. Hatta evlilik kurumu çok saçma gelmeye başlamıştı. “Ne gerek var ya, yaşayalım işte böyle” diyordum. Yıllardır hayalini kurduğum gelinlik modelleri artık saçma geliyordu. Hep hayal ettiğim o düğün korkutucu hale gelmişti benim için. Anksiyetem azdı yine.

İşte o aralar hazır hava güzelken Ömer ile dışarıya çıktık biraz hava alalım diye. Yemek yedikten sonra sahilde el ele tutuşup yürüyorduk. Bu sanki “kahve içelim mi” diye sorar gibi “Artık evlensek mi ya, gelmedi mi zamanı” dedi. Mal gibi kaldım. Korkudan ve şaşkınlıktan tepki veremedim önce. Ayrıca bu nasıl evlenme teklifi geri zekalı?

“Ne” dedim şaşkınlıkla, “Neyini anlamadın, hadi evlen benle artık” diyor.

Yani tabi ki günün birinde evlenecektik ama çok hazırlıksız yakalandım. Bir anda damdan düşer gibi olmasın diye “Şimdilik bekleyelim” dedim.

Bir kaç gün sonra yemeğe çıkartacaktı beni. Zeyno “Hazırlıklı ol” deyip durduğu için evlenme teklifi alacağımı anlamıştım. Beni de Zeyno hazırladı zaten. Bütün günümüz kuaförde geçti. Gelinin kız kardeşi gibi maşalanmış saçlarımla, siyah çok şık mini bir elbiseyle evde bekledim. Tanıdığım birinin başına gelen benim de başıma gelmesin diye de dualar ediyordum içimden. Ya bu salak beni kalkıp da dürümcüye götürürse?

Neyse ki korkulan olmadı. Boğazda çok şık bir restoranda yemek yiyip şaraplarımızı içerek çok romantik bir akşam geçirdik. İnşallah yüzüğü tatlıya falan sokturmamıştır, yutardım çünkü ben onu. Yemeğimiz bitmiş, kalkma vakti gelmişti ama ortalıkta ne yüzük vardı, ne de bir teklif. Bozulmaya başladım ama belli etmedim. Belki kahvelerimizi içerken eder dedim ama o da yok. Baktım ki gelmeyecek bu teklif, boşuna hazırlandığımı anladım.

Otoparka doğru gidiyorduk deniz kenarında. İçimde bir burukluk olmuştu ve bu halime de yansıyordu. Limana bağlanmış teknelerin önünden geçiyorduk. Ömer bir şeyler anlatıyor ama moralim bozulduğu için dinlemiyordum bile. O “Senin neyin var, neden yüzün asıldı” dedikçe “Yok bir şey ya, eve götür beni” diyordum.

Limandaki teknelere bakarken “Gel denize açılalım biraz” dedi ve beni elimden tutup teknelerden birinin içine soktu.

-Manyak mısın be adam? Gece gece hırsız gibi... Sahibi kızacak.

- Merak etme gel hadi.

Deli bu adam yahu. Beni tuttuğu gibi soktu teknenin içine. Biz tekneye girer girmez de tekne çalışmaya başladı. “Ömer izinsiz bindiğimiz için kızacaklar bize, hadi inelim” diyorum ama hiç tınlamıyor beni. Koskoca teknede sadece ikimiz vardık. Bir de kaptan varmış işte. Onu da görmüyorduk zaten.

Tekne hareket etmeye başlayınca “Bari git söyle şu ışıkları yaksınlar” dedim. Karanlıktı ve İstanbul’un ışıkları olmasa birbirimizi bile görmeyecek durumdaydık. Ömer güverteden içeriye girdi ve bir süre sonra geri gelip elimi tutup beni de içeriye götürdü. O anda ışıklar yandı ve sürpriz.

Zeyno, Gizem, Sinem, Serhat, Kerim, Kerem, Ömer’in arkadaşları.... Herkes buradaydı. Çok şaşırmıştım. Bana sürpriz yapmak istemişler. Tekne ile biraz boğazda dolandıktan sonra köprünün orada durduk ve Ömer elimden tutup beni güverteye çıkardı. Birbirimize sarılıp köprünün ışıklarını ve Sezen Aksu’nun evini izlerken köprüye yeşil lazer ışıkları ile bir şeyler yazıldığını fark ettim. “Aşk suçunu benimle işleyip suç ortağım olmaya, ömür boyu mutluluk cezasını benimle çekmeye var mısın?” yazıyordu. Kafamı Ömer’e çevirdiğimde diz çökmüş, bana yüzük kutusu ile baktığını gördüm. Herkesin içinde diz çöküp evlenme teklifi etmesi böyle bir öküzden beklenen bir şey değildi tabi. Ona ayrıca şoke olmuştum. “Evvet evvet evvet” diye ciyaklamadım Allahtan, o kadar vizyonsuz değilim çok şükür. (Yaptım malesef)

Bütün arkadaşlarımız ile hep beraber mutluluğa atacağımız ilk adımı kutladık. Sabaha kadar eğlendik. Ömer’in salak arkadaşları da bütün gece “Son pişmanlık neye yarar” diye şarkı söylediler. Bok yesinler, bekar köpekler.

Durumu amcam ve yengeme de haber verdim tabi. Resmi olarak tüm hazırlıklar başlamıştı.

İki hafta sonra Ömer’in annesi, yemgem ve amcamın evine gidip temsili bir kız isteme töreni yapmışlar. Bir süre sonra biz de gidecek, gerçek bir kız isteme töreni yapacaktık.

Gizem, Zeyno ve Sinem ile çıkıp gittik. Sinem ile Ömer uzun zaman sonra ilk kez bir araya bu vesile ile geliyordu ama o eski defterler çoktan kapanmıştı. Üstelik sevgilisi ile geliyordu ve onlar da nişanlanma kararı vermişlerdi. Biz gittikten sonra da diğer arkadaşlarım gelmiş arkamızdan. Kimsesiz sanmasınlar beni diye hepsi yanımda olmak istemişti. Serhat hoca bile gelmiş yani.

Kahve yapmayı beceremediğim içim Meleğe yaptırdım. Tuzlu kahve diye bir bok çıkmış, yeni yeni popüler oluyordu. Damat bey tuzlu kahve içmeliymiş. Tabi ki yapmadım o saçma şeyi. O kadar vizyonsuz değilim.(Sike sike içti o tuzlu kahveyi)

O malum konuşma yapılmış, Allahın emri peygamberin şeysi ile istenmiştim. Amcam ve Yengem de “Biz Ömer oğlumuzdan razıyız ama kızımızın kararı önemli tabi” dediler. Benim salak arkadaşlarım da koro gibi hep birlikte “Verdik gitti” diye bağırarak verdiler beni. O kadar stresli, o kadar gergindim ki, elim ayağıma dolaştı. Korkudan her şeyi unuttum. Kahveyi ilk kime verecek, ilk kimin elini öpecektim? Ay hepsi çorba oldu yemin ederim heyecandan. Neredeyse Serhat hocanın elini öpüyordum.

Ama çok da eğlenceliydi. Ciddiyetten bu kadar uzak bir kız isteme töreni hiç görmemiştim. Yüzüklerimiz orada takılmıştı. Kırmızı kurdeleyi kim kessin diye sorduklarında aklıma ilk gelen isim Melek olmuştu. Onun kesmesini istedim. Çünkü o benim için çok özeldi. Tanıdığım, sevdiğim, annem, babam, kardeşim, Zeynep.... Herkes vardı o kızda.

Törenin ardından bazı duygusal anlar yaşandı. Uzun zaman sonra annem, babam ve Cemile’yi ziyaret ettik. Onlara da verdik müjdeyi. Benim şu anki mutluluğumu görmelerini çok isterdim. Hislendim, ağladım. Ömer usulca elimi tutup öptü beni. “Bundan sonra ben sana her şey olacağım” dedi. Bana öyle bir güven veriyordu işte. Gerçekten de onunla olduğum sürece kendimi hiç yalnız hissetmiyordum. Ve tabi ki arkadaşlarım... Allah hiç birini aratmasın, hepsi yanımdaydı ve bana verdikleri güveni anlatmaya kelimeler yetmiyordu.

Hazır buralara kadar gelmişken hemen geri dönmeyelim dedik. Önce bizim köyü gezip dolaştık. Ömerin, köyün her köşesindeki anılarını dinledik. Ömer ve Melek turist rehberi gibi bizi gezdiriyorlardı anlata anlata.

Ömer ile gizli gizli bakışıp buluşmamıza gerek kalmamıştı. El ele dolaştık hep. Bütün köy halkı Ömer ile nişanlı olduğumuzu biliyordu. Köyün gençleri yanımıza geliyor “Hayırlı olsun aslan abim” diyerek tebrik ediyorlardı. Ömer’in arkadaşları da “Yenge” demeye başlamıştı. Nedense bir hoşuma gitti bu durum. Çeşme başında oturduğumuz kızlar da tebrik ettiler bizi. Bir tanesi “Ben zaten anlamıştım Ömer abinin bakışlarından” dedi. Şeytan, nerden anladıysa hemen.

Daha sonra Kastamonu’da genel bir gezi yaptık. Tabi ki hepsinin merak ettiği yetiştirme yurduna da gittik. Cide’ye gittiğimize en çok Gizem sevindi. Kutularca çekme helva aldı kendisine. Gören de kıtlık var sanacak.

Geri dönme vakti geldiğinde çeyiz meyiz ile ilgili bir şeyler söyledi yengem ve kaynanam ama çok da aldırmadım. Şu an onu hiç düşünemem yani, zira beynimde filler tepişiyor. Ne dedilerse “Tabi yengeciğim, haklısınız anneciğim” deyip geçtim. Neyi kabul ettim acaba, ben bile bilmiyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.