İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 28 · 5 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 28

Bölüm 27

Okullar açılmış, kızlar geri dönmüş ve tatil sona ermişti. Neyse ki istanbul’da köydeki gibi fazla sivrisinek yoktu. Çocukken arkasından koştuğumuz sinek ilaçlama arabalarının arkasından çocuklar hiç koşmuyordu burada. Biz az mı sinek ilacı yuttuk o arabaların arkasından koşarken.

Kenarda hala param vardı ve onu fazla kullanmak istemiyordum. KYK bursumu harcıyordum lazım oldukça ama artık zorlanmaya başlamıştım. O yüzden işe girmeye karar verdim.

Okula yakın bir makarnacıda çalışmaya başlamıştım.

Yahu bunlar makarnaysa bizim evde yediklerimiz asla makarna olamazdı. Ay nasıl lezzetli, nasıl güzeldi. Tam zayıfladım, güzelleştim derken yeniden kilo almaya başlayınca da işten çıktım. Boş kaldıkça sürekli makarna yiyor, hayvan gibi oluyordum. Hatta “Pislik karı, senden iğreniyorum” demeyecekseniz bir şey itiraf etmek istiyorum. Temiz ve düzgün insanların tabaklarında kalanları bile yediğim oluyordu. Abilerim ablalarım, ne olur tiksinmeyin benden diye yalvaracağım şimdi neredeyse.

Şaka maka, ben yokluk nedir bilirim. Hatta çöpe giden o yemekleri zamanında çok aramışımdır. O yüzden de çöpe gitmesine gönlüm razı olmuyordu. Tok olsam bile yemeye çalışıyordum.

Ben orta okuldayken okulun karşısındaki büfede çıraklık yapıyor, ortalığı temizliyor ve harçlığımı kazanmaya çalışıyordum. Okulun öğrencileri patso, sosisli, döner ekmek falan alıyordu, ben de onların ardında kalan çöpleri topluyor masaları temizliyordum. Bazen kızarmış patates o kadar güzel kokuyordu ki, gizli gizli aşırıyor ve yiyordum. Hatta şimdiki gibi, tabaklarda kalanları biriktiriyor, yurda götürüp gizli gizli Zeynep ile yiyorduk. Ziyan olursa diye aklım çıkıyordu. Bir gün patron beni yakalayıp vurdu bir kaç tane. Çok zoruma gitmişti, çok da ağlamıştım. Sonra beni karşısına alıp güzel güzel konuşmuştu.

- Sana yediğin patates için vurmadım. Hırsızlık yaptığın için vurdum. Madem canın çekiyor, o zaman bana söyle, ben veririm. Hırsızlığın ne kadar yanlış bir şey olduğunu anlayasın diye vurdum sana. Hem, ya hastalık falan kaparsan ne yapacaksın o zaman?

Tam hatırlamasam da ana teması bu olan bir konuşma yaptı bana. Göt herif, ders vereceğine iki lokma patates verseydin zaten yapmayacaktım. Herif yüzünden patates aşığı oldum. Sabahları patates olmadan kahvaltı falan yapamam hala.

Neyse işte, makarnacılık sektöründen ayrılınca başka iş bulmam gerekiyordu. Serhat’ın teklifi ile atölyede işe başladım, bir hafta sonra kovuldum. Sakarlıklarımdan çocuk artık bıkıp usanmıştı. Sürekli bir yerleri deviriyor, boyaları döküyor yada en güzel seramik eserleri kırıyordum. Bir tane bugs bunny heykeli yapmıştı. O kadar şahane bir şeydi ki, bakmaya doyamıyorduk. Tozunu alayım derken elimden düşürüp paramparça ettim hayvanı. Ertesi gün Serhat “Yardım lazım olunca seni çağırırım, şimdilik gelmene gerek yok” diyerek kibarca kışladı beni. İş dışında sadece boyama öğretmenim ve arkadaşım olarak görüştü benimle. Patronum olmayı tercih etmedi, kendi kaybeder.

Satış danışmanı olayım dedim, ay bin kere pişman oldum. Allahım ben ettim sen etme, tövbe yani. Yengemin işkencelerini arar oldum yemin ederim. Sabah bütün mağazayı düzenliyor, ürünleri tek tek yerleştiriyorduk. Beş dakika içinde her yer dağılıyor, her şey birbirine giriyordu. Üstelik mağaza müdürünü asla memnun edemiyorduk. Sürekli bir şeylerden şikayetçiydi. Götünü kaldırıp bir halta elini sürmüyor, sadece bizden bekliyordu. Üstelik bunu insan gibi de yapmıyordu. Resmen bizi zorbalıyor, psikolojik şiddet ve yıldırma politikası uyguluyordu. İzin günlerimizde izine çıkartmıyor, hatta bazen mola bile yaptırmıyordu. Bir gün “Sikerim yapacağın işi” deyip mağazadaki tüm çalışanları örgütledim ve iş yerinde anarşi çıkardım. Bir toplantı talep ettim ama reddedildi. Ben de elemanları organize edip protesto etmeye karar verdim. Ertesi gün geri zekalının biri beni şikayet etmiş. Ulan salak, ben sadece kendi hakkımı değil, senin de hakkını koruyordum. Şikayet etmene gerek var mıydı. Yalaka köpek ya. O salak yüzünden çalışma düzenini aksatmak, personeli örgütlemek, iş disiplinine aykırı tutum ve davranış suçlarından tutanak yedim ve işten kovuldum.

Ömer maddi olarak yardımcı olmak istiyordu ama ısrarla reddediyordum. Varlıklı biriydi aslında, hatta köyün toprak zenginlerindendi. Yardımcı olmak ona zor gelmezdi ama yine de buna hazır değildim. Bir gün “Karım olacaksın ve bir yardım etmeme bile izin vermiyorsun” dedi. Haklıydı aslında. Bu adamla ortak bir gelecek planlıyordum. Onun her şeyi her yerime girebilirdi de cebime parası giremezdi. En azından şimdilik. Kendi başımın çaresine bakmaya kararlıydım. Bir yandan da ne kadar güçlü olduğumu test etmek istiyor, gizli gizli kendimle gurur duyuyordum. Ömer’in bana vereceği para, kendi kazandığım beş kuruş kadar zevk vermezdi bana.

Daha sonra aklıma geldi, ben lisedeyken bile özel ders veriyordum. Şimdi de yapabilir miydim? Hemen okuldaki arkadaşlardan yardım istedim. SBS ve ÖSS’ye (Liseye ve üniversiteye giriş sınavları) hazırlanan öğrenciler için Dil Bilgisi ve İngilizce dersleri verecektim. Öğrenci bulma konusunda biraz zorlanmış olsam da zamanla oturttum. Hem kendimi geliştiriyor, hem de para kazanıp harçlığımı çıkartıyordum. Bu işi zaten ileride yapacaktım. Bu benim mesleğimdi. Başka işlerde vakit kaybedeceğime kendi alanımda uzmanlaşmış oluyorum diye düşünmüştüm.

Henüz öğrenci olduğum için ücretim biraz daha düşüktü ama sürümden kazanıyordum. Hem bu sayede daha çok öğrenci ile etkileşime geçiyordum. Bazen maddi durumu yeterli olmayan öğrencilerin bilgileri de düşüyordu önüme. Onlara seve seve yardımcı oluyor, ders ücreti talep etmiyordum. Böylece öbür tarafta da yerimi garantilemeye çalışıyordum. Ben istedim bir göz, Allah verdi Hubble uzay teleskobu.

Zeyno da manita yapmıştı. Genellikle sevgilisi ile vakit geçiriyor, ona vakit ayırıyordu. Ben de derslerim ve öğrencilerimden fırsat bulamıyordum tabi. Hal böyle olunca birbirimizi sadece evde görür olmuştuk. Özlüyordum onunla vakit geçirmeyi. Eskisi gibi beraber takılmayı, eğlenmeyi, gezip tozmayı... Aylarca sürdü bu durum. Ne yazık ki (Şükürler olsun rabbime) ayrıldılar. Ben de fırsatttan istifade edip bağlarımızı güçlendirmeye karar vermiştim. Bu süreci sağlıklı yönetmeliydim. Hem arkadaşıma psikolojik destek olmalı, hem de kaybettiğimiz zamanı telafi etmeliydim. Ömer'den ve derslerimden ilgiyi biraz kısıp Zeynoya verdim. Biliyordum ki ilişkiler bir gün bitiyordu, yanında tek kalan ise aile ve arkadaşlar oluyordu.

Aylar bu şekilde hızla akıp gidiyordu. Öğrencilik yıllarım yaşadığım en güzel yıllardı. Her şeyi görmüş, her zevki tatmıştım. Zaten bunu yapabileceğin en uygun zaman üniversite öğrencisi olduğun zamanlardır. Doya doya, en verimli şekilde geçirmiştim öğrencilik yıllarımı. Son sınıfa gelene kadar her şey tos pembeydi. Lakin bir şeyler yavaş yavaş değişecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.