O günden 167 gün önce…
Su Ho en yumuşak sesiyle “İçeri girebilir miyim?” diye sordu. Tia başını dizlerinden kaldırmadan kafasını salladı. Su ho yavaşça yanına oturdu, derin bir şekilde iç çekip “Sana bir şey söylemem lazım” dedi.
Tia elleriyle gözlerini silip ona baktı. Yüzünde farklı bir duygu vardı. Pişmanlık… Gözlerindeki hüzün öyle belliydi ki insanın içini acıtıyordu. Tekrar derin bir nefes alıp verdikten sonra “Senden özür dilemek istiyorum Tia” dedi. Tia ona anlamamış şekilde baktı ve “Özür mü?” diye sordu.
“Hayatından 18 yıl çaldığım için” dedi. “Gerçekten. Babam istediği için bunu yapmak zorundayım ve bu bana ağır geliyor” Yüzü gerçekten de dediklerini doğruluyordu. Tia gözlerindeki yaşlar kurumuş şekilde ona baktı. Su Ho yüzüne bakmakta zorlanıyormuş gibi kafasını çevirdi “Hadi yemeğe gel jamae” dedi ve odadan çıktı.
Tia onun arkasından sadece baktı. Su Ho gerçekten de üzgün görünüyordu. Gerçekten pişman mıydı? Ona acıyor muydu? Kafasını sağa sola salladı.
Kendi babasının bile acımadığı bir kıza kim acırdı ki?
Hızlıca eğitim kıyafetlerinden kurtuldu. Yüzüne bir su çarpıp aynaya baktı. Hayır, hayatındaki kimseyi önemsemeyecekti. Kendi de dâhil kimseye acımayacaktı. Kendini de kimseye acındırtmayacaktı.
Kolundaki bilekliğe baktı. Adamın sesi tekrardan kulaklarında yankılandı “Bahçe dışında daha uzağa gitmen süren bitene kadar yasaktır” Gerçekten de hiç umut yoktu. Burada 18 yıl yaşayacaktı. Tanımadığı adamlar için çalışacaktı. Gözünden bir damla yaş geldi. Hızlıca sildi ve tekrar aynaya bakıp içinden “Hayır Tia, ağlamak yok” dedi. Dudağını sertçe ısırdı.
Tuvaletten çıkıp mutfağa indi. Yine sabahki 2 kadın ve 1 erkek masadalardı. Tezgâhta duran yemekten biraz tabağına doldurup yanlarına oturdu ve yemeye başladı.
Kızlardan biri “Adın nedir?” diye sordu. Sarı saçlı yeşil gözlü çok güzel bir kızdı. 30lu yaşlarında görünüyordu. Gözlerinde umudun parlaklığını taşıyordu. Tia nasıl buraya düştüğünü merak etse de ona bunu sormadı. Sadece kısık bir sesle “Tia. Tia Brown” demekle yetindi.
“Ne kadar hoş bir isim!” Bu sefer konuşan erkekti. O daha genç görünüyordu. Tia en fazla 25 yaşında olabileceğini düşündü. Erkek “Söylesene nasıl düştün buraya?” diye sordu.
Tia “Bunun hakkında konuşmak istemiyorum” dedi. Onların önünde ağlamaktan korkuyordu. Kimsenin kendine acımasına izin vermek istemiyordu. “Umarım haberin vardır” dedi ikinci kız. Tia duraksadı “Neyden?” yine ne öğrenecekti acaba? “Artık burada değil sağ taraftaki odada yiyeceksin. Çete üyeleri orada yiyor” Tia rahatlamış bir şekilde kafasını salladı.
Yemeğini bitirince masadan kalktı ve tabaklarını lavaboya bıraktı. Göz ucuyla sağ taraftaki odaya baktı. Sadece 2 tane erkek vardı. Saat 22.35 ti.
Yatmadan önce biraz bahçeye çıkma kararı aldı. Hafif hafif yürüyordu. Yıldızlara baktı. Acaba Yağız şuan ne yapıyordu?
*Yağız(Bir gün önce)*
Yağız kulübeden çıkarken çocuğun ellerinden kurtulmaya çalışıyordu. “Bırak beni! Tia’nın yanında kalmak istiyorum” diye bağırdı. Buna karşılık çocuk silahını çıkarıp ona doğrulttu “Deli misin yoksa psikopat mı? Sakinleş!” Yağız sakinleşmeye çalıştı ama yapamıyordu. Kan mı? Onu öldürürlerse eğer gerçekten yaşayamazdı.
Derin bir nefes alıp verdi ve eliyle çocuğun silahını indirdi. En sakin olabileceği şekilde “Onu öldürmeyin. Size yalvarıyorum” dedi. Ve ellerini birleştirdi.
Çocuk ona bıkkın bir ifadeyle “Babası zengin mi?” diye sordu. Yağız şaşkınlıkla ona bakıyordu “Ne?” Ne saçma bir soruydu bu. “Eğer zenginse parasını öder ve eve onunla birlikte döner. Bunu söylemeye çalışıyorum”
Yağız kollarını göğsünde bağladı ve “Değilse? Ya da ödemezse?” diye sordu. Çocuk önce Yağız’a sonra da kafasını çevirerek yere baktı “O zaman sevgilini parasını karşılayana kadar burada tutarız. Çalışarak kendisi öder” duraksadı ve bundan rahatsız oluyormuş gibi hafifçe dudağını ısırdı “Artık git!”
Yağız kafasını salladı. Son kez ahşap kulübeye baktı ve çocuğa döndü. Bundan suçluluk duyduğunu hissedebiliyordu. “Eğer burada kalırsa sana yalvarırım ki ona iyi bak” bunu dedikten sonra eve gitti. Çocuk arkasından şaşkın bir şekilde baktı.
Eve gittiğinde hızlıca Michael’ın yanına gitti. Michael onu görünce “Ne oldu Yağız?” dedi fazla sakin ve donuk bir sesle. Yağız onun neden bu kadar sakin olduğunu anlamadı “Onu kurtaracaksın değil mi?” diye sordu. Michael geçiştirip odasına çıkmasını söyledi. Yağız ona anlamamış şekilde bakıyordu. Nasıl böyle bir konuyu geçiştirebilirdi? Tia’nın hayatı söz konusuydu.
O sırada içeri Yağız’ın babası girdi. Yağız’a “Neredeydin?” diye sordu. Yağız hafifçe sırıtarak “Tia’nın yanında” dedi. “Ama Tia kaçırılmamış mıydı? Bir dakika sakın bana-” diye bağıracaktı ki Yağız elleriyle dur işareti yaptı ve “Evet düşündüğün gibi baba” dedi.
Babası bıkmış gibi bir nefes verdi ve “Neyse ki buradasın. Hadi odana çık” dedi. Yağız odasına çıktı. Tia’yı düşünmeye başladı. Okşamamak için kendini zor tuttuğu turuncu saçlarını, baktığında dalıp gitmesine neden olan kahverengi gözlerini ve güzel yüzünü düşündü. Onu şimdiden özlemişti.
Kader’in yanına gitmeye karar verdi. Odasına doğru giderken karşılaştılar. İkisi de “Bende senin yanına geliyordum” dediler. Biraz güldükten sonra Yağız “Gel odama geçelim” dedi.
Kader Tia’nın kaçırıldığını ya da Yağız’ın teslim olduğunu bilmiyordu. Üzülmemesi için Yağız ona anlatmamaya karar vermişti. Odasına gidip oturunca “Ne oldu?” diye sordu Yağız. Kader cevap vermek yerine telefonunu gösterdi. Mert ile olan konuşmaları vardı. Yağız okumaya başladı.
Mert: Kader sana bir şey söylemem gerek. Bunu yüzüne söyleyemeyeceğim bu yüzden buradan yazmak istiyorum. Müsait misin?
Kader: Tabii ki de!
Mert: Kader seninle 3 kez buluştuk, her gün okulda görüştük ve pek çok kez telefonda konuştuk. Sen her yanımda olduğunda hava daha aydınlık oluyor, sen yanımdan gittiğindeyse kararıyor. Güzel gülümsemenle bana baktığın anlar kalbim hızlanıyor. Sen benim güneşimsin. Bu güneşi hiçbir zaman kaybetmek istemiyorum. Lütfen sevgilim olur musun?
Yağız okuduktan sonra Kader’e baktı. Kader’in yanakları kızarmıştı. “Ona nasıl bir karşılık vermeliyim?” diye sordu.
Yağız kardeşine baktı. “Hislerini yazmalısın. Gerçekten ne hissettiğini ve gerçekten ne istediğini yazmalısın” dedi “Onun için neler hissediyorsun? Bana anlat”
Kader gözlerini kaçırıp konuşmaya başladı.
-Mert benim için bir güzel melodi gibi. Bir aşk melodisi. Onu düşünmeye başladığımda devamı geliyor. Uykularımı kaçırıyor ve dalıp gitmeme neden oluyor. Bana baktığında yeşilimsi mavi gözlerine dalıp gitmemek elimde değil. Tıpkı bir melodiyi mırıldanmaya başladığında bütün gün o melodiyi düşünmen ve melodinin güzelliğine dalıp gitmen gibi. Onun sevgilisi olmayı istiyorum. Kendimi onun kollarına bırakmak istiyorum. Her gün yaptığı gibi kalbimi hızlandırmaya devam etmesini istiyorum
Sözleri bittiğinde gözlerini Yağız’a çevirdi. Yağız ona gülümsüyordu. “O zaman istediğini yap. Onun sevgilisi ol” Bu sözlere karşılık Kader Yağız’a sarılıp “Seni seviyorum abi. Teşekkürler” dedi. Daha sonra bir şey fark etmiş gibi durdu “Bir dakika. Tia nerde?” dedi.
Yağız saçlarını okşayıp “Biraz gezmeye gitmiş. Akşama gelir” dedi. Kader kafasını salladı ve gitti. Yağız da yatağına uzanıp kendi kendine Tia’yla çok sevdikleri şarkılarını mırıldanmaya başladı.
Oh, I used to say:
I would never fall in love again until I found her,
I said I will never fall unless it’s you I fall into
I was lost within the darkness but then I found her
I found you…
Bir süre gitarıyla bu şarkıyı çalıştıktan sonra durdu. Tia’ya unutulmaz bir performans sergilemek istiyordu. Onu tekrar düşündü. Eve dönecekti değil mi? Hava kararmıştı. Michael çoktan gitmiş olmalıydı. O eve geldiği anda ona sarılmayı hayal etti. Tekrar birlikte olacaklardı. Belki birlikte bir şeyler izlerlerdi.
Tia’yla ilgili hayaller kurarken birden bir kilitlenme sesi duydu. Ayağa kalkıp kapısının kulpunu indirdi. Fakat kilitliydi. Biraz daha zorladı fakat açılmıyordu. Odalarının kapıları sert ve dayanıklı olduğu için kıramayacağını biliyordu. Kapının diğer tarafına “Baba? Michael?” diye sordu. Michael’ın sesini duydu. Kararlı ve donuk bir sesle “Tia bir daha buraya asla geri gelmeyecek ve sen bunu anlayana kadar odandan çıkmayacaksın” dedi.
Yağız’ın gözleri şaşkınlıkla açıldı, nefesleri hızlandı “T-Tia nerede?” bağırmaya başladı “Ona ne yaptın? Onu geri getir!” diğer taraftan cevap geldi “O onu son gördüğün yerde ve oradan kurtulamayacak” Yağız’ın aklına o kulübe geldi. Tia’nın astım krizi geçirirken yerdeki görüntüsü aklına tekrar geldi. Gözlerindeki masum bakışla kollarında dururken ki hali geldi. “Bu da ne demek!” gözleri doluyordu. Hayır, o orada kalmış olamazdı. Kendisi buradayken o orada olmazdı. Olmamalıydı.
O sırada başka bir ses daha duydu “Yağız, sakin ol.” Bu babasının sesiydi. “Baba. Baba Tia nerde. Lütfen ona bir şey olmadığını söyle. Lütfen” Babası cevap vermek yerine gitti.
Yağız kapıya yumruklar atmaya başladı. Bir yandan “Çıkarın beni buradan. Tia’yı görmek istiyorum” diye bağırıyordu.
O sırada Kader’in korkmuş sesini duydu. Kapının diğer tarafından “Abi neler oluyor?” dedi. Yağız artık gözyaşlarını tutamıyordu. Kapıya sırtını yaslayıp yere oturdu. “Tia…” Kader ona sorular soruyordu fakat Yağız hiçbirini duyamıyordu.
Tia… Tia’ya orada ne yapacaklardı. “O olmadan yaşayamam
Kader. Tia’nın acı çekmesine katlanamam Kader” dedi. Sadece kendi sesini duyabiliyordu.
Kafasını kapıya yaslayıp gözlerini kapattı. Aklına Tia geliyordu. Onun gülümsediğindeki güzel yüzü geliyordu. Son bir kez “Tia…” dedi. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarından süzülüp kıyafetine damlıyordu.
Orada neler olduğunu biliyordu. Tia acı çekecekti. Oradan yıllarca çıkamayacak ve tanımadığı bir adama itaat etmek zorunda kalacaktı. Herhangi kötü bir şey yaptığında ve itaatsizlik ettiğinde… Olacak kötü şeyleri düşünmek istemiyordu. Ama evet, her şeyi biliyordu. Çünkü babasının kız kardeşi de aynı kaderi yaşamıştı. Babası orada olacak her şeyden bahsetmişti. Oradan çıkınca babasının kız kardeşinin nasıl babasının kollarına düştüğünü… Tia’ya da mı aynı şey olacaktı? O da Yağız’ın kucağına mı düşecekti?
Tia tüm bunlara dayanabilir miydi? Bu kadar acıya dayanabilecek miydi? Peki, Tia’nın acı çekmesine Yağız dayanabilecek miydi? Güçlü olması gerekiyordu. Hem Tia’nın hem de Yağız’ın. Eğer Tia dayanırsa Yağız bir şekilde onu kurtarabilirdi. Değil mi? Babasının anlattıkları aklına geldikçe daha fazla ağlıyordu. Yüksek sesle değil, hızlı nefeslerle değil, her hangi bir ses çıkararak değil… Tia’nın her zaman yaptığı gibi sessizce ağlıyordu…
Yağız bunları düşünürken uyuya kaldı. Tia’yı bir rüyada değil bir kâbusta görüyordu. Tia’nın acı çektiği bir kâbusta. Duyduğu şeylerin aynısını Tia’nın da yaşadığı bir kâbusta…
*Sabah*
Yağız doğruldu. Hala kapının eşiğindeydi. Yeni kurumuş gözyaşlarını hala yanaklarında hissedebiliyordu. Boş bir şekilde yere baktı. O sırada kapı tıklatıldı ve kilit açılıp içeri biri girdi. Yağız kenara geçti ve gelen kişiye baktı. Wendy…
Ona bir tabak getirmişti. Kız derin bir şekilde Yağız’ın yaşlı gözlerine masumca baktıktan sonra çıktı.
Yağız kapının önünde babasının ve Michael’ın babasının konuşmalarını duydu. Babası söze başladı:
-Orada neler olabileceğini sana anlattığımı sanıyordum.
-Ah, evet anlattın hatta çok iyi hatırlıyorum. Kardeşinin nasıl kollarında öldüğünü iyi hatırlıyorum.
O konu… Yine mi açılmıştı?
-Kes sesini!
-Parayı ödeyecek kimseniz yoktu. Çünkü siz yetimdiniz değil mi?
-Kes sesini dedim sana!
Yağız Michael’ın tiz gülüşünü duydu. Sinirle nefesi hızlandı.
-Ve seni çeteye aldığımızda Melek’le âşık oluşunuzu, evlenmenizi ve onun sana kardeşinin acısını unutturmasını da hatırlıyorum.
Babasının hızlı hızlı nefesler aldığını duydu. Michael konuşmaya devam etti.
-O da ölünce her şeyin acısını Kader’den çıkardın. Kendi acını dindirebilmek için Kader’i kullandın. Aslında aynı şeyi yapıyoruz. Ben onu ölüme terk ederken sen onu ölüme sürüklüyorsun.
-Hayır, böyle bir şey yapmıyorum!
-İkimizde korkunç babalarız. İkimizde acımızın dinmesi için kızlarımızı kullanıyoruz. Bunu kabul etmen lazım.
-…
-Ben onun yüzünü görmeyeceğim ve acı çekmeyeceğim. Peki ya sen? Her gün onu ve onun yüzünde Melek’i göreceksin. Acın katlanırken onun önce ruhunu sonra bedenini öldüreceksin.
-Hayır…
Babasının sesi sinirliydi. Fakat bu sinir Kader’e bağırdığındakine benzemiyordu. Bu sinir daha çok acı içeren bir sinirdi.
-Ah, evet. En azından kızımı öldüren kişi ben değilim.
Yağız sert adımlar ve duvara çarpma sesi duydu. Sonra da birinin sinirlenmesinden zevk aldığını belli eden bir gülüş. Kavga mı edeceklerdi?
-Kes sesini!
O sırada Yağız daha ince ve tatlı bir ses duydu.
-Baba? Neler oluyor?
-Kader, burada ne yapıyorsun?
-Bağrıştığınızı duydum da. Bir sorun mu var?
-Hayır, yok. Odana dön.
Yağız, babası bunu dedikten sonra uzaklaşan 3 tane ayak sesi duydu. Biri fazla sinirli, biri keyifli biriyse korkmuş gibiydi. Ayağa kalktı. Tia için bir şey yapmalıydı. Onun için bir plan yapmalı ve onu kurtarmalıydı. Acı çekmesine izin veremezdi. Hayır, vermemeliydi. Ama belki de geç kalmıştı ve çoktan acı çekiyordu.
*Tia*
Tia, Su Ho’nun kendisine hızlı adımlarla yaklaştığını gördü. Su Ho kısık bir sesle “Burada ne yapıyorsun? İznin var mı?” dedi. Tia ona anlamadığını belli edecek şekilde baktı. Buna karşılık Su Ho kolundan tutup onu odasına götürdü. “Ah, aptal kız. Umalım da babam seni fark etmemiş olsun” elini. Alnına yaslamıştı ve gözlerinde endişe vardı. Tia ona “Ne? Anlamıyorum Su Ho” diyerek karşılık verdi.
“Bak babamın ve Bora’nın babasının sana söylemediği kurallar da var ve bunlardan birisi ikisinin izni olmadan odandan çıkamazsın” Tia şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Peki, kurala uymazsam ne oluyor?” korkuyla Su Ho’ya baktı. “İstemeyeceğin bir şey. Mesela elin duvara kelepçeli bir şekilde dövülmek istemezsin değil mi?” Tia korkuyla ona baktı. “Bak eğer babam gelip bahçeye çıkıp çıkmadığını sorarsa yalan söyleme. Bu cezanı uzatır” dedi ve odadan çıktı.
Tia korkuyla yatağına oturdu ve tırnağını ısırmaya başladı. Ceza mı? Bilmediği bir şey yüzünden mi? Burada kaldığı yetmiyormuş gibi bir de cezalar mı vardı? Bunu nasıl akıl edememişti?
O sırada kapısı açıldı ve içeri Su Ho’nun babası olduğu belli olan bir adam girdi. Tia hızlıca ayağa kalktı. Öne doğru eğilip kalktı. “Elimi indirdiğimde konuş” Tia hızlıca başını salladı. “Daha demin bahçede miydin?” adam çok ciddi ve soğuk bir sesle söylemişti bunu. Tia içinden birkaç kez kahretsin dedikten sonra adam elini indirince “E-evet efendim” dedi. “Bunun yasak olduğunu biliyor muydun?” elini indirdi. “Hayır efendim. Bilmiyordum”
Adam ona sertçe baktı, gözlerini kıstı ve yüzüne hafifçe yaklaştı “Ve sence bu benim umurumda mı?” sonra eliyle dışardaki iki adama birkaç işaret yaptı sonra o iki adam Tia’yı kollarından tutarak alt kata doğru sürüklemeye başladılar.
“İlk günden ceza yiyecek kadar aptal birisin sanırım. Buradan çok çekeceğin var” dedi biri. Tia sadece korkuyla onlara bakıyordu. Alt katta geniş bir odaya girdiler. Oda soğuktu, Tia içeri girer girmez nefesi önünde buhar oluşturmaya başlamıştı. Karşıda birkaç halka gördü. Birinin üzerinde bir kelepçe asılıydı. Nefesi kesildi. Su Ho bundan bahsetmişti. Birazdan dediği şey gerçek olacaktı.
Adamlardan biri kelepçeyi çıkarıp Tia’nın kolunun uzanacağı halkaya taktı. Sonra Tia’nın kolunu tuttu. Tia hafifçe çekmeye çalışsa da adam sertçe çekip kelepçeye hızlıca taktı. Tia kolunun ağırlaştığını hissetti. Gözlerinin kapattı. Başını eğdi ve gelecek her hangi bir darbe için kendini hazırladı.
Tia bu sefer gerçekten anladı. O burada acı çekecekti, yıpranacaktı ve buradan çıkamayacaktı. Yavaş yavaş hissizleşecek, hiçbir şey hissetmeyecekti. Ne üzüntü ne korku ne de umut. Yağız’ı tekrar göremeyecekti. Burada hem ölecekti hem de yaşayacaktı.
Ruhu ölecekti fakat bedeni yaşayacaktı…
--------------------------‐----------------------------‐----------------------------‐--
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Kitabımın bir hafta içerisinde 100 okunma olmasını hedefliyorum🫶🏻
Bu kadar olayın içerisinde Mert ile Kader'in çıkmaya başlaması hakkında neler düşünüyorsunuz?
Sizce bu ilişki uzun sürecek mi?
Ceza da neler olacağını sonraki bölümde göreceğiz. sizce ne kadar ağır bir ceza?
Tia sizce buradan kurtulabilecek mi?
Yoksa kitabın devamı Tia'nın burada geçirdiği 18 yılı mı anlatacak?
Sonraki bölümde görüşmek dileğiyle... Öptümm😘💜