*O günden 168 gün önce*
İçeri giren adam uzun boylu ve kahverengi saçlıydı. Yüzü hafif de olsa Bora'yı andırıyordu. İçeri girip Tia'yı baştan aşağı süzdü. Tek kaşını kaldırdı ve erkeklere döndü "Ağzı neden açık?" dedi hafifçe sesini yükselterek. Koreli çocuk "Astımı var. Nefes alamıyor" dedi.
"Sonunda astımın ne olduğunu anlamış!" diye düşünüp göz devirdi Tia. Adam gözlerini kısarak yavaş yavaş başını salladı. "Peki, bu kim?" dedi ve başıyla Yağız'ı gösterdi. Bu sefer Bora "Başka bir kurban. Sevgilisini kurtarmak için geldi" deyip sırıttı. Adam yine aynı şekilde kafasını salladı. "Ona ihtiyacımız yok onu salın. Kızın kanına ihtiyacımız var" duraksadı ve fazla ciddi bir ifadeyle "Sandalyede" dedi ve odayı terk etti.
Yağız Tia'ya, Tia da Yağız'a baktı. Kan mı? Sandalye mi? Tia yutkundu. Yağız'ın gözlerindeki siniri görebiliyordu. Elleri çözülür çözülmez Bora'nın üstüne atladı. "Eğer Tia'ya bir şey yaparsan seni bulurum!" Kalın sesli çocuk onu Bora'nın üstünden çekerken Bora'ya karşı hala tehditkâr bir biçimde parmağını sallıyor ve "Duydun mu beni! Seni yaşatmam Bora" Koreli çocuk zar zor onu dışarı çıkartırken son kez Tia'ya baktı. Tia da ona baktı. Bir yandan Yağız'ın gitmesini istemiyor bir yandan da kurtulduğu için mutlu oluyordu. Koreli çocuğun silahını çıkardığını ve sakinleşmesini söyleyerek bağırdığı duydu.
Tia, Bora'ya baktı. Bora ona döndü ve "Yağız hala aynı. Sinir problemleri olmalı" dedi. Sonra bir sigara yaktı ve sırıttı. Tia yüzünü buruşturdu. Sigara kokusundan nefret ediyordu. Dumanını üfledikten sonra "Merak etme seni öldürmeyeceğiz. O kadar da büyük boylu değil" dedi. Tia az da olsa rahatlamıştı. O zaman nasıl sandalyede kan ne anlama geliyordu ki?
Kalın sesli çocuk içeri girdi. Kafasını kaşıdı ve "Ah, ne kadar sinirli bir sevgilin var. Sinir problemleri olmalı" dedi Bora ona güldü daha sonra Tia'ya baktı ve demiştim der sırıtıp sigarasını içmeye devam etti.
"Neyse şimdi işimize dönmeliyiz. Bora bıçak, sargı bezi, birkaç merhem ve temiz bir bez parçasına ihtiyacım var" dedi. Bora önce itiraz edecek gibi göründü fakat sonra çakmağını cebine koyup isteklerini getirdi.
Çocuk önce Tia'nın bir elini çözdü ve oturdu sandalyenin üstüne koydu. Hareket ettirememesi için hafifçe bastırdı Tia'ya baktı ve "Sakin olursan sorun olmaz" dedi. Tia korksa da sakin kalmaya çalıştı. Onun kanını ne yapacaklarını merak etti. Çocuk Tia'nın elinin üstüne bıçakla hızlıca bir çizik attı. Kanamaya başlayınca Tia'nın elini ters çevirip kanını biraz sandalyeye damlattı. Çocuk ellerine karşı çok narin davranıyordu. Hafifçe tutuyor ve acıtmamaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. "Bıçakla kestikten sonra nasıl acıtmamayı düşünüyor acaba" diye düşündü Tia.
İşi bitince merhem sürüp elini sardı sonra ayaklarını ve ellerini tamamen sandalyeden çözüp kafasını kaldırmadan kanlı sandalyeyi göstererek "Şunu babama götür" dedi. Bora kafasını salladı. Sigarasını yere atıp üstüne bastırarak ayakkabısıyla basarak söndürdü ve sandalyeyi taşıdı.
Tia hiç sesini çıkarmadan sadece çocuğu izliyordu. Ne yaptığı ya da ne yapacağı umurunda değildi. Burada ne olacağını, buradan kurtulup kurtulamayacağını merak ediyordu sadece. Aynı zamanda Yağız'ı tekrar görüp göremeyeceğini de...
Çocuk Tia'yı taşıyarak bir masanın yanına getirdi. Ayaklarını sıkıca bir birine bağladıktan sonra Tia'nın ellerini kafasının üzerinde duracak şekilde masanın ayağına bağladı. Tia ayak bileklerinin acıdığını ve kollarının şimdiden ağırlaştığını hissetti.
Çocuk temiz bez parçasını açıp "Bez parçasından nefes alabilirsin. Ağzını aç" dedi. Tia kafasını sağa sola salladı. Çocuk dişlerinin arasından "Aç. İstersem ağzını bantlayabilirim" dedi. Tia biraz daha zorladı fakat çocuk sonunda Tia'nın ağzını açıp bez parçasını üst ve alt dişlerinin arasına yerleştirip kafasının arkasından bağladı. Tia ağzının kenarlarının şimdiden acımaya başladığını hisseti. Çocuk ayağa kalktı, Tia'yı bir kez daha süzdü ve gitti.
Tia gözlerini kapattı. Ağzındaki bezin tadını alıyordu. Kafası masanın ayağına çarpıp durduğu için de başı dönüyordu. Kolları ağrıyordu. Ayak bilekleri acıyordu ve aynı zamanda yerin soğuğunu iliklerine kadar hissediyordu. Bu rahatsız edici durumdan kurtulmak için uyumak istedi. Soğuk zeminin üstünde uyuya kaldı.
*Birkaç saat sonra*
Tia ağzındaki bezin çıkmasıyla uyandı. Karşısında aynı çocuk vardı. Ayaklarını çözdü ve ellerini masadan çıkarıp önünde bağladı. Onu tek kolundan tuttu ve kulübeden dışarı çıkardı. Tia bahçeyi inceledi. Onların evine benzeyen bir evdi. Bahçede havuz, çardak ve oturma alanları vardı.
Evin içine girdiler. Büyük bir evdi. Akşam olduğu için bütün ışıklar açıktı. Büyük bir odaya gittiler. Bir yemek odasına benziyordu.
Masada oturan iki kişi vardı. Biri odaya gelip emir veren kişiydi. Karşısındaysa Tia'nın nefesinin kesilmesine neden olan biri vardı. Tia gözlerini hem şaşkınlıkla hem de mutlulukla açtı. Kısık bir sesle "Baba..." diye mırıldandı. Babası ona doğru dönüp tek kaşını kaldırdı. Onu baştan aşağı süzdü. Ona çok donuk bir ifadeyle bakıyordu. Tia gözlerinin dolduğunu hissetti. Tia'yı sevmemesine rağmen onu kurtarmaya gelmişti. Tia babasına gözleri dolu bir şekilde gülümsedi.
Babası adama döndü "Ne istiyorsun?" dedi. Adam konuşmak yerine Michael'a bir kâğıt uzattı. Michael bir süre kâğıdı inceledi. Sonra Tia'ya baktı ve adama döndü. Tia çok mutlu hissediyordu. Elindeki halatlardan sonunda kurtulacaktı. Evine dönecekti. Soğuk bir yer yerine sıcak odasında kalacaktı.
Adam babasına döndü "Kızını mı yoksa paranı mı seçiyorsun?" diyerek sırıttı. Tia gülümsedi. Babası onu seçecekti değil mi? Sonuçta onun kızıydı. Sevse de sevmese de...
Tia'nın babası ayağa kalktı. Tia'yı tekrar baştan aşağı süzdü. Tia'nın kalbi çok hızlı atmaya başladı. Mutlu hissediyordu. Kendini tekrar Yağız'ın kollarında hissetti. Sonunda babası konuşmaya başladı ciddi, kesin ve donuk bir sesle "Ona ihtiyacım yok. Tia sende kalabilir" dedi ve kapıya doğru yürümeye başladı.
Adam "Emin misin? Bu senin için gayet iyi bir fiyat" dedi. Michael kafasını çevirmeden "Tek kuruşa değmez" dedi ve yürümeye devam etti.
Tia gözlerini şaşkınlıkla açtı ve "Baba? Baba!" dedi arkasından koşmaya çalıştı ama çocuk onu tuttu. Son kez "Baba! Beni burada bırakma, lütfen" diye bağırdı. Gözlerinden akan yaşları durduramıyordu. "Baba..." diyerek onu kollarından tutan çocuğun ellerinden kurtulup yere çöktü. Bağlı ellerini yüzüne kapattı. Bora, adam ve çocuk da şaşırmış görünüyordu.
Çocuk "Onu ne yapacağız?" dedi. Adam bu sefer donuk değil afallamış bir sesle "Misafir odasında kalabilir. Yarın yeteneklerini görürüz. Yoksa evde çalışır" dedi. Sonra sesini yükseltti ve içeriden birine bağırdı "Mary! Misafir odasına biraz su ve yemek götür"
Çocuk onun önce ellerini çözdü sonra kolundan tuttu ve misafir odasına yavaşça götürdü. Oda ikinci kattaydı. Ferah ve geniş görünüyordu. Odada özenle hazırlanmış iki kişilik bir yatak ve yanında siyah bir komodin vardı. Pencerenin önünde 2 koltuk ve ortalarında bir sehpa vardı.

Odasına girdiklerinde çocuk artık katı değil yumuşamış bir sesle "İyi misin?" diye sordu. Tia kafasını salladı. Çocuk da odadan çıktı. Tia yatağa yığıldı. Kendi kendine sarıldı ve sessizce ağlamaya başladı. Babası onu burada bırakıp gitmişti. Onu sevmiyordu ve sevmeyecekti. Tia her zaman babasının onu sevdiği hakkında kendini avutmuştu. Artık gerçekleri anlamıştı. Babasının onu sevmediğini. Kızı yerine parayı seçmişti. Tia ondan nefret ediyordu. Artık babası değildi. Onun için bir yabancıydı.
Babası ölmüştü. Onu burada bıraktığı gün ölmüştü.
Zaten Tia buradan çıkamayacağını ve onun yüzünü bir daha göremeyeceğini anlamıştı. Yağız'ın ve Kader'in de...
Nefesi daralmaya başlayınca ilacından bir iki fıs ağzına sıktı. İlacına baktı. Dozu bittiğinde odada kapalı kaldığını hatırladı. O gün de babası onu orada bırakmıştı. Aynı şeyi yapıyordu. Ondan kurtulmaya çalışıyordu. Tia bu zamana kadar anlamasa da hep ondan kurtulmaya çalışmıştı.
O günü düşündü. Babasının neden onu odaya kapattığı dışında her şeyi net hatırlıyordu. *******************************************************
Babası onu kolundan tutup dar odaya doğru attı. Yanına panik atak ve astım ilacını koydu kapıyı kilitledi ve gitti. Kapının arkasından "Yaptıklarının cezasını çekmeyi öğreneceksin!" dedi ve gitti. Tia sırtını duvara yaslamış bir şekilde oturmaya başladı.
Öksürmeye başlayınca ilacını eline aldı ve ağzına sıktı. Fakat içi boştu. Tia tekrar denedi. Olmuyordu. Bağırmaya ve kapıyı yumruklamaya başladı. "Baba... İlacım..." öksürmeye devam ediyordu. Bağırmak işe yaramıyordu. Nefes almaya çalıştı. Olmuyordu. Biraz yerde yatmaya devam etti. Birkaç dakika geçmiş olmalıydı. Dizlerini karnına çekmişti ve nefes almaya çalışıyordu.
Ayak sesleri duyunca son gücüyle bağırmaya çalıştı "Nefes... Nefes alamıyorum" Birinin koştuğunu duydu. Koşan kişi kapının koluna yapıştı. "Tia? Tia içerde misin?" Tia hafifçe kapıya vurdu. "Yağız... B-bana yardım..." Gözünün karardığını ve başının döndüğünü hissetti.
Yağız kapıya yüklendi. Birkaç kez daha yüklendi ve kapı kırılarak açıldı. Tia kendinden geçmiş görünüyordu. Astım ilacı elindeydi fakat Yağız dozunun bitmiş olduğunu gördü. "Tia?" onu hafifçe salladı "Tia!" Tia cevap vermeyince Yağız arkasını döndü ve önce Tia'nın kafasını omzuna koydu. Daha sonraysa bacaklarını tuttu. Koşmaya başladı. Evde kimse yoktu. Koştu ve birkaç taksiyi durdurmaya çalıştı. Hiç biri durmadı. "Kahretsin!" diye bağırdı Yağız.
Yağız Tia'yı daha sıkı tuttu ve koşmaya başladı. Hastaneye doğru koşuyordu. Alnından akan terler gözüne giriyor, saçları yüzüne yapışıyordu. Yağız hiç birini önemsedi ve koşmaya devam etti. 2 ya da 3 kilometrelik bir koşunun ardından sonunda hastaneye geldiklerinde Yağız nefes nefeseydi. Bağırdı "Biri lütfen ona yardım etsin!" Birkaç hemşire geldi ve onu odaya götürdüler. Odada ne yaptıklarını bilmiyordu ama odanın tam karşısında bir yere oturdu.
Bir hemşire yanına geldi.
-Hastanın nesi oluyorsunuz acaba?
-Sevgilisiyim.
-Ebeveynleri nerede?
Bu soru Yağız'ın duraksamasına neden oldu. Bunu düşünmemişti. Hemşireye babasının kızını bitmiş bir ilaçla odaya kapatıp evden gittiğini söyleyemezdi ya.
-Yurtdışında iş gezisindeler.
-Anlıyorum. Buraya nasıl geldiniz acaba? 18 yaşından küçük görünüyorsunuz. Taksiyle mi?
-Hayır, koşarak.
Kadın bu cevap karşısında şaşırmışa benziyordu.
-Ona gerçekten âşık olmalısınız. Evlenmeyi düşünüyor musunuz?
Yağız bu soruyu neden sorduğunu anlamasa da kafasını geriye atarak gözlerini kapattı ve Tia'yla evlendiğini düşündü. Dünyanın en güzel hissiydi bu. Gözlerini açmadan "Hem de çok. O benim kalbimin sahibi"
Kadın gülümsedi "Peki ya çocuk? Evde dolaşan küçük kızlarınızın olmasını istemez misiniz?"
Yağız gözlerini açtı ve duruşunu düzeltti "Ah, hayır. Küçük bir çocuk için onun ölmesini göze alamam. Özellikle de bir kız çocuğumuz olursa onun karşılığında Tia'yı vermek zorunda kalırım" dedi. Kadının bir şey demesine izin vermeden "O bilmiyor ama ben biliyorum" dedi.
Daha sonra odadan bir doktor çıktı. Yağız ayağa fırlayınca "Onu görebilirsiniz bayım. Çok fazla konuşturmamaya çalışın" Yağız hızlıca içeri girdi. Tia bir yatakta uzanıyordu. "Tia, sana bir şey olacak diye çok korktum. İyi misin?" dedi. Alnından terler akıyordu ve çok endişeli görünüyordu. Tia kafasını salladı. Yağız ellerini Tia'nın yüzünde gezdirirken "Her zaman yanında olacağım ve seni koruyacağım Tia" dedi.
**************************************************************
Tia kapının açıldığını duydu. Birkaç adım sesinden sonra kapı tekrar kapandı. Tia doğruldu ve gelen şeye baktı. Biraz yemek ve su. Ne kadar acıkmış olsa da iştahı yoktu. Biraz yemek yedikten sonra suyunu içti ve yatağın üzerindeki kıyafetleri giydi. Yatağını açtı. Işığı kapatıp yatağının içine girdi. Yorgana sarıldı ve kafasını yastığa gömdü. Buradan çıkabilecek miydi? Yağız'ı ya da Kader'i tekrar görebilecek miydi? Bilmiyordu... Hiçbir şey bilmiyordu. Parmaklarını saçlarına geçirdi ve saçlarını karıştırdı. Biraz daha ağladıktan sonra uyuya kaldı.
*Sabah*
*O günden 167 gün önce*
"Uyan bakalım" diye kalın bir ses duydu. Gözlerini açtı ve doğruldu. Karşısında yine o Koreli çocuk vardı. Karışmış saçlarını görünce çocuk bir kahkaha patlattı. "Gülme bana! Ee..." ismini bilmediği için duraksamıştı.
Çocuk kahkahasına ara verdi ve sadece gülümseyerek "Su Ho. İsmim Kim Su Ho. Hadi kahvaltı yapacağız" dedi. Tia başını iki yana salladı. "İstemiyorum sadece gitmek istiyorum. Ama sanırım paranızı alamadığınız için beni biraz daha burada tutacaksınız Kim Su Ho Bey"
Su Ho kaşlarını kaldırdı "Seni para için bırakan babana geri dönmek istediğini mi söylüyorsun yani?" Tia ona buz gibi bir bakış attı. Bunların doğru olduğunu biliyordu ama yüzüne vurmasına gerek yoktu değil mi? Çocuk hata yapmış olduğunu anlamış olacak ki Tia'nın yatağının ayakucuna oturdu ve "Özür dilerim. Sevgiline dönmek istiyor olabilirsin. Ama ben değil babam seni salmıyor Tia. Bugün ne kadar iyi bir mafiasın ona bakacağız" dedi. Tek kaşını kaldırdı "Benden ne kadar iyi?" dedi ve güldü.
Tia ona güldü "Sana taş çıkartırım" dedi. Çocuk yine güldü daha sonra ceplerini karıştırdı ve telefonunu çıkartıp sesini alçalttı ve "Eğer sevgilini aramak istersen benim telefonumu kullanabilirsin" dedi. İşaret parmaklarını dudaklarının üstüne koydu ve göz kırptı. Sonra "Burada kaldığın sürece kız kardeşim sayılırsın. Üstünü değiştir ve kahvaltıya gel" dedi.
Tia Su Ho'nun dediğini yaptı. Kahvaltı masasını bulmasına başka bir kadın yardım etti. Masada 2 kadın oturuyordu. Birinin Su Ho'nun annesi olduğunu düşündü. Diğeri de Bora'nın annesi olmasıydı. Aynı şekilde babaları da masadaydı. Gülüyor ve eğleniyorlardı. Tia sessizce onlara baktı. Hiç böyle bir aile ortamı görmemişti. Bir mafia'nın böyle sıcak bir aile ortamı olabilir miydi gerçekten?
Tabii ki de Tia o masada değil mutfak tarafında hizmetlilerle birlikte yiyecekti. Önündeki tabaktaki her şeyi yedikten sonra 2 kızı ve 1 tane erkeği inceledi incelemeye başladı. Hepsinin suratı asıktı. Kollarında bir bileklik vardı ve çok konuşmuyorlardı. Gözlerinde bir umut veya her hangi bir duygu yoktu. Gözleri tamamen mattı. İçlerinden bir Tia'ya "Ne kadar kalacağını biliyor musun? Benim 7 yılım daha var" dedi. Tia ona anlamamış şekilde baktı. Diğerleri kaş gözle "Daha bilmiyor" tarzı bir şeyler yaptılar.
Tia çok umursamadı ve kalktı. İçeri başka bir kız girdi ve "Kulübeye gideceksin. Ondan önce yatağına bırakılan kıyafetleri giymen söylendi" dedi. Tia yavaşça başını salladı ve odasına gitti. Yatakta siyah uzun ve dar eğitim kıyafetleri vardı. "Her mafia mı şu rahatsız edici kıyafetleri kullanıyor?" diye düşündü. Daha sonra giyindi ve kulübeye gitti.
Kapıdan içeri girdiğinde sadece bir gün önce burada bağlı olduğunu hatırladı. Biraz ürperdikten sonra Su Ho ve Bora'nın yanına geçti. Ayakta duvarın kenarında karşılarında Bora'nın babası olduğunu düşündüğü adam vardı. Aynı zamanda hedef tahtaları ve silahlar vardı. Sessizce beklemeye başladı. Kısa bir süre süren sessizliğin ardından adam konuşmaya başladı.
-Evet, turuncu saçlı kız bir adım öne çık.
Tia dediğini yaptı.
-İsmin nedir?
-Tia Brown
Aslında artık bu soy ismi taşımaktan nefret etmeye başlamıştı ama yine de başka soyadı olmadığı için muhtemelen bunu kullanmaya devam etmesi gerekiyordu.
-Peki Tia. 30 gün boyunca paran ödenmezse belirlediğimiz süre zarfınca burada kalacaksın. Buranın bazı kuralları var.
Tia hafifçe başını salladı. Ne hissettiğini bilemiyordu. Belki de umutsuzluk ve özlem...
-İlk kural ben ve diğer patronuna 'efendim' diye seslenmek zorundasın.
Tia yine başını salladı. Diğer patronunun masada gördüğü adam olduğunu düşündü.
-İkinci kural belirlenen süre boyunca benimle ve diğer eğitmenle konuşmana izin verilmediği sürece konuşamazsın. Üçüncü kural ise
Bunu dedikten sonra yandaki bir iki adama eliyle bir işaret yaptı. İki adam geldi ve sabah mutfaktakilerin bileğinde gördüğü bilekliklerden ona da taktı. Bunu görünce adam konuşmaya devam etti
-Bu bileklik buradan dışarı çıkmanı engeller. Bahçe dışında daha uzağa gitmen süren bitene kadar yasaktır. Son olarak bugün ne kadar iyi bir mafia olduğunu ölçeceğiz ve buna göre günlük tutarını ve burada ne kadar kalacağını belirleyeceğiz. Önce Bora ve Su Ho başlayacak sonraysa sen.
Kafasıyla önce Su Ho'ya işaret verdi. Su Ho da masadaki silahı aldı ve 3 tane hedefe odaklanıp birini 7 birine 9 ve birini 6 puanlık kısımdan vurdu. Adam kafasını salladı. O sırada bir deftere notlar alıyordu.
Adam Bora'yla işaret yaptığında Bora kibirli bir şekilde silahı aldı, hedefe odaklandı ve 3 hedefin birini 8 birini 9 ve birini 7 puanlık kısımdan vurdu.
Tia yanına geldiğinde elini uzattı "Evet mahkûm ne kadar kötüymüşsün görelim" diyerek sırıttı. Tia önce hedeflere gözlerini kısarak baktı. "Tamamdır bu iş bende" diye düşündü.
Sonra yüzünü Bora'ya çevirerek silahını hedeflere doğru kaldırdı. Kısık bir sesle "Ben sadece Yağız'ın kalbinde mahkûmum" dedi. Kafasını hedefe döndürmeden Bora'ya bakmaya devam ederek 3 atış yaptı. Kafasını kısa bir bakış atmak yapmak için döndürdü. Puanları 10, 10 ve 10 hem de hiç bakmadan. Ağzı açılmış şekilde hedeflere bakan Bora'ya "İşte buna profesyonellik deniliyor" deyip tekrar yerine geçti. Ona gülümseyen Su Ho sessizce "Aferin jamae"
Tia "Jamae ne demek?" diye soruduğunda Su Ho ona göz kırptı ve "Kız kardeş" dedi. Tia anlamıyordu. Onu en başta kaçırıp bu cehenneme getiren biri neden ona iyi davranıyordu ki? Çocuğun gözlerinde pişmanlık duygusu var gibiydi. İyi de nasıl pişman olacaktı ki? Düşüncelerini bir ses böldü "Evet Tia Brown. Silah konusunda gerçekten iyisin. Bora ve Su Ho'dan daha iyi" bunu dedikten sonra defterden başını kaldırıp göz ucuyla erkeklere baktı.
Birkaç bıçak, kılıç tarzı silahlarla da en iyi performansı sergiledikten sonra merakla buradan kaç yıl sonra kurtulacağını duymayı bekliyordu. Kaderini kabullenmekten başka çaresi yoktu. Ne yapabilirdi ki? "Evet. İlk olarak sana talep ettiğimiz para yaklaşık 5 Milyon Türk Lirası" Tia şaşkınlıkla bağırmamak için kendini zor tuttu. Babası bu kadar parayı mı ödememişti yani? Tia bunu düşünüp içinden eski babasına küfür yağdırırken adam hızlıca konuşmaya ve sorular sormaya başladı
-52 çarpı 68?
-3536
-72 çarpı 25?
-1800
-368 çarpı 46?
-16928
Bu olanlar sadece birkaç saniye içerisinde gerçekleşmişti. Tia sakince bekliyordu. Matematik te hızlı işlem yapmayı okuldan ayrılmadan 5 ay kadar önce öğretmeni anlatmaya başlamıştı. Muhtemelen okuldan ayrılacağını bildiği için bunu yapmıştı. Tia içinden o öğretmene teşekkür etti.
Adam biraz hesap yaptı ve tekrar konuşmaya başladı "Evet şimdi zekân, yeteneklerin ve mafialıkta ki profesyonelliğin bize günde 1000Tl kazandırıyor. Giderlerinin günde yaklaşık olarak 200 Liraya geldiğini varsayarsak bize kazandıracağın net tutar 800TL. Bunu hesapladığımda yaklaşık olarak 18 yıl bizimle kalacağını gösterir. İyi şanslar. Odana çıkabilirsin.
Tia önüne doğru eğilip kalktı ve odasına çıktı. Odasının kapısını kapattı ve düşünmeye başladı. 18 yıl... 18 yıl boyunca burada kalacaktı. 35 yaşına kadar Yağız'ı ya da Kader'i göremeyecekti. Belki de Yağız çoktan başka birisiyle evlenirdi. Kader onu tamamen unutur sadece anılarını hatırlardı.
Bunların suçlusu ise babası sandığı o adamdı. Ağlamamaya çalıştı. Koluna takılan bilekliğe baktı. Adamın dedikleri kulaklarında yankılandı "Bu bileklik buradan dışarı çıkmanı engeller" Bacaklarını karnına çekip dizlerine sarıldı. Daha sonra kafasını bacaklarına koydu ve sessizce ağlamaya başladı.
O sırada biri kapıyı tıklatıp içeri girdi.
Yakında devam edecek...
--------------------------------------------------------------------------------
Öncelikle Wattpad ile birlikte 170 olmuş hepinize çok teşekkür ederimm🫶🏻🫶🏻
Tia'nın babasının onu bırakması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tia 18 yıl boyunca burada kalacak. Düşünceleriniz neler?
Tia'nın yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?
Yağız'ın 2 ya da 3 km koşması hakkında düşünceleriniz neler?
Yeni bölümde tekrar görüşürüz. Öptümmmmmm😘
