İçeriğe geç

Bir Yalan Söyle

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Bir Yalan Söyle

Bölüm 6

Sevgilim...

O günden 168 gün önce...

Bu bölümde tanışacağınız karakterler

Bölümle ilgili bir fotoğraf

Ağzını kapatan elin sahibi olduğunu düşündüğü kişi kalın bir ses tonuyla konuşmaya başladı "Eğer hareket etmeye kalkarsan acımam" diyerek Tia'nın kafasına bir silah dayadı. Tia yutkundu. Daha demin cebinden çıkardığı astım ilacını daha sıkı kavradı. Nefes alış verişlerini bozmamaya çalıştı. Sakin kalmalıydı (tabii kafana bir silah dayalıysa ve muhtemelen bir katilin eli ağzını sımsıkı kapatıyorsa ve aynı zamanda astım hastasıysan bu pek de mümkün olmuyor). Alt dudağını ısırdı ve gözlerini kapattı.

Bir an kolunda bir acı hissetti. Gözlerini hafifçe açıp sol koluna baktı. Bir iğne miydi? Evet, bu bir iğneydi. İğnenin içindeki ilaç ne olabilirdi ki? Uyku ilacı mı? Başka bir şey mi? Tia bilemiyordu. Birden hafiften başı dönmeye başladı. Gözleri karardı ve ağzını kapatan kalın sesli çocuğun kollarına düştü. Astım ilacı da elinden çimlere düştü. En son o çocuğun onu kollarını arasına alarak kaldırdığını hatırlıyordu. Daha sonrası hakkında hiçbir fikri yoktu çünkü bilinci kapanmıştı. Bilinci kapanmadan önce gördüğü son şey kapüşonlu yüzünde maske ve gözlerinde gözlük olan bir adamın ağacın arkasından onu izlemesiydi.

*Biraz zaman geçtikten sonra*

Tia gözlerini açtı. Ağzında ağzını açmasını tamamen engelleyen sımsıkı bir bant vardı. Tahta bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Elleri ve ayakları bağlıydı. Ahşap bir kulübenin içindeydi. Etrafta silah, bıçak ve kılıç takımları vardı. Bazı silahların üzerinde kan olduğunu gördü.

Bir sorun vardı. Nefes alamıyordu. Birkaç kez nefes almayı denedi. Ama olmuyordu, nefes alamıyordu. Astım krizi geçiriyor olmalıydı. Çırpınmaya başladı. İlacını düşürdüğünü net bir şekilde hatırlıyordu. Eğer o olmazsa ölebilirdi.

Burada birileri olmalıydı. Kaçırdılarsa bir zahmet başında nöbet tutsunlar değil mi? Etrafına bakındı. İki tane erkek vardı. Başı dönmeye ve görüşü bulanıklaşmaya başladığı için onları net olarak göremiyordu. Kafasını nefes alabilmek için sallıyordu. Sesler çıkarmaya başladı. Onu hala fark etmemişler miydi? Yoksa şaşkınca ona mı bakıyorlardı? Tia bilmiyordu. Bildiği tek bir şey vardı: Annesinden kalan bu aptal hastalık yüzünden mezarının burası olmasını istemiyordu.

Çocuklardan biri ona yaklaşıp dizlerinin üstüne çöktü ve "Delirdin mi? Neden saçma sapan sesler çıkarıyorsun?" dedi bağırarak. Çocuk çekik gözlü ve Koreli gibiydi. Siyah saçları ve grimsi gözleri vardı.

"Ağzın bantlı ve ilacın kayıp bir şekilde sen de astım krizi geçirip bağırma da görelim" diye düşündü Tia. Daha fazla bağırmadı ama nefes alamadığını göstermeye çalıştı. Pek anlamamış olsa gerek arkasını döndü. Arkasındaki çocuğa "Deli mi? Yoksa bir hastalığı mı var?" dedi alaycı bir sesle. Tia içinden çocuğa küfürler yağdırdı ve bir gün astım hastası olmasını diledi.

Arkadaki çocuğun sesi tanıdıktı fakat Tia çıkaramamıştı. "Hatırladığım kadarıyla astımı var. Bir keresinde biz sıkıştırdığımızda krizi tutmuştu ve onun yüzünden az kalsın karakolluk oluyorduk. İlacını bulmamız lazım." Kalın sesli çocuk bu sözler karşısında önce Tia'nın ceplerini karıştırdı ama bulamadı.

O sırada Tia farklı şeyler düşünüyordu. Bu tanıdık sesli çocuğu tanımıştı. Gerçekten o olabilir miydi? Bora... Bora Çatışman: Onu sıkıştırıp döven çocukların arasındaki en güçlü çocuk. Bora tarafından karnına yediği yumrukları tekrar hatırladı Tia. Tekrar acısını hissetti. Yaklaşık 4 yıl sonra yarası yeniden kanamaya başlamıştı.

Bora'nın söylediği o günü net hatırlıyordu. 4 yıl önce o gün yaşananları. Yediği yumruğu tekrar hissetti. Kahkahalar, lakaplar ve beyninde dolaşan bir sürü ses. Yağmur'un tiz sesiyle söyledikleri... İlacını evde unuttuğu için onlara yalvarması ve başlarına dert açmasın diye onu orada bırakıp gitmeleri... Her şeyi ama her şeyi net bir şekilde hatırlıyordu.

Yağız onu orada bulmasaydı şuan burada olmazdı. Tekrar düşündü. Eğer Yağız onu orada bulmasaydı şimdi burada olmazdı. O gün onu Yağız yerde yatarken bulmasaydı bu lanet hayatı yaşamayacaktı belki de. "Keşke..." diye düşündü Tia.

Kapını açılıp kapandığını duydu. Nefes alamamasına, başının dönüşüne ve o günü tekrar hatırlamanın acısına daha fazla dayanamadı. Bağlı olduğu sandalyeyle birlikte yere düşünce kalın sesli çocuk yanına gitti. "Bağırmak gibi bir aptallık yapacağını sanmıyorum" dedi ve Tia'nın ağzındaki bantı çekip açtı. Tia öksürmeye başladı. Artık umurunda değildi. Muhtemelen burada ölecekti. Nefes almaya çalışmayı bıraktı.

Çocuk sinirli görünüyordu. "Aptal Bora. Ben ne astım ne de bu portakal hakkında hiçbir şey bilmiyorum" dedi. Sonra Tia'nın sandalyesini düzeltti. Sonra Tia'nın omuzlarını tuttu. "Bak burada ölürsen babam senin mezarının yanına benimkini de kazar. O yüzden nefes almaya çalış. Tamam mı?" bir yandan ellerini indirip kaldırıyor ve ona nefes almasını söylüyordu. Tia'nın eğik kafasını kaldırdı. "Bak lütfen dayanmaya çalış. Bora ilacını bulacak. Hadi, ölürsen gerçekten babam beni ikiye ayırır. Nefes almaya çalış" dedi. Tia hala nefes alamıyordu. Sorunlu muydu bu çocuk? Nefes al deyince alınıyor muydu hemen? İlacı olmazsa öleceği açıktı. Çocuğun dedikleri umurunda değildi.

Ona sinirli bir bakış attıktan sonra öksürmeye devam etti. Gözlerini kapattı ve başını eğdi. Aptal Bora onu bulamazdı. Bulsa bile Tia ölsün diye yavaş geleceğinden emindi. Şerefsizin tekiydi o.

Artık sadece yavaş yavaş sonunun gelmesini beklemekten başka çaresi yoktu. Ölse kim umursardı ki? Babası mı? Asla umursamazdı. Değerli Lily'sinin ölümüne neden olan kızın ölmesini neden umursasın ki? Kader? Birkaç ay ağlayacağından emindi. Ama Tia mutlaka Kader'in aklından yavaş yavaş silinecekti. Öyle değil mi? Yağız? Belki o Tia'yı unutmayabilirdi. Belki onu tekrar tekrar düşünebilirdi. Ama aklından yavaş yavaş silinecekti değil mi? Herkes unutulurdu. Tia gibi önemsiz biri neden unutulmasın ki?

Ölülerin kaderi unutulmaktır...

İşte Tia da o kadere katılacaktı. Bu 3 kelime her kelimedrn daha ağırdı. Herkese öleceğinde unutulacağunı hatırlatıyordu sanki....

Şuan tek isteği Yağız'a bir mesaj iletmekti:

-Lütfen sadece git ve başka birisine âşık ol. Beni unut ve hayatını yaşamaya devam et. Başka birisine şarkı söyle. Başka birisine şakalar yap. Başka birisiyle gül. Beni, benimle yaşadıklarını ve benim hakkındaki her şeyi unut.

Tia anlamıştı. Yaşamak için bir nedeni yoktu. Artık karşısında ona nefes aldırmaya çalışan çocuğun sesini de duyamıyordu. Tekrar yıkılıyordu fakat çocuk onu tutuyordu. O da onu sadece kendi yaşamı için umursuyordu. Kimse için yaşamaya değmezdi. Herkes tarafından unutulacaktı. İyice bilinci kapanmaya başladı. Kendini bıraktı. Dünya yok oluyordu. Tia kurtuluyor muydu? Sesler, görüntüler yok oldu.

Onların yerini anılar doldurdu. Yağız ile yaşadığı tüm güzel anılar... Hayatında gülümsediği nadir anılar... Soğukkanlılığını koruması gerektiğini unutup mutlu olduğu her anıyı tekrar yaşadı. Hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyordu. Doğumu, büyürken yaşadıkları... Kötü anılar da kendini gösterdi: babası onu odaya kapattığında ilacının bitmesi ve boğazı tahriş olana kadar bağırması, gördüğü zorbalıklar; Yağmur Yılmaz, Elif Akpınar, Aleyna Kara, Sarp Seçkin ve muhtemelen şuan sadece ölmesini isteyen Bora Çatışman... Başka anılar daha: Yağız'a aşık olduğunu anladığı gün, Yağız'ın ona sarıldığı her an... Hayatındaki önemli ve önemsiz kişiler. Onu seven ve sevmeyen kişiler... Her şey ve herkes gözlerinin önünden geçti.

Astımı yüzünden kaç kere ölümle burun buruna gelmişti... Yağız her zaman yanında olmuştu. Onu ölümden kurtaran kişi olmuştu. Yağız'ın dedikleri geldi aklına. O sokak arasında kendine geldiğinde dedikleri... "Astımın yüzünden ölmene asla izin vermeyeceğim Tia, her zaman seni kurtaracağım söz veriyorum" demişti. Ya da o hastane odasında alnından terler akarken dedikleri... "Her zaman yanında olacağım ve seni koruyacağım Tia" Öyle de yapmıştı. Tia'nın sayamadığı kadar çok kez onun hayatını kurtarmıştı. Şimdi neredeydi? "Sana ihtiyacım var Yağız" dedi içinden "Hem de çok ihtiyacım var. Ama sen yoksun. Şuan nerede olduğunu bilmiyorum ama hayatım sona eriyor. Lütfen beni unut" dedi yine dediklerinin Yağız'a ulaşmasını umarak.

Gözünden bir damla yaş geldiğini hissetti. Ölüyordu. Sonsuzluğa doğru bir yol alıyordu. Bir damla daha yaş geldi gözünden. 19 Ekim 2024 son nefes aldığı gün olacaktı. Tia Brown'un ölüm günü... Her şeyin sona erdiği gün... Gözünden son bir damla yaş geldi. Yağızdan özür diledi, hayatını onunla sonlandıramadığı için... "Umarım bensiz daha mutlu olursun" dedi. Her şey bitiyor muydu? Kurtuluyor muydu? Ahşap bir kulübe onun mezarı mı oluyordu? Evet. Hepsinin cevabı evet. Bugüne kadar yaşadığı anılardan oluşan film şeridinin sonuna geldi ve dünya karardı. Sesler yok oldu. Artık nefes almıyordu. Her şey bitmişti.

Birden sadece beyaz bir boşluğun içine düştü. Sonsuzluğa adım atmadan önceki son durağıydı. Yumuşak bir el hissetti. Yağız'ın eli... Yavaşça yüzünü okşuyordu. "Seni kurtaracağım" dedi güzel sesiyle. Tia konuştu "Artık her şey için çok geç. Özür dilerim" Öbür dünyada onun hayalini görüyordu. Sonsuzluğa gitmeden en sevdiği insan yanında olacaktı ama oraya tek başına adım atacaktı.. Her şeyin sona erdiği yerdi burası...

"Hiçbir şey için geç değil sevgilim" konuşan Yağızdı. Dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu. "Hem de hiçbir şey için" Yağız onu ilk defa öpmüştü. Tia karnının içinde kelebeklerin uçuştuğunu hissetti. Bu ilk öpücük onun için çok şey ifade ediyordu. Fakat bir sorun vardı. Hepsi hayallerden oluşuyordu...

Tia arkasını dönüp sonsuzluğa doğru bir adım attı. Bir yandan Yağız'ın yumuşak ellerini tutuyordu. Birlikte adım attılar. Bir adım daha attılar, bir adım daha ve bir adım daha... O sırada Yağız onu kendine çekti. Sonsuzluğun ters tarafına doğru... Gerçek dünyaya doğru. Yaşadığı ve yaşamaya devam edeceği dünyaya doğru...

Gözlerini açtı. Hayal mi görüyordu? Hayır, hepsi geçekti. Yaşıyordu. Tia Yaşıyordu. Hem de Yağız'ın, sevgilisinin kollarında. Yağız'ın elinde Tia'nın astım ilacı vardı. Bitkin bir halde ona baktı "Yağız? Sen... sen beni kurtardın mı?"

Yağız ona gülümsedi "Evet sevgilim" Tia'nın yüzünü okşadı "Her zaman olduğu ve her zaman da olacağı gibi" dedi ve onu yavaşça yere bıraktı. O sırada Tia Yağız'ın kafasına bir silahın dayalı olduğunu gördü. Silahın sahibi o kalın sesli çocuktu. Yağız ayağa kalkınca onu bir sandalyeye oturtup ellerini ve ayaklarını sıkıca bağladı. Bora da aynı şeyi Tia için yaptı. Yağız'ın ağzını bantladılar. Tia Yağız'a baktı. Onun için teslim mi olmuştu? Onu hayata döndürebilmek için... Burada ikisi de ölebilirdi ama o kendini değil Tia'yı seçmişti. Tia bile kendi hayatından vazgeçmişken Yağız Tia'dan vazgeçmemişti. Tia bugünü unutmayacağına ve eğer buradan canlı bir şekilde çıkabilirlerse bu hayatı Yağız için yaşayacağına dair kendine söz verdi.

*Tia astım krizi geçirirken yaşananlar*

*Yağız*

Yağız ve Kader okuldan dönmüştü. Kader yüzünde kocaman bir gülümsemeyle abisine Mert'ten bahsediyordu. Yağız da onu dikkatle dinliyordu. İçeri girip üstlerini değiştirdiler.

Ama Yağız bir şey fark etti. Tia ortalıkta yoktu. Kader'i telaşlandırmamak için ona bir şey söylemedi. Evin etrafında gezindi. Tia'nın odasına, bahçeye, çalışma odasına baktı. Belki de o odada olabilir miydi? O odaya baktı ama orada da yoktu. Hiçbir yerde yoktu. Yağız telaşlanmaya başladı. Baktığı yerlere tekrar tekrara baktı ama Tia yoktu. Tia'nın babasına sormaya karar verdi.

Hızlıca Michael'ın odasına gitti. Kapıyı tıklatıp içeri girdi. Koştuğu için nefes nefese kalmıştı. "Bir sorun mu var Yağız?" diye sordu bilgisayardan başını yeni kaldırmış olan Michael. Yağız kapının koluna tutunmuş bir şekilde "Tia... Tia evde değil. Nerde o?" diye sordu. Michael'ın yüz ifadesi değişti. "Eve dönmedi mi?" Yağız doğruldu. Gözlerini endişeyle açtı. Evden çıkıp hızlıca koşmaya başladı. Onu gören ve ne olduğunu anlamayan Kader onu durdurmaya çalıştı ama çoktan gitmişti bile.

Yağız koşuyordu. Her sokak arasına her parka bakmaya başladı. Bir an duraksadı. Nerede olabilirdi. Her zaman gittikleri parka gitme kararı aldı ve koşmaya devam etti. Alnından terler akıyordu ama durmadı, duramazdı. Parkın her tarafını araştırmaya başladı. O sırada çimlerin üzerinde mavi bir şey gördü. Hızlıca o mavi şeyin yanına gitti. Onu yerden aldı ve üstündeki çıkartmaya baktı. Bu Tia'nındı. Tia'nın astım ilacı... Bu olmadan ölebilirdi. Etrafına bakındı. Tia neredeydi? Nerede olabilirdi?

"Onu bana ver" dedi bir ses. Arkasını döndü. "Bora?" dedi Yağız. Bora gözlerini devirdi "Evet, evet benim. Şimdi elindekine ihtiyacım var" daha sonra aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini açtı. "Sevgilini arıyorsun değil mi? Seni ona götürebilirim. Tabii her şeyin bir karşılığı vardır. Öyle değil mi?"

Yağız Bora'nın üzerine yürüdü. Omuzlarını sıkı bir şekilde tuttu ve onu sarsarak konuştu "Tia nerde? Eğer ona bir şey yaptıysan seni pislik yemin ederim seni kendi ellerimle boğarım"

Bora cebindeki silahı hafifçe hareket ettirdi ve "Sakin ol dostum. Sana iki seçenek sunuyorum. Ya Tia'nın ilacını ve seni alırım Tia'yı kurtarırsın ki ikinizin oradan kurtulacağına dair bir garanti yok ya da sevgilini ölüme terk edip kendini kurtarırsın" deyip sırıttı.

Yağız buna karşılık ellerini Bora'nın omzundan çekti ve sinirli ve kısık bir sesle "Beni Tia'ya götür" dedi. Bora sırıttı ve "Hay hay!" diyerek Yağız'ın ellerini bağlayıp onu kollarından tuttu. Kulübeye giderken etrafta tek bir kişi bile yoktu. Ağacın arkasından onlara bakan maskeli, kapüşonlu ve gözlüklü bir adam dışında.

Kulübeye girdiklerinde kalın sesli çocuk yerde yatan Tia'yı kaldırmaya çalışıyordu. Kapının açıldığını duyunca "Sonunda geldin. Kız çoktan kendini saldı. Buldun mu ilacı?" dedi. Sonra arkasını döndü ve Yağız'a baktı. "Bu kim?" dedi kaşları çatık bir şekilde. Bora Yağız'ın ellerini çözüp ceplerinde silah var mı diye bakarken "Portakalımızın kurtarıcısı. Ya da başka bir deyişle sevgilisi" diyerek sırıttı. "Tia'nın da ellerini çöz. Zaten yeterince kendinden geçmiş" Kalın sesli çocuk Yağız elleri çözülünce hızlıca Tia'nın yanına koştu.

Kalın sesli çocuk "Demek sevgilin ha" dudaklarının kenarı kıvrıldı "Benim sevgilim çok daha güzel. Yağmur'u tanıyor musun? O bir tanrıça"

Yağız ona döndü ve güldü "Tanımaz mıyım? Kaç kere onu reddettiğimi duymak ister misin?" diyerek gülmeye devam etti.

Kalın sesli çocuk çekik gözlerini kıstı ve kafasına silah dayayıp "Yanlış bir şey yapmaya kalkma" dedi.

Yağız sırıtmaya devam ederken kafasını salladı ve Tia'yı hayata döndürdü. Tia nihayet konuşmaya başlayınca onu dudaklarından öptü. Sözünü tutmuştu. Onu kurtaracaktı. Her zaman olduğu ve her zaman da olacağı gibi... Tia gözlerini açtığındaysa aşkı için teslim oldu...

O sırada içeri biri girdi.

Yakında devam edecek...

----------------------------------------------------------‐---------

Evet bir bölümün daha sonuna geldik.

Öncelikle Wattpad ile birlikte 150 okunma olmuş hepinize çok teşekkür ederim💜💜

Peki sizce içeri giren kişi kimdi?

Sizce çekik gözlü ve Koreli çocuğun ismi sizce ne olabilir?

Tia ve Yağız'ın ilk öpüşmesi hakkında düşünceleriniz neler?

Son olarak sizce Tia ve Yağız buradan nasıl kurtulacaklar?

Okuduğunuz için teşekkürler! Öptümmm😘

Bölüm sonu

2 yorum