O günden 221 gün önce...
Bu bölümde tanışacağınız karakterler

Yağız Kader'i yavaşça yatağına oturttu. Dizini açtı ve "Bu biraz acıtacak." diyerek bir pamuğa kantaron yağı damlattı ve yavaşça Kader'in yarasına sürdü. Biraz dizine üfledikten sonra dolaptan aldığı merhemi sürdü, daha sonra yarasını sardı ve Kader'e gülümsedi.
Sessizce aynanın önünden tarağı ve saç kremini aldı. Kader'in saçlarına masaj yaparak kremi sürdükten sonra yavaşça acıtmadan taramaya başladı. Kader kendini ağlamamak için zor tutuyordu. Böyle sevgi görmek... Onun için farklı hisler uyandırıyordu.
Yağız tarağı bıraktı ve kardeşinin kahverengi saçlarını incelemeye başladı. "Saç derin acımış olmalı. Onun senin saçını tutarken gördüm" dedi, gülümseye devam ediyordu.
Kader biraz ağlamaklı bir sesle "Sorun yok, ben iyiyim. Neden benim için bu kadar endişeleniyorsun ki abi?" diyerek abisine baktı.
Yağız kardeşinin yüzüne hafifçe yaklaştı ve "Çünkü sen benim meleğimsin ve sana zarar gelmesini istemiyorum. " dedi gülümseyerek. Daha sonra "Şaka bir yana sana ne yaptı?" gülümsemesinin yerini endişe almıştı.
Melek... Annesinin ismi. Ölümünün suçlusu olduğu annesinin... Kader geçiştirerek "Sorun yok, ben iyiyim" dedi. Daha sonra gözlerini yere dikti "Keşke hiç doğmasaydım. Öyle olsaydı hepiniz daha -" derken Yağız onu böldü.
Onu omuzlarından tutan Yağız sinirli bir sesle "Kader eğer öyle olsaydı düşündüğün gibi mükemmel bir aile evi, huzurlu bir hayat olmayacaktı. Eğer sen olmasaydın hiçbir anımı düşünemiyorum. Sen olmasaydın hiçbirimiz mutlu olmazdık. Sen bizim neşe kaynağımızsın" dedi.
Kader ona masumca baktı ve "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" diye sordu.
Yağız yavaşça ona sarıldı. "Elbette böyle düşünüyorum. Lütfen o adam yüzünden bu şekilde konuşma. Belki canının acımasına engel olamıyor olabilirim ama sonunda acını dindirecek kişi hep ben olacağım söz veriyorum" dedi.
Kader ağlamaya başladı. Yağız'a daha sıkı sarıldı ve ağlamasının arasında güçlükle "Teşekkür ederim abi" dedi. Kafasını Yağız'ın omzuna gömdü. Hafif bir lavanta kokusunu aldı.
Yağız Kader'i saçlarından öptü ve onu biraz kendinden uzaklaştırarak gözyaşlarını sildi. Ellerini Kader'in omuzlarına koyarak "Güçlü ol Kader. Kafanı her zaman dik tut. Kimsenin seni yıkmasına izin verme" dedi. Kader burnunu çekerek kafasını salladı. Daha sonra Yağız odadan çıktı.
Kader de babasının odasında bulduğu el yazısı kitabı eline aldı. Kitap eski görünüyordu. Kapağında birkaç sticker vardı. Eski olduğu için stickerlerin üstleri pek belli olmuyordu. Daha önce ıslanmış olmalıydı. İçini açtı. Bir günlük olduğu belliydi. Bu günlük neden babasının masasındaydı? Değerli bir şey miydi? Yoksa babasının bir tanıdığı mıydı? En önemlisi ne anlatıyordu? Bunu öğrenmenin tek yolu okumaktı. Hızlıca okumaya başladı.
*Tia*
Tia çok yorulmuştu. Şuan hiçbir şey düşünemiyordu. Kulaklık artık kulaklarını acıtıyordu. Beyni seslerle doluydu. Tekrarlanan seslerle...
-3,2,1. Atış! Atış başarılı.
-3,2,1. Atış! Atış başarılı.
-3,2,1. Atış! Atış başarılı.
Tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar.
Artık terden su olmuştu. Bu dar kıyafeti çıkarmak, duş almak ve yatağına uzanmak, biraz kitap okumak istiyordu. Her şeyden önce Kader'i görmeye gitmeliydi. Onunla konuşmalıydı, onu güldürmeye çalışmalıydı. Hızlı nefeslerle attığı birkaç atıştan sonra sonunda kulaklıktan beklediği bir ses geldi:
-Ek çalışma süresi bitti odana çıkabilirsin Tia.
Tia derin bir nefes verdi. Önce kafasını hafifçe geriye doğru eğdi ve saçlarını salladı. Daha sonra babasına hafifçe gülümsedikten sonra kulaklığını çıkardı ve babasına saygı göstergesi olarak öne doğru eğildi. Odadan çıktı, Kader'in odasına gitti. Kapıyı tıklatıp açtı.
Kader yatağında bir şeyler okuyordu. Kader okuduğu şeyden başını kaldırmayarak "Ben iyiyim abi beni kontrol etmene gerek yok. Biraz ders çalış. Mimarlığın kolay bir bölüm olduğu sanmıyorum." dedi.
Tia gülümsedi. Yağız her zamanki gibi fazla endişelenmiş olmalıydı. Kader'in onu fark etmesini bekledi.
"Neden orada dikiliyo- Oh, Tia sen miydin? Hadi içeri gel. Neden geldiğini söylemedin?"
Tia "Elindeki kitaba benzeyen şey de ne? Daha önce hiç görmemiştim. Nereden buldun?"
Kader önce kitaba baktı daha sonra bakışlarını Tia'ya çevirdi ve sanki birinin onları duymasını istemiyormuş gibi sesini alçalttı "Aslında bu tam olarak bir kitap sayılmaz. Bu bir günlük. Babamın masasının üstünde duruyordu ve bilirsin o kitap okumaz. Bende okumak için aldım. Fakat bu günlük büyücü bir kız hakkında."
Tia "Sadece herhangi birinin yazdığı bir masal olmalı. Büyü diye bir şey yoktur."
Kader "Biliyorum... Fakat olsaydı çok güzel olmaz mıydı? Mesela bu günlükte kızın iyileştirme ve telepati gücü var. Bence çok havalı. Aynı güçlerin bende olmasını dilerdim."
Tia güldü ve daha sonra "Güzel veya havalı olabilir ama bu büyünün gerçek olduğunu kanıtlamaz hem bence onu baban fark etmeden masasına koymalısın." Bunu dedikten sonra ister istemez dizindeki yaraya baktı.
Bunu fark eden Kader'in eliyle Tia'nın dikkatini tekrardan kendine çekti. "Tamam yerine koyacağım. Hadi sende git ve biraz dinlen" dedi. Daha sonra odadan çıktı.
Yavaşça babasının odasına gitti. Babası orada değildi. Muhtemelen Michael ile birlikte oturuyor olmalıydı. Kader hızlıca defteri tekrar açtı. İyileştirme ve telepati gücü... Defterde bir büyü okulundan bahsediliyordu. Türkiye'de olan bir büyü okulu... Okulun isminin yazdığı yere su damlamıştı bu yüzden okunmuyordu.
Daha sonra ayak sesleri duyan Kader kendi kendine "Tia haklı olmalı. Büyü diye bir şey yok. Değil mi?" dedi. Kitabı yerine koyup hızla odasına çıktı.
Odasına girdiğinde telefonunun çaldığını gördü. Muhtemel Sema olmalı diye düşündü ve telefonunu eline alıp ismi okuduğunda az kalsın telefonu yerer düşürecekti. Hızlıca kapısını kapattı ve telefonu açtı.
Kader: Merhaba Mert!
Mert: Merhaba Kader. Aslında sana bir şey sormak istiyordum. Müsait misin?
Kader istemsizce gülümsedi. Sadece ödev soracak olmalıydı. Değil mi?
Kader: Tabii ki de.
Mert: Merak ediyordum da cumartesi günü bir filme gideceğim ve biliyorsun ki çok fazla arkadaşım yok. Benimle gelmek ister misin?
Kader içinden sessizce mutluluk çığlıkları atıyordu.
Kader: Çok isterim. Hangi film ve saat kaçta?
Gülümsemesini durduramıyordu.
Mert: ****** filmi. Romantik bir film. Saat 14.15'e saati var. Senin için uygun mu?
Kader: Uygun. O zaman yarın okulda görüşürüz.
Bunu dedikten sonra telefonu kapattı ve kendini yatağa attı. Sevinçten çıldırıyordu. Lisenin başından beri ondan hoşlanıyordu. Kahverengi saçlarını ve yeşile çalan mavi gözlerini hatırladı. 12.sınıfın başında öğretmen onu Mert'in yanına oturtmuştu. Aslında daha okul başlayalı 2 hafta olmuştu. Bu kadar kısa bir süre içinde aşık olmuş olabilir miydi? Belki sadece arkadaşı olarak görüyordur.
Birden kapının açıldığını gördü. Hızlıca telefonunu kapattı. Arkasını döndü. Yağız ona bakıyordu.
Yağız gözlerini kısarak ona baktı "Neye sırıtıyorsun öyle?"
Kader telefonunu arkasına saklayıp dudaklarını büzdü ve "Hiç bir şey."
Yağız sırıttı ve kardeşine yaklaştı "Mert mi?" diye sordu.
Kader'in ona gözleri fal taşı gibi açılmış gibi bakınca açıklamaya başladı: "Şu an senin okulunda olmayabilirim ama liseye geçtiğinden beri seni onunla görmem, Tia'yla onu konuşman ve bahçede otururken hep ona bakman sence ne anlama geliyor olabilir? Neyse ne dedi?"
Kader önce gözlerini kaçırdı. Daha sonra en güzel gülümsemesiyle "Cumartesi filme gideceğiz" dedi.
Sevinçle zıplıyordu. Yağız ona gülümsedi ve başını okşadı. Daha sonra kolunu omzuna atarak "Bu yemeğe gelmeyeceğin anlamına geliyorsa senin hamburgerini de ben yiyebilirim." Dedi
Kader gözlerini açarak "Hamburger mi var? Hadi bahçeye gidelim" dedi ve Yağızla birlikte bahçeye indiler. Tia duştan yeni çıkmıştı. Islak olduğu için kızıl saçları koyu bir renk almıştı. Babalarından ayrı bir yere oturup yemeklerini yemeye başladılar.
Kader'in yüzünde güller açıyordu. Tia bunu fark etti ve tek kaşını kaldırdı ve "Hamburgerin seni bu kadar mutlu ettiğini bilmiyordum" dedi.
Kader'in yüzü kızardı. Tia'ya baktı "O değil" dudaklarını yaladı ve ısırdı "Mert, beni sinemaya çağırdı" dedi ve sırıtmaya başladı.
Yağız ve Tia göz devirdi. Daha sonra güldüler. Yemeklerini yerken konuşmaya başladılar. O sırada Kader'in telefonu çaldı. Sema arıyordu. "Hemen geliyorum" diyip telefonu açtı ve masadan kalkıp başka bir yere gitti.
Sema: Selam Kader. Müsait misin?
Sesi garip geliyordu Kader umursamadı.
Kader: Müsaitim. Ne oldu, bir sorun mu var?
Sema: Cumartesi müsaitsen ****** filmine gidelim mi?
Mertle gidecekleri film. Ona Mertten bahsetmeli miydi? Sonuçta en yakın arkadaşıydı, ona anlatabilirdi.
Kader: Şeyy... Sana bir şey söyleyeceğim ama kimseye söyleme. Cumartesi günü Mert beni o filmi izlemek için çağırdı.
Sema: Ah, öyle mi peki o zaman başka bir zaman başka bir sinemaya gideriz.
Sesi daha da garip geliyordu.
Sema: Neyse görüşürüz
Dedi ve telefonu kapattı. Kader kendi kendine "Neyi var bunun. Ona söylememeli miydim acaba?" dedi. Daha sonra omuz silkti ve Tia ile Yağız'ın yanına gitti.
Birlikte konuşmaya devam ettiler. Birlikte bir korku filmi izlemeye karar verdiler. Atıştırmalık hazırlayıp sinema odasında izlemeye başladılar. Tia korktuğunda Yağız'ın koluna yapışıyordu. Kader ise bunu gördükçe kıkırdıyordu. Film bittikten sonra ayrılıp odalarına gittiler ve hepsi uyudu.
Kader dışında hepsi uyudu. Kader Mert'i düşünüyordu. Onunla gideceği sinemayı düşünüyordu. Elini tutmalı mıydı? Onu sadece arkadaş olarak mı görüyordu? Yoksa ona karşı gerçekten hisleri var mıydı? Sorular aklını kurcaladığı için uyuyamıyordu. Sema'nın sorunu neydi? Acaba hasta mıydı? O da Mertten hoşlanıyor olamazdı değil mi? Ama Kader'in 3 yıldır Mert'i sevdiğini biliyordu. Mertle yakınlaşabilmesi için ona yardım ediyordu. Sema Mertten hoşlanıyor olamazdı. Sadece hasta olmuş olmalıydı. Başka bir açıklaması yoktu değil mi? Birden karnı ağrımaya başladı. Öğlen yediği tekmeler aklına gelmeye başlayınca kendini biraz zorladı ve uyudu.





