İçeriğe geç

Bir Tanıdık Yabancı

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Bir Tanıdık Yabancı

Bölüm 4

3. BÖLÜM – Gece Gelen Mesaj

O gün okuldan döndüğümde içimde hâlâ o tuhaf his vardı. Sanki gün bitmişti ama içimde başlayan şey henüz bitmemişti. Çantamı odama bıraktım, kapıyı kapattım ve bir süre olduğum yerde durdum. Sessizlik vardı ama bu sessizlik bana huzur vermiyordu. Aksine, kafamın içi o kadar doluydu ki düşüncelerim birbirine karışıyordu. Sürekli aynı anı hatırlıyordum… Mert’le göz göze geldiğim o anı, konuşurken yüzündeki ifadeyi, ses tonunu.

Yatağıma oturdum, telefonumu elime aldım. Ekrana baktım ama aslında hiçbir şeye bakmıyordum. Parmaklarım alışkanlıkla ekranı kaydırıyordu ama zihnim başka bir yerdeydi. Bekliyordum. Neyi beklediğimi bilmeden, neden beklediğimi anlamadan… sadece bir şey olacakmış gibi hissediyordum.

Zaman geçtikçe bu his daha da belirginleşti. İçimde bir yer, bunun burada bitmeyeceğini söylüyordu. Tam o sırada telefonum titredi. Küçük bir titreşimdi ama etkisi çok büyüktü. Kalbim bir anda hızlandı, sanki o sesi bekliyormuşum gibi hemen ekrana baktım.

Mert.

Mesajı açmadan önce bir an duraksadım. Bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum. Ama aynı zamanda… bekliyordum. Mesajı açtım.

“Uyumadın, değil mi?”

İstemeden gülümsedim. Bu kadar basit bir cümleydi ama içimde bir sıcaklık oluşturdu. Hemen cevap vermedim. Biraz bekledim. Neden bilmiyorum ama bu anın uzamasını istedim. Sonra parmaklarım kendiliğinden hareket etti.

“Hayır.”

Mesajı gönderdikten sonra kalbim daha hızlı atmaya başladı. Sanki attığım mesajla birlikte bir şey resmen başlamıştı. Çok geçmeden telefon tekrar titredi.

“Biliyordum.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. Ekrana biraz daha yaklaştım.

“Nereden?”

Bu sefer cevap biraz gecikti. Beklerken içimde tuhaf bir merak oluştu. Ne yazacağını gerçekten bilmek istiyordum. Sonunda mesaj geldi.

“Çünkü ben de uyuyamıyorum.”

Bu cümle, diğerlerinden farklıydı. İçimde bir yere dokundu. Yalnız olmadığımı hissettirdi. Sanki aynı duygunun içindeydik ama bunu yüksek sesle söylemiyorduk.

Bir süre mesajlaşmaya devam ettik. Günümüzden, okuldan, basit şeylerden konuştuk. Ama aslında konuştuğumuz şeyler değil, konuşma şeklimiz önemliydi. Aramızda garip bir rahatlık vardı. Sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi.

Bir süre sonra Mert yazdı:

“Garip bir şey söyleyeceğim.”

Ekrana biraz daha dikkatli baktım.

“Dinliyorum.”

Cevap hemen gelmedi. Dakikalar geçti. Bekledikçe içimde hafif bir gerginlik oluştu. Tam vazgeçip telefonu bırakacakken mesaj geldi.

“Sanki seni daha önce kaybetmişim gibi hissediyorum.”

Bu cümleyi okuduğumda bir an nefesim kesildi. Ne düşüneceğimi bilemedim. Bu… normal bir cümle değildi. Böyle bir şey hissedilmezdi. Ya da en azından bu kadar erken hissedilmezdi.

Ama en garip olan şey şuydu…

Ben de aynı şeyi hissediyordum.

Bunu kendime bile itiraf etmek zordu ama gerçekti. İçimde bir tanıdıklık vardı. Açıklayamadığım, mantıklı olmayan ama çok gerçek bir şey.

Parmaklarım yavaşça ekrana dokundu.

“Ben de…”

Bu iki kelimeyi yazmak beklediğimden daha zordu. Ama gönderdiğim an içimde bir şey netleşti. Artık sadece o değil… ben de bu duygunun içindeydim.

Gece ilerledikçe konuşmalarımız daha da derinleşti. Ama dikkatimi çeken bir şey vardı. Mert bazı konulara hiç girmiyordu. Özellikle geçmişle ilgili olanlara. Sorduğum bazı sorular ya cevapsız kalıyordu ya da çok kısa cevaplarla geçiştiriliyordu.

“Daha önce hiç böyle hissettin mi?” diye yazdım bir ara.

Bu sefer cevap çok geç geldi. Beklerken içimde garip bir sıkışma oldu. Sonunda mesaj geldi.

“Evet.”

Tek kelime.

Ama yeterince açıktı.

İçim hafifçe sıkıştı. Devamını sormak istedim. “Kimle?” yazmak istedim. Ama yazmadım. Çünkü cevabı tahmin ediyordum. Henüz tanımıyordum ama… onun varlığını hissediyordum.

Bir süre sonra tekrar mesaj geldi.

“Derin…”

“Evet?”

“Bana biraz dikkatli yaklaş.”

Bu cümle içimde bir şeyleri değiştirdi. Az önceki sıcaklık yerini hafif bir huzursuzluğa bıraktı.

“Niye?” yazdım.

Uzun bir süre cevap gelmedi. Ekrana bakıp durdum. Sanki o mesaj gelmeden nefes alamayacakmışım gibi hissettim.

Sonunda geldi.

“Çünkü ben kolay biri değilim.”

Telefonu yavaşça indirdim. Bu cümle basit görünüyordu ama içindeki anlam çok daha büyüktü. Bir uyarı gibiydi. Belki de bir sınır.

Yatağıma tekrar uzandım. Tavana baktım. Odayı dolduran sessizlik bu sefer daha ağırdı.

Ama bir şey kesindi.

Bu hikâye sıradan olmayacaktı.

Mert sıradan biri değildi.

Ve ben…

çoktan bu hikâyenin içine çekilmiştim

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.