Ertesi sabah uyandığımda gece neredeyse hiç uyumadığımı fark ettim ama buna rağmen yorgun hissetmiyordum. Aksine içimde tuhaf bir enerji vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi… sanki gün sıradan başlamayacaktı.
Telefonuma baktım.
Mert’ten mesaj vardı.
“Bugün görüşelim mi?”
Kalbim bir anda hızlandı.
Bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum. Ama bir yandan da… bunu istiyordum.
Mesajı açıp uzun uzun baktım. Ne yazacağımı düşündüm. Çok hızlı cevap vermek istemedim ama beklemek de zor geliyordu.
Sonunda yazdım:
“Olur.”
Kısa bir cevap.
Ama içimde büyük bir heyecan.
Buluşma yeri olarak parkı seçtik. Basit bir yerdi ama o an için en doğru yer gibi gelmişti. Ne çok kalabalık ne de tamamen boş…
Oraya vardığımda Mert henüz gelmemişti.
Etrafıma baktım.
Ağaçlar hafif rüzgârla hareket ediyordu. Banklar boştu. Hava ne sıcak ne soğuktu. Her şey normaldi.
Ama ben normal değildim.
Kalbim sürekli hızlanıyordu.
“Bekletmedim umarım.”
Arkamdan gelen sesle irkildim.
Mert.
Dönüp baktım.
Bu sefer onu daha net gördüm. Üzerinde siyah bir tişört vardı, omzunda spor çantası asılıydı. Saçları hafif dağınıktı. Ama en çok dikkatimi çeken şey… bakışlarıydı.
Yine aynıydı.
Sanki beni çözmeye çalışıyormuş gibi.
“Yok, ben de yeni geldim,” dedim.
Yanıma yaklaştı.
Bir an ne yapacağımızı bilemedik. El sıkışmak mı, sarılmak mı… hiçbirini yapmadık.
Sadece yan yana durduk.
“Yürüyelim mi?” dedi.
Başımı salladım.
Parkın içinde yavaş yavaş yürümeye başladık. İlk başta ikimiz de biraz sessizdik. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Sanki kelimeler acele etmiyordu.
“Dün gece…” dedi bir süre sonra.
Sesi önceki kadar rahat değildi.
“Garipti.”
“Evet,” dedim. “Ama kötü değildi.”
Hafifçe gülümsedi.
“Değildi.”
Bir süre daha yürüdük.
Sonra bir banka oturduk.
Mert çantasını yanına bıraktı.
“Merak ediyorsun,” dedi bir anda.
“Ne?” dedim.
“Benimle ilgili şeyleri.”
Sustuğumu fark edince hafifçe başını salladı.
“Gözlerinden belli oluyor.”
Gözlerimi kaçırdım.
“Belki,” dedim.
Gerçekten merak ediyordum.
Ama aynı zamanda çekiniyordum.
Mert derin bir nefes aldı.
“Kickboks yapıyorum,” dedi.
“Biliyorum,” dedim.
“Profesyonel sayılırım.”
Bu kelimeyi söylerken sesi değişti. Daha ciddi oldu.
“Zor mu?” diye sordum.
Bir an düşündü.
“Zor,” dedi. “Ama alışıyorsun.”
Elleri dikkatimi çekti.
Parmakları hafif sertleşmişti.
Küçük izler vardı.
O an fark ettim…
Onun dünyası gerçekten farklıydı.
“Hiç korkmuyor musun?” dedim.
Bu soru biraz aniden çıkmıştı.
Ama içimdeydi.
Mert bana baktı.
Uzun uzun.
“Ringde mi?” dedi.
Başımı salladım.
“Hayır,” dedi.
Sonra ekledi:
“Ringde korkarsan kaybedersin.”
Bu cümle beni susturdu.
Çünkü bu sadece bir spor cümlesi değildi.
Bu onun hayatıydı.
Tam o sırada bir ses duyuldu.
“Demek buradasın.”
Ses yumuşaktı ama içinde keskin bir şey vardı.
Başımı çevirdim.
Bir kız.
Uzun saçlı, kendinden emin duran biri.
Ama en dikkat çekici şey…
sesiydi.
Elvan.
Adını o an bilmiyordum.
Ama kim olduğunu hissettim.
Mert’in yüzü bir anda değişti.
Az önceki rahatlığı yok oldu.
Omuzları hafif gerildi.
“Ne işin var burada?” dedi Mert.
Ses tonu sertleşmişti.
Elvan hafifçe gülümsedi.
Ama bu gülümseme sıcak değildi.
“Bu kadar mı uzaklaştın?” dedi.
Sonra gözleri bana döndü.
Beni baştan aşağı süzdü.
Yavaşça.
Dikkatlice.
“Bu mu?” dedi.
Ne demek istediğini anlamıştım.
Ama yine de içim sıkıştı.
Mert ayağa kalktı.
“Saçmalama,” dedi.
Ama sesi eskisi kadar güçlü değildi.
Elvan bir adım yaklaştı.
Ve o anda konuştu.
Sesi yine aynıydı…
yumuşak ama etkileyici.
“Geçici şeyler genelde güzeldir,” dedi.
Gözleri benden ayrılmıyordu.
Bu cümle…
direkt bana söylenmişti.
İçimde bir şey düğümlendi.
Ama hiçbir şey söylemedim.
Sadece baktım.
Mert bir adım öne geçti.
“Yeter,” dedi.
Ama Elvan durmadı.
“Sen değişmedin, Mert,” dedi.
“Kaçıyorsun sadece.”
Ortam bir anda ağırlaştı.
Sanki hava bile değişmişti.
Mert bana baktı.
O bakış…
öncekilerden farklıydı.
İçinde bir şey vardı.
Bir şey söylemek ister gibi ama söyleyemeyen bir şey.
“Gitmem lazım,” dedi.
Bu cümle…
beklediğim cümle değildi.
“Tamam,” dedim.
Ama içimde hiçbir şey “tamam” değildi.
Elvan hâlâ oradaydı.
Ve ben ilk kez şunu net bir şekilde hissettim:
Bu hikâyede sadece ben ve Mert yoktuk.
Bir başkası daha vardı.
Ve o…
gitmeye niyetli değildi.
Mert uzaklaşırken arkasından baktım.
Kalbim sıkışıyordu.
Ama nedenini tam bilmiyordum.
Elvan bana yaklaştı.
Bir an durdu.
Ve sadece şunu söyledi:
“DikkErtesi sabah uyandığımda gece neredeyse hiç uyumadığımı fark ettim ama buna rağmen yorgun hissetmiyordum. Aksine içimde tuhaf bir enerji vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi… sanki gün sıradan başlamayacaktı.
Telefonuma baktım.
Mert’ten mesaj vardı.
“Bugün görüşelim mi?”
Kalbim bir anda hızlandı.
Bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum. Ama bir yandan da… bunu istiyordum.
Mesajı açıp uzun uzun baktım. Ne yazacağımı düşündüm. Çok hızlı cevap vermek istemedim ama beklemek de zor geliyordu.
Sonunda yazdım:
“Olur.”
Kısa bir cevap.
Ama içimde büyük bir heyecan.
Buluşma yeri olarak parkı seçtik. Basit bir yerdi ama o an için en doğru yer gibi gelmişti. Ne çok kalabalık ne de tamamen boş…
Oraya vardığımda Mert henüz gelmemişti.
Etrafıma baktım.
Ağaçlar hafif rüzgârla hareket ediyordu. Banklar boştu. Hava ne sıcak ne soğuktu. Her şey normaldi.
Ama ben normal değildim.
Kalbim sürekli hızlanıyordu.
“Bekletmedim umarım.”
Arkamdan gelen sesle irkildim.
Mert.
Dönüp baktım.
Bu sefer onu daha net gördüm. Üzerinde siyah bir tişört vardı, omzunda spor çantası asılıydı. Saçları hafif dağınıktı. Ama en çok dikkatimi çeken şey… bakışlarıydı.
Yine aynıydı.
Sanki beni çözmeye çalışıyormuş gibi.
“Yok, ben de yeni geldim,” dedim.
Yanıma yaklaştı.
Bir an ne yapacağımızı bilemedik. El sıkışmak mı, sarılmak mı… hiçbirini yapmadık.
Sadece yan yana durduk.
“Yürüyelim mi?” dedi.
Başımı salladım.
Parkın içinde yavaş yavaş yürümeye başladık. İlk başta ikimiz de biraz sessizdik. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Sanki kelimeler acele etmiyordu.
“Dün gece…” dedi bir süre sonra.
Sesi önceki kadar rahat değildi.
“Garipti.”
“Evet,” dedim. “Ama kötü değildi.”
Hafifçe gülümsedi.
“Değildi.”
Bir süre daha yürüdük.
Sonra bir banka oturduk.
Mert çantasını yanına bıraktı.
“Merak ediyorsun,” dedi bir anda.
“Ne?” dedim.
“Benimle ilgili şeyleri.”
Sustuğumu fark edince hafifçe başını salladı.
“Gözlerinden belli oluyor.”
Gözlerimi kaçırdım.
“Belki,” dedim.
Gerçekten merak ediyordum.
Ama aynı zamanda çekiniyordum.
Mert derin bir nefes aldı.
“Kickboks yapıyorum,” dedi.
“Biliyorum,” dedim.
“Profesyonel sayılırım.”
Bu kelimeyi söylerken sesi değişti. Daha ciddi oldu.
“Zor mu?” diye sordum.
Bir an düşündü.
“Zor,” dedi. “Ama alışıyorsun.”
Elleri dikkatimi çekti.
Parmakları hafif sertleşmişti.
Küçük izler vardı.
O an fark ettim…
Onun dünyası gerçekten farklıydı.
“Hiç korkmuyor musun?” dedim.
Bu soru biraz aniden çıkmıştı.
Ama içimdeydi.
Mert bana baktı.
Uzun uzun.
“Ringde mi?” dedi.
Başımı salladım.
“Hayır,” dedi.
Sonra ekledi:
“Ringde korkarsan kaybedersin.”
Bu cümle beni susturdu.
Çünkü bu sadece bir spor cümlesi değildi.
Bu onun hayatıydı.
Tam o sırada bir ses duyuldu.
“Demek buradasın.”
Ses yumuşaktı ama içinde keskin bir şey vardı.
Başımı çevirdim.
Bir kız.
Uzun saçlı, kendinden emin duran biri.
Ama en dikkat çekici şey…
sesiydi.
Elvan.
Adını o an bilmiyordum.
Ama kim olduğunu hissettim.
Mert’in yüzü bir anda değişti.
Az önceki rahatlığı yok oldu.
Omuzları hafif gerildi.
“Ne işin var burada?” dedi Mert.
Ses tonu sertleşmişti.
Elvan hafifçe gülümsedi.
Ama bu gülümseme sıcak değildi.
“Bu kadar mı uzaklaştın?” dedi.
Sonra gözleri bana döndü.
Beni baştan aşağı süzdü.
Yavaşça.
Dikkatlice.
“Bu mu?” dedi.
Ne demek istediğini anlamıştım.
Ama yine de içim sıkıştı.
Mert ayağa kalktı.
“Saçmalama,” dedi.
Ama sesi eskisi kadar güçlü değildi.
Elvan bir adım yaklaştı.
Ve o anda konuştu.
Sesi yine aynıydı…
yumuşak ama etkileyici.
“Geçici şeyler genelde güzeldir,” dedi.
Gözleri benden ayrılmıyordu.
Bu cümle…
direkt bana söylenmişti.
İçimde bir şey düğümlendi.
Ama hiçbir şey söylemedim.
Sadece baktım.
Mert bir adım öne geçti.
“Yeter,” dedi.
Ama Elvan durmadı.
“Sen değişmedin, Mert,” dedi.
“Kaçıyorsun sadece.”
Ortam bir anda ağırlaştı.
Sanki hava bile değişmişti.
Mert bana baktı.
O bakış…
öncekilerden farklıydı.
İçinde bir şey vardı.
Bir şey söylemek ister gibi ama söyleyemeyen bir şey.
“Gitmem lazım,” dedi.
Bu cümle…
beklediğim cümle değildi.
“Tamam,” dedim.
Ama içimde hiçbir şey “tamam” değildi.
Elvan hâlâ oradaydı.
Ve ben ilk kez şunu net bir şekilde hissettim:
Bu hikâyede sadece ben ve Mert yoktuk.
Bir başkası daha vardı.
Ve o…
gitmeye niyetli değildi.
Mert uzaklaşırken arkasından baktım.
Kalbim sıkışıyordu.
Ama nedenini tam bilmiyordum.
Elvan bana yaklaştı.
Bir an durdu.
Ve sadece şunu söyledi:
“Dikkat et.”
Sonra döndü ve gitti.
Ben bankta tek başıma kaldım.
Ama aslında yalnız değildim.
Çünkü o an şunu biliyordum:
Bu hikâye…
şimdi başlıyordu.at et.”
Sonra döndü ve gitti.
Ben bankta tek başıma kaldım.
Ama aslında yalnız değildim.
Çünkü o an şunu biliyordum:
Bu hikâye…
şimdi başlıyordu.

