Kumsal’ın son cümlesinden sonra Ege birkaç saniye boyunca konuşamadı.
“Bana bıraktığın şeyi hâlâ saklıyorum.”
Ege’nin aklına çocukluğu geldi.
O yaz günü…
Kumsal’ın ağlayarak ona sarıldığı an.
Gitmeden önce cebinden çıkardığı küçük şeyi Kumsal’ın avucuna bırakışı.
Ama ne bıraktığını hatırlayamıyordu.
Yıllar geçmişti.
Belki de zihni o anıyı özellikle unutmuştu.
“Ne bıraktım sana?”
Kumsal cevap vermedi.
Sadece elindeki fotoğrafa baktı.
“Hatırlamanı istiyorum.”
“Hatırlayamıyorum.”
“Biliyorum.”
Ege kaşlarını çattı.
“Nasıl yani?”
Kumsal gözlerini ona çevirdi.
“Çünkü sen o gün bana bir söz vermiştin.”
Ege’nin kalbi hızlandı.
“Ne sözü?”
Kumsal’ın gözleri doldu ama ağlamadı.
“Beni bulacağını söylemiştin.”
Ege’nin nefesi kesildi.
Çocukken söylediği yüzlerce şey vardı.
Ama bunu…
Bunu gerçekten hatırlamıyordu.
“Kumsal ben—”
“Hatırlamıyorsan sorun değil.”
Kumsal fotoğrafı tekrar çantasına koydu.
“Belki de bazı şeyleri hatırlamak için önce neden unuttuğunu öğrenmen gerekiyordur.”
Ege onun kolundan tutacak gibi oldu ama son anda durdu.
Kumsal arkasını dönüp yürümeye başladı.
Ege ise olduğu yerde kaldı.
Tam o sırada cebindeki telefon titredi.
Ekrana baktı.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
“Kumsal’a sormadığın bir şey var.”
Ege’nin yüzü bir anda ciddileşti.
İkinci mesaj hemen ardından geldi.
“O gün neden gittiğini.”
Ege ekrana bakakaldı.
Çünkü Kumsal’ın ona anlattığı hikâyede…
Hiçbir zaman neden gittiğinden bahsetmemişti.