Kumsal, sınıfa girdiğinde her şeyin aynı kalacağını düşünmüştü.
Aynı sıralar, aynı tahtа, aynı sesler…
Ve tabii ki İpek’in her zamanki gibi onu kapıda beklemesi.
Ama daha çantasını yerine bırakmadan öğretmenin elindeki kâğıdı gördü.
İpek kaşlarını kaldırdı.
— Kötü bir şey var.
Kumsal çantasını sıraya bırakırken ona baktı.
— Nereden çıkardın?
— Öğretmenin elinde oturma planı var.
Kumsal’ın yüzü bir anda düştü.
— Hayır.
İpek gülmeye başladı.
— Daha ne olduğunu bilmiyorsun.
— Biliyorum. Kesin beni senden ayıracak.
— Belki de yan yana otururuz.
— Sen buna gerçekten inanıyor musun?
İpek cevap vermeden önce öğretmen sınıfa girdi.
Herkes yerine geçerken sınıftaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.
— Günaydın arkadaşlar. Bu dönem biraz farklı bir düzenimiz olacak. Sınıfta çok fazla konuşma olduğu için yerlerinizi değiştireceğim.
Sınıftan birkaç itiraz yükseldi.
Kumsal içinden derin bir nefes aldı.
İpek’e baktı.
İpek ellerini birleştirip dua ediyormuş gibi yaptı.
Öğretmen isimleri okumaya başladı.
Kumsal’ın adı geldiğinde öğretmen kısa bir süre listeye baktı.
— Kumsal…
Kumsal başını kaldırdı.
— Ege’nin yanına geçiyorsun.
Sınıfta birkaç kişi dönüp Ege’ye baktı.
Ege ise sandalyesine yaslanmış, hiçbir şey olmamış gibi kalemini çeviriyordu.
Kumsal istemsizce ona baktı.
Ege de aynı anda başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Ege hafifçe kaşlarını kaldırdı.
Kumsal hemen gözlerini kaçırdı.
İpek yanından geçerken kulağına fısıldadı.
— Geçmiş olsun.
Kumsal ona ters ters baktı.
— Sus.
Çantasını alıp yeni yerine geçti.
Ege’nin yanındaki sandalyeye oturduğunda aralarında birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Ege kalemini masaya bıraktı.
— Merhaba.
Kumsal ona baktı.
— Merhaba.
Sonra tekrar defterini çıkardı.
Ege birkaç saniye onu izledi.
— Sen hep böyle misin?
Kumsal kaşlarını çattı.
— Nasıl?
— Sessiz.
Kumsal bir an düşündü.
— Sen de hep böyle misin?
— Nasıl?
— Çok konuşan.
Ege gülümsedi.
— Galiba.
Kumsal tekrar önüne döndü.
— O zaman anlaşamayacağız.
Ege kısa bir kahkaha attı.
— Daha ilk dakikadan mı?
Kumsal cevap vermedi.
Ders başladı.
İlk on dakika boyunca gerçekten tek kelime konuşmadılar.
Ege ara sıra Kumsal’ın defterine bakıyor, sonra kendi defterine dönüyordu. Kumsal ise bunu fark etmemiş gibi davranıyordu.
Aslında fark etmişti.
Sadece belli etmek istemiyordu.
Teneffüs zili çaldığında İpek hemen Kumsal’ın yanına geldi.
— Nasıl?
Kumsal omuz silkti.
— Ne nasıl?
— Ege’yle oturmak nasıl?
— Normal.
İpek Ege’ye baktı.
Ege de onlara bakıp gülümsedi.
— Bence gayet iyi anlaşıyoruz.
Kumsal şaşkınlıkla ona döndü.
— Daha hiçbir şey konuşmadık.
— İşte. Kavga da etmedik.
İpek gülmeye başladı.
Kumsal istemeden hafifçe gülümsedi.
Ege o gülümsemeyi gördü.
Sadece birkaç saniyeydi.
Ama nedense aklında kaldı.
Kumsal ise bunun farkında değildi.
Onun için Ege sadece yeni oturma arkadaşıydı.
En azından şimdilik.