2.Bölüm: Yanlış karalama.
'Kafama değil, kalbime takıldı.'
___
Harelerim saatteydi. Dakikaları sayıyordum. Aradan geçen süre bana hiçbir şekilde olanları sindirmem için el uzatmamıştı. Salondaki koltuğa oturmuştum, defteri sehpaya bırakmış Renat'ın feryatlarını dinliyordum. Kollarımı dizlerime, yüzümü de birleştirdiğim ellerime yaslamıştım ve nemli gözlerle defteri izliyordum.
Böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Benim yazdıklarım bu defter sayesinde gerçekleşmiş olabilir miydi? Romanımın ilk bölümünde Renat ismini verdiğim karakterimin annesine intihar sahnesi yazmıştım, o kadar dramatik bir sahne olmuştu ki yazarken ben bile ağlamıştım.
Eve geldiğimde karşılaştığım manzara tesadüf müydü? Ellerimi açtım ve yüzümü avuçlarıma gömdüm. Düşünmekten kafayı yiyecektim. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? Ayaklanıp pencerenin önüne geçtim, tül perdeyi aralayıp dışarıya baktım. Kalabalık azalmıştı, Renat dışarıda kapının önünde oturuyordu ve başı ne ara geldiğini bilmediğim Bera'nın omzundaydı. Oldukça bitkin görünüyordu.
Gözlerimi Bera'yı izlememesi için ikna edemedim. Bakışlarım önce siyah küt saçlarının üzerinde gezindi, sonra yaşlar akan ela gözlerine indi, uzun siyah kirpikleri, benimkinin aksine küçük burnu, kalın dudakları, küçük çenesi... Şimdi ayakta olmasa bile boyunun da uzun olduğunu biliyordum, Renat'ın yanına gerçekten yakışıyordu.
Renat gözlerini kapatıp aniden ağlamaya başlayınca kahvelerim ona kaydı. Onu bu hâle getiren ben miydim? Zihnime düşen ihtimaller yüzünden dehşetle geriledim. Perde kapanırken gözlerim irileşti. Ben katil mi olmuştum? Hem de sevdiğim adamın annesinin katili? Sevdiğim adamın ailesinden kalan tek kişinin katili?
"Hayır." Ellerim yüzüme gitti. "Hayır." Korkuyla ağlamaya başladım, sesim evin içini doldururken başımı iki yana salladım. "N'olur, hayır!"
Derin bir nefes aldım. Ağlayışlarım başladığı gibi aniden durdu.
"Tamam." Gözlerimi kapatıp başımı salladım. "Tamam, böyle bir şey mümkün değil. Bu, sadece bir tesadüf." Yüzümü buruşturdum, gözümden bir damla yaş düştü. "Öyle olmak zorunda."
Koltuğa tekrar oturup defteri elime aldım, sehpadaki kalemi alıp defterde yeni bir sayfa açtım. Yazacağım ilk şey belliydi.
"Renat'ın annesi aslında ölmemişti."
Defteri bırakıp bekledim. Haber bekledim. Feryatlarını dinlediğim adamın mutluluğundan dökülen gürültüyü bekledim. Pencereye çıktım, her şey hâlâ aynıydı. Evin içinde defalarca kez volta attım. Bu sırada telefonum çaldı, arayan annemdi. Açmamayı düşünsem de merak edip geleceğini bildiğimden açıp eve vardığımı söyledim, söylenmelerini geçiştirip telefonu kapattım.
"Hadi..." diye mırıldandım. "Hadi."
Ellerimi saçlarımdan geçirdim ve sabırsızca beklemeye devam ettim. Aniden bağırış sesleri duyunca umutla cama koştum. Elim kalbime gitti, gözlerim tekrar doldu ve ben acıyla yutkundum. Renat'ın annesinin cesedini ambulansla götürüyorlardı ve bu bağırışların sebebi Renat'ın belki de hiç geçmeyecek olan acısıydı.
Deftere yazmam bir işe yaramamıştı. Bu, her şeyin bir tesadüf olduğunun kanıtı değil miydi? Koltuğa geri döndüm, kalemi tekrar aldım ve bir cümle daha yazdım. "Meyra tam o sırada beni aradı."
Telefonuma baktım, beklemem gerektiğini düşünüp bekledim. Dakikalar geçti ancak hiçbir şey olmadı. Sabırsızca nefeslenip aynı cümleyi farklı bir şekilde yazdım.
"Tam o sırada Meyra, Alin'i arar."
Yine bekledim. Bekleyişlerimi zamanın ellerine teslim ettim, sabırlı olmayı denedim fakat yine hiçbir şey olmadı. Son kez soy isimlerimizi yazarak denedim.
"Tam o sırada Meyra Soner, Alin Alasya'yı arar çünkü ona söyleyeceği çok önemli bir şey vardır."
Tam beş dakika bekledim. Beş dakika dolunca yetmeyeceğini düşünerek beş dakika daha bekledim. Yine hiçbir şey olmayınca sinir bozukluğuyla gözlerimden akan yaşlar eşliğinde güldüm.
"Böyle bir şeyin mümkün olma ihtimali yoktu ki." Gülmeye devam ederken elim kalbime gitti. "Bunun olabileceğini nasıl düşünürüm?" Dizime yasladığımı elimi saçlarımdan geçirmek için başımı önüme eğdim. "Annem haklı galiba. Yazmak zaman zaman bana kafayı yedirtiyor, hayal dünyasına öyle kapılmışım ki gerçekle hayali ayırt edemiyorum."
Kendi kendime söylenmeye devam ederek ayaklandım ve kendime bir kahve yaptım. Salona döndüğümde sehpanın üzerinde duran ve hâlâ açık olan defteri kapatıp kenara ittim. Uzun süre bir şey yazmayı düşünmüyordum, hatta yaşananlardan sonra bu romana da devam etmeyecektim. Edemezdim.
Kahveyi soğuması için sehpaya bırakıp odama geçtim ve ince beyaz renkli bir pijama takımı giyinip üzerime de pudra depresyon hırkamı geçirdim. Salona dönüp bilgisayardan bir film açtım, kahvemi içtim. Filmi bir ara durdurup mutfaktan atıştırmalıklar aldım ve filmi izlemeye devam ettim.
Ancak bütün bunları yaparken aklım asla filmde değildi. Renat'ın nasıl olduğunu düşünüyordum. Annemi kaybetmemiştim ancak annesini kaybeden bir sürü karakter yazmıştım ve bunu gerçekten yaşamak, yazmak kadar basit değildi. Ayağa kalktım, salon penceresine doğru yürüdüm. Perdeyi aralayıp kollarımı birleştirdim ve onun evini izlemeye koyuldum.
Işıkları kapalıydı. Gözlerimi kapattım ve buna sebep olan kişi olmadığım için içimden defalarca şükrettim. Omzumun üzerinden hâlâ sehpada duran deftere baktım, ne kadar uçuk olsa da bir an için ona yazdıklarımın gerçekleştiğine inanmıştım. Peki ya gerçekten öyle bir şey olsaydı ne yapardım? Renat'ın annesini öldürmüş olsaydım bununla nasıl yaşardım? Ürperdiğim için başımı iki yana sallayıp önüme döndüm.
Telefonumun çalmasıyla ben de perdeyi kapatıp pencereden uzaklaştım, hırkamın cebinden telefonu alıp koltuğa geri döndüm. Meyra görüntülü arıyordu.
"Efendim?"
"Nasılsın diye merak ettim, bugün hiç konuşamadık."
Benimle konuşurken bir yandan da yüzüne maske yapmakla meşguldü. Onun da benden pek bir farkı yoktu, odasındaydı, pijamalıydı ve saçında peluş saç bandı vardı. Bu, onun en rahat hâliydi. "Tüm gün işlerim vardı, haber avına çıkacağım diye oradan oraya koşturup durdum."
"Ben de annemlere gittim sonra eve döndüm."
"Başka bir şey yapmadın mı?"
Başımı iki yana salladım ancak gözleri aynada olduğu için, "Hayır." diyerek mimiklerimi destekledim.
Gözleri bana takıldı.
"Sen iyi misin?"
"Sayılmaz."
"Dünkü konu mu hâlâ?"
"Hayır."
"Alin, cımbızla mı alayım lafı? Anlat, ne oldu? Annen mi yine?"
"Hayır." Oflayarak başımı geriye yaslayıp tavanı izlemeye başladım. "Renat'ın annesi..." dedim, "İntihar etmiş."
"Ne?!"
Meyra resmen bağırmıştı, doğrulup ekrana baktım. O da maskeyle uğraşmayı bırakıp telefonu eline aldı.
"Doğru mu duydum?"
Başımla onayladım.
"Neden?"
"Bilmiyorum."
Yeşillerini benden ayırıp başka bir noktaya daldırdı, üzgün görünüyordu.
"Çok kötü ya! Renat'ı gördün mü?"
Sanki bu cümleyi bekliyormuş gibi dudaklarımı büzdüm ve gözlerimde aniden biriken yaşları serbest bıraktım.
"Çok kötüydü, Meyra! Berbat bir hâldeydi, o kadar üzüldüm ki..."
"Sana gelmemi ister misin?"
Gözyaşlarımı sildim. "Geç oldu zaten, çıkma."
Ağlamak istiyor ama tam anlamıyla ağlayamıyordum, ne hissettiğimi anlayamamıştım.
"Üzme kendini. Umarım, Renat da bunu en kısa sürede atlatır."
"Yalnız kaldı."
"Onun da hayatı devam edecek, Alin. Hep öyle olmadı mı zaten? Hepimiz her şeye rağmen, devam etmedik mi?"
Burnumu çektim, "Bilmiyorum." dedim ağlamaklı çıkan sesimle. "Bizim hiç annemiz ölmedi ki. Yalnız kaldı dedim ama yalnız kalmak başka, annesiz kalmak başka."
"Ona ben de üzüldüm ama kendini bu kadar yıpratmamalısın. Duygusuz değilim, üzülebilirim ama başkalarının derdine oturup ağlamak bana anlamsız geliyor."
Sessiz kaldım, Meyra böyle konularda biraz daha katıydı.
"Toparlan, Alin. Aklım sende kalmasın."
Başımı salladım.
"Denerim."
"Ne yapacaksın şimdi?"
Omuz silktim.
"Bilmem, uyurum herhâlde."
"Peki. Dinlen, iyi gelir."
Onu onayladım ve vedalaşıp telefonu kapattım. Evimdeki sessizliğin beni ilk kez bu kadar ürküttüğünü fark ettim. Kollarımı göğsümde birleştirip iyice koltuğa sindim. Sessizlik beni korkuttuğu için telefonumdan bir şarkı açıp telefonu sehpaya bıraktım ve koltuğa uzandım. Kahvelerim telefonumun hemen arkasında duran deftere dalmışken ben Renat'ın olanları nasıl sindireceğini düşünüyordum.
Aklım, fikrim, kalbim, üstüm, başım Renat olmuştu. Resmen ona kapılmıştım ve vazgeçemiyordum. Bir insan sevmeyi unutabilir miydi? Ben unutmalıydım zira kalbime doldurduğu sevda artık beni boğuyordu.
___
-Günler sonra-
_
Çeviri yaparken dinlenmek için verdiğim on dakikalık arada Bera'nın onun evinden çıkıp gidişini izledim. O günden sonra Renat'ı hiç görmemiştim ancak Bera her gün onun evine geliyor, birkaç saat sonra gidiyordu. Ya geldiğinde görüyordum onu ya da gittiğinde, bazen ikisinde de. Oysa ben camın önüne sadece Renat'ı görmek için geliyordum.
Büyük bir üzüntüyle iç çekip koltuğa geri döndüm ve bilgisayarda yarım bıraktığım işe devam ettim. Dünden beri çevirmek için uğraştığım dosyanın sadece birkaç sayfası kalmıştı. Uzun dakikaların sonunda son birkaç sayfayı da bitirip bilgisayarı kapattım ve gerinerek geriye yaslandım.
Gözlerimi kapatır kapatmaz gördüğüm yüz yine onun yüzüydü. Kendi hâlime güldüm. Aşık bir kadın boş zamanlarında sevdiği adamı düşünürdü, peki ama düşünmeli miydi?
Gülen gözlerimi açıp günlerdir ortalıktan kaldırmadığım deftere baktım ve onu günler sonra ilk kez elime aldım. Kalemim de hâlâ yanında duruyordu. Kalemi alıp defterin boş sayfasını açtım. Son derece uçuk düşüncemi bir kez daha kontrol etmek istedim. Belki de olacağına inanmadığım için bu kadar rahattım.
"Renat o akşam Alin'in evine gider ve kapısını çalar."
Defteri kapatırken gülmeye devam ettim, kulaklarım zildeydi. Saate baktım, tam beş dakika bekledim ancak kimse gelmedi. Bir yandan uçuk hayalime gülerek kendimle dalga geçerken öte yandan içimin burkulduğunu hissettim. Boş vererek mutfağa geçmek için ayaklandım ancak koridora çıkar çıkmaz gözlerim dış kapıya kaydı.
Aşık Alin hâlâ Renat'ın yolunu gözlüyordu, onun aptal hayalleri için kapıya doğru yürüdüm ve kapıyı açıp boş bahçeme baktım. Hava soğuk olduğu için kollarımı ovuşturdum, gerçeği kabullenip içeri girecekken bahçeme giren krem renkli kediyle göz göze geldik. Miyavlayarak yanıma gelip başını bacaklarıma sürtmeye başlarken kendimi tutamayarak güldüm ve eğilip onu kucağıma aldım.
"Sen nereden çıktın?" İçeri girip kapıyı kapatırken hâlâ kucağımdaki kediyi seviyordum. "Acıktın mı sen?"
Aşık bir Alin'in Renat aşkı kediyi görene kadardı. Düşünceme kahkaha atarak odama gittim ve sokak kedileri için çantama attığım mama paketlerinden birini alıp mutfağa döndüm. Ara sıra kedi çaldığım için mutfakta mama kabım vardı. Kediyi yere bırakıp kabı doldurdum ve o, yemeğini yerken, ağzından çıkardığı seslerin de bana verdiği yetkiye dayanarak onu delirmiş gibi sevmeye devam ettim.
Tam o sırada kapı çaldı, son kez kedinin başını okşayıp mutfaktan çıktım ve bir an önce geri dönebilmek için aceleyle kapıya koştum. Kapıyı açar açmaz kaşlarım yay şeklini alarak havalandı.
"Renat?"
Başını hafifçe sola doğru hareket ettirdi, şişmiş ve sorgulayan gözleri gözlerimdeydi. Yıkılmış görünüyordu ve ben onu annesinden önce hiç böyle görmemiştim.
"Tanışıyor muyuz?" Aydınlanmış bir ifadeyle başını salladı. "Gerçi artık mahalledeki herkes beni tanıyor, değil mi?"
Canının sıkıldığını fark etmemek imkânsızdı. Bu, beni de üzdü.
Düşünmem gereken asıl konuyu erteleyerek, "Hayır." diye yükseldim bir anda, refleksle havaya kaldırdığım elimi ne yaptığımı fark ederek hızla indirdim. "Yani..." Derin bir nefes aldım, sıcak basmıştı. "Ben sizin bestelerinizi dinliyorum, yani oradan tanıyorum."
Kaşlarını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
Hafif bir tebessümle başımı salladım.
"Gerçekten."
Dudağı hafifçe kıvrıldı, bunu beklemediği için şaşırmıştı ancak bestelerini dinliyor olmam onu mutlu etmişti. Benim dinlemem değil, sadece dinlemem. Sessizliğimizin beni daha fazla germesini istemediğim için ona elimi uzattım.
"Bu arada ben Alin." Önce elime sonra bana baktı, çok beklemeden elimi sıktı. Elini bırakmadan hemen önce, "Siz ne için gelmiştiniz?" diye sordum ve elimi çektim.
Ani bir farkındalık yaşadığı mimiklerinden belliydi, "Kedi." dedi bir anda. "Ben kedimi kaybettim."
Açıklamasını bekledim. "Kapı kapalıydı aslında, nasıl açıldığını bilmiyorum. Kedim kaçmış. Belki görmüşsünüzdür diye ben-"
"Burada." dedim donuklaşmaya başlayan ifademle.
Başını kaldırdı, bugün ikinci kez şaşırdığını gördüm. Fakat ben daha çok şaşkındım.
"Burada mı?"
Onayladım.
"Evet. Yani sizin kediniz mi bilmiyorum ama bir kedi buldum. Mama verdim, mutfakta şimdi."
Telaşla eve girmek için tam bir adım atacakken duraksadı, "Ben özür dilerim, girebilir miyim?" Kısa bir bekleme anından sonra ekledi. "Ya da siz getirir misiniz?"
"Girebilirsiniz, sorun değil." diyerek geriye çekildim.
Tam şu anda Meyra burada olsaydı beni tokatlardı. Renat tereddütle bana baktıktan birkaç saniye sonra tereddütlerinden arınmadan eğilip ayakkabılarını çıkardı ve içeriye girdi. Benim yönlendirmemle mutfağa geçtik.
"Vanilya!" Kediyi kucağına alıp sarıldı ve hatta birkaç kez öptü. "Kızım, neredesin?"
"Adı Vanilya mı?"
İsmi yüzümü gülümsetmişti. Bana baktı ve onayladı.
"Vanilya. Aslında yeni tanıştık sayılır. Kız arkadaşımın hediyesi, ismini de o verdi."
Yüzümün düşmesine izin vermedim, zorla gülümsemeye devam ettim.
"Biz artık gidelim." Kediyi bir eliyle göğsünde tutmaya devam ederken öteki elini bana uzattı, sıktım. "Memnun oldum." Bakışları boş mama kabına kaydı.
"Teşekkür ederiz her şey için."
"Rica ederim."
Renat'ı gitmesi için geçirdikten sonra kapıyı kapattım ve arkamı dönüp dehşetle koridoru izledim. Bu da mı tesadüftü? Koşar adımlarla salona geçtim ve defteri açtım. Böyle bir mucize olabilir miydi? Peki ya bu deftere yazdıklarım gerçek oluyorsa neden diğer yazdıklarım gerçekleşmemişti?
Defteri kapatıp fotoğrafını çektim ve internette arattım. Benzer defterler ve hediyelik setler dışında bir şey yoktu. Deftere ulaşabileceğim saçma sapan bir sürü araştırma yaptım ancak hiçbir şey çıkmadı. Bir şey bulamayacağımı kabullenerek aramaktan vazgeçip defteri açtım. Sehpadaki boş kağıtlardan birini aldım, baştan sona deftere yazdıklarımı okuyarak notlar almaya başladım.
Saatler geçti, ben yazdıklarımı belki de bin kere tekrar tekrar okudum. Anlamaya çalıştım. Önümdeki defter fazlasıyla uçuk ve bir o kadar da karışık bir bilmeceydi. Çözmeye çalıştıkça içinde kayboluyordum. Parmaklarımı defterin arkasındaki "Hayat bazen yazdıklarınızdan ibarettir." yazısının üzerinde dolaştırdım.
"Yazıda bazen diyor, acaba yazdığım bazı şeyler mi gerçekleşecek demek bu?" Elimi alnıma vurdum. "Saçmalama, Alin." Kendi kendime konuşmak, çocukluğumdan beri asla vazgeçemediğim bir şeydi. Daha iyi düşünmemi sağlıyordu. "Nesin sen? Olayın ne? Lütfen bir ipucu..."
Yine geceydi ve ben yine uyumuyordum. Bu defterin gizemini çözene kadar da uyumaya niyetim yoktu, bunun gayet farkındaydım. Olanlar bana yemek yemeyi bile unutturmuştu ve resmen iştahım kaçmıştı. Çenemi elime yaslayarak boş gözlerle yazıları seyretmeye devam ettim. Usulca sayfaları bir ileri bir geri çeviriyordum.
"Renat'ın annesinin intiharı gerçekleşti." Bu düşünce beni gerdi, elim enseme gitti. "Annesi aslında ölmedi yazdım ve bu, olmadı." Diğer yazılara göz gezdirdim. "Meyra beni aramadı, soyadlarımızı yazdım yine olmadı. Ama Renat evime geldi." Yerimde doğruldum ve hızla sayfayı çevirdim, en başa geri döndüm.
"Renat Arel." Yaşadığım farkındalıkla elimi ağzıma götürdüm. "Sadece Renat'la ilgili şeyler gerçekleşiyor."
Başımı kaldırdım, kahvelerimin odağı değişti ve bütün salonda rastgele dolaştı. Kafamın içinde dönüp duran öyle çok düşünce vardı ki hangisine odaklanacağıma şaşırır hâle geldim. Eğer bu, doğruysa ben bu defteri boşa harcamış ve kendi ismimi yazmak yerine Renat'ın ismini yazmıştım. Daha da önemlisi eğer bu, doğruysa ben gerçekten Renat'ın annesinin ölümüne neden olmuştum.
"Bu, olamaz." Defteri elime aldım. "Bir şekilde geri dönüşü olmalı!" Sayfayı yırtmayı denedim ama yırtılmadı ve her yanımı bürüyen hayret defterin elimden kayıp düşmesine sebep oldu. Ayağa kalktım, şok içindeydim. "Geri dönüş..." diye mırıldandım bir kez daha. Her iki gözüm yaşadığım vicdan azabıyla dolmaya başlarken dudaklarımdan yeni bir fısıltı döküldü. "Yazdığım şeylerin geri dönüşü yok mu?"
Omzumun üzerinden arkaya baktım, pencereye. Zorla yutkundum ve bir elimi kullanarak yüzümü sertçe ovuşturdum.
"Ben ne yaptım?" Bulduğum bu şey çok ama çok büyük bir şanstı, bir mucizeydi fakat benim yaptığım şey de bir o kadar büyük bir hataydı. "Meyra!" Telefonu elime aldım, tam Meyra'yı arayacakken duraksayarak saate baktım. Gecenin bir yarısı Meyra'yı aramak doğru bir karar değildi. Telefonu bıraktım, koltuğa kelimenin tam anlamıyla çöktüm ve bütün çaresizliğimle ağlamaya başladım.
Defteri yerden, kalemi sehpadan aldım, bir sayfa daha açtım ve çaresizce, "Lütfen..." diye fısıldadım. "Lütfen bir sayfa mucize daha."
Renat uyanır ve her şeyin bir kâbus olduğunu fark eder.
Bekledim ama bekleyerek bunu anlayamazdım. Aptalca olduğunu bile bile kalktım ve askılıktaki montumla dolabımdaki tozlu ayakkabımı giyinip kendimi dışarıya attım. Karanlıktı, elimdeki tek şey çıkmadan aldığım telefonumun ışığıydı. Gözyaşlarımı kolumla silip yürümeye devam ettim, Renat'ın evinin bahçesine girdim.
Işıkları kapalıydı. Kapısını çalamazdım, deftere yazdığım şeyin gerçekleşip gerçekleşmediğini hemen öğrenmeliydim. Bununla yaşamak istemiyordum, birinin ölümüne neden olduğumu bilerek yaşamak istemiyordum. Bir anneyi öldürmüş olmamı sindiremezdim, sevdiğim adamın annesini öldürmüş olmak benim yutabileceğim bir şey değildi.
Derin derin nefesler almaya başladım. Korkuyordum. Aklıma geldikçe dehşete kapılıyordum. Etrafıma baktım, perdeler de kapalıydı ve içeriyi görmem imkânsızdı. Boşuna debeleniyordum. Kolumla ağzımı kapatarak geriye doğru adımladım lâkin ayağımın nereden geldiğini bilmediğim kovayı devirmesi yerimde zıplamama neden oldu.
Ben üzerimdeki korkuyu atmak için saniyeler harcarken bu saniyeler Renat'ın kapıyı açıp bana yetişmesine yetmişti. Beni görür görmez gözleri açıldı.
"Siz?" O da mı uyanıktı? "Siz iyi misiniz?" Hızla yanıma geldi. "Ne oldu?"
Başımı iki yana salladım. Ne söyleyeceğimi bilmediğim için susuyordum.
"Ben size su getireyim."
Eve girdi ve bir dakika dolmadan elinde bir bardak suyla yanıma döndü. Bardağı bana uzattı, titreyen elimle aldım ve sadece bir yudum içebildim.
"İyi misiniz?" diye sordu ama ben oralı değildim.
Gözlerim kısa bir an evine kaydı, annesinin gelmesini bekledim.
"Siz niye uyanıksınız?"
Bu sorum belki de onun için çok aptalcaydı ancak benim deftere yazdığım şeyin gerçekleşip gerçekleşmediğini öğrenmem şarttı. Afalladı.
"Kâbus gördüm." dedi tereddütle.
Boşta kalan elimle bileğine dokundum ve umutla ona baktım.
"Ne gördünüz?"
Kahveleri bileğindeki elime kaydı, kaşlarını çatarak tekrar bana baktığında elimi çektim ve bir adım geriye gittim.
"Özür dilerim."
"Annemi gördüm." dedi, konuya dönmesi uzun sürmemişti. Söylediği şey de içimdeki umudun artan parıltısıydı. "O gün olanları."
"Olanlar?"
Anında gözlerime baktı, bunu sorduğum için benden nefret ettiğini sadece bakışlarından anladım.
"Pardon." Elimi boğazıma götürdüm, deftere yazılan şeylerin hiçbir şekilde geriye dönüşü olmadığını kabullenmemin zamanı gelmiş olmalıydı. "Benim kafam yerinde değil de." diye açıklayıp bardağı ona geri uzattım. "Rahatsızlık verdim."
Bardağı aldı, yaşananlara dair en ufak bir fikri yoktu. O yüzden beni anlamsız gözlerle izliyordu. Arkamı döndüm ve yalpalayarak yürümeye başladım. Yaşananlara dair benim de en ufak bir fikrim yoktu. Sesimin çıkmasını istemediğim için ellerimle ağzımı kapatıp ağladım.
Renat tamamen kimsesiz kalmıştı ve bunun tek nedeni bendim. Renat artık mutlu bakmıyordu, bunun da nedeni bendim. Yerinde olmadığım için her gün daha fazla kıskandığım kadın şimdi benim dağıttığımı toplamaya çalışıyordu.
Eve girer girmez kapıyı sertçe kapattım ve yere çöküp hüngür hüngür ağladım. Yarım saat kadar hiç durmadan ağladım, vicdanımı rahatlatacak bir çare bulmaya çalıştım. Ağlamaktan bitkin düştüğümde ayağa kalktım, ayakkabılarımı rastgele çıkarıp montumu askılığa astım. Daha sonra salona doğru ufak adımlar attım.
Gözlerimdeki yaşları silip defterin başına geçtim. Elimde kalemle düşündüm, düşündüm, düşündüm. En çok istediğim şey, Renat'ın annesini geri getirmekti, bunu yapamamıştım. Renat'ın yüzünü gözlerimin önüne getirdim, çökmüş gibiydi. Bu yüzden en çok istediğim ikinci şey, Renat'ın bu acıyı atlatmasıydı. Daha fazla düşünmeden yazmaya başladım.
Renat artık daha iyidir. Annesinin yokluğuna alışır, acısını unutur ve hayatına devam eder.
Burnumu çektim, kalemi o sayfaya bırakıp defteri kapattım ve odama geçip kendimi yatağa attım. Yastığıma sıkıca sarıldım ve vicdanımdan dayak yerken uyumaya çalıştım. Ve uyuyana kadar deftere yazdığım son şeyin gerçekleşmesi için dua ettim.
__
"Alin, susacak mıyız böyle?"
Esneyerek başımı salladım. Sabah kapı ziline uyanmıştım, Meyra uyanır uyanmaz soluğu benim evimde almıştı.
"Ben senin için işten izin alıp geldim, birkaç saatim var sadece. Gördüğüm tavır bu mu?" Yastığı alıp bana fırlattı. "Nankör."
Yastığı havada yakalayıp başımın altına koydum.
"Uyanamadım daha."
Oflayarak yüzünü sehpaya doğru döndü, kaşları havalandı. "Bu defter nereden çıktı?" Eğilip defteri aldığında doğruldum. "Çok güzel."
Tam açacakken hızla defteri elinden aldım ve bakışlarındaki hayrete maruz kaldım.
"Ne oluyor?"
"Hiç."
"İçinde ne var ki?"
"Hiç." diye tekrar ettim. "Birkaç karalama."
"Sen benimle yazdığın her şeyi paylaşırsın?" Gözlerini kıstı. "Emin misin karalama olduğundan?"
"Günlük tarzı bir şeyler yazıyorum, Meyra." Ayaklandım. "Kahve ister misin?"
"Olur."
Defteri odaya bırakıp mutfağa geçtim ve belli bir süre içinde kahveleri yapıp salona döndüm.
"Düne göre nasılsın?" diye sordu Meyra kahvesini alırken.
Dudaklarımı sarkıttım. "Bilmiyorum." Daha kötüydüm.
Gözlerim saate takılınca kendi kahvemi sehpaya bırakıp pencereye koştum. Normal şartlarda Renat bu saatte evden çıkardı. Perdeyi aralayıp baktım, yanılmamıştım. Renat çıktı ancak yanında Bera da vardı, sanırım o da yeni gelmişti. Bahçeden çıkmadan hemen önce Renat eğilip Bera'yı öptü ve ben anında dolan gözlerimi kapatıp iç çektim, daha sonra da camdan uzaklaştım.
"Ne oldu?"
"Yok bir şey."
Kendimi koltuğa atıp kahveyi aldım ve sıcak olmasını umursamadan kafama diktim. Ağlamamak için.
"N'apıyorsun?"
Meyra'nın dehşetle beni izleyen gözlerine bakıp omuz silktim.
"Ne gördün sen?"
Meyra gidip bakmak için kalktı ancak, "Gitmişlerdir." diyerek onu durdurdum. "Az önce öpüşüyorlardı."
"Nasıl ya?" Meyra geriye döndü. "Renat'ın annesi öleli daha kaç gün oldu?"
Ürpertiyle başımı geriye eğip tekrar kaldırdım. Atlatmıştı. Deftere yazdığım son şey gerçekleşmiş, dualarım kabul olmuştu. Ama benim canım yanıyordu. Renat normal hayatına geri dönsün yazmıştım ve onu Bera'yla görmüştüm. Renat'ın hayatı Bera'ydı; onu öpmek, ona sarılmak, ona gülmek, onu sevmek. Peki ya ben kimdim? Hayatta en çok değer verdiği iki insandan birinin katili.
"Çok düşünüyorsun." Meyra uzanıp elimi tuttu. "İki senedir düşünüyorsun, Alin."
"Farkındayım."
"Kafana taktığın şeyler düşündüğün kadar önemli değil, bunun da farkında mısın?"
Başımı iki yana sallayarak gülümsedim, kapalı televizyonun siyah ekranını izlerken oldukça mutsuzdum.
"Kafama değil." Sesim ağlamaklıydı, acıyla iç çektim. "Kalbime takıldı."
Meyra elindeki kahveyi bırakıp yanıma yaklaştı ve benim de elimden bardağı alıp sehpaya bıraktı. Daha sonra kollarını bana sardı, ona karşılık verir vermez gözyaşlarımı serbest bıraktım.
"Unutmak istiyorum." dedim hüzünle, "Artık unutmak istiyorum." Geriye çekilip gözlerimi sildim. "Biliyor musun, dün buraya geldi?"
"Kim?"
"Renat."
"Ne?" Yerinde doğruldu. "Nasıl? Neden?"
Kendimi tutamayarak güldüm.
"Kedisini kaybetmiş."
"Kedisini mi kaybetmiş?"
"Önce bahçede bir kedi buldum, ben kediye yemek verip onu severken kapı çaldı. Renat geldi. Onun kedisiymiş." Yüzüm düştü. "Bera'nın hediyesi, adı da Vanilya."
"Adı güzelmiş."
Başımla onayladım. Meyra gülümseyip gözucuyla bana baktı.
"Ne konuştunuz?"
Omuz silktim.
"Önemsiz şeyler. Zaten çok durmadı, kediyi alınca gitti işte."
Detay vermek istememiştim, sanki anlatacağım her şey sırrıma giden bir ipucuydu. Meyra omzumu sıvazladı.
"Bugün evde misin?"
"Bilmem. Belki seninle çıkarım, bizimkilere uğrarım."
"Renat'ın eve döneceği saati de hesaplayıp o saatte dönersin, değil mi?"
Oflayarak, "Sus Meyra!" diye çıkıştım.
Ağzına hayali fermuar çekip elleriyle topuzlarını kontrol etti. Saçlarını iki yandan topuz yapmış ve sadece saçlarındaki yeşil tutamı salık bırakmıştı, tatlı görünüyordu.
"Ben gidip hazırlanayım." diyerek kalktım, Meyra da beni onaylayıp telefonuna gömüldü.
__
Kızmış olsam da her şey Meyra'nın dediği gibi olmuştu. Onunla çıktıktan sonra annemlere gitmiştim fakat gitmek için oldukça yanlış bir zamanı seçmiştim. Çünkü halam da bizdeydi ve ben saatlerce onun evlilik tavsiyelerini dinleyip durmuştum. Nihayet zamanı geldiğinde çıkmıştım ve şimdi evime gidiyordum.
Saate bakıp adımlarımı hızlandırdım, Renat'la denk gelebilmek için. Bizim sokağa girdikten sadece birkaç dakika sonra yanımdan arabayla geçtiler, arabanın Bera'ya ait olduğunu bilmek canımı sıktı. Birlikte gelmişlerdi. Onlar arabayı durdurup inene kadar yanlarına vardım, Renat'ın yanından geçecekken sesini duydum ve durmak zorunda kaldım.
"Merhaba."
Bera'nın sorgulayan bakışlarına aldırış etmemeye çalışarak gülümsedim.
"Merhaba."
Bera Renat'ın yanına gelip elini tuttu ve merakla beni izlemeye devam etti.
"Daha iyi misiniz?"
Gece olanlar zihnimde canlanınca öyle bir sıcak bastı ki kızardığıma emindim, gözlerimi kaçırırken başımla onayladım.
"Bu arada," deyince başımı kaldırdım. "Bera, kız arkadaşım." Gözlerini Bera'dan ayırıp bana baktı, zorla gülümsedim. "Aylin Hanım, komşummuş."
Donakaldım. Bana Aylin demişti. Adımı bile düzgün söyleyemeyeceği kadar önemsizdim onun için. Şimdiye kadar beni hiç mi fark etmemişti, komşummuş diye tanıtıyordu. Çenem kasılırken Bera'nın uzattığı eli sıktım. İsmimin doğrusunu söyleme gereksinimi bile duymadım, nasıl olsa unuturdu.
Daha fazla konuşmadan yanlarından ayrıldım, sadece birkaç adım uzaklaşmıştım ki Bera'nın fısıldayan sesini duydum.
"Kim ki bu kız?"
"Dedim işte, ilerideki evde yaşıyor."
"Sana karşı bir şey hissetmiyor, değil mi?"
Renat'ın güldüğünü duydum.
"Sen beni mi kıskanıyorsun?"
Yutkundum, hayatımda hiç bu kadar değersiz hissetmemiştim.
"Renat! Sadece "
"Sevgilim, ben seni seviyorum. Hem o kızın da bana karşı öyle bir şey hissettiğini sanmıyorum."
"Ne zaman samimi oldunuz siz?"
Daha fazlasını duymamak için hızlandım. Bahçe kapısını açarken dönüp nemli gözlerimle onlara baktım. Renat gülüyordu ve muhtemelen Bera'nın düşen yüzünü de güldürmeye çalışıyordu. Onu öpmeye, koklamaya doyamayışını seyretmeye biraz daha dayanamayacağımı fark edip önce bahçeye sonra eve girdim.
Hem kırgın hem öfkeliydim. Kapıyı sertçe çarpıp salona geçerken "Geri zekâlı!" diye söylendim. "Aylin'miş. Sensin Aylin." Koltuğa oturup başımı ellerim arasına aldım. "Neden hep böyle oluyor?" O öfkeyle sehpaya tekme attım ve sızlayan ayağım için bir küfür savurdum. "Keşke hiç karşıma çıkmasaydın."
Bera'nın söylediklerini düşünüp daha çok öfkelendim. Kendimi tutamayarak onu taklit ettim ve söylenmeye devam ettim. "Ben senden önce tanıdım onu, nereden girdin ki sen bizim hayatımıza?" Oflayarak yüzümü avuçlarıma gömdüm. "Sen olmasaydın belki de biz bir şeyler yaşayabilirdik."
Artık dayanamıyordum. Başından beri ondan nefret etmemen gerektiğine kendimi ikna etmek için elimden geleni yapmıştım. Renat benim sevgime karşılık vermek zorunda değildi, Renat bir başkasını sevebilirdi ve aynı şekilde onu bir başkası sevebilirdi. Bütün bunların farkındaydım ancak kalbimi buna ikna edemiyordum ve ikna edemediğim için öfkemle nefretimin birleşmesini engelleyemiyordum.
Aniden doğruldum, zihnimin odağı belliydi. Hızla kalkıp odama gittim ve defteri aldım. Çok öfkeliydim, öyle çok öfkeliydim ki dayanamazdım. Ya unutacaktım ya da onlar unutacaktı.
Bense zaten unutmayı istiyordum ancak iki senedir vazgeçemediğim adamdan bir anda nasıl vazgeçecektim? Denemeyi bile beceremiyordum. Kalemi elime aldım ve hiç düşünmeden o cümleyi karaladım.
"Ertesi gün," yazdım önce. Ertesi gün pişman olacağımı bilerek. "Renat sevgilisinin evine gider ve aldatıldığını öğrenir."
___
