İçeriğe geç

Bir Rüya Bir Viski

Bölüm 46 · 6 dk okuma

Bir Rüya Bir Viski

Bölüm 46

Barın Soğuk Işıkları

Ece, barın yoğun kalabalığında müşterilerin siparişlerini yetiştirmeye çalışırken, Mert’in gözlerinin sürekli üzerinde olduğunu hissediyordu. İlk mola için bir köşeye çekildiğinde, Mert yanı başında belirdi. Elindeki bardakla tezgâha yaslanıp hafif bir gülümsemeyle, “Gayet iyi gidiyorsun, ama biraz daha rahat olmalısın,” dedi. Ece, nezaketen gülümsedi.

Mert, konuşmasını devam ettirdi. “Bu işi öğrenmek zaman alır, ama sen doğuştan yeteneklisin gibi görünüyor. Hem güzellik hem yetenek… İkisi bir arada nadir bulunur.” Sesi samimi gibi görünse de, altındaki niyeti anlamak zor değildi.

Bir süre sonra Ece, bir masanın siparişlerini teslim ederken, Mert tekrar yanına geldi. “Bunlar senin için fazla kaba davranırsa haberim olsun, hemen hallederim,” dedi ve omzuna hafifçe dokundu. Ece, bu tavrın tesadüf olmadığını biliyordu. Daha önce bu tür davranışlarla karşılaşmıştı ve hissettiği rahatsızlık her geçen dakika artıyordu.

Gece boyunca Mert’in tavırları artarak devam etti. Barın yoğunluğunun azaldığı bir an, Ece tezgâhın arkasında bardakları dizerken Mert yanına yaklaşıp fısıldar gibi konuştu: “Böyle bir işte çalışıyorsan insanların dikkatini çekeceğini bilmelisin. Ama eğer sana dikkat eden biri olacaksa, bunun ben olmasını tercih ederim.” Ece, bu sözler karşısında soğukkanlılığını korumaya çalıştı. “Teşekkür ederim, işime dönsem iyi olur,” dedi ve hızla oradan uzaklaştı.

Mert, onun mesafeli tavrını fark etse de bu durumdan pek etkilenmiş görünmüyordu. Hatta, Ece’nin bu tavrını kendince bir çekicilik olarak yorumluyor gibiydi. Gecenin sonunda, Ece’ye barın arka çıkışında yaklaşıp, “Birkaç içkiyle bu stresi atabiliriz, ne dersin?” diye sordu. Ece, yorgun bir ifadeyle, “Teşekkür ederim, ama eve gitmem lazım,” diyerek hızla uzaklaştı.

İş Görüşmesi ve Umudun Kıyısında

Arda, modern ofis binasının önünde dururken eski iş yerini hatırladı. Masalar, tabaklar ve müşteri şikayetleri arasında geçen uzun saatler… Şimdi ise tamamen farklı bir dünyanın kapısını aralamaya çalışıyordu. Bu başvurduğu iş, garsonlukla kıyaslandığında hem zorluk hem de imkan bakımından bambaşka bir seviyedeydi.

Binanın cam kapılarından içeri girdi ve resepsiyonda gülümseyen genç kadına yöneldi. “Arda Öztürk, saat 10.20’deki iş görüşmesi için geldim,” dedi. Kadın, kısa bir onaydan sonra ona 15. kata çıkmasını söyledi. Asansöre bindiğinde aynadan yansıyan görüntüsüne bakarak kravatını düzeltti ve derin bir nefes aldı.

Görüşme odasına adım attığında, insan kaynakları müdürü onu karşıladı. Kır saçlı, ciddi ama samimi bir kadın olan Elif Hanım, not defteri ve kalemiyle dikkatle ona bakıyordu.

“Hoş geldiniz, Arda Bey. Lütfen oturun,” dedi. Arda otururken elleri dizlerinde birleşti, kendini daha rahat hissetmeye çalışıyordu.

Elif Hanım doğrudan sorulara geçti:

“Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?”

Arda, sesi hafif titreyerek konuşmaya başladı: “Daha önce garsonluk yaptım. Uzun yıllar bu sektörde çalıştım, ekip çalışmasına alışkınım ve hızlı tempolu işlere adapte olabiliyorum. Ancak, kariyerimde bir değişiklik yapmak ve farklı bir alanda kendimi geliştirmek istiyorum.”

Elif Hanım dikkatle dinleyerek not aldı. “Yeni bir alanda çalışmak istiyorsunuz. Peki, bu pozisyonda sizi başarılı kılacak niteliklerinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz?”

Arda biraz düşündü. “Müşteri odaklı çalışmaya alışkınım. İnsanlarla iletişimim kuvvetlidir ve zor durumlarla başa çıkmayı öğrendim. Tecrübem olmayabilir, ama öğrenmeye açık biriyim.”

Bu açıklama karşısında Elif Hanım’ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. “Garsonluk işi gerçekten zor bir alandır ve bu tür bir geçmişiniz olması bir avantaj olabilir. Peki, bu işi neden bu kadar çok istiyorsunuz?”

Arda derin bir nefes aldı. “Bu iş, hem kişisel gelişimim hem de kariyer hedeflerim açısından bir dönüm noktası. Ayrıca, şirketinizin büyüme hedeflerini ve vizyonunu araştırdım. Bu ekibin bir parçası olmayı gerçekten istiyorum.”

Elif Hanım, birkaç dakika daha farklı sorular sordu. Ancak Arda, görüşmenin sonunda en çok şu sözleri aklında tutacaktı:

“Tecrübenizin olmaması bir dezavantaj gibi görünebilir, ama potansiyeliniz var. İki gün içinde sonuçları sizinle paylaşacağız.”

Ofis binasından çıkarken Arda’nın içinde karışık duygular vardı. Bir yandan, hayatının bu yeni sayfasını yazmak için her şeyi yapmıştı. Diğer yandan, geçmişi ona yük gibi geliyordu. Ama umudunu kaybetmek istemiyordu. “Belki de gerçekten başarabilirim,” diye düşündü, eve doğru yürürken.

Murat’ın Kampüs Günlüğü

Murat, sabah dersine yetişmek için hızla yurt odasından çıkarken sırt çantasını aceleyle omzuna astı. Yabancı Dil ve Edebiyat Bölümü’nde okumanın hayalini lisede kurmuştu, çünkü İngilizce derslerinde gösterdiği başarı onu bu yola teşvik etmişti. Lisede, öğretmenlerinden birinin ona söylediği şu cümle hâlâ aklındaydı: “Murat, bu dilin kapılarını araladığında başka bir dünyaya adım atacaksın.”

Üniversite hayatı, Murat için hem heyecan verici hem de zorlu bir yolculuktu. İlk yıl, alışma süreci onun için bir sınav gibiydi. Çoğu ders teorik olduğu için metin analizi, dilbilim kuramları ve edebiyat eleştirisi gibi konularda ciddi efor sarf etmesi gerekiyordu. Ancak lisede aldığı sağlam İngilizce temeli sayesinde, hocalarının beğenisini kazanmayı başardı. Özellikle “Shakespeare ve İngiliz Rönesansı” dersinde yazdığı bir analizle, bölüm başkanından övgü almıştı.

Artı yönleri:

Murat, üniversitedeki ortamdan son derece keyif alıyordu. Kütüphanede saatlerce vakit geçirmek, klasik edebiyat eserlerini incelemek ve yabancı dillerde yeni metinler okumak onu gerçekten heyecanlandırıyordu.

İngilizce dışında, ikinci bir dil öğrenmek için seçmeli derslerden İspanyolca almış ve kısa sürede dilin temellerini kavramıştı. Yeni bir dil öğrenmenin getirdiği özgüven, ona başka alanlarda da motivasyon sağlıyordu.

Çalışkan ve meraklı biri olduğu için akademik hayatta başarılı olma şansı yüksekti. Çoğu hocası onun disiplininden ve öğrenme hevesinden memnundu.

Eksi yönleri:

Maddi sıkıntılar, Murat için büyük bir zorluktu. Şehir dışında okumak, ailesinin bütçesine yük getirmişti ve bu durum onun bir yandan derslerine, bir yandan da yarı zamanlı işlere odaklanmasını zorlaştırıyordu. Hafta sonları bir kafede barista olarak çalışıyordu, bu da yorgunluk demekti.

Üniversitenin sosyal hayatında aktif olma konusunda çekingen biriydi. Çoğu zaman, bir kulüp etkinliğine katılmaktansa odasında kitap okumayı tercih ediyordu. Bu durum, onun geniş bir arkadaş çevresi oluşturmasını engelliyordu.

Ailesinden uzak olmak, zaman zaman onu yalnız hissettiriyordu. Özellikle zorlu ders dönemlerinde ya da stresli günlerde, Arda ile yaptığı telefon görüşmeleri onun için bir tür kaçış oluyordu.

Bir gün, kampüsün küçük kafeteryasında otururken yanına aynı bölümden bir arkadaşı olan Zeynep geldi. “Murat, bu kadar çalışarak bir gün sen de büyük bir çevirmen olabilirsin. Ama biraz eğlenmeyi de denemelisin,” dedi şakayla karışık bir şekilde. Murat, gülümseyerek cevap verdi: “Belki de haklısın. Ama eğlenceyi biraz daha ertelesem iyi olacak.”

Murat’ın yaşamı, akademik başarılarla zorluklar arasında bir denge kurmaya çalışmaktan ibaretti. Ancak içinde taşıdığı öğrenme tutkusu ve hayata dair merakı, onun bu zorlukların üstesinden gelmesini sağlıyordu.

Uzaktaki Hayal

Murat, yurt odasında kitaplarını düzenlerken, telefon ekranına düşen bir bildirim dikkatini çekti. Bir mesajdı: “Yarın dersim iptal oldu, biraz kafa dinleyeceğim. Sen nasılsın?” Mesajı atan, Eskişehir’de web tasarım okuyan ve Murat’ın iki yıl önce bir barda tanıştığı Aslı’ydı.

Aslı’yla tanışmaları tesadüfler zincirinin bir ürünüydü. İki yıl önce, Murat bir arkadaş grubuyla Eskişehir’de bir bara gitmişti. Ortam keyifliydi, ama Murat her zamanki gibi dikkat çekmeyen bir köşede oturmayı tercih etmişti. O sırada Aslı, yan masadaki arkadaşlarıyla hararetli bir sohbetin içindeydi. Sohbet sırasında Murat’la göz göze geldiklerinde, Aslı’nın gülümsemesi o anı unutulmaz kılmıştı.

Aslı, Murat’a doğru eğilerek konuşmuştu:

“Çok sessiz duruyorsun, yoksa eğlenmiyor musun?”

Murat, bu beklenmedik soruya şaşırmış ama aynı zamanda keyiflenmişti. “Hayır, eğleniyorum. Sadece izlemeyi seviyorum,” demişti. Bu kısa diyalog, o gece saatlerce süren bir sohbete dönüşmüştü. Aslı’nın neşeli ve içten kişiliği, Murat’ın içine kapanık doğasıyla hoş bir tezat oluşturuyordu.

O gece tanışmalarından sonra iletişimlerini sürdürdüler ve kısa sürede dostane bir bağ kurdular. Ancak bu bağ, Murat için zamanla daha derin bir hal aldı. Birkaç ay önce, Aslı bir proje için yardım istemişti. O sırada Murat, onun için bir makale yazmayı teklif etmiş ve büyük bir istekle ona destek olmuştu. Bu, Murat’ın Aslı’ya olan ilgisinin bir yansımasıydı.

Aslı’nın hayatı, Murat’ınkinden oldukça farklıydı. Maddi durumu iyiydi, ailesi ona her konuda destek sağlıyordu ve sosyal hayatı oldukça hareketliydi. Kampüs etkinliklerinde aktif bir şekilde yer alıyor, projelerine odaklanıyor ve her zaman bir şekilde enerjik kalmayı başarıyordu. Murat ise bu farklılıkların hem bir zenginlik hem de bir mesafe olduğunu hissediyordu.

Bir gün Arda, Murat’a takılmıştı:

“Aslı’ya olan ilgini görmemek imkansız. Ama bir şey söylemek gerekirse, onun için her şeyi yapıyormuşsun gibi görünüyor. Bu ne kadar doğru sence?”

Murat, hafifçe gülümseyerek cevap vermişti:

“Aslı bunu hak ediyor. Hem bir gün bu ilgiyi açıklayacak cesareti bulursam, kim bilir, belki de işler değişir.” demişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.