
O gün serviste, Arda’nın aklı hala sabahki konuşmadaydı. Mehmet onun gülümseyen yüzünü fark etti ve alaycı bir ifadeyle sordu: "Ne oldu, Ece’yle konuştun mu?"
Arda, onunla şakalaşarak cevap verdi: "Kendi işine bak, Mehmet.
Mehmet kahkahayı basarken Arda’nın yüzündeki hafif tebessüm silinmemişti.
Arda, ertesi gün sabah pastaneye uğramaya karar verdi. Bu kez kahve almak için değil, sadece Ece’yle sohbet etmek için bir bahaneydi. Pastanenin kapısına geldiğinde, Ece’nin içeride masaları düzenlediğini gördü. Kapı zilini çaldı ve içeri girdi.
"Bugün kahve almaya değil, seni selamlamaya geldim," dedi hafif bir gülümsemeyle.
Ece, bu cümleyle şaşırmıştı ama memnun olmuş gibi görünüyordu. "Bu güzel bir sürpriz oldu," dedi. "Ama neden zahmet ettin?"
Arda, dürüst bir şekilde cevap verdi. "Geçen sabah seninle konuşmak hoşuma gitti. Belki bugün biraz daha konuşabiliriz diye düşündüm."
Ece, bu açık yüreklilik karşısında şaşkınlığını gizleyemedi ama Arda’nın samimiyetine inandı. "Tabii ki. Kahve içer misin? Bu kez benden olsun."