"Bazen bir cümle, iki insanın arasına bir duvar gibi girer."
O sabah okula giderken içimde garip bir ağırlık vardı.
Sebebini tam olarak bilmiyordum.
Ama son birkaç gündür her şey fazla… gergindi.
Sanki herkes bir şey biliyordu da ben geride kalmıştım.
Koridora girdiğimde Erva ve Defne beni bekliyordu.
Erva’nın yüzü her zamanki gibi “bir şey oldu ve ben anlatacağım” ifadesindeydi.
Bu asla iyiye işaret değildi.
"Anlatma."
dedim daha o konuşmadan.
"Ne anlatmayacağım?"
"Ne olduğunu."
Erva sırıttı.
"Çok geç."
Defne iç çekti.
"Erva, yapma."
"Hayır hayır."
dedi Erva.
"Bu sefer çok normal bir şey."
"Senin ‘normal’ tanımın beni korkutuyor."
Erva gözlerini devirdi.
"Aras seni dün çıkışta beklemiş."
Bir an durdum.
"...Ne?"
"Beklemiş."
"Beklemiş ne demek?"
"Yani… beklemiş."
Erva dramatik bir şekilde omuz silkti.
"Defne gördü."
Defne utançla başını eğdi.
"Ben sadece geçiyordum."
İçimde bir şey sıkıştı.
"Neden?"
dedim.
Erva omuzlarını kaldırdı.
"Bilmiyorum."
Ama o “bilmiyorum” çok şey biliyormuş gibi duruyordu.
---
Sınıfa girdiğimde Aras yerindeydi.
Ama bu sefer farklıydı.
Beni görünce bakmadı bile.
Sanki yokmuşum gibi davrandı.
Bu daha önce hiç olmamıştı.
İçimden “iyi” dedim.
Ama bu “iyi” hissi bile iyi değildi.
Sırama geçtim.
Tam oturacaktım ki Aras aniden ayağa kalktı.
Öğretmen henüz gelmemişti.
Sınıfın sesi azalmıştı.
Aras doğrudan bana baktı.
"Bir dakika konuşabilir miyiz?"
Sınıf bir anda sustu.
Erva gözlerini büyüttü.
Defne bile durdu.
Ben yutkundum.
"Şimdi mi?"
"Evet."
İç çektim.
"Tamam."
Dışarı çıktık.
Koridor boştu.
Sessizlik rahatsız ediciydi.
Aras bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sadece pencereye baktı.
Sonra bana döndü.
"Bir şey sormam lazım."
dedi.
"Ne?"
Bir an durdu.
"Benim hakkımda ne düşünüyorsun?"
Bu soruya hazırlıklı değildim.
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek istiyorsun?"
"Net soruyorum."
Bir adım yaklaştı.
"Ben sana göre neyim?"
Sinirlenmem gerekiyordu.
Ama olmadım.
Sadece şaşırdım.
"Ne oldu sana?"
dedim.
Aras iç çekti.
"Hiçbir şey olmadı."
"Olmadıysa neden bunu soruyorsun?"
Bir an sustu.
Sonra bakışlarını kaçırdı.
"Boşver."
dedi.
"Unut."
Ve tam geri dönecekken ben söyledim:
"Dün beni beklemişsin."
Aras durdu.
Sertçe bana döndü.
"Kim söyledi?"
"Önemli mi?"
"Evet."
O an ses tonu değişmişti.
Daha keskin.
Daha ciddi.
Bu Aras değildi.
Ya da benim bildiğim Aras değildi.
"Erva söyledi."
dedim.
Aras bir an gözlerini kapattı.
Sanki sinirlenmemek için kendini tutuyordu.
Sonra tek bir şey söyledi:
"Yanlış anlamışsın."
Bu cümle nedense canımı acıttı.
"Neyi?"
Aras bana baktı.
Ama bu kez gözlerinde alay yoktu.
"Seni beklemedim."
dedi.
"Sadece… bir şey düşünmem gerekiyordu."
Bir an sustu.
Sonra ekledi:
"Ve orada olmak daha kolaydı."
O an ne söyleyeceğimi bilemedim.
Çünkü ilk kez Aras savunmada değildi.
İlk kez…
Gerçekti.
Ama yine de içimde bir şey kırılmış gibi hissettim.
"Tamam."
dedim sadece.
Döndüm ve sınıfa geri girdim.
Arkamdan hiçbir şey söylemedi.
---
O gün boyunca kafam karışıktı.
Erva sürekli bir şeyler anlatıyordu ama duymuyordum bile.
Defne birkaç kez bana baktı.
Ama sormadı.
Akşam eve döndüğümde telefonumu açtım.
İsimsiz mesaj çoktan gelmişti.
"Bugün zor bir gündü."
Bir an durdum.
Kaşlarımı çattım.
"Sen nereden biliyorsun?"
Bir süre cevap gelmedi.
Sonra mesaj düştü.
"Bazen insanlar yanlış anlaşılır."
Ekrana baktım.
Bu cümle…
Aynıydı.
Aras’ın söylediği gibi.
Kalbim hızlandı.
Hemen yazdım:
"Sen kimsin?"
Mesaj gönderildi.
Birkaç saniye geçti.
Sonra tek bir cevap geldi.
"Önemli olan bu mu?"
Telefonu elimden bıraktım.
Ve ilk kez gerçekten korktuğumu fark ettim.