İçeriğe geç

BİR MELEK MASALI

Bölüm 9 · 2 dk okuma

BİR MELEK MASALI

Bölüm 9

GÖLGELERİN GELİŞİ

Aradan birkaç gün geçmiş, zaman ölümlülerin dünyasında su gibi akıp gitmişti. Anastasia, bu yeni yaşam ritmine tahmin ettiğinden çok daha çabuk alışmıştı. Artık sadece kafenin içinde değil, dışarıdaki sokaklarda da tanınan bir yüz haline gelmişti. Sabahları neşeyle sokağa çıkıyor, daha önce kendisinden şüphelenen manavlarla selamlaşıyor, dükkan için taze meyve ve sebzeler seçiyordu. O iki farklı renkteki gözleri ve kalbinin saflığı, kasabanın o asık suratlı, kasvetli insanlarını bile yumuşatmıştı. Artık dışarıdaki insanlar bile bu gizemli ve temiz kalpli kızı sevmeye, ona gülümseyerek karşılık vermeye başlamıştı.

Bir öğleden sonra Anastasia, mutfak tezgahının arkasında her zamanki gibi sakin bir şekilde bardakları kuruluyordu. İçeride hafif bir çay kokusu ve sessizlik hakimken, kapının üzerindeki küçük pirinç zil her zamanki o neşeli tonuyla çaldı. Anastasia, sıradan bir müşterinin geldiğini düşünerek yüzüne sıcak bir tebessüm yerleştirdi ve "Hoş geldiniz!" demek için başını kapıya doğru kaldırdı.

Ancak kelimeler boğazında düğümlendi. Genç melek, elindeki bezle birlikte olduğu yerde donakaldı.

İçeriye iki adam girmişti. Dışarıdan bakıldığında, tıpkı Kayen ve Rhea gibi siyah saçlı ve kırmızı gözlü birer Avcı kılığına bürünmüşlerdi. Sıradan bir insanın gözü onlarda hiçbir tuhaflık göremezdi. Fakat Anastasia bir melekti; insanların asla fark edemeyeceği, saklanmış kadim enerjileri görebilme yetisine sahiydi.

Uzun boylu, siyah kısa saçlı olan adam, kendinden emin ve ağır adımlarla masaların arasından ilerledi. Cam kenarındaki boş bir masaya, adeta dükkanın sahibiymiş gibi bir rahatlıkla oturdu. Ona eşlik eden, yüzü pelerin gölgesinde kalmış diğer adam da hemen karşısındaki sandalyeye yerleşti.

Anastasia’nın donup kalmasının sebebi, adamların heybeti değil, arkalarından dalga dalga yayılan ve havayı zehirleyen o zifiri karanlık dumandı. Bu enerji ne asil elflerin büyüleyici aurasına benziyordu ne de deniz kızlarının tılsımlı ve hırçın doğasına... Bu, doğrudan ruhu çürüten, saf bir kötülük akıntısıydı.

Anastasia’nın dizleri titremeye başladı, göğsü hızla inip kalkıyordu. Kalbi korkuyla sıkıştı çünkü bu enerjiyi çok iyi tanıyordu: Bu, doğrudan cehennemin diplerinden gelen bir şeytan enerjisiydi. Yüzyıllardır süregelen kutsal kural nettir; melekler ve şeytanlar asla birbirlerinin sınırlarına girmez, karşı karşıya geldiklerinde ise bu mutlak bir yıkımla sonuçlanırdı. Bir melek, bir şeytanla asla öylesine uğraşmazdı.

Burada ne işleri var? İnsan dünyasında, bir Avcı kılığında... diye düşündü Anastasia dehşet içinde.

Ancak derin bir nefes alarak kafasını hafifçe salladı ve kendine gelmeye çalıştı. Şu an Cennet'te değildi. Kanatları saklıydı ve o sadece sıradan bir kafe çalışanıydı. Eğer paniğe kapılırsa kimliğini açık eder, hem kendini hem de ona kucak açan Kayen ve Rhea’yı tehlikeye atardı. Onlar şu an bu dükkandakiler için sadece insan dünyasındaki birer Avcı'ydı.

Anastasia, içindeki ilahi korkuyu bastırmak için yumruklarını sıktı. Derin bir nefes alarak her zamanki profesyonel ve güler yüzlü maskesini yüzüne taktı. Elindeki tepsiyi kavradı ve neyle karşılaşacağını bilmeden, adeta ateşe yürür gibi, cam kenarındaki o karanlık masaya doğru ilerlemeye başladı.

Bölüm sonu

1 yorum