Anastasia, masaya doğru attığı her adımda havanın daha da ağırlaştığını, nefes almanın zorlaştığını hissetti. O zifiri duman, adımlarıyla birlikte sanki görünmez dokunaçlar gibi etrafa yayılıyordu. İçindeki melek özü, bu saf kötülük karşısında çığlık çığlığa haykırsa da yüzündeki o sahte, güler yüzlü maskeyi bir an bile düşürmedi.
Masaya ulaştığında, tepsinin titrememesi için parmaklarını sımsıkı kenetledi. İki farklı renkteki gözünü, siyah kısa saçlı adamın kırmızı gözlerine dikti. Ancak bu gözler Kayen’inkiler gibi değildi; içlerinde insan sıcaklığı barındırmayan, dipsiz birer uçurumu andıran, kor gibi parlayan bir kırmızıydı.
"Hoş geldiniz," dedi Anastasia, sesinin titremesini büyük bir ustalıkla gizleyerek. "Ne alırdınız?"
Siyah kısa saçlı adam, Anastasia’nın sesini duyunca başını yavaşça kaldırdı. O an, adamın gözlerinde ani bir şimşek çaktı. Karşısındaki bu garip kızın bir gözü mavi, diğeri mordu. Ama onu asıl duraksatan göz renkleri değildi; adam, Anastasia’nın etrafındaki o saklanmaya çalışılan ilahi, saf enerjiyi sezinlemişti. Tıpkı Anastasia’nın onların şeytan olduğunu anladığı gibi, o da karşısındaki kızın sıradan bir ölümlü olmadığını, buraya ait olmayan kutsal bir varlık olduğunu saniyeler içinde fark etmişti.
Adamın dudaklarının kenarı, tehletteli ve alaycı bir kıvrımla yukarı doğru büküldü. Eğleniyormuş gibi bir ses tonuyla, "Sadece iki sert kahve," dedi. Sesi, derinden gelen boğuk bir fısıltı gibiydi. "Ama kahveler kadar taze ve... ilginç bir sohbet de fena olmazdı, ne dersin güzel kız?"
Anastasia, adamın bu sözlerinin arkasındaki gizli mesajı anında yakaladı. Adam onun ne olduğunu kesinlikle anlamıştı. Sırtından aşağı soğuk bir ter damlası süzüldü. Eğer burada en ufak bir yanlış hamle yaparsa, dükkandaki tüm Avcılar ve en önemlisi ona kucak açan Kayen ile Rhea büyük bir tehlikeye girerdi. Şeytanlar ölümlülerin ya da dışlanmışların hayatını zerre umursamazdı.
Anastasia içindeki fırtınayı bastırarak başını kibarca eğdi. "Hemen hazırlıyorum efendim," dedi ve arkasını dönüp hızla tezgaha doğru adımladı.

