İçeriğe geç

Bir Kurt Sevdim

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Bir Kurt Sevdim

Bölüm 7

7

Hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım. Odamda öylece oturamaz, masanın başına geçip hiçbir şey yokmuş gibi ders çalışamazdım. Çevremdeki tüm bu kayıplar ve ölümler o kadar saçma, o kadar adaletsizdi ki... Neden kimse bunun önüne geçemiyordu? Elimden mutlaka bir şey gelmeliydi. Oturup sıramı beklemektense bir şeyler yapmak zorundaydım.

Bir anda kendimi yatağın üzerinde sırt çantamı hazırlarken buldum. İçine ne mi koydum? Bir kutu sprey, el feneri ve karşıma çıkacak o canavarın canını okuyacağını düşündüğüm ahşap bir oklava... İşte, bir lise öğrencisinin kurt adam avı için ihtiyacı olan her şey.

Burada korkak korkak sıramın gelmesini beklemektense, dışarıda bir aptal gibi ölmeyi tercih ederdim. Eminim eğer roller değişseydi ve benim başıma bir şey gelseydi, Melis de aynısını yapardı. Gerçi dürüst olmak gerekirse, Melis o gece sadece evinde otursaydı bugün hala hayatta olacaktı. Tüm bunları düşünmek sinirimi altüst ediyordu. Bu yüzden bir şey yapmak zorundaydım.

Asıl önemli soru şuydu: Annem beş dakikada bir odama gelip beni kontrol ediyorken, ben bu evden nasıl sıvışacaktım?

O kutsal, zamansız sihirbazlık numarasını yapmaya karar verdim: yorganın altına yastıkları dizip bana benzeyen bir tümsek oluşturmak. Umarım yerlerdi. Gerçi hiç sanmıyordum ama başka çarem yoktu. Aslında evde sadece babam olsa onu kandırmak çocuk oyuncağıydı ama annem... Bazen keşke iki babam olsaydı diye düşünüyordum. Hayatım çok daha kolay olurdu.

İkinci kattaki odamın camından aşağı atlayacak halim yoktu. Dikkat dağıtmak için salondaki televizyonun sesini sonuna kadar açtım, kumandayı da bulamasınlar diye mutfaktaki buzdolabının içine bıraktım. Kendimi dışarı, karanlığa attığım an içimde berbat bir kusma isteği belirdi ama geri dönmeye niyetim yoktu.

Hızla okula doğru ilerledim. Niyetim netti: Bu lanetli okulun içinde ne haltlar döndüğünü kendi gözlerimle görecektim. Elimden geldiğince kararlı, güçlü görünmeye çalışıyordum ama binaya yaklaştıkça dizlerimin bağı çözülüyordu. Yine de içimden bir ses her şeyin iyi olacağını fısıldıyordu. Umarım o ses benimle kafa bulmuyordu.

"Melis, bu senin için," diye fısıldadım, okul bahçesinin paslı demir kapısına tutunurken. "Eğer başaramazsam, peşinden gelirim en kötü." Etrafıma tedirgince bakındım. "Evet... En kötü peşinden gelirim."

Elimdeki oklavaya daha sıkı sarıldım, el fenerini açıp derin bir bismillah çektim.

Okulda hala tek bir güvenliğin bile olmaması ne tuhaftı değil mi? Aslında haklısınız, o kadar da tuhaf değildi. Çünkü daha önce buraya atanan iki güvenlik görevlisi de parçalanarak öldürülmüştü. Artık parası ne olursa olsun kimse bu okulda çalışmak istemiyordu. Buraya "lanetli" derken şaka yapmıyordum.

Her adımımı tartarak ilerliyordum koridorda. Çok sessizdim. Kendi kalp atışlarım dışında hiçbir ses çıkarmamaya özen gösteriyordum. Koridorun ucundan bir kapının açılma sesi yankılandı. Bu şüphesiz bir insandı. Bir kurdun kapı kolunu indirip kapı açacak hali yoktu ya. Ağzımdan bir küfür kaçırarak kendimi en yakındaki sınıfa attım. Dikkat çekmesin diye kapıyı tamamen kapatmayıp hafifçe aralık bıraktım ve sırtımı kapının arkasındaki duvara yasladım.

Gelen bir insan değildi. Birden fazlaydılar.

"...Çünkü açtım. Aç olduğunda yemek yersin. Ben de öyle yaptım." dedi Emir. Bu çocuk da Damla'ların o havalı, popüler grubundandı. Sesini çok iyi bilirdim. Doğuştan gür bir sesi olduğu için okulda ne kadar sunum, duyuru varsa hep ona yaptırırlardı. Mikrofon kullanmasına gerek yok desem abartmış olmazdım. Ama bu saatte burada ne işi vardı?

"Hepimizi yakalatacaksınız!"

İşte bu sesi çok daha iyi biliyordum. Bu kesinlikle Ege'ydi. Neden buradaydılar? Ayrıca neden bahsediyorlardı öyle? Nefes alışlarım dışarı sızmasın diye iki elimle ağzımı sıkıca kapattım.

"Abartıyorsun Ege. Ne zamandan beri bu kadar korkağa dönüştün?" diye çıkıştı Emir.

"Normal bir insan gibi yaşamaya çalıştığımdan beri!"

"Ama biz normal insan değiliz."

"Bunu onların, o zavallıların öğrenmesini gerçekten ister misin?" dedi Ege, sesindeki öfke koridoru geriyordu. "Bize ne yaparlar, bizi nasıl avlarlar düşünebiliyor musun? Şu aklını kullan artık!"

"Ben onlardan korkmuyor-" Emir lafını aniden kesti. Koridora ölümcül bir sessizlik çöktü. "Burada biri var. Hissediyorum," dedi Emir bir anda. Sesi buz gibiydi. "Kokusunu alabiliyorum."

Daha ne olduğunu anlayamadan, saklandığım sınıfın kapısı büyük bir güçle içeri doğru itildi. Duvarla kapı arasında tost oluyordum neredeyse.

Emir içeri adım attı. Gözleri önce elimdeki feneri, sonra o komik oklavayı buldu. Ben ise onun hemen arkasından telaşla içeri giren Ege'ye bakıyordum. Ege'nin gözlerinde bana karşı bir hayal kırıklığı, "Burada ne işin var?" diyen bir çaresizlik gördüm.

Emir sırıttı. "Baksana şuna... Yemek ayağımıza kadar gelmiş."

"Ne?" dedim, kaşlarımı çatarak. Ne yemeğinden bahsediyordu bu gerizekalı?

"Saçmalıyor, dinleme onu," dedi Ege, panikle bana doğru bir adım atarak. "Rüya, sen ne yapıyorsun burada?"

"Asıl siz ne yapıyorsunuz burada?" diye bağırdım.

Tam o anda Emir'in suratında korkunç bir değişim başladı. "Bu kadar konuşma yeter," diye hırıldadı.

Ağzından salyalar akmaya başlamıştı. Normalde kahverengi olan gözleri, çatık ve belirgin kaşlarının altından sarı bir renkle parıldadı. İnsan dişlerinin yerini saniyeler içinde sivri dişler aldı. Derisinin altından kalın, koyu renk tüyler fışkırmaya başladı ve sonunda... Karşımda devasa bir kurt belirdi.

Onun tam olarak nasıl dönüştüğünü sonuna kadar göremedim çünkü o korkunç kemik kırılma seslerini duyduğum an gözlerimi kapatıp çığlığı basmıştım. O esnada Ege kolumdan tuttuğu gibi beni sertçe sınıftan dışarı fırlattı.

"Git buradan! Hemen kaç!"

"Neler oluyor burada?!" diye haykırdım, deli gibi ağlayarak.

"Git buradan dedim sana Rüya, kaç!"

Ben arkamı dönmeye fırsat bulamadan, kurt halindeki Emir inanılmaz bir hızla üzerime atıldı. Pençelerinin darbesiyle sırtüstü yere kapaklandım. Şimdi o kocaman, canavarca ağzından sızan sıcak salyalar suratıma, boynuma damlıyordu. Bu tam anlamıyla iğrenç ve dehşet vericiydi. Kurt, hırlayarak yüzümü yaladı. Koca bir ısırık almak için çenesini ardına kadar açtı.

O anda başka bir gri kurt arkadan büyük bir gürültüyle Emir'in üzerine atladı. İkisi birbirine girerken ben yerde sürünerek gerilemeye başladım.

Tüm bedenim titriyordu. Ege nereye kaybolmuştu? Aklım bana "Kaç, arkana bakma!" diye yalvarıyordu ama bedenim olduğum yere çivilenmişti. Vahşice birbirini parçalayan iki kurdu izlemeye devam ettim.

Bir anlık cesaret patlamasıyla sınıfa doğru koştum. Yerde duran oklavamı kaptığım gibi bana saldıran o siyah kurdun kafasına ve sırtına vurmaya başladım. Kendimi tamamen kaybetmiştim, çığlıklar atarak hayvana vuruyordum.

Sonunda siyah kurt, diğer gri kurdun üstünden çekildi. Acıyla hırlayarak yere yığıldı ve gözlerimin önünde yavaş yavaş tekrar insan haline dönmeye başladı. Vücudundaki kıllar ve pençeler bir süre daha gitmeyecek gibi duruyordu. Tırnakları hala sivriydi. Ve evet... Çırılçıplaktı. İlk gece gördüğüm o çıplak insanın gizemi çözülmüştü. Gözlerimi hemen bu iğrenç görüntüden kaçırdım.

Yerde yaralı halde yatan diğer kurt ise ağır ağır bana doğru döndü. Bana saldıracağını sanıp korkuyla refleks olarak oklavayı onun da kafasına indirdim. Kurt acı dolu bir hırıltıyla inleyerek geri çekildi.

Sonra o da gözlerimin önünde insana dönüşmeye başladı. Kısa süre içinde karşımda beliren yüzle nefesim tamamen kesildi. Elindeki sargı bezi çözülmüş, kanayan eliyle kafasını tutan kişi...

"Ege?!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.