Bir şey nefesimi kesti. Elim boğazımda, dehşet içinde uyandım. Çığlık sesi duyuyordum. Nefes nefeseydim. Yataktan nasıl kalktığımı bile bilmeden, saniyeler içinde kendimi annemle babamın yanında buldum.
İkisi de çoktan ayaklanmıştı.
"Sen de mi duydun?" dedi annem, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Cevap vermeme fırsat bırakmadan, "Duymamak mümkün mü gerçi," diye mırıldandı ve perdeyi biraz daha araladı.
"Bir şey gördün mü?" dedim, korkuyla açılan gözlerimi üzerlerinde gezdirerek. "Neler oluyor?"
"Hayır, hiçbir şey görmedim."
"Birini aradınız mı?"
"Kimseyi aramayın sakın." diye atıldı babam, sesindeki ton tüylerimi ürpertti. "Sakın dikkatleri üzerimize çekmeyin."
Babam normalde asla bu kadar ciddi olmazdı. Normal bir insan gibi sakin kalmaya çalışarak yanına oturdum. Ve tabii, normal bir insanın yavaşlığıyla hareket etmeye zorladım kendimi. Galiba biraz fazla yavaş hareket etmiştim çünkü ikisi de bana tuhaf tuhaf bakmaya başladı.
"Bir şey mi gördün baba?"
"Görmez olur muyum? Gördüm tabii. Etrafta uzaylılar dolanıyor."
"Babanı dinleme sen, odana git," dedi annem gözlerini devirerek.
"Doğru söylüyorum. Değişik, acayip görünüşleri vardı. Aman, neye inanırsanız inanın, ne gördüğümü biliyorum ben."
"Nerede gördün baba?"
Onun komplo teorilerine yatkın olduğu bir gerçekti ama hayatımda ilk kez bu konuda bu kadar ciddi olduğunu görüyordum.
"Rüya, odana git dedim," dedi annem sertçe. Sözü dinlenmediğinde çok çabuk sinirlenirdi ama bunu duymak zorundaydım.
"Şu alt geçidin orada."
Hayatımın değiştiği o lanet alt geçit. Hiç hatırlatma baba, hiç sırası değil.
"Orada ne yapıyordun ki?"
"Uyurgezerlik yapıyordu," dedi annem, babamın söylediklerini tamamen geçersiz kılmak ister gibi bir tavırla.
"Ondan kurtuldun sanıyordum?"
"Ne kurtulması? Doktora göründüğü mü var sanki?"
Babamın uyurgezerliği beni her zaman korkutmuştu. Dedem de uyurgezerdi ve küçüklüğümden beri "Ben de uyurgezer olursam ya uykumda birini öldürürsem?" endişesiyle büyümüştüm. Şimdi ise, lanet olası alfalar sağ olsun, aynı korkuyu gündüzleri gözüm açıkken yaşıyordum.
Tam o sırada dışarıdan bir çığlık sesi daha yükseldi. Daha fazla vakit kaybetmeden hızla odama çıktım. Aynanın karşısına geçtiğimde dehşete düştüm. Dönüşmeye başlıyordum. Neyse ki aşağıda beni bu halde görmemişlerdi.
Aniden odadaki kokuyu aldım. Ege buradaydı.
"Neler oluyor?" diye sordum, kapüşonumu hızla başıma geçirirken. Annemler aniden odaya dalarsa beni bu halde görmelerini istemiyordum. Kıllı ellerimi eldivenlerle saklamaya çalıştım ama pençelerim zavallı kumaşı çoktan delip geçmişti.
Ege cebinden katlanmış bir kağıt çıkarıp bana uzattı.
"Nedir bu?"
"Vitesi artırıyorlar."
"Bir parti mi?"
Başını ağır ağır salladı. "Damla'ya dikleşmen hiç iyi olmadı. Sırf inat olsun diye yapıyor ne yapıyorsa."
"Yani tüm bu olanlar benim suçum mu?" diye çıkıştım.
"Hayır, benim suçum," dedi sesi kısılırken. "Seni asla hayatıma sokmamalıydım."
"Senin neyin var böyle? Neden pisliğin teki gibi davranıyorsun şimdi?"
Bakışlarını benden kaçırıyordu.
"Gözlerime bak Ege. Ne söyleyeceksen yüzüme söyle."
"Tüm bunlar beni aşıyor, Rüya. Seni de aşıyor. Sadece git ve ondan özür dile. Unutalım bunları."
"Sen kafanı bir yere mi çarptın?" dedim inanamayarak. Böyle bir şey yapmamı nasıl isterdi?
"Seni koruyamayabilirim. Onlar çok fazla. Sadece güvende olmanı istiyorum. Sana söz verdim, değil mi? Ama işimi hiç kolaylaştırmıyorsun."
"Ne sanıyorsun sen kendini?"
"Rüya, lütfen vazgeç şu inadından. Damla'yı daha fazla kışkırtma."
Kapı aniden açıldı.
"Anne?" dedim panikle yüzümü saklamaya çalışarak.
"Kiminle konuşuyorsun sen?" diye sordu annem, gözlerini odada gezdirerek.
"Yarınki sunum için hazırlık yapıyordum... Kendi kendime yüksek sesle tekrar ediyordum."
Pek inanmış gibi görünmese de üzerinde durmadı. "Çok geçe kalma."
"Uyurum az sonra."
Kapıyı kapatıp çıktığında, Ege odanın ortasında tekrar belirdi. Kendini görünmez yapmıştı. Sadece sıradan insanlarda işe yarayan bir illüzyondu bu.
"Bir şeye bulaşmayacağına söz ver," dedi gözlerimin içine bakarak.
"Söz veriyorum," dedim.
Ellerini yanaklarıma koydu ve gülümsedi. "Her şeyi yoluna koyacağım. Daha fazla ölüm olmayacak."
İsteksizce zayıf bir tebessüm kondurdum yüzüme.
O pencereden süzülüp gidince hemen dolabıma koştum. O malum partiye gitmek zorundaydım. Damla deliyse, ben ondan da deliydim.