Okuldaki panoda kayıp öğrencilerin fotoğraflarının hemen yanına bu sefer Emir'in de vesikalığı iliştirilmişti. Ege ise ortalarda görünmüyordu. Sınıfa girdiğimde gözüm ilk olarak Melis'in sırasına kaydı. Sırasının üzerine bırakılmış çiçekler çoktan kurumuştu. O tarafa bakmamak için kendimi zorlayarak kendi sırama geçip oturdum.
Tam çantamı sıraya bırakıyordum ki arkamdan biri duydum.
"Günaydın Rüya."
Ürpererek arkamı döndüm ve omzumda duran o soğuk elin sahibine baktım.
"Damla?"
Benimle neden konuşuyordu ki bu kız? Onun benim adımı bildiğinden bile haberim yoktu. Gerçi kurt adamların varlığından da haberim yoktu. Acaba o da biliyor muydu olanları?
"Niye öyle tuhaf tuhaf bakıyorsun? Suratımda bir şey mi var?" dedi, dudaklarını hafifçe bükerek.
"Hayır... Sadece, benimle konuşmanı beklemiyordum."
Yüzündeki o buz gibi ifade bana benimle asla samimi bir niyetle konuşmadığı konusunda yeterince bilgi veriyordu. Bunu anlamak için insanların zihnini ya da hislerini okuyan bir medyum olmaya gerek bile yoktu.
"Şu sıralar seninle pek sık konuşacağız gibi görünüyor," dedi sıramın ucuna kalçasını yaslayarak.
Kaşlarımı kaldırarak, "Öyle mi?" dedim. "Niye ki?"
"Başımıza açtığın belalardan dolayı."
Bir dakika... O cidden biliyor muydu yani? Emir'i, Ege'yi... Hala tam olarak emin olamıyordum ama kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı bile. Gözlerim panikle sınıfın içinde gezindi. Herkes kendi dünyasındaydı.. Acaba bu sınıftakilerin kaç tanesi gerçekte ne olduğunu biliyordu? Belki de o panodaki diğer kaybolan öğrenciler de sadece fazlasını bildikleri, yanlış şeyi gördükleri için yok edilmişlerdi. Kim bilir... Belki ben de onlardan biri olurdum. Belki yarın, belki yarından da yakın.
"Hiçbir şey anlamadım," dedim salağa yatarak.
"Ege teslim olmaya gitti," dedi Damla doğrudan.
"Nereye?"
"Senin yüzünden yaptıkları yüzünden cezalandırılması gerektiğini düşünüyor. Baş kurtların, Alfanın yanına gitti."
"Peki... ne olacak?" diye sordum. "Yani, ona ne yapacaklar?"
Damla gözlerini devirdi, tiksinir gibi bir nefes verdi. "Beynini kullan biraz Rüya. Sence kendi türünden birini katleden bir sürgün kurda ne yapabilirler? Bizim kanunlarımız nettir: Bir kurdu öldürmenin cezası ölümdür."
Hiçbir şey söyleyemedim, sadece donakalmış bir halde ona bakakaldım. Haklıydı. Her şey benim yüzümden oluyordu.
"Ama o benim hayatımı kurtardı." diye çıkıştım aniden, sesimin yükselmesini engelleyemeyerek. "Emir beni öldürecekti."
Damla bana acıyan, küçümseyen gözlerle baktı. "Bir tavuğun hayatını kurtarmak için bir insanı öldürür müydün Rüya?"
"Ne?"
"Zort."
"Peki benden ne istiyorsun o zaman?" dedim. "Yani neden gelip tüm bunları bana anlattın? Vicdan azabı çekmem için mi? Çünkü eğer öyleyse, hiç boşuna uğraşma, çekmiyorum," diyerek hayatımın en büyük yalanını söyledim. "Sizden de, alfa kurtlarınızdan da nefret ediyorum."
"Yalan söylediğini biliyorum. Bizim içgüdülerimiz sandığından çok daha güçlüdür. Karşımda numara yapmayı deneme bile... Senden istediğim tek şey, gidip onu durdurman. Ege'ye ne kadar sinirli ve öfkeli olsam da, onu da kaybetmek istemiyorum."
"İyi de..." dedim. "Ben bunu nasıl yapacağım ki? Ben sadece sıradan bir insanım."
"Bilmiyorum," dedi Damla, sıramdan kalkıp arkasını dönerken. "Bir yolunu bul."
O uzaklaşırken arkasından bir küfür savurdum. Şu sıralar çok küfür ediyordum ama ben küfür etmeyecektim de kim edecekti? Şimdi yaralı kolumla tek başıma ne halt edecektim ben? Ah Ege… Yapılacak şey miydi bu?