Annem başımda dikilmiş beni polise gitmeye ikna etmek için dövecekti neredeyse. Özellikle kolumu sararken gördüğü o diş izleri kadını tamamen panikletmişti.
Dışarıdan ise babamın homurtuları geliyordu. Kapının önüne bir güvenlik kamerası takmaya çalışıyor ama bir türlü beceremiyordu. Her beş dakikada bir matkap sesine karışan küfürlerini duyuyorduk.
"Anne gerçekten gerek yok, abartıyorsun," dedim bıkkınlıkla.
"Buna ben karar veririm Rüya. Gerek var diyorsam gerek var. Kimdi o orospu çocuğu söyle?" Vay be cidden sinirli.
"Sadece aptalca bir lise şakası yapmışlar işte. Gerçekten hiç önemli değil."
Annem bana gözlerini kısarak baktı. Beni ikna edemeyeceğini anlamıştı. Bu olaydan sonra zaten beni evden dışarı adım bile attırmayacaktı, orası kesindi. Ama anlamadığım şey, neden sinirlenen tarafın o olduğuydu. Burada kolu et koparcasına yaralanan bendim sonuçta! Elim sargı bezinin üzerine gitti.
"Ben iyiyim diyorum ya. Hem... Kolumu ısıran sokak köpeğini polise şikayet edemeyeceğimize göre..."
Bunu söyledikten sonra boğazıma bir yumru oturdu, güçlükle yutkundum. Köpek tabii... Neden onlara gerçeği, yani alt geçitte bir kurt adamın beni yemeye çalıştığını söylemediğimi çok iyi biliyordum. Sizce annem bana inanır mıydı? Ben bile kendime inanamıyordum.
Ama tek sebep bu değildi. Aslında Ege'yi polise ihbar etmeye pek de gönüllü olduğum söylenemezdi. Onun şu an nasıl olduğunu deli gibi merak ediyordum. Sonuçta çocuk benim yüzümden, beni kurtarmak için kendi arkadaşını, sürüdaşını öldürmüştü. Tüm bunlar kulağa o kadar delice geliyordu ki...
Parmaklarımı sargının üzerinde gezdirdim. Feci acıyordu ama şu an bu acı umurumda bile değildi. Kafamın içinde her şeyi tekrar tekrar, başa sarıp sarıp düşünüyordum. Ege şu an ne yapıyordu? O cesedi nereye götürmüştü? Haberlere çıkacak mıydık? Eninde sonunda polisle konuşmak zorunda kalırsam onlara ne anlatacaktım? "Evet memur bey, Emir aslında bir kurt adamdı ve beni alt geçitte ısırdı, sonra diğer kurt adam gelip onun boğazını kesti." Beni kimse anlayamazdı. Ama yine de... Emir'in o bembeyaz, cansız halini görmek içimde tuhaf bir şey yaratmıştı. Sizi bilmem ama ben daha önce birinin ölümüne canlı canlı şahit olmamıştım.
Yine de iyi tarafından bakarsak, Melis'in katili oydu ve artık bu dünyada yoktu. Bu lanet kasabadaki cinayetlerin ve kayıpların da onunla birlikte yok olup gitmesini umuyordum sadece.
Yatakta uzanmış, tavanı seyrediyordum. Son zamanlarda uyumak benim için imkansız bir hale dönüşmüştü. Tüm dünyam, inandığım her şey altüst olmuştu. Sağa sola dönüp durmaktan sıkılınca telefonumu elime alıp interneti açtım. Eğer kurt adamlar gerçekse, dünyada onlarla karşılaşan tek bahtsız ben olamazdım, değil mi? Ama internette onlara dair bulduğum tüm bilgiler tamamen kurgusaldı; filmler, fantastik kitaplar, ergen forumları... Bir kişi bile çıkıp "Arkadaşlar bunlar gerçek," diye ciddi bir şey anlatmamıştı.
Belki de bir blog açıp ben yazmalıydım. Ama o zaman kim olduğum anında anlaşılırdı. Peki o zaman Ege hakkımda ne düşünürdü? Belki de sırrını yaydığım için beni öldürürdü. "Belki" mi? Bu biraz fazla iyimser bir tahmindi. Keser misin sesini iç sesim?
Tabii diğer kurt adamlar ondan önce davranıp Ege'yi öldürmezse... Bu kurgusal fantastik şeyleri fazla okumuştum sanırım ama kurt adamların bir meclisi, bir konseyleri olmasa bile ona benzer bir kuralları olduğuna emindim. Ege doğru söylüyorsa, sürgün edildiklerinden bahsetmişti. Bir ceza sistemleri vardı.
Bir anda kendimi, bir insan katili için endişelenirken bulmuştum işte. Biliyorum, Ege hayatımı kurtarmıştı ama o canavar haliyle daha önce pek çok insanı da hayatından etmiş olabilirdi. Ben bu düşünceler arasında boğulup yatakta bir o tarafa bir bu tarafa dönerken, birdenbire odanın duvarına, penceremden içeriye doğru karanlık bir gölge yansıdı.
Korku ve panikle boğazımdan hıçkırığa benzer bir ses çıktı. Yine mi pencereyi açık unutmuştum? Bunu hiç hatırlamıyordum.
Ege tam pencerenin önünde dikiliyordu. Kurt ile insan arası haliyle oradaydı. Yataktan yavaşça, adeta büyülenmiş gibi çıktım. Adımlarım benden bağımsız olarak ona doğru gitti.
"Benden uzak durmalısın Rüya," dedi, sesindeki o hırıltı odanın soğuk havasında titreyerek.
"Seni merak ediyorum," diyebildim sadece. Sesim fısıltıdan farksızdı.
"Gördüğün her şeyi unutmalısın. Eğer güvende olmak istiyorsan bunu yapmak zorundasın."
"Belki de ben güvende olmak istemiyorumdur," dedim, ona aramızdaki tüm mesafeyi kapatacak kadar yaklaşarak. "Belki de sadece seninle olmak istiyorum."
İçimde neyin nesi olduğunu bilmediğim bir dürtüyle başımı onun dudaklarına doğru kaldırdım. O da hafifçe bana doğru eğildi, nefesini yüzümde hissettim ve...
Ve bir anda gözlerimi açtım.
Gözlerim panikle pencereye kaydı. Cam sımsıkı kapalıydı. Dışarıda sadece yağmur yağıyordu.
Ve bu rüya asla ama asla yaşanmadı, tamam mı? Bunu unutuyoruz hemen. Gerçekten altına işemekten bile utanç verici. Arkadaşımı öldüren türden bir hayvana aşık falan olmuyordum herhalde, değil mi? Allah'ım sen bana akıl fikir ver.