Otel odasının soğuk sessizliği, Tuna’nın elindeki telefonun ekranından yayılan loş ışıkla bölünmüştü. Anonimden gelen son mesaj zihnine bir kurşun gibi saplanmıştı. Tuna, gözlerini yanındaki kadına çevirdi, ardından hızla yataktan kalktı. İçindeki o karanlık karmaşa, yerini derin bir suçluluk ve tarif edilemez bir öfkeye bırakmıştı. Hızla giyinip odayı terk etti. Anonim kız haklıydı; gece boyunca dokunduğu ten, aldığı nefes başka birine ait olsa da zihnindeki siluet tamamen o fotoğraflardaki kadına aitti. Ve bu gerçek, Tuna’yı mahvediyordu.
Öğleye doğru kendisini toparlamaya çalışarak Burak’ın evine gitti. Amacı hem dünkü kafayı dağıtmak hem de zihnini kemiren bu saçmalıktan uzaklaşmaktı. Ağır adımlarla merdivenleri çıkıp kapının zilini çaldı.
Kapıyı açan yine Bahar’dı.
Bahar, her zamanki gibi üzerindeki rahat kıyafetleri ve hafifçe topladığı saçlarıyla kapıda duruyordu. Ama bu kez yüzünde o alışıldık masum tebessüm yoktu. Tuna kapı açıldığında adamın dağınık saçlarını, göz altındaki yorgunluğu ve üzerinden hâlâ silinmemiş olan o yabancı, ağır kadın parfümünün kokusunu anında fark etti.
Bahar’ın gözleri Tuna’nın gözleriyle buluştuğunda, bakışlarına derin, sessiz bir hüzün çöktü.
Tuna, kızın gözlerindeki o anlık kırılmayı, o ağır hayal kırıklığını ve derin hüznü gördüğünde adımları bir anlığına kilitlendi. Bahar ona hiçbir şey söylemiyordu, bağırmıyordu, hesap sormuyordu. Ama o bakış… O buğulu, için için yanan gözler, Tuna’nın göğsünün tam ortasına ağır bir yük gibi oturdu. Tuna, abisinin en yakın arkadaşı olarak Bahar’ı hep koruyup kollaması gereken biri gibi görürken, kızın ona neden böyle canı acıyarak baktığına anlam veremedi. İçinde aniden, sebebini bilmediği garip bir sızı peydah oldu.
"Hoş geldin Tuna abi..." dedi Bahar, sesi pürüzsüz ama alabildiğine kısıktı. Bakışlarını Tuna’nın gözlerinden kaçırıp yere indirdi. "Abim salonda, seni bekliyordu."
Bahar kenara çekilip adamın içeri girmesine izin verdi. Yanından geçip giden Tuna’nın bıraktığı o yabancı koku, Bahar’ın boğazında bir düğüm oluşturdu. Anonim olarak kurduğu o cesur hayaller, attığı o iddialı adımlar bir anda gerçekliğin soğuk duvarına çarpmıştı. Tuna dün gece başka bir kadınlaydı. Bahar onun zihnini ele geçirdiğini sanırken, Tuna o geceyi başka birinin kollarında tüketmişti.
Bahar mutfağa geçerken gözünden süzülmek üzere olan bir damla yaşı hızlıca sildi. Kalbi kırılmıştı ama oyunu bırakmaya niyeti yoktu. Aksine, içindeki o kırgınlık, Tuna’yı tamamen kendisine mahkum etme arzusunu daha da biletmişti.
Salonda Burak’la oturan Tuna ise elindeki çay bardağına bakarken aklını toparlayamıyordu. Bahar’ın kapıda kendisine baktığı o garip, kırgın ifade zihnine takılmıştı. Neden öyle bakmıştı ki? Üzerindeki o yorgunluğu ya da içki kokusunu fark edip üzülmüş müydü? Tuna kendi kendine kızdı, kafası o kadar dağınıktı ki her şeyden anlam çıkarır hale gelmişti.
Cebindeki telefon hafifçe titrediğinde, Burak’a çaktırmadan telefonu cebinden çıkardı.
Anonim: Dün gece kaçmaya çalıştın değil mi Tuna?
Anonim: Zihnini susturmak için başka bir bedene sığındın...
Anonim: Ama işe yaramadı. Gözlerini kapattığın an aklına gelen ilk şey ben oldum.
Anonim: Bedenin başkasıylaydı belki ama aklın hâlâ bendeydi. Kendini kandıramazsın.
Tuna ekranı okuduğunda boğazının kuruduğunu hissetti. Anonim kız sanki dün geceki o odanın içindeymiş, Tuna’nın gözlerini kapattığı an ne hissettiğini biliyormuş gibi konuşuyordu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Bu kadın gerçekten onun zihninin en karanlık köşelerine sızmıştı ve Tuna bundan kaçamıyordu.