"Ben... Evdeyim kanka," dedi Tuna, boğazındaki o düğümü zorlukla yutkunarak. "Yeni uyandım, pek iyi değildim de..."
"Oğlum senin bu uykusuzluk kronikleşti iyice," dedi Burak, sesindeki o saf endişeyle. Tuna’nın kalbine bir bıçak daha saplandı. "Neyse, ben amfideyim. Bizim kız ortalıkta yok hâlâ, Ceren'i de aradım, 'Sabah erken çıktı' dedi. Telefonu kapalı, ulaşamıyorum. Bir ara ararsan söyle de eve geçsin, annemler aradı sabah memleketten, onları idare etmekten dilimde tüy bitti."
"Tamam... Görürsem söylerim," dedi Tuna, her kelimesi ağzında büyüyerek.
"Haydi amfide görüşürüz," deyip kapattı Burak.
Tuna telefonu kulağından indirdiğinde eli hâlâ titriyordu. Bahar yoktu, telefonunu kapatmıştı ve Burak’ın içine bir kez daha şüphe tohumları ekilmeye başlanmıştı. Tuna banyoya koşup yüzüne defalarca su çarptı. Aynadaki yansımasına baktı; gözleri kan çanağı gibiydi, şakaklarındaki damarlar zonkluyordu.
Yerdeki notu alıp yakmak istedi ama yapamadı. Notu cebine tıkıştırıp hızla üzerini değiştirdi ve kendisini dışarı attı.
Fakülteye vardığında kampüs her zamankinden daha gürültülüydü ama Tuna için her şey sessiz bir film gibi akıyordu. Kalabalığın arasından geçerken herkesin ondaki o iğrenç sırrı bildiğini hissediyordu.
Amfi binasının önündeki geniş merdivenlere geldiğinde Burak’ı gördü. Burak bir sütuna yaslanmış, elindeki telefonla sürekli birilerini arıyordu.
"Hâlâ ulaşamadım ya," dedi Burak, Tuna’yı görür görmez. "Nerede bu kız? Mesajlara da bakmıyor."
Tuna tam bir şeyler söyleyip Burak’ı sakinleştirmeye çalışacaktı ki arka taraftan gelen ayak sesleriyle ikisi de o tarafa döndü.
Bahar geliyordu.
Üzerinde dün geceden kalma kıyafetler yoktu; sabahtan eve uğramış, siyah bir boğazlı kazak ve kot pantolon giymişti. Saçları ıslaktı, yüzü ise bir mermer kadar pürüzsüz ve tepkisizdi. Boynunu tamamen kapatan o yüksek yaka kazak, Tuna’nın zihninde dün gece oraya bıraktığı izleri bir kez daha canlandırdı.
"Bahar!" dedi Burak rahatlamış bir nefes vererek. "Neredesin kızım sen? Telefonun niye kapalı? Sabahtan beri öldüm meraktan!"
Bahar abisinin yanına kadar yürüdü. Yüzünde zerre kadar suçluluk ya da yorgunluk emaresi yoktu.
"Şarjım bitti abi," dedi Bahar, sesi son derece sakin ve net çıkarak. "Ceren’den çıkıp kütüphaneye geçtim sabah erken, sessizdeydi telefonum."
Sonra yavaşça başını çevirdi. Bakışları, Burak’ın hemen yanında adeta bir ceset gibi duran Tuna’ya kaydı. Gözlerinde ne nefret ne de öfke vardı; sadece derin, kışkırtıcı bir muzafferlik parıldıyordu.
"Günaydın Tuna abi," dedi Bahar, 'abi' kelimesinin üzerine basarak. "Bugün biraz solgun görünüyorsun. Dün gece iyi uyuyamadın galiba?"