Karanlık salondaki o ağır, terli ve düzensiz nefes sesleri yavaşça ritmini buldu. Yan yana uzandıkları kanepede Tuna’nın göz kapakları yaşadığı o ağır zihinsel felç, fiziki yorgunluk ve kontrolünü tamamen kaybetmenin getirdiği yıkımla ağırlaştı. Çok geçmeden, derin ve ritmik nefes alıp verişleri salonu kapladı; Tuna sızar gibi derin bir uykuya daldı.
O an Bahar’ın gözleri karanlıkta açıldı.
Yüzündeki o az önceki süzgün, tutkulu ifadeden eser kalmamıştı. Zihnini kaplayan o alkol sisi, yerini buz gibi bir berraklığa bırakmıştı. Tuna sarhoş değildi; tamamen ayıktı. Buna rağmen arzusuna, kıskançlığına ve Bahar’ın kışkırtmalarına yenik düşmüştü. Yaşananlar Bahar'ın içindeki intikam ateşini söndürmemiş, aksine ona en büyük kozu vermişti. Tuna kendi iradesiyle, bile bile bu bataklığa bir kez daha batmıştı.
Bahar, Tuna’yı uyandırmamak için santim santim hareket ederek bacaklarını kanepeden aşağı sarkıttı. Çıplak ayakları soğuk parkeye bastığında bile vücudu titremedi. Yavaş ve sessiz adımlarla yerdeki kıyafetlerini topladı. Siyah elbisesini üzerine geçirdi, fermuarını sessizce çekti. Saçlarını eliyle düzeltti.
Aynanın karşısına geçtiğinde boynundaki izlerin çoğaldığını gördü. Dudağının kenarında soğuk, muzaffer bir gülümseme belirdi. Tuna ayıktı ve yaptığı her şeyin bilincindeydi. Kaçacak, sığınacak tek bir mazereti bile kalmamıştı.
Bahar masanın üzerine yürüdü. Çantasından bir kağıt ve kalem çıkardı. Masanın üzerindeki lambanın loş ışığında, Tuna’nın uyanır uyanmaz göreceği bir not yazmaya başladı. Kalemin kağıt üzerindeki her cızırtısı, Tuna’nın zihnine saplanacak yeni bir çivi gibiydi.
Kağıda şunları yazdı:
"Beni yine o koltukta bıraktın sanıyorsun değil mi Tuna? Ama bu kez ben seni bıraktım. Dün gece beni o kulüpten kıskançlıkla çekip alırken, tamamen ayıkken bana dokunurken abimin yüzü hiç gözünün önüne gelmedi mi? Sarhoşluk arkasına saklanabileceğin bir mazeret de değildi üstelik. Bu senin ikinci yenilgin. Ve and olsun ki, bu günahın bedelini bana yaşattığın her bir saniye için tek tek ödeyeceksin. Şimdi uyan ve eserinle gurur duy."
Bahar notu katlayıp Tuna’nın sehpa üzerinde duran telefonunun altına koydu.
Çantasını omzuna taktı. Tuna’ya son bir kez baktı; uykusunda bile huzursuz görünen, vicdanının altında ezilen o adama. Yavaş adımlarla kapıya yürüdü. Kilidi sessizce çevirip dışarı çıktı. Kapıyı arkasından hafifçe kapattığında, sabahın ilk ışıkları koridora vuruyordu.