Ertesi akşam Tuna salondaki berjerde otururken, elindeki kadehi hafifçe sallıyor fakat aklı tamamen telefonunun ekranında duruyordu. Dün gece gelen o son fotoğraf ve kızın kurduğu cüretkar cümleler zihninin en kuytu köşelerine sızmıştı. Hayatında hiçbir kadının kendisiyle böyle oynamasına izin vermemişti. Kontrolü kaybetme hissi canını sıkıyordu ama aynı zamanda içindeki o karanlık, tehlikeli merakı da besliyordu.
Sessizlik, telefonunun masanın üzerinde titreşmesiyle bölündü. Tuna kadehini kenara bırakıp ağır hareketlerle telefonu eline aldı.
Anonim: Yine o çatık kaşlarınla ekrana baktığına eminim.
Anonim: Sakın denial moduna girme Tuna, mesajı görür görmez nefesinin hızlandığını ikimiz de biliyoruz.
Tuna: Yine ne istiyorsun?
Tuna: Sana oyunlarına alet olmayacağımı söylemiştim.
Anonim: İstediğim şey çok basit...
Anonim: Beni düşünmeni istiyorum. Günün her anında, aklının bir köşesinde acaba şu an ne yapıyor diye kıvranmanı istiyorum.
Anonim: Ve bunu nasıl yapacağımı çok iyi biliyorum.
Anonim: Görsel: Loş bir ışık altında, ipek bir geceliğin dantel detayları arasından süzülen bacak boyunu ve pürüzsüz tenini ortaya çıkaran son derece iddialı ve estetik bir fotoğraf
Tuna ekrana düşen fotoğrafla birlikte derin bir nefes verdi. Şakaklarındaki damarların zorlandığını hissetti. Fotoğraftaki kıvrımlar, loş ışığın tenine vurduğu o açı ve kızın kendine olan aşırı özgüveni Tuna’nın sabrının son damlasını da taşırmıştı. Artık savunmada kalmayacaktı. Karşısındaki kızın onu kışkırtma çabasına aynı sertlikle karşılık vermesi gerekiyordu.
Tuna: Dinle beni.
Tuna: Eğer bu fotoğrafları bana atmaya devam edersen, yüzünü bile bilmediğim bir kadının fotoğraflarına bakarak mastürbasyon yapacağım.
Tuna: Ve emin ol, o andan sonra aramızdaki durum senin sandığın gibi masum bir zihin oyunu olmaktan çok uzakta kalacak.
Tuna: Şimdi karar ver, gerçekten istediğin şey bu mu?
Ekranın diğer tarafında, yatağında oturan Bahar’ın parmakları telefonun üzerinde donup kaldı. Tuna’dan sert, öfkeli ya da kestirip atan bir cevap bekliyordu ama böyle doğrudan, bu kadar karanlık ve arzulu bir karşılık almayı asla tahmin etmemişti. Okuduğu cümleler Bahar’ın yanaklarının anında alev almasına, kalbinin ritminin kontrolden çıkmasına yetmişti. Tuna ilk defa mesafeli duvarlarını yıkmış ve topu tamamen Bahar’ın kucağına atmıştı.
Bahar derin bir nefes alarak titreyen parmaklarıyla klavyeye dokundu.
Anonim: Bu bir tehdit miydi yoksa bir vaat mi Tuna?
Anonim: Çünkü ikisi de beni vazgeçirmeye yetmez.
Anonim: Bu gece fotoğraflara bakarken iyi seyirler.
Bahar mesajı attığı gibi telefonunu yüzüstü yatağa bıraktı. Göğsü hızla kalkıp inerken, Tuna’nın o sözleri zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Tuna’yı dize getirmek isterken, onun içindeki o tehlikeli adamı uyandırdığının farkına yeni varıyordu.
Tuna mesajı okuduğu an parmakları telefona kilitlendi. Gözleri ekranda sabit kaldı. “Bu gece fotoğraflara bakarken iyi seyirler.” cümlesi, az önce attığı tehdidi –ya da vaadi– doğrudan geri çevirmişti. Karşısındaki kadın korkmamıştı. Aksine, daha da ileri gitmişti.
Salondaki loş ışık altında Tuna yavaşça ayağa kalktı. Kadehini masaya bıraktı, ceketini çıkarıp koltuğun sırtına attı. Gömleğinin düğmelerini gevşetti, boynundaki gerilimi hafifletmeye çalıştı ama nafileydi. Zihni hâlâ o ipek geceliğin dantel detaylarında, loş ışığın tenin üzerindeki oyunundaydı.
Telefonu yeniden eline aldı. Parmakları bir an tereddüt etti. Sonra kararını verdi.
Tuna: O zaman seyret.
Tuna: Ama unutma… Bu geceyi sen başlattın.
Mesajı gönderdikten sonra Tuna yatağa doğru yürüdü. Kapıyı kapattı, perdeleri indirdi. Odanın karanlığı, ekranın mavi ışığıyla bölündü. Anonim’in son fotoğrafını açtı. Bacakların o iddialı açısı, ipeğin kumaşının tenle birleştiği yer, dantel deseninin altında gizlenen her şey… Tuna’nın nefesi ağırlaştı. Yüzünü bilmiyordu. Sadece o bedeni, o özgüveni, o cüretkâr mesajları tanıyordu. Ve bu bilinmezlik, her şeyi daha da tehlikeli kılıyordu.
Ekranın diğer tarafında Bahar, yüzüstü bıraktığı telefonun titreştiğini duydu. Kalbi boğazına sıçradı. Hemen eline aldı.
Tuna’nın mesajı.
Ve ardından gelen ikinci bir mesaj daha:
Tuna: Şimdi gözlerini kapatma.
Tuna: Çünkü ben kapatmayacağım.
Bahar’ın dudakları aralandı. Yatağın kenarına oturmuş, dizlerini göğsüne çekmişti. Tuna’nın o kadar açık, o kadar karanlık bir şekilde karşılık vermesi beklediği hiçbir şey değildi. Ama tam da bu yüzden… kanı kaynıyordu.
Parmakları titreyerek yeni bir fotoğraf çekti. Bu sefer kamera açısı dikkatli seçilmişti. Yüzü tamamen kadraj dışındaydı. Sadece boynu, köprücük kemikleri ve geceliğin ince askısının omzundan kaymış hali loş ışıkta net görünüyordu. Dudaklarının bir kısmı, hafif aralık haliyle kadraja girmişti ama kimliği ele verecek hiçbir detay yoktu. Mesajın yanına sadece bir cümle ekledi:
Anonim: O zaman bak.
Anonim: Ve bana ne yaptığını anlat.
Gönder butonuna bastığı an, Bahar telefonu göğsüne bastırdı. Gözlerini kapattı. Tuna’nın o anda ne yaptığını hayal etmek, zihnini yakıyordu. Hâlâ kim olduğunu bilmiyordu. Ve Bahar, bu bilinmezliğin gücünü elinde tutmanın tadını çıkarıyordu.
Tuna ekrana düşen yeni görseli açtı. Bir an hiç hareket etmedi. Sadece baktı. Yüz yoktu. Sadece o ten, o hatlar, o bilinçli gizleniş… Bu daha da tahrik ediciydi. Sonra yavaşça, kontrollü bir şekilde, gömleğinin kalan düğmelerini de açtı. Parmakları kendi bedenine indiğinde, ilk defa karşısındaki anonim kadına karşı gerçekten kaybettiğini kabul etti.
Mesajı yazarken sesi, zihninde bile boğuk çıktı:
Tuna: Şu an o ince askının kaydığı yere bakıyorum.
Tuna: Ve parmaklarım… senin hayal ettiğin yerde.
Tuna: Nefesin hızlandı mı?
Ekranın öbür ucunda Bahar, o soruyu okuduğunda nefesini tuttu.
Tuna hâlâ bilmiyordu.
Ve oyun, her geçen saniye daha da derinleşiyordu.