Tuna o akşam eve döndüğünde zihninde büyüyen cevapsız soruların ağırlığıyla salondaki koltuğa uzandı. Gözlerini tavana dikmiş, hayatına aniden giren bu gizemli kadının kim olabileceğini düşünüyordu. Ortak arkadaşlarından biri miydi? Yoksa bir mekanda karşılaştığı, dikkatini çekmeye çalışan biri mi? Fakat mesajlardaki o rahat, kendinden emin ve sanki Tuna’yı yıllardır tanıyormuş gibi hareket eden tavır, sıradan bir yabancının cesareti olamazdı.
Telefonunu cebinden çıkarıp ekranı açtı. Dün gece atılan o fotoğraf hâlâ duruyordu. Parmağı resmin üzerinde gezindi; kızın omuz hattına, köprücük kemiğinin üzerinde duran hafif gölgeye bakarken kaşları çatıldı. Bu kadın onun zihniyle oynuyordu ve Tuna, iplerin başkasının elinde olmasından nefret ederdi.
Sessizliği bozan şey telefonun ekranında beliren yeni bir bildirim oldu.
Anonim: Düşüncelerinde kaybolmuş gibi görünüyorsun Tuna.
Anonim: Yüzündeki o ciddi, çatık kaşlı ifadeyi çok iyi bilirim ama bu defa sebebinin ben olduğumu bilmek inanılmaz keyif verici.
Tuna: Sen kimsin?
Tuna: Bak bu oyun uzadı ve gerçekten sıkılmaya başlıyorum. Eğer derdin dikkat çekmekse başardın. Ama arkasında duramayacağın oyunlara girme.
Anonim: Sıkılıyor musun?
Anonim: Dün geceden beri o fotoğrafı kaç defa açıp baktığını bilmesem bu soğuk tavrına inanabilirdim belki.
Anonim: Ben arkasında duramayacağım hiçbir yola girmem Tuna. Hele ki mevzu sensen...
Tuna: Benimle ne derdin var senin?
Tuna: Niyetin ne? Numaramı kimden aldın, beni nereden tanıyorsun? Tek bir mantıklı açıklama yap yoksa bu hat bir daha bana ulaşamayacak.
Anonim: Derdim seni kendinden çıkarmak.
Anonim: O her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan, etrafına ördüğün yüksek duvarların arkasındaki adama ulaşmak.
Anonim: Yıllardır herkesin gözünde o kadar kusursuz ve mesafelisin ki... Sana yakınlaşmanın tek yolunun o duvarları yıkmak olduğunu anladım.
Anonim: Numaranı nereden bulduğuma gelince; arayan bulur Tuna. Yeter ki ne istediğini bilsin.
Tuna: Çocukça bir takıntıdan fazlası değil bu.
Tuna: Yüzünü bile göstermeye cesaret edemeyen birinin arkasına saklanıp duvarlardan bahsetmesi komik.
Anonim: Cesaret mi?
Anonim: Yüzümü görseydin bana baktığında aklına gelen ilk şey bu konuşmalar olmayacaktı. Baktığın yeri karıştıracaktın.
Anonim: Ben seni zihninle yakalamak istiyorum. Karşında durduğumda, yüzüme baktığında beni tanıyamayacak olman bile bu oyunun en tatlı kısmı.
Anonim: Amamadem cesaret diyorsun...
Anonim: Görsel: Yüzü yine tamamen karanlıkta kalmış, ama bu defa siyah bir büstiyer içindeki bel kıvrımını ve kırmızı ojeli parmaklarının hafifçe tenine dokunduğu anı gösteren son derece estetik ve yakından çekilmiş yeni bir fotoğraf
Anonim: Şimdi söyle bakalım Tuna... Hâlâ çocukça bir takıntı gibi mi duruyor?
Tuna: Fotoğraf atmayı kes.
Tuna: Kim olduğunu kendi yöntemlerimle öğrendiğimde bu kadar rahat mesaj atamayacaksın.
Anonim: Dene bakalım.
Anonim: Ama seni uyarayım, bana yaklaştığını sandığın her an aslında benim istediğim kadar yakınımda olacaksın.
Anonim: Şimdilik bu fotoğrafla idare et. Devamı için biraz merakta kalman gerekecek. İyi geceler Tuna.
Tuna gelen son mesajın ardından telefonun ekranına kilitlenip kaldı. Avucunun içindeki cihaz adeta ısınıyordı. Gelen yeni fotoğraf, bir öncekinden çok daha iddialı ve kışkırtıcıydı. Fotoğraftaki kızın bel kıvrımı, teninin loş ışıktaki pürüzsüzlüğü ve mesajlardaki o meydan okuyan özgüven Tuna’nın nefesini kesmeye yetmişti.
Ayağa kalkıp salonda bir iki tur attı. İnceletmek için numarayı tanıdığı bir arkadaşına atmayı düşündü ama sonra duraksadı. Bu gizemli kadın onun aklını karıştırmayı başarmıştı ve Tuna, bu oyunu kendi kurallarıyla bitirmeye kararlıydı.
Aynı dakikalarda, iki sokak ötedeki evinde Bahar, yatağının üzerine uzanmış ekranın kararmasını izliyordu. Kalbi göğsünü delecekmiş gibi çarpıyordu. Yıllardır Tuna'nın karşısında dili tutulan, abisinin yanında uysal bir kız çocuğu gibi duran Bahar gitmiş, yerine Tuna’yı dize getirmeye kararlı bambaşka biri gelmişti.
Bahar gülümsedi. Telefonunu yastığının altına saklarken, Tuna’nın bu gece de uyuyamayacağını çok iyi biliyordu.