Gece boyunca Tuna’nın zihnini kurcalayan o fotoğraf, sabahın ilk ışıklarına kadar silinmemişti. Telefonun galerisine her girdiğinde parmağı sil butonuna gidiyor, ama tam basacakken duraksıyordu. Omuzların kavisinde, köprücük kemiklerine düşen o loş ışıkta ve en çok da mesajlardaki o meydan okuyan tavırda garip bir çekim vardı. Tuna, kontrolü kaybetmekten nefret eden bir adamdı ve tanımadığı bir kadının zihnini bu kadar meşgul etmesi canını sıkıyordu.
Öğleden sonra Burak’ın çağrısıyla eve gittiğinde zihni hâlâ dağınıktı. Kapıyı açan kişi Bahar’dı.
Bahar, her zamanki haliyle yüzüne yerleşen masum tebessümüyle, "Hoş geldin Tuna abi, abim içeride," deyip kenara çekildi. Tuna, Bahar'ın başını hafifçe okşayıp "Hoş bulduk fıstık," diyerek içeri geçti. Aklının ucundan bile geçmiyordu karşısındaki kızın o mesajları atan kişi olabileceği. Bahar onun gözünde Burak’ın korumacı kanatları altındaki o uslu kız kardeşinden başkası değildi.
Salona geçip Burak’la koltuğa oturduklarında maç sohbeti yapmaya başladılar. Fakat Tuna'nın aklı hâlâ telefonundaydı. Cebinde hissettiği titreşimle birlikte telefonunu çıkardı. Ekranda beliren mesajla birlikte göğsündeki nefes bir anlığına kilitlendi.
Anonim: Dün gece mesajı silip geçeceğini söylüyordun Tuna...
Anonim: Ama bakıyorum da telefon elinden hiç düşmüyor. ;)
Tuna: Sen beni mi izliyorsun?
Anonim: Belki de sadece seni düşündüğümden daha iyi tanıyorumdur.
Anonim: Bakalım ne kadar dayanabileceksin beni bulmamak için.
Tuna derin bir nefes alarak telefonun ekranını kapattı. Çevresinde onu takip eden, hareketlerini bilen biri vardı ve bu durum canını sıkmaya başlamıştı. Tam o sırada Bahar elinde kahve tepsisiyle salona girdi. Kahveleri masaya bırakırken Tuna’ya her zamanki gibi utangaç bir tebessüm attı ve arkasını dönüp odasına doğru yürüdü.
Tuna kahvesinden bir yudum alırken, telefonunda mesajlaşmaya devam ettiği o gizemli kadının kim olabileceğine dair en ufak bir fikri yoktu.