Tuna ekrandaki mesajı okuduğu an damarlarındaki kanın buz tuttuğunu hissetti. "Kapının önündeyim."
Oturduğu koltuktan bir ok gibi fırladı. Şakakları delicesine zonkluyor, kalbi göğüs kafesini parçalamak istercesine çarpıyordu. Adımları birbirine dolaşarak koridora doğru yürüdü. İçindeki o devasa korku ve arzu karmaşası, zihnini tamamen felç etmişti.
Dış kapıya yaklaştığında durdu. Kapının arkasında hafif bir kıpırtı, ardından iki elin kapı yüzeyine yumuşakça dokunuşu duyuldu.
Tuna titreyen elini uzattı, kilidi yavaşça çevirdi. Kapı açıldığında, koridorun loş ışığında Bahar duruyordu.
Üzerindeki uzun kabanın yakaları açıktı. Saçları omuzlarına dökülmüş, gözlerindeki o kışkırtıcı ve kendinden emin ifade doğrudan Tuna’nın gözlerine kenetlenmişti. Yıllardır tanıdığı o masum kız çocuğu, şu an Tuna’nın felaketi olmak üzere tam karşısında duruyordu.
Tuna boğazından güçlükle çıkan bir fısıltıyla konuştu. "Çıldırmışsın sen... Burak fark ederse..."
Bahar içeriye tek bir adım attı. Aralarındaki mesafeyi sıfırlayıp arkasındaki kapıyı eliyle yavaşça iterek kapattı. Kilit sesi salonda yankılandı.
"Abim arkadaşlarıyla dışarıda," dedi Bahar. Sesi dumanlı, fısıltılı ve tamamen tehlikeliydi. "Bu gece kimse yok Tuna. Sadece sen, ben ve günlerdir kaçtığın o arzular var."
Bahar kabanını omuzlarından kaydırıp yere bıraktı. Kulağının altından başlayıp boynuna doğru inen o küçük çiçek şeklindeki iz, loş ışıkta bütünüyle ortaya çıktı.
Tuna’nın gözleri o ize kilitlendiğinde nefesi boğazında tıkandı. Kızın bu pervasızlığı, bu gözü karalığı Tuna’nın içindeki bütün mantık duvarlarını tek tek yıktı. Kendini kontrol etme çabası, Bahar’ın bu hamlesiyle tamamen yok olmuştu.
Bahar bir adım daha atıp elini Tuna’nın göğsüne koydu. Kazağın üzerinden bile Tuna’nın kalbinin ne kadar deli gibi çarptığını hissedebiliyordu. Başını hafifçe kaldırıp gözlerinin içine baktı.
"Şimdi söyle bana..." dedi Bahar, dudakları Tuna’nın çenesine değecek kadar yaklaşarak. "Hâlâ o masum rollere sığınacak mısın, yoksa mesajda söylediğin şeyi yapacak mısın?"
Tuna dişlerini sıktı. Artık kaçacak yer de kalmamıştı, söylenecek yalan da. Elini yavaşça Bahar’ın beline koydu ve onu kendine doğru çekti. Sınır aşılmış, karanlık ikisini de tamamen yutmuştu.
Bahar’ın bedeni Tuna’ya yapışır gibi yaklaştığında, Tuna’nın eli belindeki o ince kıvrımı sıkıca kavradı. Kızın teni kabanın altında ince bir bluzla örtülüydü; bluzun kumaşı parmaklarının altında kayıyordu. Bahar başını hafifçe geriye attı, gözleri yarı yarıya kapanmış, dudakları aralanmış halde Tuna’nın yüzüne bakıyordu.
Tuna eğildi. İlk temas yavaştı. Dudakları Bahar’ınkine değdiğinde ikisi de bir an donakaldı. Sonra Bahar hafifçe öne doğru itildi, Tuna’nın alt dudağını yakaladı. Öpücük derinleşti. Tuna’nın dili yavaşça Bahar’ın dudaklarını araladı, içeri süzüldü. Bahar’ın nefesi boğazında takıldı; eli Tuna’nın göğsünden omzuna, oradan enseye kaydı, parmakları saçlarına gömüldü.
Koridorun loşluğu onları sarıyordu. Tuna bir adım geri attı, Bahar’ı kendisiyle birlikte sürükleyerek salona doğru ilerledi. Ayakları halıya değdiğinde Bahar’ın kabanı çoktan yerdeydi. Tuna bluzun kenarından tutup yukarı çekti. Bahar kollarını kaldırdı, kumaş başından geçerken saçları dağınık bir şekilde omuzlarına döküldü. Sütyeni sade, siyahtı; dantelli kenarları göğüslerinin yumuşak hatlarını vurguluyordu. Tuna’nın bakışları orada takılı kaldı.
Bahar utanmış gibi değil, daha çok sabırsız gibiydi. Elleri Tuna’nın kazağına gitti, onu da çıkardı. Tuna’nın göğsü çıplak kaldığında Bahar’ın avuçları oraya yapıştı; sıcak ten, hızlı kalp atışları… Tuna eğilip boynuna yapıştı. Dudakları kulağının altındaki o küçük çiçek izine değdi, dilini yavaşça gezdirerek emdi. Bahar’ın nefesi kesildi, belini Tuna’ya doğru bastırdı.
“Tuna…” diye fısıldadı, sesi boğuk çıkıyordu.
Tuna cevap vermedi. Elleri belinden kalçalarına indi, pantolonunun düğmesini açtı. Fermuarı indirdi, kumaşı aşağı kaydırdı. Bahar ayağını kaldırıp pantolonu çıkardı; geriye sadece ince, siyah külotu kalmıştı. Tuna onu kucağına aldı, koltuğa taşıdı. Bahar’ı yumuşak minderlerin üzerine yatırırken kendi pantolonunu da çıkardı.
Üzerine eğildi. Öpücükler boynundan köprücük kemiğine, oradan göğüslerinin arasına indi. Sütyenin kancasını çözdü, kumaşı yanlara kaydırdı. Bahar’ın göğüsleri serbest kaldığında Tuna birini avucuna aldı, başparmağıyla ucunu yavaşça sıvazladı. Sonra dudaklarını oraya yapıştırdı, dilini gezdirerek emdi. Bahar’ın sırtı kavis yaptı, parmakları Tuna’nın saçlarına gömüldü.
Tuna diğer göğsü de aynı şekilde okşadı, sonra dudaklarını aşağı indirdi. Karnına, göbeğine, külotun kenarına… Bahar’ın bacakları hafifçe aralandı. Tuna külotu yavaşça aşağı çekti, tamamen çıkardı. Bahar’ın teni pürüzsüzdü. Tuna dizlerini ayırdı, arasına yerleşti.
İlk dokunuş parmak uçlarıyla oldu. Yavaşça, nazikçe. Bahar çoktan ıslanmıştı; kaygan ve sıcak. Tuna bir parmağını yavaşça aralara gezdirdi, klitorisine değdiğinde Bahar’ın kalçaları hafifçe titredi. “Ahh…” diye inledi, sesi kısık çıkıyordu.
Tuna eğildi, dilini uzattı. İlk yalayış yavaş ve uzun oldu. Bahar’ın tadı diline yayıldı; tatlımsı, biraz tuzlu. Dili klitorisinin etrafında daireler çizdi, sonra yavaşça aşağı kayıp girişine doğru bastırdı. Bahar’ın bacakları Tuna’nın omuzlarına kilitlendi, parmakları yastığı sıktı. Tuna ritmi artırdı; dilini içeri sokup çıkardı, sonra hafif emişlerle klitorisine odaklandı, .
Bahar’ın nefesi hızlandı. Kalçaları istemsizce Tuna’nın yüzüne doğru itildi. Tuna bir parmağını yavaşça içeri soktu. Sıktı, daraldı. Bahar’ın bakire olduğunu hissetti; duvarlar gergin, dirençli. Parmak yavaşça ilerleyip geri çekildi, sonra tekrar. İkinci parmağı eklemedi; acele etmedi. Sadece bir parmakla, yavaş yavaş genişletirken dilini de durdurmadı.
Bahar’ın inlemeleri yükseldi. “Tuna… lütfen…” diye fısıldadı, sesi titrek.
Tuna başını kaldırdı. Gözleri karanlıktı. Ayağa kalkıp boxer’ını indirdi. Sertliği serbest kaldığında Bahar’ın bakışları oraya kaydı; iri, damarlı, ucu parlak. Tuna koltuğa diz çöktü, Bahar’ın bacaklarını ayırıp arasına yerleşti. Başını girişe dayadı, yavaşça bastırdı.
Bahar’ın yüzü buruştu. Acı ile karışık bir inilti çıktı boğazından. Tuna durdu, eğilip dudaklarını onun dudaklarına yapıştırdı. “Sakin ol,” diye fısıldadı. “Yavaş gideceğim.”
Biraz daha bastırdı. Bahar’ın içi yavaş yavaş açıldı, baş kısmı içeri girdi. Bahar tırnaklarını Tuna’nın sırtına geçirdi. Tuna duraksadı, nefesini tuttu, sonra biraz daha ilerledi. Her santim yavaş, kontrollüydü. Bahar’ın gözlerinden yaş süzüldü ama kaçmadı; bacaklarını Tuna’nın beline doladı, onu kendine çekti.
Sonunda Tuna tamamen içine gömüldü. İkisi de nefes nefese kaldı. Tuna kıpırdamadan bekledi, Bahar’ın alışmasını izledi. Bahar’ın içi onu sıkıyordu; sıcak, ıslak, dar. Tuna yavaşça geri çekildi, sonra tekrar itti. İlk hareketler kısa ve yavaştı. Bahar’ın acı ifadesi yavaş yavaş yumuşadı, yerini başka bir şeye bıraktı.
Tuna ritmi artırdı. Her girişte biraz daha derine indi, kalçaları Bahar’ınkine çarptı. Bahar’ın inlemeleri artık acıdan çok zevke dönmüştü. “Daha… biraz daha…” diye mırıldandı.
Tuna eğilip bir göğsünü ağzına aldı, emerken belini daha sert hareket ettirdi. Bahar’ın tırnakları sırtında iz bıraktı. Odadaki tek ses tenlerin birbirine çarpması, ıslak sürtünme sesleri ve kesik kesik nefeslerdi. Tuna bir elini aralarına soktu, klitorisini parmaklarıyla okşadı. Bahar’ın bedeni gerildi, bacakları titredi.
Orgazm geldiğinde Bahar’ın sırtı kavis yaptı, içi Tuna’yı daha da sıkı kavradı. İniltisi uzun ve boğuktu. Tuna birkaç saniye daha dayandı, sonra kendi boşalmasının eşiğine geldi. Çekilmek istedi ama Bahar bacaklarını sıkı tuttu. “İçime…” diye fısıldadı, gözleri yarı kapalı.
Tuna son birkaç sert hareketle boşaldı. Sıcaklık Bahar’ın içine yayıldı. Tuna sarsılarak üzerine yığıldı, ikisi de nefes nefese kaldı. Bir süre kimse konuşmadı. Sadece kalp atışları ve yavaş yavaş sakinleşen nefesler duyuluyordu.
Tuna sonunda yana kaydı, Bahar’ı kollarının arasına aldı. Bahar’ın başı göğsüne yaslandı. Tuna parmaklarını saçlarında gezdirirken, loş salonda sessizlik yeniden çöktü.