İçeriğe geç

Bir Kıvılcım Bir Yangın

Bölüm 25 · 2 dk okuma

Bir Kıvılcım Bir Yangın

Bölüm 25

BÖLÜM 25: KÜTÜPHANEDEKİ TEMAS

Kafeteryada Burak’ın anlattığı şeyleri sadece başını sallayarak dinleyen Tuna, zihninin içindeki fırtınayı bastıramıyordu. Burak masadan kalkıp sınıfına gittiği an Tuna ayağa fırladı. Cebinde alev gibi yanan telefondaki mesaj zihninde yankılanıyordu: *"Kütüphaneden çıktığımda... Notların devamını çalışacağız, unutma."*

Hızlı adımlarla kampüsün merkez kütüphanesine yürüdü. İçeri girdiğinde etraftaki sessizlik, göğsündeki stresi daha da artırıyordu. Ahşap kokulu, yüksek tavanlı kütüphanenin alt katı oldukça kalabalıktı. Tuna, Bahar’ın tenhalığı sevdiğini bildiğinden doğrudan üst kattaki dar kitap raflarının arasına yöneldi.

Mimarlık ve sanat tarihi raflarının olduğu en dip koridora saptığında onu gördü.

Bahar, raftan uzandığı kalın bir kitabı inceliyordu. Sırtı Tuna’ya dönüktü. Taba rengi kabanını sandalye sırtlığına atmış, üzerindeki bol kazakla oldukça korumasız görünüyordu. Ancak Tuna artık biliyordu; bu masum görünüş devasa bir tuzaktan ibaretti.

Tuna adımlarını ses çıkarmadan attı ve Bahar’ın arkasında durdu.

"Yeter artık," diye fısıldadı Tuna. Sesi kütüphanenin sessizliğini bıçak gibi kesti. "Abinin yanında söylediklerin... Bu mesajlar... Ne yapmaya çalışıyorsun Bahar?"

Bahar hiç irkilmedi. Sanki onun gelişini başından beri bekliyormuş gibi yavaşça arkasını döndü. Elindeki ağır kitabı göğsüne bastırıp sırtını arkasındaki ahşap rafa yasladı.

"Seni kaçtığın gerçeklerle yüzleştirmeye çalışıyorum," dedi Bahar. Sesi sadece ikisinin duyabileceği fısıltılı bir tondaydı. "Korkuyorsun Tuna. Ama bana olan öfkenden değil... İçindeki o kontrolü kaybetmekten korkuyorsun."

Tuna bir adım daha atarak aradaki mesafeyi tamamen kapattı. Kızın üzerini kaplayan o tanıdık, tehlikeli kokusu ciğerlerine doldu. İki elini de Bahar’ın başının iki yanındaki raflara dayayarak onu kendi parmak parmak kurguladığı o dar alana hapsetti.

"Bana 'korkuyorsun' deme!" dedi Tuna, dişlerinin arasından fısıldayarak. "Sen benim sınırlarımla oynuyorsun. Abine ne diyeceğimi düşündün mü hiç? Ya bunu öğrenirse?"

Bahar başını hafifçe yukarı kaldırdı. Gözleri Tuna’nın gözlerinden dudaklarına indi. Hiçbir korku belirtisi yoktu; aksine Tuna’nın bu yakınlığı, onun bedenindeki o tehlikeli ateşi körüklüyordu.

"Abim hiçbir şey öğrenmeyecek," dedi Bahar, elindeki kitabı yavaşça yere bıraktı. Serbest kalan parmaklarını yavaşça Tuna’nın kazağının kenarına dokundurdu. "Çünkü sen de bu sırrı saklamak isteyeceksin. Dün gece o mesajları yazan adam... Şu an beni bu rafların arasında sıkıştıran adam... Abime gerçekleri anlatamaz."

Tuna’nın nefesi kesildi. Kızın parmakları belinin yan tarafından yukarı doğru süzülürken zihnindeki bütün mantık duvarları sarsılmaya başladı.

"Ben o adam değilim..." dedi Tuna, sesi kendi kulağına bile inandırıcı gelmeyerek.

Bahar hafifçe yükselip fısıltısını Tuna’nın kulağına değdirdi.

"Öylesin Tuna... Şimdi söylesene bana, burada, bu rafların arasında sesimizi kimse duyamazken... Gerçekten beni durdurmak mı istiyorsun, yoksa dün gece yarım kalan o fanteziyi tamamlamak mı?"

Tuna, kızın sol kulağının altındaki o küçük çiçek izine baktı. Dudakları izden sadece birkaç santim uzaktaydı. Zihni ve bedeni arasında devasa bir savaş başlarken kütüphanenin koridorundan yaklaşan ayak sesleri duyuldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.