Burak’ın gür sesi çam ağaçlarının arasında yankılandığında, arka bahçedeki hava adeta buz kesti. Tuna, sırtından aşağı soğuk bir terin süzüldüğünü hissetti. Kalbi göğsünde duracakmış gibi atarken, kasılan çenesini zorlukla gevşetti. Burak elindeki soğuk içecek kutularıyla adımlarını hızlandırıp tam yanlarına kadar geldi. Bakışları bir Tuna’nın gergin yüzünde, bir de Bahar’ın dik duruşunda gezindi.
"Hayırdır kanka?" dedi Burak, kaşlarını hafifçe çatarak. "İkinizin yüzü de sirke satıyor. Bir şey mi oldu?"
Tuna boğazını temizlemek istedi ama sesi çıkmadı. Yıllardır sırtını dayadığı en yakın dostunun karşısında ilk kez bu kadar suçlu, bu kadar çaresiz hissediyordu. Şakakları zonklarken dudaklarını araladı ama tek bir kelime bile üretemedi.
Bahar ise inanılmaz bir soğukkanlılıkla kabanının yakasını düzeltti. Yüzüne saniyeler içinde o bildik, masum tebessümünü oturtarak abisine döndü.
"Yok bir şey abi," dedi Bahar, sesi o kadar doğal ve pürüzsüz çıkmıştı ki Tuna duyduğu rahatlığa inanamadı. "Ders notlarıyla ilgili bir şey soruyordum Tuna abiye. Son sınavın konuları biraz zordu da, kafam karışmıştı."
Burak derin bir nefes verip güldü. "Ulan ben de bir şey var sandım. İkiniz de heykel gibi dikilmişsiniz. Bahar kızım, Tuna’yı bu saatte mimarlık dersleriyle darlama. Adamın zaten kafası milyon tane şeyle dolu."
Burak elindeki içecek kutularından birini Tuna’ya doğru uzattı. "Al kanka, iç de kendine gel. Yüzün bembeyaz olmuş senin, gece yine mi uyumadın?"
Tuna, Burak’ın elindeki kutuyu alırken parmaklarının hafifçe titremesine engel olamadı. "Sağ ol," dedi sesi boğuk bir şekilde. "Uykusuzluk işte... Biraz kafam dağılsın diye havaya çıkmıştım."
Bahar kitaplarını kolunun altına alıp abisine yaklaştı. "Ben kütüphaneye geçiyorum abi. Ders çalışmam lazım." Sonra yavaşça başını çevirip gözlerini doğrudan Tuna’ya dikti. Yüzündeki o masum tebessümün arkasında, sadece Tuna’nın okuyabileceği kışkırtıcı bir zafer ışıltısı vardı.
"Teşekkür ederim Tuna abi," dedi Bahar, kelimelerini tek tek seçerek. "Bana çok yardımcı oldun. Kalan konuları da sonra hallederiz artık... Yalnız olduğumuz bir zaman."
Tuna’nın göğsü sıkıştı. Kız gözünün içine bakarak, abisinin yanı başında bile oyununa devam ediyordu.
"Görüşürüz," diyebildi Tuna sadece.
Bahar ağaçların arasından süzülüp patikadan uzaklaşırken, Burak arkadaşının omzuna dostça pat pat vurdu. "Kanka sen harbi iyi değilsin ha. Yürü bir çay içelim kafeteryada, rengin gelsin."
Tuna, Burak’ın peşinden yürürken adımları ağırlaşmıştı. Cebindeki telefonun titremesiyle irkildi. Burak önde yürürken elini cebine atıp telefonu çıkardı. Ekrandaki bildirimi gördüğünde duraksadı.
Anonim: Abinin yanında ne kadar da çaresizdin Tuna...
Anonim: Yalan söylerken kalbinin nasıl çarptığını buradan bile duyabildim.
Anonim: Korkma... Oyunumuzun seyircisi sadece biz olacağız.
Anonim: Ama o kütüphaneden çıktığımda... Notların devamını çalışacağız, unutma.