Tuna, kendi evine döndüğünde salondaki ışıkları bile açmadı. Ceketini koltuğun üzerine atıp kendisini soğuk deri koltuğa bıraktı. Zihni adeta bir savaş alanıydı. Bu gece evde Bahar’ın parmaklarına dokunduğunda hissettiği o garip elektriği, kızın gözlerindeki o sarsıcı bakışı unutmaya çalışıyordu. Kendi kendine "O senin kardeşin sayılır, uykusuzluktan saçmalıyorsun" diye telkinler veriyordu ama içindeki o karanlık huzursuzluk bir türlü dinmiyordu.
Tam o sırada cebindeki telefon titredi. Ekrandaki loş ışık karanlık salonu aydınlattı. Tuna derin bir nefes alıp telefonu eline aldı. Artık kaçacak gücü de, direnme isteği de kalmamıştı.
Anonim: Yatakta dönüp durduğunu görür gibiyim.
Anonim: Yine hangi bah bahanelerin arkasına saklanıp kendini kandırmaya çalışıyorsun bakalım?
Anonim: Oysa tek yapman gereken şey... Parmaklarını serbest bırakmak ve bana teslim olmak.
Tuna ekran karşısında sertçe yutkundu. Yıllardır koruduğu o mesafeli, kontrolcü adamın surları ilk kez bu kadar ciddi bir şekilde çatlıyordu. Telefonu sıkıca kavradı ve parmakları bu kez savunmaya geçmek yerine flörte kapı aralayarak klavyede gezindi.
Tuna: Teslim olursam ne olacak peki?
Tuna: Beni bu kadar kışkırtıp aklımı başımdan aldıktan sonra sadece ekran arkasında mı kalacaksın?
Anonim: Bak sen... Kontrolcü Tuna direksiyonu bırakmaya mı karar verdi yoksa?
Anonim: Sorunun cevabına gelince... Ekran arkası sadece bir başlangıçtı.
Anonim: Seni adım adım bana acıkacak hale getirmeyi seviyorum. Dudaklarının kuruduğunu, beni düşündükçe nefesinin değiştiğini bilmek hoşuma gidiyor.
Tuna koltukta hafifçe dikleşti. İçindeki o tehlikeli heyecan tüm vücuduna yayılıyordu. Dün geceye kadar direnen adam gitmiş, yerine bu gizemli oyunun hazzına kendini kaptıran biri gelmişti.
Tuna: Zaten yeterince acıktırdın.
Tuna: Her gece rüyalarıma giriyorsun. Aklımı o kadar darmadağın ettin ki artık etrafımdaki gerçekliği bile karıştırır oldum.
Anonim: Bu harika bir şey...
Anonim: Demek ki zihninde bana ayırdığın o karanlık oda artık tamamen benimle dolu.
Anonim: Şimdi söylesene bana Tuna... Yanımda olsaydın, şu an o karanlık salonda tam karşında otursaydım ne yapardın?
Tuna gözlerini kapattı. Zihninde beliren o silueti, dudakları ve tüy gibi dokunuşları hayal etti. Cevabı yazarken parmakları bile hafifçe titriyordu.
Tuna: Önce o cesur dilini sustururdum.
Tuna: Günlerdir zihnimle oynadığın her saniyenin hesabını sorardım sana. Bütün o özgüvenini, kucağımda nefessiz kalana kadar eritirdim.
Anonim: Hm... Tehlikeli sulara giriyorsun Tuna.
Anonim: Ama yalan söylemeyeceğim, bu halin beni inanılmaz tahrik ediyor.
Anonim: O zaman anlaşalım... Ben seni çıldırtmaya devam edeceğim, sen de bana teslim olmaya.
Tuna: Şartlar uygun.
Tuna: Ama bir gün karşıma çıktığında bu yazdıklarının arkasında durabilecek misin, onu göreceğiz.
Anonim: Hiç şüphen olmasın... O gün geldiğinde dizlerin bağlandığında beni çok daha iyi anlayacaksın.
Tuna mesajı okuduğu an koltuğun derisine parmaklarını gömdü. “Dizlerin bağlandığında beni çok daha iyi anlayacaksın.” cümlesi, zihninde bir kıvılcım gibi tutuştu. Gözlerini açtı. Karanlık salon hâlâ aynıydı ama içindeki gerilim artık kontrol edilemez noktadaydı.
Telefonu iki eliyle kavradı. Parmakları bir an tereddüt etti, sonra yazmaya başladı. Bu sefer savunma yoktu. Sadece kabul.
Tuna: Dizlerim bağlansın o zaman.
Tuna: Ama sen de hazır ol.
Tuna: Çünkü o gün geldiğinde sadece ben teslim olmayacağım.
Tuna: Sen de… benimle birlikte düşeceksin.
Ekranın diğer tarafında Bahar, yatağında dizlerini göğsüne çekmiş, telefonun ışığıyla aydınlanan yüzünde hafif bir gülümsemeyle oturuyordu. Tuna’nın bu kadar açık teslimiyeti… beklediğinden daha erken gelmişti. Kalbi hızlı atıyordu ama parmakları sakin, neredeyse zevkle hareket ediyordu.
Anonim: Düşmek mi?
Anonim: Ben zaten düştüm Tuna.
Anonim: Senin o soğuk, mesafeli duvarlarının ardına sızdığım günden beri.
Anonim: Şimdi sıra sende.
Anonim: O karanlık salonda… yalnızsın değil mi?
Anonim: Işıkları açma.
Anonim: Sadece dinle beni.
Tuna yutkundu. Ekrana baktı. Bir süre hiç hareket etmedi. Sonra yavaşça, boğuk bir sesle kendi kendine fısıldadı: “Dinliyorum.”
Parmakları klavyeye indi.
Tuna: Dinliyorum.
Tuna: Konuş.
Anonim: Gözlerini kapat.
Anonim: Beni karşında hayal et.
Anonim: Siyah ipek… omzumdan kaymış. Dizlerim senin dizlerinin arasında. Ellerim… gömleğinin düğmelerinde.
Anonim: Ne yaparsın Tuna?
Tuna başını koltuğun sırtına yasladı. Gözlerini gerçekten kapadı. Zihninde beliren siluet net değildi ama teni, nefesinin sıcaklığı, parmaklarının gömleğindeki baskısı… her şey canlıydı. Bir elini kendi boynuna götürdü, yavaşça aşağı kaydırdı.
Tuna: Ellerini tutardım.
Tuna: Bilekten. Sıkıca.
Tuna: “Yeterince oynadın” derdim.
Tuna: Sonra seni kucağıma çeker, o dilini… ağzımla sustururdum.
Anonim: Hmm…
Anonim: Sertmişsin.
Anonim: Ama beğendim.
Anonim: Devam et. Daha fazla anlat.
Anonim: Çünkü ben de… seninle birlikteyim şu an.
Bahar mesajı gönderirken kendi elini yavaşça göğsünden aşağı indirdi. Gözleri yarı aralıktı. Tuna’nın tarif ettiği her hareket, bedeninde karşılık buluyordu. Nefesi boğazında düğümlenmişti.
Tuna yeni mesajı okuduğunda çenesindeki kaslar gerildi. Artık geri dönüş yoktu. Yazarken parmakları bile daha hızlı hareket ediyordu.
Tuna: Seni kucağımda ezerdim.
Tuna: İpeği omzundan tamamen sıyırırdım.
Tuna: Boynunu, köprücük kemiğini, göğsünün o yumuşak başlangıcını… dilimle izlerdim.
Tuna: İnlerdin. Ama sesini kesmezdim.
Tuna: Çünkü günlerdir beni deli eden o sesi… duymak isterdim.
Anonim: Tuna…
Anonim: Durma.
Anonim: Daha derine.
Anonim: Beni tamamen ele geçir.
Tuna gözlerini açtı. Ekranın mavi ışığı yüzüne vuruyordu. Bir an için, az önce Bahar’ın parmaklarına dokunduğu o garip elektriği hatırladı. Kızın gözlerindeki o sarsıcı bakışı. “O senin kardeşin sayılır” diye kendi kendine fısıldadı ama cümle havada asılı kaldı. Zihni karışıktı. Anonim’in bedeniyle Bahar’ın bakışları bir an için üst üste binmişti.
Hızla o düşünceyi savurdu. Parmakları yeniden klavyeye gitti.
Tuna: Parmaklarımı içeri kaydırıyorum.
Tuna: Yavaş. Derin. Senin o inatçı özgüvenini eritene kadar.
Tuna: Bacakların titriyor.
Tuna: Nefesin boğazında düğümleniyor.
Tuna: Ve sen… hâlâ “kuralları ben koyuyorum” demeye çalışıyorsun.
Anonim: Demiyorum artık…
Anonim: Sadece… seninle birlikte bitiriyorum.
Anonim: Tuna… şimdi.
Anonim: Bırak kendini.
Mesajın ardından Bahar telefonu yastığa bıraktı. Gözlerini sımsıkı kapadı. Bedeni Tuna’nın tarif ettiği ritme teslim olmuştu. Dudaklarından kaçan boğuk bir inilti, odanın sessizliğini yardı.
Tuna ise koltuğun içinde gerildi. Bir eliyle telefonu sıkıca tutarken diğer eli kendi bedeninde hızlanmıştı. Gözleri yarı aralıktı. Zihninde sadece o isimsiz siluet, o siyah ipek ve o cümle vardı:
“Bırak kendini.”
Boşaldığında başı koltuğun sırtına düştü. Ağır, titreyen bir nefesle gözlerini açtı. Ekran hâlâ açıktı. Yeni bir mesaj gelmemişti.
Bir süre öylece kaldı. Sonra yavaşça, neredeyse fısıltıyla yazdı:
Tuna: Bu gece… tamamen teslim oldum.
Tuna: Artık saklanacak yerim kalmadı.
Tuna: Kim olduğunu öğrendiğimde…
Tuna: Bu geceyi unutturmayacağım sana.
Birkaç saniye sonra ekran aydınlandı.
Anonim: Unutturmana gerek yok.
Anonim: Çünkü o gün geldiğinde…
Anonim: Ben de unutmayacağım.
Anonim: İyi uykular Tuna.
Anonim: Rüyalarında… yine ben olacağım.
Mesajın ardından yazı baloncukları kayboldu. Tuna telefonu göğsüne bastırdı. Karanlık salonda uzun süre kıpırdamadan oturdu.
İçindeki savaş bitmişti.
Direnç… tamamen yıkılmıştı.
Ama yerine gelen şey, çok daha tehlikeliydi.
Tuna, kendi evine döndüğünde salondaki ışıkları bile açmadı. Ceketini koltuğun üzerine atıp kendisini soğuk deri koltuğa bıraktı. Zihni adeta bir savaş alanıydı. Bu gece evde Bahar’ın parmaklarına dokunduğunda hissettiği o garip elektriği, kızın gözlerindeki o sarsıcı bakışı unutmaya çalışıyordu. Kendi kendine "O senin kardeşin sayılır, uykusuzluktan saçmalıyorsun" diye telkinler veriyordu ama içindeki o karanlık huzursuzluk bir türlü dinmiyordu.
Tam o sırada cebindeki telefon titredi. Ekrandaki loş ışık karanlık salonu aydınlattı. Tuna derin bir nefes alıp telefonu eline aldı. Artık kaçacak gücü de, direnme isteği de kalmamıştı.
Anonim: Yatakta dönüp durduğunu görür gibiyim.
Anonim: Yine hangi bah bahanelerin arkasına saklanıp kendini kandırmaya çalışıyorsun bakalım?
Anonim: Oysa tek yapman gereken şey... Parmaklarını serbest bırakmak ve bana teslim olmak.
Tuna ekran karşısında sertçe yutkundu. Yıllardır koruduğu o mesafeli, kontrolcü adamın surları ilk kez bu kadar ciddi bir şekilde çatlıyordu. Telefonu sıkıca kavradı ve parmakları bu kez savunmaya geçmek yerine flörte kapı aralayarak klavyede gezindi.
Tuna: Teslim olursam ne olacak peki?
Tuna: Beni bu kadar kışkırtıp aklımı başımdan aldıktan sonra sadece ekran arkasında mı kalacaksın?
Anonim: Bak sen... Kontrolcü Tuna direksiyonu bırakmaya mı karar verdi yoksa?
Anonim: Sorunun cevabına gelince... Ekran arkası sadece bir başlangıçtı.
Anonim: Seni adım adım bana acıkacak hale getirmeyi seviyorum. Dudaklarının kuruduğunu, beni düşündükçe nefesinin değiştiğini bilmek hoşuma gidiyor.
Tuna koltukta hafifçe dikleşti. İçindeki o tehlikeli heyecan tüm vücuduna yayılıyordu. Dün geceye kadar direnen adam gitmiş, yerine bu gizemli oyunun hazzına kendini kaptıran biri gelmişti.
Tuna: Zaten yeterince acıktırdın.
Tuna: Her gece rüyalarıma giriyorsun. Aklımı o kadar darmadağın ettin ki artık etrafımdaki gerçekliği bile karıştırır oldum.
Anonim: Bu harika bir şey...
Anonim: Demek ki zihninde bana ayırdığın o karanlık oda artık tamamen benimle dolu.
Anonim: Şimdi söylesene bana Tuna... Yanımda olsaydın, şu an o karanlık salonda tam karşında otursaydım ne yapardın?
Tuna gözlerini kapattı. Zihninde beliren o silueti, dudakları ve tüy gibi dokunuşları hayal etti. Cevabı yazarken parmakları bile hafifçe titriyordu.
Tuna: Önce o cesur dilini sustururdum.
Tuna: Günlerdir zihnimle oynadığın her saniyenin hesabını sorardım sana. Bütün o özgüvenini, kucağımda nefessiz kalana kadar eritirdim.
Anonim: Hm... Tehlikeli sulara giriyorsun Tuna.
Anonim: Ama yalan söylemeyeceğim, bu halin beni inanılmaz tahrik ediyor.
Anonim: O zaman anlaşalım... Ben seni çıldırtmaya devam edeceğim, sen de bana teslim olmaya.
Tuna: Şartlar uygun.
Tuna: Ama bir gün karşıma çıktığında bu yazdıklarının arkasında durabilecek misin, onu göreceğiz.
Anonim: Hiç şüphen olmasın... O gün geldiğinde dizlerin bağlandığında beni çok daha iyi anlayacaksın.
Tuna mesajı okuduğu an koltuğun derisine parmaklarını gömdü. “Dizlerin bağlandığında beni çok daha iyi anlayacaksın.” cümlesi, zihninde bir kıvılcım gibi tutuştu. Gözlerini açtı. Karanlık salon hâlâ aynıydı ama içindeki gerilim artık kontrol edilemez noktadaydı.
Telefonu iki eliyle kavradı. Parmakları bir an tereddüt etti, sonra yazmaya başladı. Bu sefer savunma yoktu. Sadece kabul.
Tuna: Dizlerim bağlansın o zaman.
Tuna: Ama sen de hazır ol.
Tuna: Çünkü o gün geldiğinde sadece ben teslim olmayacağım.
Tuna: Sen de… benimle birlikte düşeceksin.
Ekranın diğer tarafında Bahar, yatağında dizlerini göğsüne çekmiş, telefonun ışığıyla aydınlanan yüzünde hafif bir gülümsemeyle oturuyordu. Tuna’nın bu kadar açık teslimiyeti… beklediğinden daha erken gelmişti. Kalbi hızlı atıyordu ama parmakları sakin, neredeyse zevkle hareket ediyordu.
Anonim: Düşmek mi?
Anonim: Ben zaten düştüm Tuna.
Anonim: Senin o soğuk, mesafeli duvarlarının ardına sızdığım günden beri.
Anonim: Şimdi sıra sende.
Anonim: O karanlık salonda… yalnızsın değil mi?
Anonim: Işıkları açma.
Anonim: Sadece dinle beni.
Tuna yutkundu. Ekrana baktı. Bir süre hiç hareket etmedi. Sonra yavaşça, boğuk bir sesle kendi kendine fısıldadı: “Dinliyorum.”
Parmakları klavyeye indi.
Tuna: Dinliyorum.
Tuna: Konuş.
Anonim: Gözlerini kapat.
Anonim: Beni karşında hayal et.
Anonim: Siyah ipek… omzundan kaymış. Dizlerim senin dizlerinin arasında. Ellerim… gömleğinin düğmelerinde.
Anonim: Ne yaparsın Tuna?
Tuna başını koltuğun sırtına yasladı. Gözlerini gerçekten kapadı. Zihninde beliren siluet net değildi ama teni, nefesinin sıcaklığı, parmaklarının gömleğindeki baskısı… her şey canlıydı. Bir elini kendi boynuna götürdü, yavaşça aşağı kaydırdı.
Tuna: Ellerini tutardım.
Tuna: Bilekten. Sıkıca.
Tuna: “Yeterince oynadın” derdim.
Tuna: Sonra seni kucağıma çeker, o cesur dilini… ağzımla sustururdum.
Anonim: Hmm…
Anonim: Sertmişsin.
Anonim: Ama beğendim.
Anonim: Devam et. Daha fazla anlat.
Anonim: Çünkü ben de… seninle birlikteyim şu an.
Bahar mesajı gönderirken kendi elini yavaşça göğsünden aşağı indirdi. Gözleri yarı aralıktı. Tuna’nın tarif ettiği her hareket, bedeninde karşılık buluyordu. Nefesi boğazında düğümlenmişti.
Tuna yeni mesajı okuduğunda çenesindeki kaslar gerildi. Artık geri dönüş yoktu. Yazarken parmakları bile daha hızlı hareket ediyordu.
Tuna: Seni kucağımda ezerdim.
Tuna: İpeği omzundan tamamen sıyırırdım.
Tuna: Boynunu, köprücük kemiğini, göğsünün o yumuşak başlangıcını… dilimle izlerdim.
Tuna: İnlerdin. Ama sesini kesmezdim.
Tuna: Çünkü günlerdir beni deli eden o sesi… duymak isterdim.
Anonim: Tuna…
Anonim: Durma.
Anonim: Daha derine.
Anonim: Beni tamamen ele geçir.
Tuna gözlerini açtı. Ekranın mavi ışığı yüzüne vuruyordu. Bir an için, az önce Bahar’ın parmaklarına dokunduğu o garip elektriği hatırladı. Kızın gözlerindeki o sarsıcı bakışı. “O senin kardeşin sayılır” diye kendi kendine fısıldadı ama cümle havada asılı kaldı. Zihni karışıktı. Anonim’in bedeniyle Bahar’ın bakışları bir an için üst üste binmişti.
Hızla o düşünceyi savurdu. Parmakları yeniden klavyeye gitti.
Tuna: Parmaklarımı içeri kaydırıyorum.
Tuna: Yavaş. Derin. Senin o inatçı özgüvenini eritene kadar.
Tuna: Bacakların titriyor.
Tuna: Nefesin boğazında düğümleniyor.
Tuna: Ve sen… hâlâ “kuralları ben koyuyorum” demeye çalışıyorsun.
Anonim: Demiyorum artık…
Anonim: Sadece… seninle birlikte bitiriyorum.
Anonim: Tuna… şimdi.
Anonim: Bırak kendini.
Mesajın ardından Bahar telefonu yastığa bıraktı. Gözlerini sımsıkı kapadı. Bedeni Tuna’nın tarif ettiği ritme teslim olmuştu. Dudaklarından kaçan boğuk bir inilti, odanın sessizliğini yardı.
Tuna ise koltuğun içinde gerildi. Bir eliyle telefonu sıkıca tutarken diğer eli kendi bedeninde hızlanmıştı. Gözleri yarı aralıktı. Zihninde sadece o isimsiz siluet, o siyah ipek ve o cümle vardı:
“Bırak kendini.”
Boşaldığında başı koltuğun sırtına düştü. Ağır, titreyen bir nefesle gözlerini açtı. Ekran hâlâ açıktı. Yeni bir mesaj gelmemişti.
Bir süre öylece kaldı. Sonra yavaşça, neredeyse fısıltıyla yazdı:
Tuna: Bu gece… tamamen teslim oldum.
Tuna: Artık saklanacak yerim kalmadı.
Tuna: Kim olduğunu öğrendiğimde…
Tuna: Bu geceyi unutturmayacağım sana.
Birkaç saniye sonra ekran aydınlandı.
Anonim: Unutturmana gerek yok.
Anonim: Çünkü o gün geldiğinde…
Anonim: Ben de unutmayacağım.
Anonim: İyi uykular Tuna.
Anonim: Rüyalarında… yine ben olacağım.
Mesajın ardından yazı baloncukları kayboldu. Tuna telefonu göğsüne bastırdı. Karanlık salonda uzun süre kıpırdamadan oturdu.
İçindeki savaş bitmişti.
Direnç… tamamen yıkılmıştı.
Ama yerine gelen şey, çok daha tehlikeliydi.