Ders aralarında kampüsün üzerindeki o tatlı telaş devam ederken, kütüphanenin arka bahçesindeki sakin masalardan birine geçmişlerdi. Burak, ders notlarını fotokopi çektirmek için fotokopiciye kadar gitmiş, Ceren de tam o sırada "Meyve suyu almaya gidiyorum" diyerek Burak’ın peşine takılmıştı. Masada sadece Tuna ve Bahar kalmıştı.
Tuna, önündeki çizim paftasının üzerine eğilmiş, pergel ve cetvelle son düzeltmeleri yapıyordu. Ama aklı bir saniye bile yerinde değildi. Cebindeki telefon adeta kor bir ateş gibi bacağını yakıyordu. Az önce gelen mesajlar, kampüsün ortasındaki o izlenme hissi şakaklarını zonklatıyordu.
Bahar ise oturduğu ahşap bankta bacak bacak üstüne atmış, kahve bardağını iki eliyle kavramış bir şekilde Tuna’yı izliyordu. Tuna’nın o gergin, kasılmış omuzları, ara sıra derin nefes alıp saçlarını geriye atışı Bahar’ın içini kıpır kıpır ediyordu.
Bahar hafifçe öne doğru eğildi. Sesi son derece masum, yumuşak ve merak doluydu.
"Tuna abi..." dedi sakince. "İyi misin sen? Günlerdir üstünde garip bir gerginlik var. Proje yüzünden mi bu kadar streslisin?"
Tuna, sesin geldiği tarafa doğru başını kaldırdı. Karşısında oturan kızın gözlerindeki o katıksız, temiz merakı gördüğünde içindeki o karanlık karmaşa bir anlığına durulur gibi oldu. Bahar onun gözünde hep korunması gereken, bu tarz kirli ve karmaşık oyunlardan fersah fersah uzak bir kız çocuğuydu.
"İyiyim fıstık," dedi Tuna, sesine zoraki bir sakinlik katarak. "Projeler biraz sıkıştırdı sadece. Bir de kafam dağınık bu aralar, takılma sen bana."
"Çok çalışıyorsun ama," dedi Bahar, kahvesinden bir yudum alırken. Bakışlarını Tuna’nın gözlerinden ayırmadan ekledi. "Bazen insan kendini bu kadar zorlamamalı. Zihnini dinlendirmen gerekiyordur belki de..."
Tuna hafifçe gülümsedi. Bahar’ın bu samimi samimiyeti, zihnindeki o anonim kadının cüretkar ve karanlık oyunlarıyla o kadar zıt bir kutuptaydı ki... Tuna tam "Doğru söylüyorsun" diyecekken cebindeki telefon yine o tanıdık, ritmik titreşimle sarsıldı.
Tuna’nın gülümsemesi yüzünde dondu. Bakışları anında ciddileşti. Masanın altından telefonunu çıkarıp ekranı hafifçe araladı.
Anonim: Birilerinin sana zihnini dinlendirmeni tavsiye etmesi ne kadar sevimli...
Anonim: Ama ikimiz de biliyoruz ki senin zihnini benden başka hiçbir şey dinlendiremez Tuna.
Anonim: Ya da daha doğrusu... Beni düşünmekten zihnini bir an bile dinlendiremezsin.
Tuna’nın boğazı kurudu. Gözleri ekrandaki yazılara kilitlenmişken sırtından aşağı soğuk bir ter süzüldü. Anonim kız az önce Bahar’ın söylediği cümleye atıfta bulunmuştu!
Tuna başını hızla telefonundan kaldırıp etrafına bakındı. Kalbi göğüs kafesini dövüyordu. Bu kadın gerçeğin de ötesinde bir yerlerdeydi; belki şu an hemen arkalarındaki çınarın altındaydı, belki kütüphanenin penceresinden onları izliyordu. Onları duyabileceği ya da görebileceği kadar yakınlarındaydı!
Tuna’nın parmakları klavyede öfkeyle gezindi.
Tuna: Sen şu an neredesin?!
Tuna: Yakınımdasın biliyorum. Sınırı çok fazla aşıyorsun, çık karşıma artık!
Anonim: Sakin ol Tuna... Kalp ritmin buraya kadar geliyor.
Anonim: Karşına çıkacağım zamanı ben seçeceğim.
Anonim: Şimdilik sadece etrafına bak ve beni aramaya devam et. Bu çaresiz halin seni çok daha çekici kılıyor.
Tuna dişlerini o kadar sert sıktı ki çene kemikleri sızladı. Telefonu sertçe cebine atıp ayağa kalktı. Şakaklarını ovarken gözleri bahçedeki öğrencilerin üzerinde çaresizce gezindi.
Tam o sırada Bahar, masanın üzerinden uzanıp hafifçe Tuna’nın koluna dokundu. O küçük, narin parmakların temasıyla Tuna irkilerek Bahar’a döndü.
"Tuna abi?" dedi Bahar, gözlerinde endişeli bir ifadeyle. "Gerçekten iyi misin? Bir şey mi oldu telefonuna bakınca?"
Tuna, armut dibine düşer misali tam karşısında duran bu masum kızın eline baktı, sonra gözlerine. Zihnindeki anonim kadının yarattığı o tehlikeli fırtına ile Bahar’ın bu dingin, korumacı dokunuşu arasında sıkışıp kalmıştı.
"Yok bir şey Bahar," dedi Tuna, sesi boğuk çıkmıştı. "Ben... bir hava alayım."
Tuna masadan uzaklaşırken, Bahar arkasından bakıp hafifçe arkasına yaslandı. Masanın altındaki elinde tuttuğu telefonun ekranı yavaşça karardı. Yüzünde, kimsenin göremediği o küçük, zafer dolu gülümseme belirdi.