İçeriğe geç

BİR KIŞ GECESİ

Bölüm 6 · 6 dk okuma

BİR KIŞ GECESİ

Bölüm 6

BÖLÜM 6

BÖLÜM 6

İSTANBUL

Çınar, öğrendiği haber ile ilk uçukla İstanbul ‘a iniş yapmıştı. Annesi, babası gibi değildi ve tabi ki ona bir şey olsun istemezdi. Hızlıca havaalanından çıkıp ilk gördüğü taksiye bindi.

Annesinin yatırıldığı hastaneye doğru yol aldı. Onu arayan evlerindeki çalışan ablaydı. Küçüklüğünden beri Çınar ‘a bakmıştı. Birbirlerini de çok severlerdi. Biraz trafikte olsa en sonunda hastaneye gelebilmişti. ‘’ Yıldız kaya. ‘’

‘’ İkinci kat / yoğun bakım. ‘’ asansöre binip odanın olduğu kata çıktı. Sağ tarafa baktığında kapının önünde duran Hayriye teyzesini gördü. ‘’ Hayriye Teze. ‘’ Çınar ‘ın sesini duyduğunda hızlıca ayağa kalktı. Çınar, kollarını sardı. ‘’ Paşam. ‘’ dedi sesi ağlamaklı çıkıyordu.

‘’ Annem nasıl? ‘’ diye sordu sarılırken. Hayriye, geri çekildiğinde tekrar sordu. ‘’ Nasıl oldu? Ya da şöyle sorayım. Ne oldu? ‘’ kadın, başını öne eğdi.

‘’ Hayriye Teyze? ‘’

Odanın kapısı açıldığında kafalarını oraya çevirdiler. Çınar ‘ın babası Metin ‘di.

‘’ Gelebilmişsin? ‘’ dedi alayla. Çınar sabır istercesine iç çekip öne doğru adım attı. ‘’ Annemi göreceğim. ‘’ babası, kolunu tuttuğunda duraksadı. ‘’ Konuşacağız. ‘’ hızla kolunu babasının elinden kurtardı. ‘’ Annemi göreceğim. ‘’ babasını geçip, yoğun bakımın önüne geldi.

İçeride ise hemşire vardı. Çıktığında hemşireyi durdurdu. ‘’ Durumu nasıl? ‘’ diye sordu hemşireye. ‘’ Şuan durumu iyi ama buraya geldiğinde iyi değildi. Değerlerinin çoğunu normale getirebildik ama kalp krizi geçirme riski yüksek. ‘’

‘’ Anladım, teşekkürler ‘’ Sinirle babasına döndü. ‘’ Ne yaptın? ‘’ dedi babasının karşısına geçerek. ‘’ Ben bir şey yapmadım. ‘’ dedi rahatlıkla. ‘’ Benim Annem niye bu halde o zaman? ‘’ diye bağırdı Çınar. Bir eli yoğun bakımı gösterirken.

‘’ Sesinin tonu dikkat. ‘’ dedi. Babası sesi baskındı. ‘’ Ne kadar kaçıp gitsen de ben senin babanım. Sen ne kadar istemesen de. ‘’

‘’ Neden acaba? ‘’ dedi Çınar alayla.

‘’ Hani o çok düşündüğün anan var ya? ‘’ dedi alayla babası ardından devam etti. ‘’ Senin yüzünden bu halde. ‘’

Anlamayarak kaşlarını çattı Çınar. Gözleri Hayriye teyzesine kaymıştı. Göz göze geldiklerinde kaşlarını kaldırdı kadın, Metin ‘in söylediklerine karşıt gibi.

‘’ Ne demek benim yüzümden? ‘’

‘’ Sen kaçtın, gittin. Bizi terk ettin. Hala seni savunuyor bana. Seni koruyor. Akıllanamadı. Yok! İlle sen! ‘’ küçümseyerek süzdü oğlunu. ‘’ Ne var ise sende. Başarısız, bir bok beceremeyen bir evlat işte. ‘’

‘’ Sonra fenalaştı işte. Ben sana haber vermezdim de sayıklamış Hayriye ‘ye o yüzden buradasın. ‘’ Hayriye ‘ye dik dik bakmayı da ihmal etmemişti. Ardından Çınar ‘ın konuşmasına müsaade etmeden asansöre bindi.

Çınar, babasının gitmesiyle kapının önünde duran koltuklara oturdu. Hayriye, Çınar ‘ın yanına oturup sırtını sıvazladı. Hayatı boyunca o evde Hayriye destek olurdu Çınar ‘a kendi oğlu gibi davranırdı ona. Çoğu zaman ona annesinin, babasının hiç yapmadığı ebeveynliği yapardı.

Koltukta yarı uyur gibiydi. ‘’ Çınar, hadi kalk yavrum. Odada ki koltuğa yat. ‘’ Çınar, anlamaz bir şekilde kafasını sallayıp kalktı. Babası kendileri için ayarlatmıştı. Odaya girdiğinde pencerenin önünde duran koltuğa uzandı. Uykusu vardı ama uyuyamıyordu.

Rahatsız hissediyordu kendini.

Burada olmaktan, bulunmaktan, öyle bir his kapladı vücudunu.

Berfu ‘nun yanında olmak istedi, gözünü kapattığında onun yanına ışınlanmak istedi.

Sırt üstü koltuğa uzandı, gözleri ile tavanı seyrederken Berfu’yu düşünmeye başladı istemeden. Telefonunu eline aldığında ona mesaj atmak istedi. Fakat saatini fark edince vazgeçti.

Gece boyunca, uyup uyanmıştı. Zorla sabahı sabah ettikten sonra annesi kendine gelmişti. Doktoru hemşireler ile birlikte kontrole gelmişlerdi. Hala kalp krizi riski vardı. Babası ne gece gelmişti ne de sabah ortalarda yoktu. Zaten onu görmemek Çınar için daha iyiydi. Kapı açıldığında Hayriye Hanım, evden kahvaltılık sandviçler hazırlayıp getirmişti.

Odada sessizlik hâkimken Çınar ‘ın telefonundan gelen bildirim sesi kısa süreliğine ses etmişti. Telefonunu açıp baktığında Berfu ‘dan gelen bir mesaj olduğunu gördü.

KAR TANESİ;

‘’ Günaydın, nasılsın? ‘’ yazıyordu. Gülümseyerek cevap verdi.

‘’ Günaydın, iyim sen? ‘’ yazıp gönderdi.

Kar Tanesi; ‘’ iyim, senin evinden geliyorum bende… Orada durumlar nasıl? ‘’ Onu düşünmesi Çınar ‘ın hoşuna gitmişti.

‘’ Teşekkür ederim, idare eder. ‘’ yazdı. Dünküler aklına geldiğinde ekledi. ‘’ Galiba. ‘’

‘’ Annenin durumu nasıl? ‘’

‘’ Yoğun bakımda. Babam yüzünden. Galiba daha çok benim. ‘’

‘’ O da ne demek? ‘’

‘’ Kavga etmişler. Konu benmişim. ‘’ bunu yazdığında telefonu koltuğa bıraktı. Elini istemsizce ensesine götürdü. Gelen mesaj ile kafasını telefona çevirdi.

‘’ Sen baban yüzünden onlardan kaçtın. Annen istese seni de alıp babandan uzak tutabilirdi ya da bunların yaşanmasını engelleyebilirdi. O bunun kendi seçimi. İnsanların kendi seçimlerinden dolayı yaşadıkları şeyler, kendileri yüzündendir. Senin değil. Bunu gelince daha detaylı konuşuruz olur mu? Lütfen, dediklerime dikkat et. ‘’

Evet, haklıydı. Çınar, hiç bu açıdan bakmamıştı. Dünden beri gergin ve stresliydi ama Berfu ona iyi gelmişti.

‘’ Teşekkür ederim. Görüşmek üzere. ‘’ telefonu kapatıp, kafasını çevirdiğinde asansörden inen babasını gördü. Gözlerini devirmeden edememişti. O da farksız sayılmazdı, gözlerini dikip bakarken yanlarına geldi. Hayriye Teyze yanında duruyordu. Ona döndü. ‘’ Ben bahçeye çıkıyorum. ‘’ hızlıca babasının yanından geçip merdivenlerden indi.

Bahçeye çıktığı an, ciğerleri temiz hava ile dolmuştu. İyi gelmişti. Kasabadaki hava gibi olamazdı tabi. Bura gibi değil orası. Banka oturdu. Babası yukarıdayken kolay kolay çıkamazdı.

❄

AMBERLYN KASABASI

Yine klasik bir sabah rutini gerçekleştirmişti Berfu. Kalkmış, üzerini değiştirmiş kedisine mama ve suyunu koyduktan sonra, Çınar ‘ın evine gitmişti. Onun köpeği ile de ilgilendikten sonra kahvaltısını etmişti.

Kahvaltıdan sonra bilgisayarını açıp işinin başının başına geçmişti. Onun dışında günleri çok sıkıcı geçiyordu. İşi bittikten sonra dışarıya çıkmıştı. Market alışverişi yapacaktı. Yürüyerek gidip gelecekti.

Eli kolu dolu eve geri dönerken derin düşüncelere dalmıştı Berfu ve aslında şunu fark etmişti; Çınar, o gün orada ona yardım etmeseydi kimsesiz olduğunu.

Tek başına olduğunu…

Yapayalnız olduğunu iliklerine kadar hissediyordu.

Ailesi yoktu, annesi, babası yoktu. Bir kedisi vardı. Birde Çınar. Onun köpeğini de unutmamak lazım.

Berfu ‘nun tek yoldaşı Çınar ‘dı.

Bu gerçeklik Çınar gittiğinden beri yüzüne vuruyordu. Eve geldiğinde poşetleri mutfağa bırakıp salona geçti. Koltuğa oturup ayaklarını kendine çekti.

Gözleri solunun her bir köşesinde gezdi. Ailesi ile olan anılar canlanıyordu gözünde. İlk geldiği günde aynı şeyleri hissetmişti ama yavaş yavaş hayatına dâhil olan Çınar, ilk günlerde bile bu hissi ortadan kaldırmıştı.

Kendine gelip, mutfağı toparladıktan sonra yemeğini pişirmişti. Tekrardan bilgisayarın önüne oturdu. Birkaç gündür aklına gelen fikrin üzerinde çalışmalar yapıyordu. Sitesinin ayarlamalarında eklemeler yapacaktı. Haberlerini Türkçe girmenin yanında birde yabancı dil versiyonu da yapmayı düşünüyordu.

İngilizcesi vardı, bazı haberleri çevirerek kendini daha da geliştirmeye başlamıştı. Ekrana bakmaktan vücudu ağrımaya başlamıştı. Acıktığını hissettiği içinde yemeğini ısıtmaya başlamıştı. Anlık gelen bir cesaret ile taslakta duran yabancı dil haberini siteye yükledi.

Siteye girildiğinde Türkçe ve İngilizce seçenekleri vardı artık. Berfu’nun haber içeriği oldukça zenginleşmişti. Çınar ile bugün hiç konuşmadığı aklına gelmişti. Telefonunu açıp mesaj yazmaya başladı.

‘’ Selam, Nasılsın? ‘’ yazdığını atacakken silmeye karar vermişti. Geçen sabah zaten Berfu yazmıştı ona. Belki de yazmasını istemiyordu Çınar. İstese yazardı. Ya da yoğundu? Rahatsız etmemek için atmamıştı mesajı. Telefonunu kapatıp ısınan yemeğini yemek için tabağına koydu. Yemeğini yedikten sonra biraz daha oyalanmıştı. Duygu durumu bugün çok karışıktı. O yüzden uyumak istiyordu. Karameli yanına aldıktan sonra beraber uykuya daldılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.