İçeriğe geç

Bir Kaset Hikayesi

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Bir Kaset Hikayesi

Bölüm 2

Kasetin Şarkıları

Melis, eve vardığında paltosunu askıya astı, çantasını koltuğun üzerine fırlattı ve mutfağa geçti. Ellerini ovalayarak biraz ısıttı, ardından çay suyunu ocağa koydu. Havanın kasveti evin içini de sarmıştı; duvarlar soğuktu, pencere kenarları buğulu. Fakat cebinde taşıdığı o küçük obje—“Sana” yazılı kaset—içinde tarifsiz bir sıcaklık yaratıyordu. Salonun köşesinde duran eski walkman’ini çekmeceden çıkardı. Lise yıllarından kalma, artık neredeyse antika sayılacak bir aletti. İçine pillerini taktıktan sonra kaseti yerleştirdi. Kulaklıkları takarken bir an durdu. “Hazır mıyım?” diye sordu kendine sessizce. Kasetin ilk tıkırtısı kalbinde bir titreşim gibi yankılandı. Ardından müzik başladı. İlk parça tanıdıktı: The Cranberries – “Linger”. Hafif hüzünlü ama yumuşak. Şarkının melodisi, yıllar öncesinden yankılanıyormuş gibiydi. Melis gözlerini kapadı ve kendini şarkının içine bıraktı. Dolores’in sesi, duvarları aşıp geçmişin odalarına götürüyordu onu. Sözlerin arasında bir hikâye gizli gibiydi. Melis bunu hemen hissetti. Bu bir rastgele seçim değildi; bu kaset, duygularla örülmüş bir mektuptu. İkinci parça geldi: Mor ve Ötesi – Sabahın Köründe. Melis gülümsedi. Demek ki kaseti hazırlayan sadece yabancı şarkılarla değil, Türkçe parçalarla da duygularını anlatmıştı. Bu bir karışım değil, bir yolculuktu. Her şarkı bir adım, her melodi bir iz bırakıyordu. Defterini aldı, kalemini eline geçirdi ve kasetteki her şarkının altına birer not düşmeye başladı. 1. Parça: Linger – İlk görüşte kalp çarpıntısı. 2. Parça: Sabahın Köründe – Birlikte geçirilen gecelerin yankısı. Üçüncü parça başladığında kalbinde bir sıkışma hissetti. Mazhar Fuat Özkan – Güllerin İçinden. Bu şarkı, bir dönemin aşk mektubuydu adeta. Sözler, bir özlemi anlatıyordu. Şarkının ortasında gözleri doldu; bu bir aşkın yavaş yavaş nasıl büyüdüğünü anlatıyordu sanki. Kendini koltuğa bıraktı, başını arkalığa yasladı. Gözlerini tavana dikmişti ama zihni başka bir yerdeydi. Sanki bir sinema filmi izliyor gibi hissediyordu—oyuncularını bilmediği ama sahnelerini müziğin yönettiği bir film. Dördüncü parça sertti: Pearl Jam – Black. Melis’in içinde bir şey düğümlendi. Bu parça bir dönüm noktasıydı. Aşkın içinde bir çatlak, bir kırılma. “I know someday you'll have a beautiful life, I know you'll be a star…” sözleriyle gözyaşları istemsizce süzüldü yanaklarından. X. Kasetin bu noktasında Melis artık sadece dinlemiyordu; empati kuruyordu. Bu kaseti hazırlayan kişi, belli ki sevmişti, derinlemesine. Ama aynı zamanda kaybetmişti. Ve bu kaset, o kaybın yankısıydı .Beşinci parça başladığında —Şebnem Ferah – Sil Baştan— Melis, not defterini yavaşça kapattı. “Sil baştan başlamak gerek bazen…” sözleri o kadar içtendi ki, bu artık sadece bir şarkı değil, bir karar gibiydi. Kasetin A yüzü bittiğinde Melis uzun süre hareket etmedi. Walkman’in içinde mekanizma durduğunda odadaki sessizlik daha da derinleşti. Fakat Melis’in içinde yankılananlar hâlâ çınlıyordu. Ayağa kalktı, perdeyi aralayıp dışarı baktı. Yağmur durmuştu. Sokak lambaları su birikintilerinde parlıyordu. Gece sessizdi ama Melis’in içi ilk defa bu kadar ses doluydu. “Bu sadece bir kaset değil,” diye mırıldandı kendi kendine. “Bu bir hatırat. Birinin kalbine gömdüğü şeyleri, müzikle dışarı çıkarmış.” Düşünceleri Emre’ye kaydı. Dükkanın sahibine. Sert bakışlı, az konuşan, ama kasetin ‘satılık olmadığını’ söyleyecek kadar sahiplenen adam. Bu kaset onun geçmişinden izler taşıyordu, bu çok açıktı. Ama neden? Ve kiminle? Melis, defterine son bir cümle yazdı o gece: “Bu kasetin içinde bir aşk var. Ve ben o aşkı öğrenmek istiyorum”

Bölüm sonu

4 yorum