Kadıköy'ün Aralık yağmurları, sokakları griye boyamıştı. Asfaltın üzerinde biriken su birikintileri, kaldırım taşlarını ayna gibi yansıtıyordu. Hava pusluydu, ama alışıldık bir pus değil; 90’lı yılların kasvetli ama sıcak havası gibiydi—insanın içine işleyen ama nedensizce huzur veren cinsten. Melis, elindeki kitapla çantasını sıkı sıkıya kavrayarak Moda Caddesi’nden aşağı yürüyordu. Uzun gri paltosu yağmurdan ağırlaşmıştı, ama umrunda bile değildi. Üniversiteden yeni çıkmış, eve dönmeden önce uğramak istediği küçük bir dükkan vardı aklında. Plaklar, kasetler, tozlu raflar… Biraz geçmişe dokunmak istiyordu. Köşedeki eski dükkanın vitrininde büyük harflerle yazılmış “Retro Müzik Evi” tabelası duruyordu. Renkleri solmuştu, birkaç harfi düşmek üzereydi. Ama tam da bu yüzden seviyordu orayı. İçeride zaman durmuş gibiydi. Kapıyı itince yerinden çıkan ziliyle birlikte, eski bir Türkçe rock parçası duyuldu içeriden. Dükkanın sahibi, Emre, tezgahın arkasında bir kaseti sarıyordu. Başını kaldırmadan “Kapıyı kapatır mısın?” dedi, sert bir ses tonuyla. Melis, sesin sahibine kısa bir bakış attı. Emre, otuzlarına yaklaşmış gibi duran, uzun saçlarını at kuyruğu yapmış, yüzünde sakal gölgesiyle ilgisiz bir adamdı. Gözleri camın arkasından görünen gri gökyüzü gibi duruyordu—uzak, soğuk ama bir şekilde etkileyici. “Merhaba,” dedi Melis. “Sadece biraz bakınacağım.” Emre başını hafifçe salladı. Bu dükkana giren herkes müzik aşığı olmazdı ama o, ilk bakışta kimlerin ‘gerçekten’ aradığı şeyi bildiğini sezebilirdi. Melis’e biraz daha dikkatli baktı. Elindeki kitabın kenarından bir ayraç sarkıyordu: Kundera – Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği. Melis, raflar arasında dolaşırken, gözleri bir köşeye sıkışmış tozlu bir kutuya takıldı. Kutunun içinde eski karışık kasetler vardı. Her biri üzerine tükenmez kalemle yazılmış isimler, tarihler, bazılarında sadece bir harf… İçlerinden biri özellikle dikkatini çekti. Üzerinde sadece tek kelime yazıyordu: “Sana.” Kaseti eline aldı, ters çevirdi. Ne bir tarih, ne de başka bir bilgi vardı. Sadece bu iki hece. Sanki bir sır fısıldıyordu kulağına. “Bu ne kadar?” diye sordu, kaseti tezgaha götürürken. Emre, kasete baktı. Gözleri bir an duraksadı. Kaşları çatıldı. “O satılık değil.” Melis şaşırdı. “Ama kutuda duruyordu, diğerleriyle birlikte. Biri bırakmış galiba.” “Biri bırakmış, evet,” dedi Emre yavaşça. “Ama yıllar önce. Fark ettin mi, üzerinde tarih yok. Yani bu kaset... birine ait. Ya da bir zamana.” Melis gözlerini kasete dikti. “Belki de yeniden birine ait olabilir.” Bu cümle Emre’nin dudağında belirsiz bir kıpırtı yarattı. Gülümsedi mi, gülümsememeyi mi tercih etti, anlaşılmıyordu. “Al o zaman,” dedi sonunda. “Dinlersen, bana da söyle... ne anlattığını.” Melis kaseti çantasına koyarken bir heyecan hissetti. Belki de farkında olmadan bir hikâyenin ilk sayfasını çevirmişti. Yağmur dinmemişti ama sanki artık sesi daha melodikti. Dışarı çıktığında, Kadıköy’ün rüzgarı saçlarını savurdu. Gülümsedi.Kasette ne olduğunu bilmiyordu. Ama hissediyordu. Bir şey başlayacaktı.
Bölüm 1
Yağmur ve Müzik
Bölüm sonu
7 yorum
Harika askimmm
Yeni bölüm ne zaman?
YouTube ismin neee(unuttum o güzel hesabına bakcam)
1YanıtFatma Ecrin keleş kim.
1YanıtHarika olmuş(youtubeden geliyom
2YanıtHarikaaaaa
1YanıtOha cok iyi duruyoooooo
