(Melis’in Anlatımıyla) O sabah gözümü açtığımda, aklımdan çıkmayan tek şey vardı: o kaset. Bütün gece kulaklığımı çıkarmadan dinledim şarkıları. Her birinde başka bir iz, başka bir kelime, başka bir his saklıydı. Bu sadece rastgele seçilmiş parçaların toplamı değildi; bu bir anlatıydı. Belki bir itiraf, belki bir veda… Belki de bir zamanlar çok sevilmiş birinin ardından yazılmış gizli bir hikâye. Ama en çok kafama takılan şey Emre’nin bakışlarıydı. Kaseti elime alırken gözlerinde tanıdık bir hüzün vardı. Sanki o melodilerin içindeki kişiyi hâlâ bekliyordu. Ya da hiç unutamamıştı. Ben… bunu öğrenmeliydim. *** Günlerden cumartesiydi. Okul yoktu, yağmur da durmuştu. Çantama defterimi, kaseti ve eski walkman’imi koyup Kadıköy’ün ara sokaklarına indim. Emre’ye hemen gitmek istemedim. Önce başka birilerinden bir şeyler öğrenebilir miyim diye düşündüm. İlk durağım Moda’daki eski sahaf oldu. İçeri girince buram buram kitap kokusu karşıladı beni. Kalın yün hırkası ve kalın camlı gözlükleriyle yaşlı bir adam karşıladı beni. “Merhaba,” dedim biraz çekinerek. “Buyrun genç hanım,” dedi sıcak bir sesle. Kaseti uzattım. “Bunu tanıyor musunuz?” Adam gözlüğünü hafif yukarı itti, dikkatlice baktı. Sonra başını salladı. “İlginç. Bu kaset burada bırakılmıştı bir zamanlar. Belki de on sene önce…” Kalbim hızlandı. “Kim bıraktı? Tanıyor musunuz?” Adamın gözleri uzaklaştı, belli ki hafızasında arıyordu bir şeyleri. “Genç bir çocuktu. Sessizdi. Sık sık karışık kaset getirirdi. Üzerlerinde kısa notlar olurdu. Hep tek kelime: ‘Senin’, ‘Benden’, ‘Hiç’, ‘Sana’ gibi… Bu da onlardan biri.” Bu kelimeleri duyduğum an içimde bir ürperti hissettim. Bu kaset bir serinin parçası mıydı? Adam devam etti: “M.K. harfleri olan bir kolye takardı. Deri ceketli, ince uzun bir çocuktu. Not defteri taşırdı hep yanında. Bence yaşadıklarını yazıyordu.” M.K. Yani… benim baş harflerim. Bir an içim buz kesti. Belki sadece tesadüftü. Ama belki de değil. *** Sahafı teşekkür ederek terk ettikten sonra Moda sokaklarında yürümeye başladım. Hava kapalıydı ama yağmur yoktu. Adımlarım beni Moda Kültür Evi’nin yakınındaki dar bir sokağa getirdi. Tam köşe başında, duvara yapıştırılmış eski bir afiş gözümün ucuna ilişti. Sararmış, yırtılmıştı ama hâlâ okunabiliyordu: “90’lar Karışık Kaset Gecesi – 12 Mart 1996” Gözlerim afişte donup kaldı. Bu bir buluşmaydı. İnsanlar kasetlerini getirip hikâyelerini paylaşıyordu. O gecede Emre de olabilir miydi? Ya da kaseti hazırlayan kişi? Belki o gece bir şey yaşandı, bir şey koptu, belki de o gece başlayan bir hikâye hâlâ bitmemişti. Telefonumla afişin fotoğrafını çektim. Belki Kültür Evi’nde bu etkinlikle ilgili kayıtlar hâlâ vardır. Belki bir liste, bir fotoğraf, bir isim... Tam o sırada arkamda bir ayak sesi duydum. Döndüm—kimse yoktu. Ama içimde bir şey kıpırdadı. Sanki biri beni izliyordu. Ya da hayal gücüm fazlaca çalışıyordu artık. Ama sonra, sokak lambasının dibinde küçük bir not kağıdı gördüm. Nemden buruşmuştu ama hâlâ okunuyordu. “Her şey bir şarkıyla başladı, M.K. Ama hiçbir şarkı seni anlatamadı.” Adımın baş harflerini taşıyan bir nottu bu. Ve o anda fark ettim… Bu sadece bir kaset hikâyesi değil. Bu benimle de ilgili olabilir. ***
Bölüm 3
Kaset Gecesi ve M.K
