İçeriğe geç

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 8

00.32

En son vakti zamanında içinde benimde sallandığım tahta köy beşiği annemlerin yatağı yanına koyulmuştu. Sarı kırmızı renklerle boyalı, baş tarafında ki çubuklara halkalar geçirilmiş, yay gibi kıvrılıp içe doğru bükülmüş ayaklarında benekler olan bir beşikti. İçine yerleştirilmiş el dikimi yatağın baş tarafında, içe doğru bir muska iliştirilmişti. Gözümde öyle sevimli bir görüntüsü vardı ki o an bile içine yatıp sallanmak istemiştim. İçine zor sığmış, ayaklarım dışarı taşıp aşağı sarkmış olsa da amcam beni kırmamıştı.

O beşiği gördüğüm andan itibaren artık elimde ki en önemli işe odaklanabilirdim. Bu önemli işim de, kardeşimin olacağı haberini aldığım gün bulduğum ikiz fındıkla birlikte, diğer fındıklarımı boyamak, birleştirip bir oyuncak haline getirmek, böylece kardeşimin ilk oyuncağını yapmaktı. Bu yüzden Esma bizde olduğu vakitler bile oyun tekliflerini kabul etmiyor, yanıma sokulmalarına tepki vermiyordum.

Onda olmayan bir şeye sahip olmanın getirdiği üstünlük duygusuyla, özellikle o yanımdayken bu işle uğraşmaya hevesli olduğumu da itiraf ediyorum. Herhâlde bu, benim, onun ablasıyla olan ilişkisine dair hissettiklerime benzer şeyler hissettiğini düşünmekten kaynaklanıyordu. Ama beni anlamalısın. O zamanlar çocukluğumuzun en masum çekişmeleriydi bunlar.

Yeniden yaz gelmişti. Babam gitmek için araba bulduğundan bahsediyor, annem eski küçük bir valize eşyalar koyuyordu. Nereye gittiğini sorduğumda nihayet beklediğim zamanın geldiğini söyledi. Yarın dört gözle beklediğim kardeşimi almaya gidip, sonra hemen döneceklermiş.

Normalde su gibi akıp giden zaman bir şey beklemeye başladığında nasıl da eziyet eder gibi yavaşlar.

Annemin bana bunun müjdesini vermesinden itibaren böyle bir yavaşlığın içine düştüm. Annemlerin bir an önce gidip gelmeleri için bir türlü yarın olmuyordu. Bir içeri bir dışarı girip çıkıyor, minderlerden kendime ev yapıyor, evin başındaki yolda, az ötede olan dereye gidip geliyordum. Normalde yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım şeyleri yapıyordum ancak bu sefer işe yaramıyor zaman bir türlü hızlanmıyordu.

Sonunda annem, akşam yemeğini yedikten sonra en etkili yolu önermişti. Hemen uyumak. Böylece, uyandığımda yarın olmuş olacaktı. Bu fikrin çekiciliği ile derhal yatağıma koşmuştum. Aklımda hemen uyumak olsa da gözlerim bir türlü kapalı duramıyor, uykum yokken sabit durmaya alışkın olmayan bedenim sürekli dönüp duruyordu. Bir süre sonra kafamdan geçen bir sürü alakasız şeyi düşünürken, bir hayalden başka bir hayale atlarken uyuyakalmışım. Gözlerimi açtığımda kendime gelmemle sabah olduğunu fark edip oturma odasına koşmam bir olmuştu.

Ancak gözüme hiçbir değişiklik görünmüyordu. Herkes kahvaltı sofrasında diğer sabahlar nasılsa öyle oturuyordu. Sofradaki yerime oturduğum andan babamın akşamüzeri arabayla annemi almaya gelmesine kadar yarım saatte bir “ne zaman gideceksiniz, ne zaman geleceksiniz” diye sormaya başlamıştım.

Nihayet o an geldi. Babam araba yolunda durup kornaya asılarak geldiğini haber verdiğinde annem son hazırlıklarını yapmaya başladı. Amcam, ihtiyaç olması ihtimaline karşın kapının yanında duran küçük valizi arabaya çıkardı.

Annem odasında bir yandan hazırlanır bir yandan da bana ardı ardında tembihlerde bulunurken yatağının üstüne uzanmış, ellerim çenemin altında onu dinliyordum.

Israrla yaramazlık yapmamamı, onlar gelene kadar babaannemi üzmememi, onlar gittikten sonra dışarıya çıkmamamı, uslu durup yemeğimi yemem gerektiğini tembihliyordu.

Şalını omuzlarına alırken gelip yanıma oturdu. Bir eli sabah ördüğü saçlarımdan yanağıma doğru inerken gözlerime bakarak konuştu.

“Geldiğimiz zaman abla olacaksın. O zaman daha mutlu olacağız Şurina’m. Güzel güzel bizi bekle e mi yavrum.”

Cümlesi bittiğinde annemin artık yola çıkması gerektiğini söylemek için babaannem içeri girmişti. Annemle ellerimiz orada ayrıldı.

Ben onlardan önce kapıya varmış, arabanın yanına çıkmıştım bile. Yolda bir şeyler konuşan babamla amcamın yanına gittim. Babam beni kucağına alırken amcam beni kızdırmak belki çocukça bir şeyler söylememi duymak için her zamanki muzipliğiyle takılıyor, şakalar yapıyordu.

“Eee annenle baban seni bize bırakıp gidiyor Şurina ne yapcan?”

“Kardeşimi alıp gelicekler ki?”

“Yoo kandırmışlar seni bidaha gelmicekler ki. Sen burda kalıcaksın sadece.”

Bir yandan diyor bir yandan gülüyordu. Babam en sonunda amcama yalandan kızmış hatta bir tekme savurmuş

“Yürü lan, ben kızımı bırakır mıyım hiç, gidicez kızımın kardeşini alıp hemen gelicez dimi kızım” demişti.

O sırada annem babaannemin yardımıyla beraber toprak yola ancak çıkabilmişti. Yengemlerde yanımıza gelmiş, eğer bu akşam orda kalmaları gerekirse onu da almaya geleceklerini söyleyerek arabadaki yerlerini almak için kıpırdanmışlardı.

Babamın en son yaptığı şey iki yanağıma da sulu bir öpücük kondurmak sonra da şoför koltuğuna geçmekti. Annem de babaannem ve yengemin dualarından, nasihatlerinden sıyrılarak arabaya binerken yaptığı son şey bana bir kez daha bakıp “Biz yokken sakın ağlama tamam mı, yaramazlıkta yapma, uslu durursan hemencecik geliriz” demek oldu.

Bu nasihati son birkaç saat içinde o kadar çok duymuştum ki sıkılır hale gelmiştim. Aklımda annemlerin bir an önce gelmesini beklemek dışında yapacak sadece bir şey vardı. Onunla da tekrar tekrar meşgul olacağımdan yaramazlık gibi gözükecek bir şey yapmaya hiç niyetim yoktu.

Havada bir bahar esintisi, gökyüzünde turuncuya çalan bir güneş olduğunu hatırlıyorum. İkisi de yerlerini aldı, sonra da araba hareket etmeye başladı ve sonra, gittiler.

Yavaş yavaş benden uzaklaşırken bir yanım onlarla gitmek için inanılmaz bir heves duyuyordu. Her çocuğun boğazı, anne babasının kendisinden ayrı bir yere gittiğini görünce düğümlenir. Araba hareket edene kadar her şey yolundayken beni arkada bırakıp ağır ağır gittiklerini görmek beni birden duygu değişimine uğratmıştı. Ancak babaannemlerin varlığını hala arkamda hissettiğimden dolu gözlerimi görürler endişesiyle ne onlara doğru dönebiliyor ne de başka bir yere gidebiliyordum.

Sadece yol kenarına eğilip elime gelen birkaç taşı sanki çok önemli bir şey gibi incelemeye başlamıştım. Nihayet ev halkı teker teker eve gitmeye başlayınca bende arkalarından eve girebildim ve kimsenin yüzüne bakmadan bir beze sarıp sakladığım boyalı fındıklarımın başına oturdum. Hepsini bir ipe bağlayıp beşiğin başındaki çubuğa asacak böylece de annemlerin bir an önce gelmeleri için hiç yaramazlık yapmadan bir köşede oturmuş olacaktım.

Annem, kendisi yokken her zamanki haşarılıklarımla babaannemle dedemi bunaltmamı istemediğinden o kadar çok “uslu dur hemen geliriz” diye tekrar etmişti ki böyle otursam bir saat sonra hemen gelecekler zannetmeye başlamıştım.

Annemle babam gittikten belki on beş dakika sonra hava kararmıştı. Babaannem beni yemeğe çağırdığında elimdeki işe öyle dalmış, ipin üstünde durmayan fındıkları dengelemekten öyle bunalmıştım ki “olmuyor, olmuyor” diye bağırmaya başlamıştım.

Çabuk sinirlenen tabiatımı kimden aldığımı bilemem. Zaten bizim evde herkes pek çabuk parlar aynı hızla sönerdi.

Elimdeki işi beceremediğimden dolayı kendime de kızmış yemek yememekte diretmeye başlamıştım. Amcamın annemler gittikten sonra ben oyuncağı yapmak için konsantre olmaya çalışırken iki de bir beni ayağıyla dürtüp “seni bırakıp gittiler Şurina bi daha gelmeyecekler, eeeyyy sen bizle kaldın” diye diye beni çileden çıkartmaya çalışması da cabasıydı.

Babaannem yanında duran odun parçasını amcama doğru atıp azarlamasa ne kadar devam ederdi Allah bilir.

Yine de babaannem gel beni uğraştırma diye diretirken imdadıma koşan amcamdı. Yanıma oturup bir türlü yapamadığım şeyi bir çırpıda bitirmişti. Şimdi beş ikiz fındık birden ipe bağlanmış duruyor, ait oldukları yere asılmak için babaannemin zorla ağzıma sokuşturduğu yemeğin bitmesini bekliyorlardı.

O gece beş on dakikada bir kapının yanındaki pencereden annemlerin gelip gelmediğine baktım. Her seferinde babaanneme ne zaman geleceklerini sordum. Her soruşumda da amcam “gittiler, gelmicekler” demeye devam etti.

Bir süre sonra babaannem artık dayanılmaz bir noktaya gelmiş olacak ki kollarını sıyırmaya, yakasını açmaya, tülbendiyle kendine yel yapmaya başlamıştı. Sonunda bir önceki gece annemin bulduğu çare aklına gelmiş olacak ki “git uyu hemen yarın olsun, uyanınca gelmiş olurlar” diyerek beni yatağıma gönderdi. Hevesle girdiğim yatakta uykuya nasıl daldığımı hatırlamıyorum bile.

Hayatımda gafletle, cahillikle, her şeyden habersiz olarak uyuduğum ikinci gece, o geceydi. Hayatımda bir daha o ve bir önceki gecede olan halime, rahatça uyumama, çocukluğuma bakmadan kendime kızdığım, içten içe sayıp sövdüğüm bir durumda olmadım. En çok o iki geceyi hatırladıkça en büyük aptal benmişim gibi hissettim.

Şimdi anlatmaya başlayacağım şeyleri nasıl, hangi güçle bir kez daha dile getirip sana anlatacağımı bilmiyorum. Ama bunu yine de yapacağım. Başkalarından dinleyip benim için üzülmen yerine benden dinleyip hayat sırlarımı paylaşıyor gibi hissetmeni tercih ederim.

Bölüm sonu

1 yorum