İçeriğe geç

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 3

23.32

O günden beri de beni hep böyle seslenerek sevmiş ve bütün ailemin diline de bu sözcük pelesenk olmuş. Daha adım fısıldanmadan adım olmuş. Tabi bunda adıma karar verilirken yaşanan küçük kaosunda etkisi vardır.

Herkesin aynı baskın genetiği taşımasından da olabilir bizim orda herkesi her şeye söz söyleme hakkı vardır. Büyük dedem beni tahta yer beşiğimde tıngır mıngır sallayıp “Şurina” diye severken, sanki aileye bir daha hiç çocuk doğmayacakmış gibi her kafadan çıkan seslerle tartışmaya başlamışlar.

Dedem “Bu çocuk adıyla doğdu, bayram arifesindeyiz, adı Arife olsun ” demiş. Babaannem “ Hadi oradan, rahmetli anamın ismini koyacam buligime, Fadime olsun” diye üste çıkmış. Zira dedem annesinin ismini amcamın kızına koymuştu. Yengem “Madem Şevval ayındayız, adı Şevval olsun” diye söz almış. Bu sefer büyük amcam “ Yok ya, kendi kızıma koyamadım, benim içimde Hatice kaldı. Hatice olsun” diye diretmiş. Ablam “Yasemin olsun mu? Bence çok güzel” diye bir şansını denemiş ama ebeliğimi yapan Zarife teyze “Bu sebinin ebesi benim kendi adımı koyacam, Zarife olsun” diye birden çıkış yapmış. Küçük amcama da en sonunda, dayanamayıp “ E madem ya hepsini koyun ya hiçbirini koymayın, bu nedir yahu” diye isyan etmek düşmüş. Ama ne fayda?

Babam o sıra da sessiz sedasız her kafadan çıkan sesi dinleyen annemi beni kucağına alıp yüzünde tebessümle bağrına basarken görmüş ve kararını vermiş.

Yolların açılacağı tam iki hafta boyunca herkes kendi istediği isimle seslenmiş, öyle sevmiş beni. Yer yer yine ufak sürtüşmeler çıkmamış değil. Bu esnada babam pek bir şey dememiş. Ancak iki hafta sonunda şehir merkezine giden köy yolları ölümcül tehlikeli olmaktan çıkınca babam ilk iş köy minibüsüne bindiği gibi soluğu nüfus müdürlüğünde almış. Akşam elinde nüfus kağıdımla eve geldiğinde herkes bir heyecanla bakmış adımın yazdığı kısma ama biraz yüzü düşük, biraz içerlemiş gibi nüfus kağıdını usulca elden ele dolaştırmakla yetinmişler.

Meğer annemle babam bir gün, kar yere düşmeden fındık tarlalarından dönerken, evimizle fındıklığın arasındaki yolda biraz da kuytuca bir yerde kalan ağacın altında dinlenmeye oturmuşlar.

Burası bizim üç kişilik çekirdek ailemizin gizli, kendine has yeriydi. O ağacın altında sadece biz otururduk, başka kimse buraya saklandığı için onu görmezdi zannederdim. Burada oturduklarında da babam çoğunlukla annemin dizlerine başını koyar, sırtını yeşillikten görünmeyen toprağa uzatırdı.

O zamanda aynı böyle uzanarak mavi gökyüzünden geçip giden bulutları, başının üstünde nazlı nazlı sallanan dalları izlemeye, o meşhur türküsünü mırıldanmaya başlamış. Havadan sudan biraz konuştuktan sonra annem birden “Çocuğumuz olursa ne isim koyarız” diye sormuş babama.

Babam biraz düşünmüş sonra da “ Erkek olursa Ali Yiğit koyarız. Ali’ler okumuş olur. Hem de yiğit, atılgan olur” diye cevaplamış.

“Ya kız olursa”

“Kız olursaaa… O zaman da”

“Gülbahar olsun mu?”

“Olsun kız” demiş gülerek ve sonra da annem babama bana hamile olduğunu orda söylemiş.

Adım aslında orda koyulmuştu. Babamın elinde eve geldiği kağıtta da Gülbahar yazılmıştı.

Kimse itiraz etmemiş desem yalan olur. Ufak tefek mukavemetlerle babama biraz dayatmalar, birazda kırılganlıklar olmuş. Fakat bir süre sonra adımı benimsemişler. Dedem kulağıma ezan okuyup adımı fısıldamış.

“Senin adın Gülbahar, Şurina. Gülbahar, Gülbahar.”

O zamana kadar ve o zamandan sonra da bazen Gülbahar çoğunlukla Şurina diye sevilmişim. Ve adım aslında Gülbahar Şurina olmuş.

Bu kelimeler sana tuhaf gelebilir belki. Oysa o zamanlar köydeki herkes Lazca konuşurdu. Öyle ki büyük dedem gibi köyün ileri gelen yaşlıları Türkçe’ yi neredeyse hiç konuşmuyordu diyebilirim. Orada dünyaya gelen her bebek gibi ben de iki dilin içine doğmuştum. Bu bizim ata dilimizdi.

Bu defteri eline aldığında içinde bulunduğun zaman, girip çıktığın ortamlar, hayatındaki insanlar seni nasıl etkiler, senden neleri alır götürür şuan kestirebilmem mümkün değil. Annenin çamurlarına bulanmayı bile sevdiği memleketinden uzak mısın, yoksa orası senin için sadece turistik bir yer mi olur bilemem. Dilerim ki öyle olmaz. Çünkü eğer bu defteri okurken yanında değilsem, beni, doğup büyüdüğüm toprakları bilmeden, bin bir tonlu yeşil ağaçlarından, mütemadiyen siyaha çalan mavi denizinden, her daim mücadele verir gibi hoyrat olan insanından içine akan ılık aidiyet duygusunu hissetmeden, anneni anlayabilmen mümkün değil.

Bölüm sonu

11 yorum