İçeriğe geç

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 2

23.20

Bu coğrafyanın en yeşil, en mavi, en hırçın topraklarında doğdum. Karadeniz’in dik yamaçlarında kurulmuş köyümüzde, kalabalık ailemizin hep bir arada bulunduğu, girenin çıkanın belli olmadığı evimizde dünyaya gelmişim. Köyümüzün bağlı olduğu ilçe merkezine arabayla gidiş neredeyse bir buçuk saat sürerdi. İki arabanın yan yana gidemeyeceği dar köy yolları, eteklerinde yaşadığımız dağın etrafına dolanmış yılan gibi kavisliydi. Camdan dışarı bakacak olduğunda bir taraf zirvesi görünmeyen bir dağ, diğer taraf ise başını döndürecek kadar dipsiz bir uçurumdu.

Bir kış akşamı, gürültüyle yanan sobamızın etrafında herkes kendi halinde muhabbet edip kestane çizer, yün örerken annemin sancıları başlamış. Esasen doğumuma daha iki ay kadar bir vakit olduğundan beklenmedik gelişim karşısında herkesin eli ayağına dolanmış ve telaşla sağa sola koşturmaya başlamışlar. O sırada evlerimizin hemen hemen yan yana olduğu büyük amcam da hamile karısı, büyük kızı ve benden üç yıl yaş büyük oğluyla bizde olunca curcuna gittikçe büyümüş.

Panikle herkes bir anda elindeki işi, önündeki tepsiyi bir kenara atıp annemin başına üşüşmüş. Öyle ki sobanın gerisinde, kendisinden başka kimsenin oturmadığı yerinde sürekli uyuklayan büyük dedem bile uyanmış. Küçük amcam farkında olmadan kestane dolu tepsinin içine basıp, az evvel elinden bıraktığı bıçakla ayağını kesmiş, üstüne üstlük sonradan kediyle köpek gibi olacağımız amcamın oğlu bir köşede salya sümük haykırarak ağlamaya başlamış.

Sonrasında bu olay ne zaman hatırlanıp anlatılsa “ sen doğuyordun, hayatımın mutlu zamanları sona eriyordu, ağlamayıp ne yapsaydım” der, aramızdaki tatlı çekişmelere tuz biber ekerdi.

Gel gelelim bu esnada annem gitgide fenalaşırken, biri bir kolundan çekiyor, diğeri tülbendinin önünü açıyor, bir diğeri elleriyle yel yapıyormuş ki babaannem kontrolü mutlak şekilde ele almış. Babaannem nesli tükenmekte olan Laz kadınlarındandır. O, tayfasını tek başına çekip çevirmeyi bilen, çalışan, sürekli çalışan, devrilmez bünyesiyle iki kişinin kaldıracağı yükleri bir çırpıda sırtına atan bir devdi. Dedemin gurbette çalıştığı uzun yıllar boyunca, çocuklarını yetiştirmiş, bahçe ekmiş, fındık çuvallarını tek başına dik sırtlara taşımıştı.

Karnı burnunda yengem de panikten fena olmaya başlayınca, onu bir kenara oturtup eline aldığı keser sapını havada sallayarak herkesi susturmuş. Annemin bir koluna girerken büyük amcama diğer kolunu tut demiş ve bir hamlede annemi yerden kaldırıp odasına doğru götürmeye, götürürken de herkese kati emirler vermeye başlamış.

Beş dakika sonra ablam su kaynatıp bir iki çaput bulmaya, yengem babaanneme yardımcı olmaya, küçük amcam bir kenarda ayağını sarmaya, büyük amcam, dedem ve onun babası dua etmeye, kuzenim bir köşede sessiz sedasız durmaya memur edilmiş. Babam ise aceleyle ebe çakması komşumuz Zarife teyzeyi almak üzere yola çıkmış. Çıkmış çıkmasına da, karın dik yokuşlarda diz boyu olduğu, geceleri kurtların, çakalların, domuzların kapıların önlerine kadar geldiği, gökteki aydan başka ışığın olmadığı patika yollarda yürümek kolay mı? Ezbere bildiği yolları canhıraş şekilde giderken bir iki ufak yuvarlanma tehlikesi geçirdiğini anlatır. Karların içinde bata çıka, tepesine sarkan fındık dallarına tutuna tutuna, lastik ayakkabısının da eşini karların arasında kaybederek ancak menziline ulaşmış. Babam nefes nefese ne olup bittiğini yarım yamalak anlatmaya çalışırken, zavallı kadını kolundan çektiği gibi peşine takıp dönüş yoluna davranmış ki bereket versin Zarife teyze son anda ayağına lastik, sırtına bir kaban geçirebilmiş. Önde kendisi arkada Zarife teyze düşe kalka eve vardıklarında ben neredeyse doğmuşum.

Ancak Zarife teyze beni eline aldığında kordonun boğazıma dolandığını rengimin mora çaldığını görmüş. Odada herkes dünyaya ilk seslenişim olarak ağlamamı beklerken, benden ses seda çıkmamış. Bu sefer herkes az önceki telaşın aksine ölü gibi suskun, annem ne olduğunu tam anlayamamış bana bakarken, ölmüş olduğuma kani olan Zarife teyzenin ellerinde kıpırdanmaya başlamışım. Ağlamak değil de ağlamaya benzer mırıltılar çıkartınca herkes derin bir nefes almış.

İşte hayata attığım ilk gol böyleydi. Daha doğmazdan önce yakama yapışmış talihsizliği ve hayata tutunma çabasını, dünyaya gelirken peşime getirmişim. Hayatın, dünyaya gelir gelmez boynuma doladığı cefa silsilesi sadece göbek bağıyla kalmadı. Daha gözlerimi açmadan karşılıklı bir savaşa başlamışız. Yaşadığım her dakika, bir o benim ayağımı kaydırmış, bir ben ona tüm inatçılığımla galip geliştim. İşte şuan içinde bulunduğum durumda aşikâr. Belki de bana son oyununu oynuyor.

Neredeyse hiç hatırlamadığım, anılarımda izleri hep silik olan büyük dedemin kucağına beni verdiklerinde, yüz yılın çizgilerini barındıran kırışık yüzüyle bana uzun uzun bakmış. Sonra da, sanki büyük bir ferasetle hayat çizgimi görür gibi

“Oy küçük bibim –bibi bizim oralarda kız çocuk demektir-şimdiden başladı hemi gaybana felek. Bolaki ayağın kaymaz da kendi yolunu bulursun” demiş ve kulağıma adımı koyar gibi fısıldamış.

“Şurina.”

Bölüm sonu

16 yorum