İçeriğe geç

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 27 · 6 dk okuma

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 27

04.22

Birtaneciğim, sudan çıkmış balık deyimini duydun mu? Zannederim bu defteri okuyup anlama yaşın geldiğinde bu tabiri duymuş ve ne anlama geldiğini öğrenmiş olacaksın. Bulunduğu ortamdan başka bir ortama geçmiş kişilerin yaşadığı uyum karmaşasından bahseder. Maalesef otobüsten indiğim andan itibaren girdiğim ruh hali karşısında bu söz o kadar hafif o kadar yetersiz kalmıştı ki anlatamam.

Aslına bakarsan hala bile o gün ki şaşkınlığımı ifade edecek bir kelime ya da cümle bulamıyorum. Sudan çıkmış balık benim yanımda neydi ki? On saatten fazla süren bir otobüs yolculuğunun üstüne kendimi yepyeni, hayal bile edemeyeceğim bir dünyanın içinde buluvermiştim.

Kendimi aniden içinde bulduğum kalabalık, o güne kadar duymadığım şehir gürültüsü, görmediğim kadar araba, sesler, insanlar, etrafımda sürekli devinip duran hareket bir anda başımı döndürmüştü.

Amcam yanımda olmayıp beni sürekli uyarmasa attığım her adımda durup etrafı seyretmekten, gördüklerim bir rüya mı değil mi diye düşünmekten sıyrılamazdım. Amcam gideceği yerden emin ve etrafındaki bu değişime aldırmadan bilinçli hareketlerle ilerliyordu. Bense her adımda gördüklerimle yeni bir şaşırma evresine geçiyordum.

Uzayıp giden binalar, farklı yüzler, farklı kıyafetler, duvarları boylayan farklı resimler. O gün bütün bu gördüğüm yenilik çığı karşısında ne korku, ne sevinç, ne de heyecan hiçbirini hissettiğimi hatırlamıyorum. Sadece şaşkınlık. Gittikçe çoğalan ve beni hayretler içinde bırakan bir şaşkınlık.

İndiğimiz otogardan kalacağım yurda kadar nasıl geldik bilmiyorum bile. Aklım başıma yurt kapısının önünde amcamın benden burada ayrılacağını söylediğini anladığımda gelmişti.

“Nereye !?”

O ana kadar hissetmem gereken telaş duygusu kendini yeni göstermeye başlamıştı.

“Ben de iş yerine gideyim eşyalarımı şantiyeye bırakayım da ballim. Sen de yerleş. İkimiz de dinlenelim. Yarın ben seni yine gelir alırım gezeriz.”

Amcamın söylediklerine karşın hiçbir şey diyemedim. Okullar henüz açılmadığı ve yerleşmek için sürekli gelen giden olduğu için yurdun bahçesine kadar girmesine izin vermişlerdi.

“E durursun da artık tek kalacaksın burada. Korkmazsın dimi?”

“Yok canım. O da nerden çıktı.”

Zoraki bir gülümsemeyle zoraki bir cevap vermiştim ama bacaklarım titremeye başlamıştı. Bir yandan amcamın sandığımdan daha rahat olmasına ve bana beklediğimden fazla güvenmesine hayret ediyordum.

Yeni bir yere ayak bastığımız birkaç saat için de beni tek başıma bırakmakta bir mahsur görmemesi afallamama sebep olmuştu. Diğer yandan inatçı gururum ölse de böyle bir şeyi açık etmemekte kararlıydı.

“Yarın ben gelene kadar aman ha diyim sakın yurttan bir yere çıkıyım deme tamam mı Şurimşki?”

Sıkıca sarmaladığında söylediği sözlerin üzerini nereden geldiğini anlamadığım bir uğultu kapladı. Aslında vedalaşıp arkasına baka baka giderken onun da gözünün arkada kaldığı belliydi. Ama girdiğim yeni ortamla bir an önce yüzleşmem ve olabildiğince çabuk alışmam gerektiğinin benden önce farkına varmıştı.

Başlarda belli bir süre yanımda bir yerlerde olsa da bu her an sona erebilirdi ve benim o bile olmadan, yalnız, tek başıma bir serüvene başladığımı idrak etmeye ihtiyacım vardı.

Amcam bahçe kapısından çıkıp demir parmakların ardından kaybolana kadar arkasından baktım ve hiç bilmediğin, tanımadığın, tanıdık bile gelmeyen bir yerde tam anlamıyla yalnız olmanın yakıcı hissini boğazımda hissetmeye başladım.

O dakika da yanımdan geçip giden insanlara aldırmadan orada öylece dikilirken, annemle babamın gidişinden sonra kendimi yalnız hissettiğim her an da aslında yalnız olmadığımı fark ettim.

Yalnızlık işte böyle bir şey olmalıydı. En hassas yerinden darbe aldığında acını unutmak için teselli bulamayacağın birinin olmaması. Ağlamak için bile olsa ondan saklanacağın birinin olmamasıydı yalnızlık. Ve ben bunu ilk günden acı bir şekilde tecrübe ediyordum.

Parmaklarım valizin sapına nasıl kenetliyse, bir aile hasreti daha o andan itibaren yüreğime çökmeye başlamıştı. Bir an olduğum yere çöküp babaanne diye ağlamaya başlasam şaşırmayacaktım.

Dudaklarım titremeye başlıyordu ki bir an da irkildim.

“Saçmalama Şurina! Ta oralardan buralara gül bahçesi diye gelmedin herhalde. Zor olacağını bile bile istedin. Altından kalkarım diye direttin. Mademki ailenden ilk defa hem de bu kadar uzak bir yere gelmeyi göze aldın hakkını ver!”

İçimdeki hırçın kız beni kendime getiriyordu ve getirdi de. Ani bir hareketle yerde ki valizlerimi aynı an da kaldırıp arkamı döndüm ve yurdun kapısına doğru sert adımlarla ilerledim.

Bir besmele çekip sağ ayakla içeri girerken kendime her şeyin kolay olacağını telkin ediyordum. Bu telkinim de beni rahatlatmaya yaramıştı. Yaklaşık iki üç adım kadar. Yurdun büyük, ağır demir kapısından içeri girdiğimde benim gibi birçok kızı etrafta dolaşırken buldum. Kimi merdivenlerden inip çıkıyor, kimi girişin açıldığı oturma salonunda muhabbet ediyordu.

Kimi elinde ki kirli ya da temiz çamaşırları sağa sola götürüyor, kimi poşetlerle dibinde beklediğim ve ne tarafa gitmem gerektiğini bilmediğim merdivenden yukarı çıkıyordu. Herkes bilinçli bir şekilde hareket ediyor gibiydi ama kimse beni fark etmiyordu.

Bir süre, birine bir şeyler sormak, ne yapmam gerektiğini danışmak için girişimci ve atılgan tarafımın ortaya çıkmasını bekledim ama anlaşılan o da girdiği şoktan dolayı gizlendiği köşede kalmıştı.

Sonunda üzerinde danışma yazan ve hemen her iki dakikada bir birinin gelip büyük danışma masasının ardında iyice küçülmüş gibi gözüken kadına yanaştım. Her soruya büyük kemik gözlüklerinin ardından gözlerini yukarı dikerek cevap veren bu kadına meramımı anlatabilmiştim.

Her halinden benim gibi ilk defa buraya gelmiş olan birilerini karşıladığı ve bundan dolayı oldukça tecrübe kazandığı belliydi.

Otomatik bir refleks gibi bir yandan yurtta uymam gereken kuralları anlatıyor bir yandan da bir takım kağıtlar imzalatıyor, bazı kağıtları da elime tutuşturuyordu. Son olarak küçük bir anahtarı da avucuma bıraktıktan sonra kalacağım odanın numarasını söyledi.

“Eşyalarını taşımak için birinden yardım iste istersen” diyerek yine otomatik bir nezaketle teklifte bulundu.

“Merak etmeyin daha ağırlarını da taşıdım” dedikten sonra cevap mahiyetinde kafasını sallayıp tekrar önündeki kağıtlara gömüldüğünde artık harekete geçmem gerektiğini anladım.

Giriş katından üçüncü katta ki odama ulaşmamın yirmi dakika sürdüğünü söylediğim de senin de şaşıracağını tahmin ediyorum. Ama beni alaya alma. Her katta, koridorda, odalardan taşan seslerde, yanımdan geçen kızlarda gördüğüm yenilikler beni bir merak dürtüsüyle ağırlaştırdı.

Her adım da ayrı bir sindirme ihtiyacı yaşadım. Tabi birbirine benzer oda kapıları ve koridorlar arasında numaralandırma sırasını anlayamadığım için odayı bulamamam, ufacık bir kaybolma yaşamam da etkili oldu.

Bundan sonra ki günlerimin hatta yıllarımın geçeceği odanın önünde dikilip elimi kapı kulpuna attığımda sanki tuttuğum yüzeyden bütün vücuduma bir heyecan akımı yayıldı. Kalbim çarpıntısını şimdi belli etmeye başlamıştı. Öyle ki elimi geri çekip göğsüme bastırdığımı bile hatırlıyorum.

Ve o an arkamdan geçip giden kişilere, açılıp kapanan kapılara, kulaklarıma dolan seslere aldırmadan ciğerlerime derin bir nefes doldurdum. Gözlerimi sıkıca yumdum. Bir ibadet sonrası yakarışı gibi mırıldanmaya başladım.

“Allah’ım, bu bir rüyaysa ve bu kapıyı açtığımda rüyadan uyanacak olursam, bu rüyayı gerçekleştirmek için önümde dizilen engellere yenik düşmeme izin verme. Eğer yapmamı istemeseydin bu hayali bana kurdurtmazdın. Şimdi bunu gerçekleştirmek için bana güç ver.”

Parmaklarım kapı kolunu kavradığında gözlerimi açmaya henüz cesaret edememiştim. Kolu indirdiğimde çıkan sesle irkilip bir anda başka bir yerde gözlerimi açacağım endişesi beni kendinde iyice inandırmıştı.

Bu halim sana gülünç gelmesin. Birkaç saat öncesine kadar tüm dünyası, etrafında çevrili olan dağların arasında kalmış bir kızın, hayallerinde bile canlandıramadığı bir yere yine hayallerinde bile canlandıramadığı bir şekilde gitmiş olması gerçekten de inanılması imkansız bir olaydı. O yüzden bu durumun içinde olsam bile hala tam anlamıyla inanmakta zorlanmam bundandı.

Ciğerlerimdeki nefesi boşaltırken daha derinden gelen bir besmeleyle kapı kolunu da aynı anda indirdim. Kapı aralandığın gözlerimi yavaşça açma cesaretim şimdi vardı. kapıyı ardına kadar açarken karşımdaki pencereden olanca kuvvetiyle vuran güneş ışığı bir andan gözlerimi kamaştırmıştı. Tıpkı uzun bir süre uyuyup uyandıktan sonra gözlerini açmaya çalışırken yaptığı gibi.

Kapı ardına kadar açık, ben eşikte belirgin bir gülümsemeyle küçük odaya, odanın içinde duran ve ne yaptığımı anlamamış iki şaşkın kız da bana bakıyordu.

Onların tuhaf bakışlarına karşın benim neredeyse heyecanla sırıtan yüzüm, kızlar dahil, odanın her yerinde dolaşıyordu. Gözlerim ikisini de bulduğunda içimde yankılanmaya başlayan kelimenin ağzımdan çıkmasına engel olamadım.

“Gerçekmiş!”

Ve önümde tüm aydınlığıyla duran gerçekliğe doğru adım attım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.