Göz aydınlığım, ilerde, Allah sana uzun bir ömür nasip ettiğinde inişli çıkışlı bu hayatta mucizeler olduğuna inanır mısın bilmiyorum. İnsan ne duyarsa duysun, en yakınından dinlese bile başına gelmedikçe içten bir şekilde buna inanmakta zorlanıyor.
O yaşıma kadar acaba gerçek mi değil mi, var mı yok mu diye üstünde düşünmediğim, düşünecek olsam bile ihtimal vermediğim bir mucize oldu.
Zaten bu hayatta başıma gelen üç mucize yaşadım. İşte bu mucizelerin ilki o akşam babaannemin ağzından çıkan kelimelerle gerçekleşti.
“Peki madem.”
Sadece iki kelime. Kime söylesen iki kelime nasıl bir mucize olabilir ki diye düşünür muhtemelen. Ama kendime kuracağım hayatımın kapıları babaannemin dudaklarının arasından çıkan bu iki kelimeyle aralandı.
Bir şeyi uzunca bir bekleyişten sonra karşında gördüğünde yaşanılan şok ve onun getirdiği tepkisizlikle olduğum yerde kıpırdanmadan, sanki bir jüri heyetinin önünde dikilmiş gibi karşımda oturan aile fertlerine bakıyordum.
“Git neresiyse orda okulunu oku. Madem başarılı olacağına eminsin.”
“Eminim.”
Cevap öyle otomatik bir şekilde çıkmıştı ki odanın karşı tarafına ulaşınca konuştuğu fark etmiştim. Büyük amcam sanki her an karşı çıkacakmış, her an olumsuz bir şey söyleyecekmiş gibi tedirgin bakışlarımı üzerinden kopartamıyordum.
En sonun da bana hitaben olmasa da amcama yönelerek konuştu.
“Şirketle konuşurum ben yeni işin başına seni gönderirler. Birkaç ay orda durursun artık ne kadar sürerse.”
Amcam da karşı çıkmıyor, isteksiz, memnuniyetsiz gözükmesine rağmen nasıl gideceğime dair planlar yapıyordu.
Ve ben bunları sanki benimle hiç alakası yokmuş gibi sanki günlerdir duymak istediğim şeyleri değil de her gün duyduğum sıradan şeyleri dinliyor gibi dinliyordum.
Olacağına ihtimal vermediğin ama yine de çok istediğin bir şeyi bulunca sevinçten zıplamadan önce bu şok hali vuruyormuş insana meğer.
Kendime gelip bir şey söylemek ihtiyacı hissettiğimde neler konuştuğumun farkında bile değildim.
“Amcam söz veriyorum bana hiçbir şey olmayacak. Çok başarılı olacağım söz. Herkese beni anlatacaksın.”
Cümlem bitip de amcamın boynuna sarıldığımda yerimden kıpırdadığımı ve amcamın yanına geldiğimi fark ettim. Sonra da kendimi yine babaannemin dizlerinin dibinde başımı kucağına uzatmış, kollarımı dizlerine dolamış şekilde buldum.
O andan sonra beni saran sadece acaba gerçek mi değil mi, olacak mı olmayacak mı korkusuydu. Hem sevincimi, hem de hiç bilmediğim hiçbir fikrimin olmadığı bir yerde hiçbir fikrimin olmadığı dersleri okumanın korkusunu kimseye gösteremiyordum.
Amcamın okulla ilgili sorduğu her soruyu içi nasıl rahatlayacaksa öyle cevaplandırmaya çalışıyordum. Uzakta olduğumuz için yapamadığımız her işlemi yapması için yardım sözü veren öğretmenimin yapacağını söylüyor “hiç sorun olmayacakmış, öyle yapacak çok kolay olacak” diyerek kendimce amcamın ferahlatmaya çalışıyordum.
Son olarak öğretmenimden aldığım mektup, bana verilen izine ne kadar sevindiğini belirttikten sonra kayıt işlemlerimin, hatta kalacak yerimin bile ayarlandığını haber veriyor ve ne zaman, hangi gün orada olmamız gerektiğini bildiriyordu.
Böylece geriye son birkaç günün geçmek bilmeyen saatlerini saymaktan başka bir şey kalmamıştı.
İnsan her ne kadar ürkse de bir şeyi beklerken zaman öyle yavaşlıyor ki hayatın can acıtmayan doğal işkence usulü desek tam üstüne oturur.
Sonunda o saat geldi çattı. Hayatımda ilk defa adım attığım ve kalabalıktan, sürekli sağa sola koşturup bir yere yetişmeye çalışan insanlardan, anlamadığım anonslardan, gelip giden otobüslerden başım dönmüştü.
Yengemin sıkı tembihleri, Esma ile bitemeyen kucaklaşmamızın boğaz yakan tuzlu tadı bu şaşkınlığın arasında erimişti. Esma’ya el sallarken tutmaya çalıştığım iç çekişlerim orada şaşkınlık hıçkırıklarına dönmüştü.
Amcamlar otobüsün geleceği peronda bekliyor valizlerin yerleştirilmesiyle ilgileniyordu. Babaannemin ketumluğu çözülmüş, nasihat etme sırasını amcam devir aldıkça bana aynı şeyleri üstüne basa basa tekrar tembihliyordu.
“Aklın başında olsun! Sakın öyle herkesin peşine takılayım deme! Tanımadığın kimselerle hemen samimi olayım, derslerimi aksatayım deme! Hocalarının sözünden çıkma he mi !”
“Tamam babaanne çıkmam.”
Etrafa bir göz gezdiriyor, önümüzden gelip geçen insanları süzüyor sonra aklına yeni gelmiş gibi birden lafa giriyordu.
“Bak sakın bilmediğin yerlere girip çıkayım, tanımadığım etmediğim insanların peşine takılayım deme! Herkesin verdiği her şeyi hemen alayım deme! Derslerini iyi dinle, sakın hocalarına saygısızlık yapma!”
“Yapmam babaanne, hiç yapar mıyım?”
Ve benim giderayak gitmemi kabul ederek bu büyük fedakarlığı yapan babaannem ve amcam karşısında asla bozuk durmaya onlara karşı sabırsız davranmaya niyetim yoktu.
Gerginlikten buz gibi olan ellerimi ısıtamıyordum. Heyecanımı bastırmak adına babaannemin yanında zıplamamak için kendimi tutuyordum. Babaannemin çatık kaşlarına baktıkça her an vazgeçecek olmasından şüpheleniyordum.
Ama hiçbir şey olmadı. Hareketten önce otobüsün kapısına ilerlerken bile içinde olduğum duruma inanmakta şüphe ediyordum. Otobüsün kapısında ilk basamağa bastığım anda birden uyanıversem bütün bunların rüya olmasına hiç şaşırmayacakmışım gibi geliyordu.
Amcamla babaannemin ellerini öpüp vedalaşırken, ah içim nasıl yanıyordu bir bilsen. Dünyada ailem kadar hiçbir şeyi sevmedim, hiçbir şeye onlar kadar bağlı hissetmedim.
Ne yazık ki hiçbir şey bedel ödemeden elde edilmiyordu ve onlardan bir süreliğine olsa bile ayrılmakta kendi hayatımın dizginlerini elime almam için ödemem gereken bir bedeldi.
Amcamla babaannemin buğulu gözlerini, ağlamamak için titreyen dudaklarını geride bırakarak otobüse adım attım. O adım önce düşlemeye korktuğum, sonra da gerçekleştiğine inanmakta zorlandığım bir hayalin ilk adımıydı.
Bir gün doğup büyüdüğüm yerlere adım atarsan, deliler gibi koştuğum dar patikalarda ve dik yokuşlarda her gün seyrettiğim ufuk çizgisini seyrettiğinde, içinde olduğu dünyadan başka bir dünyanın da var olduğunu düşünmeyen bir çocuk için bunun ne demek olduğunu belki hayal edebilirsin.
Camdan aşağı bakarak durmadan el sallarken babaannem ve amcamın görüntüleri git gide küçülüyordu. Otobüs beni onlardan uzaklaştırıyor, büyük bir riski göze alarak içine dalmayı kabul ettiğim bilinmezliğe beni yaklaştırıyordu.
Şimdi sadece yanımda oturan amcamdan destek alabiliyordum ve onun koluna bir zamanlar sarılan çocuk gibi sarıldım.
Saatler sürecek bir yolculukta, yanından her şey akıp giderken kendinle bir iç muhasebeye tutuşmak kolay değildi. Kafam amcamın omuzuna gömülü nasıl bir risk aldığımı düşünüp durdum. Beni nelerin beklediğini, nasıl geri dönüşü olmayan bir yola adım attığımı, bu ana kadar neler olup bittiğini sakin bir kafayla ve tüm berraklığıyla tek tek bir kez daha gözden geçirdim.
“Beni daha neler bekliyor amca?”
Son birkaç günün gerginliği üstümden çekilmeye başladıkça üzerime tatlı bir mayışma hali çökmüştü. Otobüsün sessiz ve hafif sallanan hareketleri iyice gevşememi sağlamıştı. Kafamı kaldırmadan da ağzımdan çıkan bu soru da iplerini koparmak için sinyal veren zihnimin bir ürünüydü.
“Kim bilir şurimşki, Bir saat sonrasının ne getireceğini kim bilir.”
Amcamla orda uzun bir aradan sonra tekrar buluşmuş arkadaşlar gibi konuşmaya, dertleşmeye ve içimi anlamadığım bir refleksle dökmeye başladım. Beni babaannemle konuşurken duyduğunu biliyordum ama yine de ikna etme çabası olmadan, sadece anlaşılmak için içimden geçenleri anlatmak engel olamadan ağzımdan dökülüveriyordu.
Amcamla kendimi birden yıllar önce herkesten gizli tuttuğum ağacımın altında yan yana oturan ve hiç konuşamadan dertleşen çocuklar olarak buldum. Ama orada, o koltukta büyümüş, yeni bir dünyaya yelken açmaktan çekingenlik duysa da korkmayan yetişkinler olarak konuşuyor, bu sefer kelimeleri kullanabiliyorduk.
İşte böyle kızım. Annenin ilk hayatı o otobüs yolculuğuna kadar olan yıllardan ibaretti. O zaman hayatımda böyle bir ayrımın olacağını elbette bilmiyordum. İlk zamanlar hayatımda değişen hiçbir şeyin olmadığını düşünüyor, şimdiye kadar nasıl yaşadımsa öyle devam edebileceğimi zannediyordum.
Ama yaşadıkça ve geçmişimde kalan ne varsa onlara dönüp baktıkça bir gün geride kalan kızla, o kızı seyreden kişinin aynı ben olmadığını fark ettim.
Şimdi düşünürken bile beklemediğim bir değişimin içinden nasıl da hiç fark etmeden, hiç bir şey hissetmeden geçmiş olmama hala hayret ediyorum. En çokta hayret ettiğim bu değişimin farkında olmamak, kendimi birden, otogarda bıraktığım kızdan başka biri olarak bulmuş olmak.
Sana, bir bahar fırtınası gibi esen, güneşli günler gibi parlayan, yağmurlu günlerde şimşek gibi çakan, delişmen, dolu dizgin ve içinde çocuk olmaya dair hiçbir ukde taşımayan çocukluğumun hikayesini anlattım.
Şimdi kendimi bir nebze de olsa rahatlamış hissediyorum. Bu geceden sonra yaşasam da ölsem de kendi ellerimden sana bir şey bırakmak bana nasıl da taze bir nefes aldırdı bilemezsin.
Ben, annem ve babamın hayatlarına, çocukluklarına dair anılar biriktirecek kadar şanslı olamadım. Eğer şimdi böyle bir şey senin de başına gelme ihtimali varsa benim çektiğim özlemin acısının bu kadar ağır yaşamaman için damarlarımda kalan gücün son zerrelerini bile bunu hafifletmeye çalışarak harcayacağım.
Başım gittikçe ağırlaşmaya, gözlerim ağrımaya başladı. Baban arada bir kıpırdanıyor ve huzursuz, derin nefesler veriyor. Sana yazdıklarımın bir kısmında uyanacak diye endişeliydim. Ama son haftalarda o kadar yorgun o kadar bitkindi ki omuzlarına kaldıramayacağından korktuğu bir yükün binmesinden öyle korkuyordu ki bu ana kadar böyle dayanmış olması bile bir mucize.
Ah mucizeler demiştim değil mi? İnsan başına gelmeden inanamıyor.
Daha fazla dayanabilir miyim bilmiyorum. Ellerim titriyor. Kalemi tutmakta zorlanmaya başladım. Vaktim gittikçe tükeniyor. En fazla birkaç saatim kaldı. Ama sana hayatımın ikinci mucizesini anlatmadan kalemi elimden bırakmak istemiyorum.
Sana çocukluğumun nasıl geçtiğini, şuan olduğun yaşlarda neler yaşadığımı ve neler yaşamak zorunda kaldığımı, her şeyi ve hepsini olmasa da, bir nebze anlatmaya çalıştım. Buradakiler dışında merak ettiğin her şeyi Esma teyzene ya da Yusuf dayına sorabilirsin. Çünkü hayatımın ilk yarısı hep onlarla beraberdi. Her anımda, her yaşımda onların da izi var. Amcalarım, yengem… ne zaman ihtiyacım olsa hep oradaydılar. Doğduğum andan itibaren o basamağa adım atana kadar hep yanımdaydılar.
Kollarımda kalan güç buna ne kadar yeter bilmiyorum ama şimdi sana o çocukluktan sıyrılıp nasıl da bastığı yerden kıvılcımlar çıkartan bir kadına dönüştüğümü anlatmalıyım.
Ve ben, bu kadına dönüşürken yanımda sadece biri vardı. İşte o kişinin de içimin gizli köşelerinde neler yaptığını, biraz da olsa sana anlatmalıyım.