istiyordu.
Ve ben 17 yıl önce “hayatım çok güzel olacak” diye evlendiğim adamın yanında, yine herkesin ihtiyacını karşılamaya çalışan biriydim.
Çayı koydum. Bu sefer kendime de koydum. Üniversitenin sitesini açtım. “Yetişkin öğrenci başvuru şartları” sekmesindeydim.
Yaren “Anne duymuyor musun?” diye bağırdı.
Berk “Liste pahalı mı?” diye sordu.
Mert “Kahvaltı yok mu?” dedi.
Ben ekrana baktım. “Başvuru son gün: 15 Ekim.”
Bugün 12 Ekim’di.
O anda içimde biriken 17 yılın yorgunluğu patladı.
Döndüm, sesim normalden tok çıktı:
“Yeter be! Git paranı babandan al. Sen de projenin işini kendin yapacaksın. Eğer kabul etmiyorsanız kapı orada. Sen hele bir düşük al Berk, o telefonu kıramazsam adım Deniz değil.”
Berk donakaldı. Yaren’in yüzü düştü.
Mert yatak odasından seslendi: “Kahvaltı!”
Ben tezgahın kenarına yaslandım, gözüm Mert’te:
“Git kendin hazırla. Ben gidiyorum. Banka hesabıma 2 bin TL at. Lazım.”
Cümleyi söylerken elim titremedi. İlk defa “ben” diye bir cümle kurmuştum ve kimseye açıklama yapmamıştım.
Mert şaşkınlıkla başını kaldırdı: “Nereye gidiyorsun sabah?”
“Beni 17 yıldır görmediğin yere,” dedim. “Kendime.”
Çantamı aldım, kapıya yürüdüm. Arkamdan Yaren’in “Anne ciddimisin?” fısıltısı geldi. Ciddiydim.
Kapıyı kapattığımda içeride kalan üç kişinin sessizliği, 17 yıllık gürültüden daha yüksek çınladı.
Cebimde üniversitenin başvuru sayfası açıktı. Zaman 08:47’ydi. Son gün 12 Ekim’di.Kapıdan çıkar çıkmaz soluğu annemin evinde aldım.
Annem mutfakta çay demliyordu, beni görünce kaşı kalktı: “Bu saatte ne oldu yine?”
Elimdeki çantayı yere bıraktım, derin bir nefes aldım ve gözünün içine baktım:
“Anne, yanına geldim. Ben 4 senede okuyacağım ve sınava tekrar gireceğim. Öğretmen olacağım.”
Annem elindeki kaşığı tezgaha bıraktı. 17 yıldır ilk defa beni hiç bölmeden dinledi.
Sonra sessizce başını salladı: “Bu evin kapısı sana hep açıktı Deniz. Ama asıl kapıyı sen kendine açıyorsun şimdi.”
O gece annemin eski mutfak masasında oturdum. Önümde yıpranmış YKS kitapları, elimde kalem.
17 yıl önce dondurduğum hayal, bu sefer dondurulmayacak kadar sıcaktı.
Dışarıda yıldızlar yine açıktı. Ama bu sefer onları izleyen kadın, başkası için değil, kendi için uyanıktı.Telefonuma “Eve gel” mesajı düşeli 10 dakika olmuştu.
Eve gittiğimde Mert kapıda beni bekliyordu. Arkasında annesi, babası, salonda da çocuklar.Hava gergin ve kalabalıktı.
Mert gözlerimi süzdü: “Nerdeydin sen yine?”
İçimden o anda dövesim vardı. 17 yılın yutkunduğu her cümle boğazıma düğümlenmişti.
Ama çocukların önünde patlayamazdım. Derin bir nefes aldım, sesimi sakin tuttum:
“Annem yanına gittim. Hasta olmuş. Yanında durmam gerekti.”
Mert bir şey diyecek oldu ama annesi araya girdi: “Geçmiş olsun kızım.”
Tam oturacaktım ki Berk koşarak geldi, defteri elinde:
“Anne! Sınavım var ya, yardım et dedim sana. Proje ödevine bak.”
Herkes benden bir şey bekliyordu.
Ama bu sefer ilk defa kendi cevabım hazırdı:
“Tam Berk, yemeği yiyelim önce. Sonra seninle oturup projeye bakarız. Ben de yarın kendi dersime çalışacağım.”
Mert kaşlarını çattı. Kayınvalidem şaşkın şaşkın baktı.
Ama ben masaya oturdum. Artık sadece onların değil, kendi zamanımın da sahibi gYemek masasında kaşıklar tıkırdıyordu ama kimse konuşmuyordu.
Kayınvalidem ilk bozan oldu: “Kızım, hasta olan annen şimdi nasıl? Biz de gelseydik ya.”
“İyi anne, ilaçlarını verdi doktor. Dinleniyor,” dedim.
Mert tabağını itti, bana döndü: “4 senede okuyacağım, öğretmen olacağım… Ne bu şimdi? Çocukları, evi bırakıp gidecek misin?”
Sesi sert ama gözünde bir korku vardı.
Çatalımı bıraktım. 17 yıldır ilk defa sözümü kesmeden söyledim:
“Hayır Mert. Gidip gelmeyeceğim. Buradayım. Ama artık sadece senin eşin, çocukların annesi değilim. Ben de Deniz’im. 22 yaşında bıraktığım Deniz’i geri alıyorum.”
Yaren kaşığını bıraktı. Berk’in gözleri fal taşı gibi açıldı.
Kayınpederim öksürdü, “Ailede huzur bozulmasın kızım,” dedi.
Ben başımı salladım: “Bozulmayacak baba. Huzur, biri susunca değil, herkes konuşunca gelir.”
Yemekten sonra çocukları yatırdım. Berk’in proje ödevine baktım, formüllerini kontrol ettim. Yaren’e “Yarın okulda öğle yemeğini evden götür,” dedim. İlk defa itiraz etmedi.
Gece 12’yi geçiyordu. Misafirler gitti, ev sessizleşti.
Salonda üniversitenin başvuru ekranı açıktı. Elim titreyerek “Onayla” tuşuna bastım.
Arkamdan Mert’in sesi geldi:
“Gerçekten yapacak mısın bunu?”
Dönüp baktım. Bu sefer kaçmadım:
“Yapacağım Mert. Çünkü yapmazsam 17 yıl sonra yine aynı soruyu soracağım: Ben nerede kayboldum?”